<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bağımsız Denetim Türkiye (info@bdturkey.com)</title>
    <link>https://www.bdturkey.com</link>
    <description>Bağımsız Denetim ve Muhasebe Haber Portalı</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bdturkey.com/rss/ekonomi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 00:18:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/rss/ekonomi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Enflasyonu yüzde 30'un altına indirmek niye mi çok zor?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/enflasyonu-yuzde-30un-altina-indirmek-niye-mi-cok-zor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/enflasyonu-yuzde-30un-altina-indirmek-niye-mi-cok-zor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz ayının enflasyon verileri iyi kötü tahmin edildiği gibi geldi… TÜİK temmuz ayındaki TÜFE artışını yüzde 1,78 olarak açıkladı. Yedi aylık artış yüzde 19,86, yıllık artış ise yüzde 31,75 oldu.</p>

<p>TÜFE’nin yıllık artışında bir yılı aşkın süredir bu düzeylere takılıp kalındı. Hani yapışkan enflasyon diye tanımlanan bir durum var ya, tam olarak o yaşanıyor. Yıllık enflasyon yüzde 30-33 arasına yapıştı kaldı. Bu konuyu yakında daha detaylı olarak ele almak gerek. Bugün, temmuza ilişkin ilk açıklamaya ve hem içinde bulunduğumuz ağustos ayında, hem gelecek aylarda neler olabileceğine odaklanmakta yarar var.</p>

<p>Aylık enflasyonda geçen yılla bu yıl arasında çok büyük bir fark yok. 2025 temmuzunda yüzde 2,06 olan artış, bu yıl yüzde 1,78.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk yedi ay geçen yıldan biraz kötü. Geçen yıl yüzde 19,08 olan oran bu yıl yüzde 19,86.</p>

<p>Yıllık oranlar arasında ise 1,77 puanlık bir iyileşme var. Geçen yılın temmuzundaki yıllık artış yüzde 33,52 düzeyindeydi.</p>

<p>Bu oranların çok özet olarak söylediği şu:</p>

<p><strong>“Enflasyonda yerimizde sayıyoruz, bir ilerleme, tabii ki olumlu yönde bir ilerleme, bir gelişme yok.”</strong></p>

<h2><strong>Sonrası daha belirsiz</strong></h2>

<p>Bu yılın ilk yedi ayındaki enflasyonun geçen yıldan az da olsa yüksek oluşmasında İran savaşının ve bu savaşın yol açtığı fiyat artışlarının tabii ki büyük rolü var.</p>

<p>Ham petrol fiyatlarının bu yılın ortalamasında 60 dolar civarında olacağı öngörülmüş ve dengeler buna göre kurulmuşken bir ara 125 dolarların görüldüğünü biliyoruz. Şimdi dengenin 90 dolar civarında oluşması umuluyor. Daha yukarıdaki her fiyat yurt içindeki fiyat artışı baskısını daha da artıracak.</p>

<p>Ham petrol fiyatlarının yurt içinde akaryakıt fiyatlarına yansımasını azaltmak amacıyla devreye alınan eşel mobilin de <strong>"nefesi kesildi"</strong>, zam durumunda ÖTV'den kullanılabilecek tutar motorin için kalmadı, benzinde ise çok azaldı.</p>

<p>Motorinde 13,90 lira ÖTV vardı ve bu tutarın tümü eşel mobil ile kullanıldı, mevcut durumda motorine gelecek tüm zamlar pompaya yansıyacak.</p>

<p>Benzinde kullanılabilecek tutar 4,30 lira, otogazda ise 10,96 lira.</p>

<p>Akaryakıtta indirim söz konusu olduğunda bu indirimin bir kısmının pompaya yansıtılması uygulaması da yok artık. Yasada yazan ÖTV tutarları tamamlanana, o ÖTV tutarına gelininceye kadar indirim pompaya yansımayacak. O tutarlar motorinde 13,90 lira, benzinde 14,82 lira, otogazda 11,38 lira.</p>

<p>Zam, motorinde tümüyle, benzin ve otogazda sınırlı bir şekilde pompaya yansıyacak ama indirimler eksik ÖTV'nin tamamlanmasına gidecek.</p>

<h2><strong>Akaryakıtta görünmeyen zam...</strong></h2>

<p>Gizli bir zamdan söz ediyor değilim tabii ki. Fiyat endeksinin ay ortalamasındaki fiyatlar üzerinden hesaplandığı gerçeğinin unutulmaması gerektiğini hatırlatmak için<strong> "görünmeyen zam"</strong> ifadesini kullanıyorum.</p>

