Cezalandıran vergi teşvik ve korumaları

Cezalandıran vergi teşvik ve korumaları

Teşvik kavramı, belirli ekonomik faaliyetlerin veya işlemlerin gerçekleşmesini veya başka faaliyet ve işlemlere oranla daha fazla yapılmasını sağlamak amacıyla, çeşitli yöntemlerle verilen ayrıcalıklar ve özendirmeler olarak tanımlanabilir. Koruma da çeşitli istisna ve mauaflıklar yoluyla sağlanan ayrıcalıktır. Koruma düzenlemesinden amaç, herhangi bir konuyu teşvik etmek değil, genel düzenlemeleri uygulamayarak veya çeşitli vergi avantajları sağlayarak mükellefin çeşitli gerekçelerle korunmasını sağlamaktır. Engellilik indiriminde olduğu gibi.

Günlük hayatımızda vergiler alanında teşvikleri genel olarak indirimler, istisnalar ve muaflıklar şeklinde görüyoruz. İstisnalar veya muaflıklar yoluyla, çeşitli faaliyetler veya ekonomik birimler için ayrıcalık sağlanıyor.

İstisna ve muaflıklar yoluyla faaliyetlere veya mükelleflere çeşitli ayrıcalıklar sağlanıyor ama zaman zaman bu teşvik ve korumalar istenerek veya istenmeyerek ceza haline dönüşebiliyor. Bazen oluşturulan sistem gereği, bazen kötüye kullanıma engel olmak amacıyla, bazı durumlarda da doğrusu bu şekilde olduğu için teşvik düzenlemeleri teşvik olmaktan çıkıp ceza niteliğine dönüşebiliyor.

Vergi sisteminde, özellikle de istisnaların çok olması nedeniyle katma değer vergisinde bu tür uygulamalar karşımıza çıkıyor. Bu vergiyle ilgili konuları bir kenara bırakıp, bugün bir kurumlar vergisi istisnası, bir damga vergisi muafiyeti ve bir de koruma düzenlemesiyle ilgili üç teşvik ve korumadan bahsetmek istiyorum.
 

Taşınmaz ve iştirak hissesi satışından doğan zararlar, diğer kazançlardan mahsup edilemiyor

İki yıldan fazla elde tutulan taşınmaz satışından doğan kazançların %50’si ve iştirak hissesi satışından doğan kazançların yüzde 75’i kurumlar vergisinden müstesna. Kalan tutarlar üzerinden vergi ödeniyor.

Yasal düzenleme gereği, istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararlar, istisna dışı kurum kazancından indirilemiyor. Kanun diyor ki, yaptığınız faaliyetten elde edeceğiniz kazanç için kurumlar vergisi ödemeyecekseniz, zarar ederseniz de bu zararınızı diğer kazançlarınızdan indiremezsiniz.

Zarar mahsubunu sınırlayan bu düzenleme, sürekli faaliyetler için sorun olmayabilir. Faaliyetin zararla sonuçlandığı yıllarda bu zarar mahsuba konu olmaz, faaliyetin kârla sonuçlandığı yıllarda kazançtan vergi ödenmez. Faaliyeti yapan kurum, yaptığı faaliyetten kazanç olursa vergi ödemeyeceğini, zarar olursa da bu zararı diğer kazançlardan indiremeyeceğini bilir.

Bir faaliyet sonucu oluşmayan, taşınmaz ve iştirak hissesi satışı gibi tek bir işlemden doğan zararların mahsubunda önemli bir sorun çıkıyor ortaya, faaliyet zararlarından farklı olarak. Bu işlem sonucunda zarar doğarsa bu zararı mahsup edememenin telafisi yok. İstisna nihai olarak kurumu cezalandırıyor.

