17/04/2020 tarihinden sonra işverence yapılan fesihlerin farklı hukuki sonuçları olabilir mi?

Kanun koyucunun geçici 10 uncu madde ile getirdiği fesih yasağı ilk bakışta mutlak bir hüküm olarak görülse de bu madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline idari yaptırım uygulanacak olması mutlak olan hükmü tartışılır hale getirmektedir.

17/04/2020 tarihinden sonra işverence yapılan fesihlerin farklı hukuki sonuçları olabilir mi?

TBMM’de 16/4/2020 tarihinde kabul edilip, 17 Nisan 2020 tarih ve 31102 Sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Giren 7244 Yeni Koronavirüs (Covıd-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 9 uncu maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu’na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Bu Kanunun kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın her türlü iş veya hizmet sözleşmesi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle 25 inci maddenin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunların ilgili hükümlerinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında işveren tarafından feshedilemez.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç aylık süreyi geçmemek üzere işveren işçiyi tamamen veya kısmen ücretsiz izne ayırabilir. Bu madde kapsamında ücretsiz izne ayrılmak, işçiye haklı nedene dayanarak sözleşmeyi fesih hakkı vermez.

Bu madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline, sözleşmesi feshedilen her işçi için fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası verilir.

Cumhurbaşkanı birinci ve ikinci fıkrada yer alan üç aylık süreleri altı aya kadar uzatmaya yetkilidir.”

Kanun koyucu covid-19 salgın hastalığının etkisi ile derinden etkilenen işçi-işveren ilişkilerine bir düzen getirmek amacıyla 17 Nisan 2020 tarihinden 17 Temmuz 2020 tarihine kadar (ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında) işveren tarafından işçilerin iş sözleşmelerini feshedemeyeceği ile ilgili geçici bir düzenleme getirdi. Başta 4857 sayılı İş Kanunu olmak üzere, Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’na tabi çalışanların iş sözleşmelerini de kapsayan ve 17 Nisan 2020 tarihinden 17 Temmuz 2020 tarihine kadar devam edecek olan süre içinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler hariç işverence yapılacak tüm fesih türlerine yasak getiren bir düzenleme yaptı. Buna aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline de sözleşmesi feshedilen her işçi için 2.943 TL idari para cezası uygulanacağını hüküm altına aldı (İşK geçici m.10).

Ancak Kanunun açık düzenlemesine rağmen işverenlerce feshin gerçekleştirilmesi halinde, doğabilecek hukuki sonuçlar konusunda tartışmaya açık bazı noktaların bulunduğunu söylememiz lazım. Kanun koyucunun geçici 10 uncu madde ile getirdiği fesih yasağı ilk bakışta mutlak bir hüküm olarak görülse de bu madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline idari yaptırım uygulanacak olması mutlak olan hükmü tartışılır hale getirmektedir.

Çünkü “madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline” ifadesinde, işverenin fesih bildirimi yapmasının mümkün bulunduğu ancak bunun yaptırımının idari para cezası olduğu anlamı çıkmaktadır. Kanun koyucu getirdiği düzenleme ile feshi mutlak olarak yasaklamayı murad etseydi o zaman, “Bu Kanunun kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın her türlü iş veya hizmet sözleşmesi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle 25 inci maddenin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunların ilgili hükümlerinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında işveren tarafından yapılacak fesihler geçersizdir” şeklinde düzenleme yapmalıydı. Kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre, “madde hükümlerine aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline” cümlesinin bu anlamı taşıdığını söylememiz yanlış olmayacaktır. Ancak hemen ifade etmemiz gerekirse, madde metninin aceleye getirildiğini ve konunun uzmanları tarafından yeterince incelenmediğini söylememiz mümkündür.

Şayet geçici 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası düzenlenmemiş olsaydı, “….benzeri sebepler dışında işveren tarafından feshedilemez” mutlak hükmü karşısında, işverenin fesih beyanı geçersiz/yok hükmünde sayılabilir ve işverene herhangi bir idari yaptırımın uygulanmasına gerek de kalmazdı. Bu kapsamda, yok hükmünde sayılan fesih bildirimine aynı zamanda idari yaptırım uygulanması da mümkün olmazdı.

Uygulamada ileri sürülen başka bir görüşe göre, fesih bildirimi yapılabilir ancak üç ay sonra hüküm ve sonuçlarını doğurabilir şeklindedir. Başka bir anlatımla, işverenin fesih bildirimi, yasağın sona erdiği 17 Temmuz tarihinden sonra hüküm ve sonuç doğuracağından fesih bildirim süreleri 17 Temmuz tarihinde başlayacaktır. Örneğin 56 günlük ihbar süresi olan bir işçinin ihbar öneli 17 Temmuz tarihinde başlayacaktır.

Diğer bir görüşe göre de fesih yapılabilir ancak fesih haksız fesih sayılır. İşveren haksız feshin hukuki sonuçları ile bağlı kalır. Bu durumda haksız feshe uğrayan işçiler iş güvencesi kapsamında ise, işe iade hakkı elde ederler. Kapsam dışındakiler ise, ihbar ve kıdem tazminatının yanında haksız fesih tazminatına da hak kazanabilirler. Madde hükmüne aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline ayrıca idari para cezası da uygulanabilir. Kanaatimiz odur ki, son görüş hukuka daha uygun görünmektedir. Çünkü madde düzenlemesinde fesih geçici olarak yasaklanmakta ancak yasağa aykırılığın yaptırımı da idari para cezası olarak (her işçi için bir brüt asgari ücret) düzenlenmektedir.

 Lütfi İNCİROĞLU

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2020, 14:38
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Başlıksız Belge