<p>Çünkü akaryakıtta bugün geçerli olan fiyatlar ağustos ayı boyunca hiç değişmese bile enflasyona yine de önemli bir etkide bulunacak.</p>

<p>Bugünkü fiyatlar, ay boyunca sabit kalırsa ay ortalamasındaki fiyat haline gelir. İşte mevcut fiyatlar da temmuz ortalamasının benzinde yüzde 3,8, motorinde yüzde 13,6 üzerinde bulunuyor.</p>

<p>Bu zamların TÜFE'ye olabilecek doğrudan etkisi çok fazla değil. Ama dolaylı etki, özellikle motorindeki yansıma etkisi çok çok yüksek.</p>

<p>Ama yarın savaşla ilgili çok olumlu gelişmeler olur, petrol fiyatları hızla geriler, Maliye indirimlerle ÖTV eksiğini tamamlar ve sonrasındaki indirimler pompaya yansır, bu da genel fiyat düzeyini çok olumlu etkiler. Biraz Nasrettin Hoca'nın peşin para hikayesine benzedi biliyorum ama olur mu olur.</p>

<p>Peki ya tam tersi olur ve savaşın boyutuna ve petrol fiyatlarının seyrine bağlı olarak işler daha da kötü giderse?</p>

<h2><strong>Aylık 1,6'nın altında kalınabilir mi?</strong></h2>

<p>2026 için yola yüzde 16 enflasyon hedefiyle çıkılmıştı, o oranı geride bırakalı çok oldu.</p>

<p>Şimdi hedef yüzde 24, tahmin yüzde 26. Bu oranlarda kalmanın mümkün olmadığı da ortada.</p>

<p>Merkez Bankası 13 Ağustos'ta açıklayacağı yılın üçüncü enflasyon raporunda hedefi muhtemelen değiştirmez ama belki 26'lık tahmin yukarı çekilir.</p>

<p>İyi de kaça çekilecek ki? Yüzde 30'un altında bir oran da pek gerçekçi olmaz. Çünkü yüzde 30'un altında bir gerçekleşme sağlamak çok zor görünüyor.</p>

<p>Yılın kalan beş aylık döneminde her ay için ortalama yüzde 1,6'yı aşmayacak bir düzey yakalanabilirse, beş ayın toplamı yüzde 8,5 eder ve yüzde 30 aşılmaz.</p>

<p>Biraz önce aktardığım akaryakıt fiyatları ve gelecek zamların benzin ve otogazda kısmen, motorinde tümüyle pompaya yansıyacak olması, ancak indirimin tümüyle ÖTV'ye gideceği gerçeği karşısında en azından bu iki ay boyunca görece yüksek fiyat artışı görülmesi kaçınılmaz gibi.</p>

<p>Kaldı ki, eşel mobil uygulaması yeni bir düzenlemeye gidilip uzatma kararı alınmadığı takdirde ekim ayı başında bitiyor. Düşünün, bugün için yaklaşık 81 lira olan motorin, eylül sonunda da bu fiyatta olursa 1 Ekim'de yaklaşık 95 liraya çıkacak. Bu, yüzde 17 zam demek. Bu da fiyatlar düşüp ÖTV aşama aşama yerine konulamadığı takdirde eşel mobilin uzatılmasının kaçınılmaz olacağını gösteriyor.</p>

<h2><strong>Son altı yılın en düşük artışı!</strong></h2>

<p>Yüzde 30'un altı için son beş ayda yüzde 8,5'lik bir alan var. Geçen yılın son beş ayındaki artış yüzde 9,9 olmuştu. Önceki yılların son beş ayındaki artışı da hatırlatayım:</p>

<p><strong>"2021 yüzde 23,25, 2022 yüzde 12,73, 2023 yüzde 25,65, 2024 yüzde 12,13."</strong></p>

<p>Yani bu yıl beş ayda yüzde 8,5'te kalınabilirse, bu oran son altı yılın en düşük oranı olacak. Olabilirse!</p>

<p>Hani bir söz var ya, <strong>"Doluya koysan almıyor, boşa koysan dolmuyor"</strong> diye, aynı o durum yaşanıyor. Bir türlü olmuyor, 2026 enflasyonunun yüzde 30'un altına inmesi mümkün görünmüyor.</p>

<p>Kaldı ki hadi inildi ve gerçekleşme yüzde 29 oldu. Bu çok büyük başarı mı yani?</p>

