DİJİTAL EKONOMİNİN VERGİLENDİRİLMESİ MESELESİ ÜZERİNE

DİJİTAL EKONOMİNİN VERGİLENDİRİLMESİ MESELESİ ÜZERİNE

Bugünlerde dijital ekonominin vergilendirilmesi gerek küresel gerek ülkeler düzeyinde sıcak ve öncelikli bir gündem maddesi olmuş durumdadır. Avrupa Birliği ve birçok ülke çok uluslu dev şirketlerin dijital ekonomi kaynaklı gelirlerini vergilendirebilmek için yasal düzenlemeler yapmaya çalışıyor hatta yapıyor. Tartışmanın temelinde uluslararası vergi kurallarının dijital çağa özgü bu yeni şirket yapılarıyla elde edilen gelirlerin kaynak ülkede vergilendirilebilmesi konusundaki yetersizliği yatıyor. Bu şirketler kaynak ülkede hiçbir fiziksel varlık (sabit işyeri) hatta dijital varlık (sunucu) bile göstermeden gelir elde edebilmektedir. Buna karşılık bu ülkeler uluslararası kuralların vergileme hakkını kaynak ülkede fiziksel varlık (sabit işyeri) bulunması esasına bağlamış olmasından dolayı vergileme yapamamaktadır. Özetle, geleneksel kurallar yeni ekonomik gerçekleri kavramakta başarısızdır.

Peki, dijital ekonominin bugün yarattığı sorunsal ekonomi tarihi açısından yeni mi?

ABD Yüksek Mahkemesi (Supreme Court) tarafından tarihsel süreç içerisinde verilen üç karar bu tartışmalara ışık tutacak niteliktedir.

Dikkatlere sunmak istediğimiz birinci karar, ABD Yüksek Mahkemesinin 1888 yılında Massachusetts eyaletinin New York‘ta yerleşik bir telgraf şirketini vergilendirip vergilendiremeyeceği hakkındadır. New York’ta yerleşik şirketin Massachusetts’te telgraf direk ve kabloları dışında bir aktifi bulunmuyordu. Massachusetts eyaleti telgraf hattının eyalet sınırına isabet eden uzunluğunu şirketin ABD genelinde sahip olduğu toplam hat uzunluğuna oranlayıp bunu şirketin hisse değerleriyle değerlemek suretiyle bulduğu değer üzerinden şirketi vergilendirmiştir. Konu mahkemeye taşınmış ve mahkeme bu tarz bir vergilemeyi anayasaya aykırı bulmamıştır. Karar gerekçesinde telgraf direk ve telleri ile eyalet sınırları içerisinde ekonomik bir faaliyet yapıldığı bu yüzden vergilerin adil bir paylaşıma tabi tutulmasından söz edilmiştir.

İkinci Karar ise ilk Karardan 100 yıl sonrasına ait. ABD Yüksek Mahkemesi tarafından 1988 tarihinde verilen ve Quill Kararı (Quill Decision) olarak da isimlendirilen bu karar; eyalet içerisinde fiziksel varlık göstermeyen şirketten satış vergisi istenemeyeceğine ilişkindir.

Son olarak, Quill Kararından tam 20 yıl sonra Mahkeme 21 Haziran 2018 tarihinde Wayfair isimli e-ticaret firması davasında (Weyfair Decision) eyaletin sınırları içinde bir şirketin fiziksel varlığı bulunmasa da, o eyalete herhangi bir satış yapıyor ise, o eyalet tarafından vergiye muhatap tutulabileceğine yönünde karar vermiştir.

Görüldüğü üzere, ekonominin yapısı teknolojideki gelişmelere paralel şekilde hızla form ve içerik değiştirdikçe vergileme ile ilgili sorunlar da peşinden geliyor. Tek fark vergilemede çözüm aynı hızla takip etmiyor.

Hakkı Sayan
YMM| Bağımsız Denetçi | DolaylıVergiler Uzmanı |

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Başlıksız Belge