Hangi kâr dağıtılabilir? Hangi kârın dağıtımı kısıtlandı?

İki tür kâr vadır: İlki vergi mevzuatına göre hesaplanan mali kâr, diğeri de ticari mevzuata göre hesaplanan ticari kâr. Her iki mevzuattaki kurallar farklı olduğundan oluşan kâr rakamları da farklılaşmaktadır.

Hangi kâr dağıtılabilir? Hangi kârın dağıtımı kısıtlandı?

Türk Ticaret Kanunu (TTK)’na eklenen Geçici 13. madde ile sermaye şirketlerinin 2020 yılında yapacakları genel kurullarda dağıtabilecekleri kâr payları sınırlandırılmış ve sınırlandırmanın detaylarına ilişkin olarak Ticaret Bakanlığı 17 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile ikincil düzenlemeyi yapmıştı. Konuya ilişkin değerlendirmelerimizi 16 Nisan, 7 Mayıs, 18 Mayıs tarihli yazılarımızda detaylıca paylaşmıştık. Tebliğin yayınlanmasıyla birlikte, hangi kârın dağıtılabileceği konusunda Bakanlık da görüşünü kamuoyuyla paylaşmış oldu.

Tebliğdeki açıklama uyarınca, bağımsız denetime tabi şirketler açısından kâr payının hesaplanmasında TFRS’ye uygun olarak hazırlanan finansal tablolar esas alınacağını; ancak, dağıtılması öngörülen kâr payı tutarının Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlarda bulunan kâr payı dağıtımına konu kaynakların toplam tutarını aşamayacaktır. Bu görüşün kamuoyunda bazı tereddütlere neden olması üzerine bu konuda yazma ihtiyacı hissettik.

Aklınıza “Kaç tane kâr var ki hangi kârın dağıtılabileceği tartışılıyor?” sorusunun geldiğini tahmin ediyorum. İki tür kâr vadır: İlki vergi mevzuatına göre hesaplanan mali kâr, diğeri de ticari mevzuata göre hesaplanan ticari kâr. Her iki mevzuattaki kurallar farklı olduğundan oluşan kâr rakamları da farklılaşmaktadır. Ticari mevzuatla kastımız, TTK ve onun atıf yaptığı Türkiye Muhasebe Standartları ile Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS). TTK’nın 507-509. maddelerinde kâr payının hesaplanma ve ödenmesine ilişkin hükümler yer almakta ve kâr payının ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabileceği belirtilmektedir. Ancak TTK’da net dönem kârının ne olduğu tanımlanmamıştır; tanımlanmasına da gerek yoktur aslında. Çünkü kâr, TTK’da belirlenen esaslara göre yapılan bir hesaplama sonucu ortaya çıkacaktır. Bu esaslar, TTK’nın 69, 78-81 maddelerindeki göndermeler uyarınca Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan TMS/TFRS’de yer almaktadır. Özetle, TTK uyarınca hesaplanan ve dağıtılabilir olan kâr TMS/TFRS’ye göre ortaya çıkan kâr olmaktadır. Ancak, TTK kârının kâr dağıtımında dikkate alınacak olması, pratikte bazı sorunlara sebep olacak mahiyettedir. Bu nedenle, kamu otoriteleri dağıtılabilir kârın tespitinde ticari kârın değil, mali kârın dikkate alınmasından yana tavır koymaktadır.

Sorunun ne olduğunu anlamak için TMS/TFRS’ye ve vergi mevzuatına göre finansal tabloların düzenlenme amacını anlamakta fayda bulunmaktadır. TMS/TFRS uyarınca finansal tablolar, bir şirketin gerçek durumunu ortaya koymayı amaçlar, bu nedenle varlık ve borçlar tabloların hazırlandığı tarihteki cari/piyasa değerleri üzerinden tablolara yansıtılmaya çalışılır. Bu yapılırken de yönetimin bazı varsayımlar yapma ve takdir kullanmasına (managerial judgement) izin verilir. Bu durum ise ortaya gerçekleşmemiş/realize olmamış fiktif kârların ortaya çıkmasına neden olur. Diğer taraftan, vergi mevzuatına göre hazırlanan finansal tablolar vergisel amaçlıdır ve bu nedenle mali kâr gerçekleşmiş/realize olmuş kârdır. Örneğin borsadan hisse senedi alındığında, bu hisseler yıl sonunda vergi mevzuatı uyarınca alış bedeli ile, TMS/TFRS uyarınca ise borsa fiyatı üzerinden finansal tablolara yansıtılır ve hisse senedi satılmadığı halde ticari kâr raporlanır. İşte bu kâr realize olmayan fiktif bir kârdır. Bu temel farklılık nedeniyle, hukuken ticari kârın dağıtımı mümkünken kamu otoriteleri kâr dağıtımında mali kârın esas alınmasını istemektedir. (Vergi mevzuatı ile TMS/TFRS arasındaki farklılıkların etkilerini raporlamayı ele alan bir Standart bile bulunmakta (TMS 12-Gelir Vergileri Standardı) olup bu satırların yazarının da doktora tez konusudur.)