<p>Şimdi biliyorum; <strong>"Ama savaş"</strong> denilecek. İyi güzel de savaş yalnızca Türkiye'yi mi etkiliyor?</p>

<p><strong>Alaattin Aktaş-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/enflasyonu-yuzde-30un-altina-indirmek-niye-mi-cok-zor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/11/enflasyon-21.webp" type="image/jpeg" length="75016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de otomotiv pazarı daralıyor]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/turkiyede-otomotiv-pazari-daraliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/turkiyede-otomotiv-pazari-daraliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç pazarı, temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25 daralarak 80 bin 786 adet seviyesine geriledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otomobil ve ​hafif ticari ​araç satışları temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 25 daralarak ‌80 bin 786 ⁠adet olarak gerçekleşti.</p>

<p>Otomotiv ‌Distribütörleri ve ⁠Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, otomobil ‌satışları temmuzda ‌geçen yılın aynı ayına ‌göre yüzde 25,79 düşüşle 62 bin 478 ‌adet, hafif ticari araç pazarı yüzde 22,17 düşüşle 18 bin 308 ‌adet oldu.</p>

<h2><strong>Otomobil satışları ilk 7 ayda yüzde 12,1 geriledi</strong></h2>

<p>Otomobil ​ve hafif ticari araç pazarı ocak-temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,72 daralarak 638 bin 965 adet ​olarak gerçekleşti.</p>

<p>Otomobil ​satışları ocak-temmuz ​döneminde geçen yıla göre yüzde 12,14 ⁠düşüşle 502 bin 712 adet olurken, hafif ​ticari araç ​pazarı yüzde 5,05 daralarak 136 bin 253 ​adet oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/turkiyede-otomotiv-pazari-daraliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2022/11/src-600x338otv-matrah-duzenlemesi-otomobil-fiyatlarini-ne-kadar-dusurecek.jpg" type="image/jpeg" length="27455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanayi ve KOBİ Ar-Ge destek programlarında 2. çağrılar açıldı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/sanayi-ve-kobi-ar-ge-destek-programlarinda-2-cagrilar-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/sanayi-ve-kobi-ar-ge-destek-programlarinda-2-cagrilar-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) ölçeğindeki kuruluşların proje esaslı araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilikçilik faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) tarafından yürütülen 1501-Sanayi Ar-Ge Destek Programı ve 1507-KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında her yıl ocak ve temmuz aylarında olmak üzere iki çağrı açılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Firmaların geçmişte desteklenen TÜBİTAK projelerinin ticarileşme performansına göre değerlendirmede verilen ek puanlar -5 ile 5 puan aralığında olacak şekilde güncellendi.<br />
<br />
<i><strong>1501-Sanayi Ar-Ge Destek Programı ve 1507-KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında 2026 yılı 2. çağrılarından itibaren güncellemeler yapıldı. Yapılan bazı güncellemeler ve çağrı takvimi şöyle: </strong></i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1501 SANAYİ AR-GE DESTEK PROGRAMI</strong><br />
1501-Sanayi Ar-Ge Destek Programı kapsamında projeye uygulanacak destek oranı, firmanın desteklenen proje sayısına göre kademelendirilerek belirlenecek.</p>

<p style="text-align:justify">Firmanın desteklenen ilk 5 projesi için: Destek oranı yüzde 75 ve hibe destek tutarı en fazla 20 milyon TL.<br />
Firmanın desteklenen 6’ncı projesi ve sonraki projeleri için: Destek oranı yüzde 60 ve hibe destek tutarı en fazla 20 milyon TL.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ÇAĞRI TAKVİMİ</strong><br />
<strong>Kuruluş bazlı ön kayıt başvurusu son tarihi: </strong>22 Ekim 2026</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Çağrı kapanış tarihi: </strong>26 Ekim 2026</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ÇAĞRI KAPSAMI</strong><br />
Tüm sektör ve teknoloji alanlarında yeni bir ürün tasarım ve geliştirme çalışması, mevcut bir ürünün iyileştirilmesi, ürün kalitesi veya maliyet düşürücü nitelikte yeni tekniklerin, yeni üretim teknolojilerinin geliştirilmesi konularında firmanın teknolojik rekabet gücünü artıracak Ar-Ge projeleri desteklenecek.</p>