Daha da önemlisi Kanun’un amacı açısından zararlı satışla kârlı satış arasında bir farklılık yok. İstisnanın genel olarak kabul edilen amacı işletmeye nakit girişi sağlanması, kurumun likiditesinin güçlendirilmesi, duran varlıklarının nakde çevrilerek işletmenin daha verimli çalışmasının sağlanması olarak özetlenebilir. Bir başka ifadeyle amaç işlemden kazanç elde edilmesi değil işletmeye nakit girişi sağlanması.

Varlığın zararına satışında da amaç gerçekleştiğine göre, bu işlemi cezalandırmak yerine teşvik etmek gerekmez mi? Oysa bugünkü uygulanan haliyle teşvik edilmesi gereken bir işlem teşvik edilmediği gibi ayrıca da cezalandırılmış oluyor.
 

Muaf kurumun damga vergisini diğer taraf ödüyor

Damga Vergisi Kanunu’na göre damga vergisinin mükellefi kâğıtları imzalayanlar. Birden fazla kişi tarafından imzalanan kâğıtların damga vergisinin tamamından imza edenler müteselsilen sorumlu. Bunlar arasında vergiden müstesna olanların (Kanun muaf olanların demek istiyor zannediyorum) bulunması verginin eksik ödenmesini gerektirmiyor. Kanun’da ayrıca, damga vergisinden muaf kuruluşlarca kişilerin işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece bu kurumların imzasını taşıyan kâğıtlara ait verginin tamamının kişiler tarafından ödeneceği belirtilmiş. Özet olarak düzenleme diyor ki; çeşitli amaçlarla damga vergisinden muaf tutulmuş bir kurumla yaptığınız işlem nedeniyle bir kâğıt düzenlenirse, mükellef kâğıdı imzalayanlar olsa da muaf kurumun vergisini de siz ödersiniz. Bir kuruma sağlanan ayrıcalık, bir başka kuruma ceza oluyor.
 

Vazgeçilen alacakların üç yılda gelir yazılması

Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri gereği, değersiz hale gelen alacak, alacaklı tarafından zarar kaydedilirken, ödemekten kurtulduğu borç tutarı borçlu tarafından gelir kaydediliyor. Vazgeçilen alacak için borçlunun, ödemekten kurtulduğu alacak tutarını bir defada gelir yazmayıp, özel bir karşılık hesabına koyması gerekiyor. Bu tutarın, üç yıl içinde çıkacak zararla mahsup edilmesi, bu mümkün olmazsa kâr hesabına alınması söz konusu. Bu düzenlemeyle Kanun koyucunun borcunu ödemekten kurtulan kurumun zor durumda olma olasılığını dikkate alarak, ödemekten kurtulduğu borcu bir defada gelir kaydettirmek istemediğini, üç yıla yaydığını zannediyorum. Yani bu düzenleme bir koruma düzenlemesi. Farklı görüşler de olmakla birlikte, Mali İdare, vazgeçilen alacak nedeniyle doğan gelirin bir defada gelir kaydedilemeyeceği, bir karşılık hesabına alınıp üç yılda çıkacak zararla mahsup edileceği görüşünde. Bu görüş ve uygulama genel olarak mükellefi korumakla birlikte, zamanaşımına uğramak üzere olan geçmiş yıl zararları bulunan kurumların zarar mahsup haklarını zaman zaman fiilen ortadan kaldırıyor. Sonuçta koruma düzenlemesi cezalandırma düzenlemesine dönüşüyor. Sonuçta, yukarıda özetlediğim üç örnek düzenlemeden hareketle şunu söyleyebilirim. Hangi faaliyetin teşvik edileceği, hangi kurumun bir vergiden muaf tutulacağı, hangi durumlarda mükellefleri korunacağı bir tercihtir. Ancak teşvik ve koruma düzenlemeleri cezaya dönüşmemelidir. En kötü olasılıkla teşvik ve koruma olmasaydı ne olacak idiyse, o olmalıdır.

Recep BIYIK | Dünya | PWC

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Başlıksız Belge