Nakit sermaye artışında faiz indiriminde iki yeni görüş

Nakit sermaye artışında faiz indiriminde iki yeni görüş

Sermaye şirketlerinin nakit sermaye artırımlarında faiz indirimi olanağı sağlayan düzenlemeyle ilgili çok sayıda makale yazdım. Makalelerin konusu genel olarak cevabı bulunmayan veya cevabı net olmayan konulara ilişkin. Bu konulardan bir kısmı, örneğin sermaye taahhüdünün ortağın öz kaynağından karşılanması koşulu, çoğu zaman teşvikin uygulanmasını olanaksız hale getiriyor ve yasal düzenleme yapılmadan çözülmesi de olanaklı değil. Tartışmalı konularda Gelir İdaresi özelgeleri çıkmaya başladı. Muhtemelen yakın zamanda konuyla ilgili yargı kararlarını da görmeye başlarız. Özelgeler ve yargı kararları belirsizlikleri bir ölçüde giderecek. Ancak yukarıda da ifade ettiğim gibi, bütün belirsizlikler giderilse de yasal düzenlemede değişiklik yapılmadan teşvikin etkin olarak sonuç doğurması zor. Tartışmalı konularla ilgili yeni bir gelişme oldukça yazmaya çalışıyorum. Bu çerçevede tartışmalı iki konuda çıkan Gelir İdaresi özelgelerinden bahsetmek istiyorum.

1. Devir halinde finansman gider indirimi

Yasal düzenleme gereği, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artırımları, indirim hesaplamasından dikkate alınamıyor. Birleşme, devir ve bölünme işlemleri sonucu artırılan sermayenin tamamı için faiz indiriminden yararlanılmaması, her türlü sermaye artırımının düzenleme kapsamında olmaması nedeniyle doğrudur. Bu çerçevede örneğin, en son 2014 yılında nakit sermaye artışı yapan bir kurumun 2018 yılında bir başka kuruma devri halinde, devir nedeniyle devralan şirkette yapılan sermaye artışı nedeniyle faiz indirimi yapılması düşünülemez. Çünkü devralan kurumun da zaten böyle bir olanağı yoktur. Ancak, yasanın yürürlükte olduğu dönem içinde nakit sermaye artıran ve faiz indiriminden yararlanan bir şirketin, bir başka şirkete devri veya bölünmesi durumunda, devir ve bölünme ile ilgili bütün diğer düzenlemeleri düşündüğümüzde, faiz indirimi olanağının devam etmesi gerekir. Mevcut hakkın yeni şirkette devam etmesi hem faiz indirimine ilişkin düzenlemenin, hem de devir ve bölünme düzenlemelerinin amaçlarına daha uygun. Nitekim Gelir İdaresi tarafından verilen 2 Ağustos 2019 tarih ve 66713 sayılı özelgede, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükümleri ve 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar çerçevesinde; 

  • 2018 yılında devralınan şirketin nakdi sermaye artırımına ilişkin hesapladığı ve kazanç yetersizliği nedeniyle 2017 yılında yararlanamadığı nakdi sermaye artışı indirimi ile 
  • Söz konusu sermaye artışına ilişkin olarak 2018 ve müteakip yıllarda devralan şirket tarafından hesaplanacak nakdi sermaye artışı indirimlerinin devralan şirketin kurumlar vergisi beyannamesinde kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmasının mümkün bulunduğu açıklanmış. Özelgede ayrıca, devir işleminden kaynaklanan sermaye artırımları dolayısıyla indirimden yararlanılamayacağı vurgulanmıştır. Böylece, nakit sermaye artışında faiz indirimine ilişkin hem önemli bir belirsizlik giderilmiş hem de teşvikin daha etkin olmasına önemli bir katkı yapılmış

2. Borcun sermayeye eklenmesi

Borcun sermayeye eklenmesinin teşvik kapsamında olup olmadığı açık değil. Mali İdarenin konuyla ilgili olarak yayımladığı Tebliğde yer alan açıklamalardan, kapsamda görülmediği anlaşılıyor, ancak bu durum net olarak da ifade edilmemiş. Gelir İdaresi tarafından verilen 12 Ocak 2018 tarih ve 2836 sayılı özelgede İdare görüşünü net olarak açıklamış. Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleşen sermaye artışları dolayısıyla indirim uygulamasından yararlanılamayacağı, bu çerçevede ortaklar cari hesabında izlenen tutarlar kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımı nedeniyle faiz indirimi uygulamasından yararlanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiş. Ortaklara borcun sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışlarında faiz indirimini engelleyen açık bir yasal düzenleme yok. Kişisel düşüncem, ortaklara borcun sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışının nakit sermaye artışından özü itibariyle bir farkı yok. Bu nedenle de borcun sermayeye eklenmesi durumunda faiz indiriminden yararlanılabilir. Kaldı ki, ortaklara olan borçlar dahil mevcut borçlarını ödemek isteyen kurumların, borcun ödemesinde kullanmak üzere nakit sermaye artışı yapmaları, gelen nakitle de ortaklara olan borçlar dahil mevcut borçlarını kapatmaları durumunda, ne yasal anlamda ne de yasanın amacı anlamında bir sorun olmadığı açık. Bir başka şekilde, ortaklara olan borçlarını banka kredisiyle kapatan, banka borcunu da artırılan sermayeden gelen nakitle karşılayan bir şirketin bu işleminin faiz indirimi açısından eleştirilecek bir boyutu bence yok.

Recep BIYIK | Dünya | PWC

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Başlıksız Belge