<p style="text-align:justify">Çağrı kapsamında, ‘Çağrıya Özel Şartlar’ bölümündeki linkte yer alan TÜBİTAK 2026-2028 Öncelikli Ar-Ge ve Yenilik Konuları Başlıklarında sunulan projelere öncelik verilecek.</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>Bilgi: 1501@tubitak.gov.tr</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1507-KOBİ AR-GE BAŞLANGIÇ DESTEK PROGRAMI </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>ÇAĞRI KAPSAMI</strong><br />
Tüm sektör ve teknoloji alanlarında yeni bir ürün tasarım ve geliştirme çalışması, mevcut bir ürünün iyileştirilmesi, ürün kalitesi veya maliyet düşürücü nitelikte yeni tekniklerin, yeni üretim teknolojilerinin geliştirilmesi konularında firmanın teknolojik rekabet gücünü artıracak Ar-Ge ve yenilik projeleri desteklenecek.</p>

<p style="text-align:justify">Çağrı kapsamında, ‘Çağrıya Özel Şartlar’ bölümündeki linkte yer alan TÜBİTAK 2026-2028 Öncelikli Ar-Ge ve Yenilik Konuları Başlıklarında sunulan projelere öncelik verilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>ÇAĞRI TAKVİMİ</strong><br />
<strong>Kuruluş bazlı ön kayıt son tarihi:</strong> 09.11.2026<br />
<strong>Çağrı kapanış tarihi: </strong>11.11.2026<br />
Bilgi: 1507@tubitak.gov.tr<br />
Başvurular PRODİS üzerinden alınacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İstanbul Ticaret Odası Gazetesi | AHMET KARATAŞ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/sanayi-ve-kobi-ar-ge-destek-programlarinda-2-cagrilar-acildi</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/08/tubitak-t-e-y-d-e-b.png" type="image/jpeg" length="92124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Asgari ücret sıralamasında Türkiye neden Avrupa’nın diplerinde?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/asgari-ucret-siralamasinda-turkiye-neden-avrupanin-diplerinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/asgari-ucret-siralamasinda-turkiye-neden-avrupanin-diplerinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin bugün Avrupa’nın dip sıralarında yer almasının nedeni ne vatandaşın daha az çalışması ne de daha az üretmesidir. Bunun temel nedeni, yıllardır fiyat istikrarını sağlayamayan, yüksek enflasyonu kalıcı biçimde kontrol altına alamayan ve emeğin karşılığını koruyamayan ekonomi politikalarıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align:justify">Avrupa’nın 2026 yılı ikinci yarısına ilişkin asgari ücret verileri Temmuz ayı sonunda açıklandı. Bu verilerin Türkiye açısından ne ifade ettiğini ve Avrupa sıralamasındaki yerimizi ayrıntılı olarak, 1 Ağustos’ta T24’te yayımlanan <strong>Avrupa asgari ücret verileri açıklandı: Türkiye dip sıralarda</strong> başlıklı yazımda<span> </span>değerlendirmiştim.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Her istatistik tablosu aslında bir dönemin hikâyesini anlatır. Bu tablo da son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının çalışanların hayatında nasıl bir karşılık bulduğunu gösteriyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Rakamlar nettir. Türkiye, 621 Euro’luk brüt asgari ücretle Avrupa’da yalnızca Bulgaristan, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna’nın üzerinde yer alıyor; başka bir ifadeyle 33 ülke arasında <strong>sondan beşinci sırada bulunuyor.</strong> Bu, sadece bir sıralama değildir. Aynı zamanda yıllardır yüksek enflasyonun, bozulan fiyat istikrarının ve emeğin satın alma gücünü koruyamayan ekonomi anlayışının ortaya çıkardığı tablodur.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Hiçbir ülke bir sabah uyandığında Avrupa’nın dip sıralarına düşmez. Bunun arkasında yılların birikimi, tercih edilen ekonomi politikaları ve ödenen toplumsal bedeller vardır. Asgari ücretin her geçen yıl biraz daha geçim ücreti olmaktan uzaklaşması da bu hikâyenin en görünür sonucudur.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu tabloyu yalnızca döviz kuruna bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Aynı şekilde satın alma gücü paritesine sığınarak tabloyu olduğundan daha iyimser göstermeye çalışmak da gerçeği değiştirmez. Çünkü çalışanlar maaşlarını ne Eurostat tablolarıyla ne de ekonomik göstergelerle harcar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify"><strong>Hayat, istatistiklerde değil; market raflarında, kira sözleşmelerinde, mutfak masasında ve ay sonunda cüzdanda kalan parayla yaşanır. </strong>Bir ücretin gerçek değeri de döviz karşılığıyla değil, insana nasıl bir yaşam sunduğuyla ölçülür.