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), ilke kararları ve yayımladığı kâr payı rehberlerinde, dağıtılması öngörülen kâr payı tutarının tamamının, ancak yasal kayıtlarda (Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlarda) mevcut net dağıtılabilir kârdan veya diğer kaynaklardan karşılanabildiği sürece dağıtılabileceği; bir başka deyişle, dağıtılacak kâr payı tutarında üst sınırın yasal kayıtlarda yer alan ilgili kâr dağıtım kaynaklarının dağıtılabilir tutarı olduğu görüşündedir. Bu görüşte haklılık payı vardır, realize olmayan kârların temettü olarak ortaklara dağıtılması olmayan bir nakdin şirketten çıkışına yol açacak olup yatırımcıların ve alacaklıların haklarını riske sokabilecektir.

Diğer taraftan, KGK internet sitesinde, şirketlerin genel kurullarında alacakları kâr dağıtımı kararlarında hangi finansal tablolar esas alınmalıdır sorusuna ilişkin yaptığı açıklamada¹, “…Bu kapsamda kâr payı dağıtımında Kurumumuz düzenlemeleri çerçevesinde, TFRS’ye veya BOBİ FRS’ye göre hazırlanan finansal tabloların esas alınması gerekmektedir.” şeklinde görüş beyan etmiştir. Bu görüşle birlikte tabiri caizse çarşı biraz karışmış ve kâr dağıtımı konusunda yeniden tereddütler oluşmuştur.

SPK aslında, dağıtılabilir kârın belirlenmesinde mali kârın esas alınmasından ziyade ticari kârın esas alınmasını, ancak dağıtılabilir kârın reel kârı temsil eden mali kârla sınırlandırılması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. KGK’nın açıklamasını da buna paralel yorumlamak yerinde olacaktır. Aksi halde iki kurum aynı mevzuatı farklı uygulatmış olacaktır. Bu durumda, dağıtılabilir kârın, ticari kâra göre hesaplanacağı, ama (birikmiş) mali kâra kadar olan kısmın fiilen dağıtılabileceği sonucunu çıkarmak en optimum çözüm olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın yayımlanan son Tebliğde yer alan görüşünü bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Kâr payı dağıtımının bu şekilde sınırlanması, dağıtılan kâr payları üzerinden alınan gelir vergisi stopajının azalması sonucunu doğuracaktır. Ancak bu durumu bir yan etki olarak kabul etmek gerekir. Şirketlerin finansal yapısının korunması, realize olmayan kârın dağıtılmaması ve alacakların haklarının korunmasındaki menfaat, Devletin vergi gelirindeki azalmayla kıyaslandığında daha ağır basmaktadır.

Yazımızı bir notla sonlandıralım. Dağıtılabilir kâra mali kâr kadar bir üst sınır getirilmesi, mülkiyet hakkına müdahale olup Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca bu müdahalenin kanun ile yapılması gerekir. Kamu otoritelerinin haklı gerekçeleri TTK’ya yapılacak bir ekleme ile yasal zemine oturtulmalıdır.

Sözün özü: Sermaye çocuksa, kâr torundur.


Dünya | Numan Emre ERGİN

https://kgk.gov.tr/DynamicContentDetail/6668/S%CC%A7irketlerin-genel-kurullar%C4%B1nda-alacaklar%C4%B1-ka%CC%82r-dag%CC%86%C4%B1t%C4%B1m%C4%B1-kararlar%C4%B1nda-hangi-finansal-tablolar-esas-al%C4%B1nmal%C4%B1d%C4%B1r?

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Başlıksız Belge