Türk Milleti olarak kültürümüz incelendiğinde hikâyelerin oldukça önemli bir yere sahip olduklarını görürüz. Örneğin destansı özellikleriyle ve pek çok halk kahramanının mücadeleleri, güzel ve hikmetli sözler, Türklerin tarihine ait rivayetler, hanlar ve beyler hakkında methiyeler anlatılan Dede Korkut hikâyelerinde; Türk töresine ait pek çok konu işlenmiştir. Hala bu hikâyeleri okudukça birçok şeyi öğreniyoruz.

Anadolu’da güzel bir deyim vardır. ”Yemeğin kabı değişir ise lezzeti de değişir” derler. Dolayısıyla önemli olan ne yaşadığınız değil, aslında önemli olan nasıl anlattığınız. Hikâyeyi iyi anlatmakta ki amaç da; sizin yaşadıklarınızı ve gördüklerinizi başkalarının da görmesini sağlayacak şekilde bir tür kısa belgesel boyutuna taşımak olmalı.

Peki, iş yaşamında hikâye bize sağlar? Ya da profesyonel meslek yaşantımızda hikâye bilmek, olayları hikâyeleştirmek bize ne fayda verir?

Öğrencilik yıllarımızda ve daha sonraki profesyonel hayatımızda okuduğumuz işletme kitaplarında insanların satın alma kararlarında rasyonel (akılcı) davrandıkları anlatıldı. Oysaki özellikle son yıllarda yapılan araştırmaların sonuçları insanların satın alma kararlarının etkileyen en önemli unsurun duyguları olduğu gösteriyor.  İşte tam da burada ‘’hikâye yaratma’’nın önemi çok net görülüyor. Eğer hikâyeniz insanların duygularına etki ediyorsa satın alma kararlarını etkileyebiliyorsunuz.

Başka bir açıdan da bakarsak; iş hayatı ile hikâye anlatma ilk anda alakasız gibi görünse de hikâyelerin şirket kültürünü oluşturmada etkileri büyüktür. Başarılı şirketler çalışanların cesaretlerini artırmak, motivasyonlarını yükseltmek için işle ilgili hikâyeler anlatarak, kulaktan kulağa yayılmasını sağlarlar.

MarketingProfs.com CCO’su Ann Handley “Marka yönetiminde başarı, gerçek hikâyelerin iyi anlatılmasına bağlıdır.” diyor. Bu yüzden ister bireysel olsun, isterse kurumsal olsun bulunduğunuz arenada ömrünüzün uzun olmasını istiyorsanız karşınızdaki insana/müşterinize anlatacağınız muhakkak bir hikâyeniz olmalı ve sonsuza kadar yaşamalı. Coca Cola’nın büyük ve gizli kasalarda sakladığı gizli formülü aslında bir hikâyedir.

Her girişimin ilgi çeken bir hikâyesi, başarı öyküsü, onu diğerlerinin hikâyelerinden ayırt eden bir niteliği olduğu gibi, eminim sizin de, şirketinizin de bir hikâyesi var. Önemli olan istiridyenin içindeki incinin farkına varmak. Neden mi?     

Çünkü bir hikâyeniz yoksa yoksunuz! Amerikan yazar Seth Godin dediği gibi “İnsanlar paralarını mal ve hizmetler için harcamazlar, onların asıl para ödedikleri şey; ilişkiler, hikâyeler ve sihirdir…” Eğer insanlar sizi konuşmuyor, hikâyenizi dilden dile anlatmıyorsa, iz bırakamamışsınız demektir.

Kaldı ki; insanlara başkalarının hikâyelerini dinlemek de nedense daha cazip gelir. Aslında belki de de kendi hayatlarında benzer başarıları vardır. Ama istiridyenin içindeki inciyi fark edemediklerinden (belki de kendi hikâyesini yazmayı düşünmediklerinden) olacak ki, başkalarının hikâyeleri daha kıymetli olur.

Önemli olan inciyi, istiridyenin içinden hasar görmeden çıkarmak ve onu işlemektir. Güçlü bir hikâye oluşturmanın etkisi, sizinle temas kurabilecek kişiler sayesinde medya mecralarında paylaşılıp hikâyenizi, dolayısıyla markanızı (sizi) değerli ve tanınır kılacaktır.

Geç kalmayın çünkü bu hikâyenizi tanınır ve cazip hale getirmek oldukça uzun soluklu ve zorlu bir süreçtir. Sizi herkesten ayıracak hikâyeniz varsa da, yoksa da yazmak için hemen çalışmaya başlamalısınız. İpucu mu istiyorsunuz? Bu güne kadar iş hayatınızda hiç düştüğünüz oldu mu? Düştüyseniz nasıl tekrar kalkabildiniz? Düşmediyseniz nasıl başardınız? Hiç risk aldığınız oldu mu? Peki, sizin hikâyeniz ne anlatıyor?

Faydalı olması ümidiyle…

                                                                                                                            
Özkan Çinar
Smmm/SPK Denetçisi             
Yönetim Danışmanı/Eğitmen