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bugün ortaya çıkan tablo tesadüf değildir. Avrupa’nın dip sıralarında yer almamız, bir günde alınmış tek bir kararın değil; yıllardır uygulanan ekonomi politikalarının doğal sonucudur. Enflasyon kalıcı biçimde kontrol altına alınamadığı için ücret artışları daha yıl tamamlanmadan erimekte; kira, gıda, ulaşım ve enerji fiyatlarındaki durdurulamayan yükseliş, emeğin karşılığını her geçen gün biraz daha aşındırmaktadır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Böyle bir düzende asgari ücret, yaşam standardını yükselten bir araç olmaktan çıkmakta; yalnızca hayat pahalılığının gerisinden koşan bir rakama dönüşmektedir. Yılın başında umutla açıklanan yeni ücretin, birkaç ay sonra yeniden yetersiz bulunması artık olağan karşılanıyorsa, sorgulanması gereken ücretin miktarı değil, o ücreti sürekli değersizleştiren ekonomi anlayışıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Oysa gerek Asgari Ücret Yönetmeliği’nde gerekse benzer ülke uygulamalarında asgari ücretin amacı son derece açıktır. <strong>Asgari ücret</strong>; işçinin gıda, barınma, sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yaşam düzeyini güvence altına almalıdır. Hukukun çizdiği çerçeve budur. Hayatın çizdiği tablo ise bambaşkadır. Bugün milyonlarca insan için asgari ücret, insanca yaşamayı mümkün kılan bir gelir olmaktan çıkmış; hangi temel ihtiyaçtan vazgeçileceğine karar verilen bir bütçeye dönüşmüştür. Bir zamanlar <strong>Tatile gidebilir miyim?</strong> diye düşünen insanlar, bugün <strong>kirayı mı ödeyeyim, çocuğumun okul masrafını mı karşılayayım, mutfak alışverişini nasıl yapayım?</strong> sorularıyla baş başa bırakılmaktadır. Asıl çelişki de burada yatmaktadır: Hukukun vaat ettiği yaşam ile ekonominin insanlara sunduğu yaşam artık aynı şey değildir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Daha düşündürücü olan ise asgari ücretin çalışma hayatındaki yeri ve toplam çalışanlar içindeki payıdır. Gelişmiş ekonomilerde asgari ücret, çalışanı koruyan en alt güvence olarak kabul edilir; amaç, mümkün olduğunca az sayıda kişinin bu ücretle çalışmasıdır. Başarı, asgari ücreti artırmak değil, çalışanların büyük bölümünü asgari ücretin üzerine çıkarabilmektir. Türkiye’de ise zaman içinde bunun tam tersi bir tablo ortaya çıkmıştır. Asgari ücret, istisnai bir ücret olmaktan çıkmış; milyonlarca insanın geçim ücreti, birçok iş yerinin ise fiili ücret tarifesi hâline gelmiştir. Bu nedenle her yılın sonunda bütün ülke yeni asgari ücreti konuşmak zorunda kalmaktadır. Oysa sağlıklı bir ekonomide tartışılması gereken, asgari ücretin ne kadar artacağı değil; neden bu kadar çok insanın hâlâ asgari ücretle çalışmak zorunda kaldığıdır. Çünkü bir ülkede asgari ücret toplumun genel ücretine dönüşmüşse, sorun artık yalnızca ücrette değil; üretim yapısında, gelir dağılımında ve uygulanan ekonomi politikalarındadır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Türkiye’nin bugün Avrupa’nın dip sıralarında yer almasının nedeni ne vatandaşın daha az çalışması ne de daha az üretmesidir. Bunun temel nedeni, yıllardır fiyat istikrarını sağlayamayan, yüksek enflasyonu kalıcı biçimde kontrol altına alamayan ve emeğin karşılığını koruyamayan ekonomi politikalarıdır.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Enflasyonun kronikleştiği bir düzende ücret artışları gerçek bir refah üretmez; yalnızca insanların kaybettiklerinin bir bölümünü geçici olarak telafi eder. <strong>Çünkü ücretler yılda bir ya da iki kez artarken, hayat pahalılığı neredeyse her gün artmaktadır. </strong>Bir tarafta maaşlar belirli aralıklarla güncellenirken, diğer tarafta fiyatlar durmaksızın yükseliyorsa, çalışan daha fazla kazandığını değil, her geçen gün biraz daha yoksullaştığını hisseder. Böyle bir düzende kazanan emek değil; enflasyon olur.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu nedenle mesele, Türkiye’nin Avrupa’da kaçıncı sırada olduğu değildir. O sıralama yalnızca bugünün fotoğrafıdır; önemli olan bizi o fotoğrafın içine sokan tercihleri görebilmektir. <strong>Çünkü hiçbir ülke bir gecede Avrupa’nın dip sıralarına düşmez</strong>. Bu tablo, yıllar içinde uygulanan ekonomi politikalarının, ertelenen yapısal reformların ve bedelini en çok dar gelirlinin ödediği tercihlerin doğal sonucudur.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Gerçek başarı, yılda bir ya da iki kez asgari ücreti artırmak değildir. Gerçek başarı; emeğin birkaç ay içinde enflasyon karşısında erimediği, çalışanların sürekli yeni bir ücret artışı beklemek zorunda kalmadığı, aldığı ücretle yalnızca ay sonunu değil geleceğini de planlayabildiği bir ekonomik düzen kurabilmektir. Çünkü refah, ücretlerin ne kadar arttığıyla değil; o ücretlerin satın alma gücünü ne ölçüde koruyabildiğiyle ölçülür. Bu nedenle esas mesele, Türkiye’nin Avrupa’da kaçıncı sırada olduğu değildir. Asıl mesele, çalışanların alın terinin karşılığını alıp alamadığıdır. Bir ülkede tam zamanlı çalışan insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, çocuklarının geleceğini planlayabiliyor ve yarınından kaygı duymadan yaşayabiliyorsa, işte o zaman ekonomi gerçekten başarılıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Güçlü ekonomi de çalışanlarını sürekli yeni bir ücret artışına mahkûm eden değil; emeğin değerini ve satın alma gücünü koruyabilen ekonomidir. Avrupa’nın dip sıralarında yer almamız bir kader değildir. Bu tablo, yıllardır uygulanan ekonomi politikalarının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Dolayısıyla değişmesi gereken, sıralamadaki yerimiz değil; bizi o sıralamaya mahkûm eden ekonomi anlayışıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Son yıllarda sıkça dile getirilen <strong>“asgari ücretten gelir ve damga vergisi alınmaması” </strong>da tek başına bir başarı ölçütü olarak sunulmamalıdır. Kuşkusuz bu düzenleme ücretliler açısından olumlu bir adımdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Ancak unutulmamalıdır ki 2022 yılından önce de <strong>Asgari Geçim İndirimi</strong> uygulaması bulunuyordu ve özellikle evli, eşi çalışmayan ve çocuklu birçok asgari ücretli zaten çok düşük tutarda gelir vergisi ödüyor, hatta üç çocuklu bir asgari ücretliden fiilen neredeyse hiç gelir vergisi alınmıyordu. Bugünkü istisna düzenlemesinin asıl etkisi, çoğu zaman asgari ücretin üzerinde gelir elde eden ücretliler lehine ortaya çıkmıştır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Üstelik mesele yalnızca vergi değildir. Bir ücretlinin gelir vergisi ödememesi, o ücretin insanca yaşamaya yettiği anlamına gelmez. Vergi alınmayan bir ücret de yüksek enflasyon karşısında hızla değerini kaybedebilir. Bu nedenle başarı; vergiyi kaldırmakla değil, ücretin satın alma gücünü koruyabilmekle ölçülmelidir. Çalışanın cebine giren para artarken aynı hızla cebinden eriyerek çıkıyorsa, vergi istisnası tek başına refah üretmez.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify"><strong>Ezcümle</strong>, asgari ücret politikası yalnızca ücretin veya verginin tartışıldığı bir alan değildir. Asıl mesele, uygulanan ekonomi politikalarının emeği koruyup koruyamadığıdır. Çünkü sosyal devlet, vatandaşına yalnızca daha fazla ücret vaat eden değil; o ücretin değerini koruyabilen devlettir.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>T24 | Murat BATI</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/asgari-ucret-siralamasinda-turkiye-neden-avrupanin-diplerinde</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/07/asgari-ucre-avrupa.jpg" type="image/jpeg" length="88785"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital Türk Lirası Projesi'nde yeni adım]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/dijital-turk-lirasi-projesinde-yeni-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/dijital-turk-lirasi-projesinde-yeni-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Dijital Türk Lirası Projesi Ekosistemine Katılım Çağrısı kapsamındaki başvuru değerlendirmelerini tamamladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TCMB'nin internet sitesinde yer alan açıklamada, <strong>Dijital Türk Lirası Projesi Ekosistemine Katılım Çağrısı</strong>'na yönelik başvuru değerlendirme süreçlerine ilişkin bilgi verildi.</p>

<p>Açıklamada, "<strong>Dijital Türk Lirası Projesi</strong>" ekosistemine katılım çağrısına ilişkin başvuru değerlendirme süreçlerinin tamamlandığı bildirildi.</p>

<p>Finans ve teknoloji sektöründen kuruluşları dijital Türk lirasıyla uyumlu, yenilikçi ürün ve senaryolar geliştirmeye davet eden Dijital Türk Lirası Projesi ekosistemine katılım çağrısına bankalar ile ödeme ve elektronik para kuruluşlarının başvurabildiği belirtilen açıklamada, başvuru sahibi ile işbirliği yapan finansal teknoloji <strong>(FinTek)</strong> firmalarının da sürece dahil olduğu ifade edildi.</p>

<p>Açıklamada, üç aşamadan oluşan başvuru sürecinin <strong>4 Eylül-15 Ekim 2025</strong> tarihleri arasında tamamlanan birinci aşamasında <strong>85 proje</strong> başvurusunun yapıldığı bilgisi verilerek, <strong>16 banka</strong> ve <strong>25 ödeme</strong> ve elektronik para kuruluşunun da katılım çağrısı kapsamında başvuruda bulunduğu aktarıldı.</p>

<p>TCMB tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde, <strong>85 başvuru</strong> arasından birinci aşama değerlendirme kriterlerini sağlayan <strong>51 projenin</strong> ikinci aşamaya geçmesinin uygun görüldüğü belirtilen açıklamada, çağrının ikinci aşama başvurularının ise <strong>13 Kasım-12 Aralık 2025</strong> tarihleri arasında gerçekleştirildiği kaydedildi.</p>

<p>Açıklamada, ikinci aşama kapsamında başvuru sahipleri tarafından iletilen belgelerin ve yapılan sunumların değerlendirilmesi neticesinde, <strong>12 banka</strong> ve <strong>6 ödeme</strong> ve elektronik para kuruluşuna ait 23 projenin üçüncü aşamaya geçmesine karar verildiği bildirildi.</p>

<p><strong>Bu aşamada geliştirme faaliyetleri ve deney alanı testlerinin yürütüleceği belirtilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</strong></p>

<p>"İkinci aşama değerlendirmeleri sonucunda 6 proje de beklemeye alınmış olup bu projeler ilerleyen dönemlerde üçüncü aşamaya dahil edilebilecektir. Bir proje birden fazla kategoriyle ilişkili olabilmektedir. Üçüncü aşamaya geçen 23 projenin kategori dağılımı, 15’i Jetonlaştırma, 17’si Programlanabilir Ödemeler, 7’si Kullanıcı Egemen Kimlik, 15’i Mevcut Sistemlerle Birlikte Çalışabilirlik ve 1’i Makineler Arası Ödemeler şeklindedir. TCMB, finansal teknolojiler ve dijital Türk lirası bağlamında kamu ve özel sektör işbirliğini geliştirme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/dijital-turk-lirasi-projesinde-yeni-adim</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/04/merkez-bankasi-9.jpg" type="image/jpeg" length="11229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Altın haftaya yükselişle başladı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/altin-haftaya-yukselisle-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/altin-haftaya-yukselisle-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altın alım satımı yapacaklar ve yatırımcılar merakla güncel altın fiyatlarını araştırıp takip ediyor. Peki, çeyrek altın fiyatları bugün ne kadar oldu?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gram altın güne 6.206 TL, ons altın ise 4.066 dolar seviyesinden başladı.</p>

<p>Altın fiyatları, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yeni saldırıları olası bir anlaşmaya fırsat tanımak amacıyla ertelemesinin ardından <a href="https://www.ekonomim.com/finans/petrol/brent-petrol" rel="nofollow" target="_blank" title="petrol">petrol</a> fiyatlarında yaşanan düşüşün etkisiyle pazartesi günü yükseliş kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Altın fiyatlarında son durum</strong></h2>

<p>İç ve dış piyasayı etkileyen altın ve döviz kurundaki değişimler merakla takip ediliyor. Vatandaşlar günün ilk saatlerinden itibaren “Gram altın, çeyrek altın, ons altın fiyatı bugün ne kadar?” araştırmaları yapıyor.</p>

<p>İşte 3 Ağustos 2026 Pazartesi gününün ilk saatlerinde güncel altın fiyatları tablosu…</p>

<h2><strong>Güncel altın satış fiyatları</strong></h2>

<p>* Gram altın satış fiyatı: 6.206,39 TL</p>

<p>* Çeyrek altın satış fiyatı: 10.128,00 TL</p>

<p>* Yarım altın satış fiyatı: 20.256,00 TL</p>

<p>* Tam altın satış fiyatı: 39.999,91 TL</p>

<p>* Cumhuriyet altını satış fiyatı: 40.326,00 TL</p>

<p>* Gremse altın satış fiyatı: 100.306,51 TL</p>

<p>* Ons altın satış fiyatı: 4.066,01 dolar</p>

<p><strong>Aleyna Harman-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/altin-haftaya-yukselisle-basladi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/01/altin4.jpg" type="image/jpeg" length="44513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[200 TL eziyeti: Cüzdana sığmayan enflasyon]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/200-tl-eziyeti-cuzdana-sigmayan-enflasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/200-tl-eziyeti-cuzdana-sigmayan-enflasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de son yılların en dikkat çekici ekonomik tartışmalarından biri, 500 TL ve 1.000 TL'lik banknotların neden hâlâ tedavüle çıkarılmadığı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Resmî gerekçe uzun süredir aynı: Büyük kupürlü banknot basılması, yüksek enflasyonun kabul edildiği algısını yaratabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Peki gerçekten öyle mi?</p>

<p style="text-align:justify">Yoksa bugün yaşanan tablo, enflasyonun zaten inkâr edilemeyecek kadar görünür hale geldiğini mi gösteriyor?</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü artık vatandaşın yaşadığı sorun sadece fiyatların yükselmesi değil.</p>

<p style="text-align:justify">Paranın kendisi de günlük hayatı zorlaştıran bir yük haline geldi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>EN BÜYÜK BANKNOT, AVRUPA'NIN EN KÜÇÜĞÜNDEN DAHA DEĞERSİZ</strong></p>

<p style="text-align:justify">200 TL, tedavüle çıktığı 2009 yılında yüksek değerli bir banknottu.</p>

<p style="text-align:justify">Aradan geçen yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle bugün aynı banknot, döviz karşısında tarihinin en düşük alım gücüne geriledi.</p>

<p style="text-align:justify">Ortaya ise çarpıcı bir tablo çıktı.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye'nin en büyük banknotu olan 200 TL'nin değeri, Euro Bölgesi'nde kullanılan en küçük banknot olan 5 avronun bile altına düştü.</p>

<p style="text-align:justify">Bu nedenle "500 TL basılırsa enflasyon kabul edilmiş olur" görüşü giderek ikna ediciliğini yitiriyor.</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü enflasyon artık yeni banknot basılmasıyla değil, mevcut banknotun satın alma gücüyle zaten kendisini ilan ediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Market rafları, kiralar, akaryakıt fiyatları ve döviz kuru bunu her gün gösteriyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>CÜZDANA SIĞMAYAN ENFLASYON</strong></p>

<p style="text-align:justify">Enflasyon artık yalnızca fiyat etiketlerinde görülmüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Vatandaşın cüzdanında da hissediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün 20 bin TL nakit çekmek isteyen bir kişi yaklaşık 100 adet 200 TL banknot taşımak zorunda kalıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bir ev kirası ödemek, ikinci el araç satın almak ya da yüksek tutarlı bir alışveriş yapmak isteyenler çoğu zaman deste deste parayla dolaşıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Eskiden cüzdana sığan para bugün küçük bir çantayı dolduruyor.</p>

<p style="text-align:justify">Nakit taşımak hem güvenlik riski oluşturuyor hem de günlük hayatı gereksiz yere zorlaştırıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Paranın fiziksel hacmi büyüdükçe vatandaşın yükü de artıyor.</p>

<p style="text-align:justify">İşte bu yüzden mesele sadece yeni banknot basılması değil; 200 TL'nin artık "büyük para" olmaktan çıkmış olmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ATM'LERDE YAŞANAN GÖRÜNMEYEN KRİZ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Vatandaşın yaşadığı sıkıntı ATM'lerde de kendisini gösteriyor.</p>

<p style="text-align:justify">ATM kasetleri belirli sayıda banknot alabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı tutarı ödeyebilmek için çok daha fazla 200 TL yerleştirilmesi gerektiğinden kasetler kısa sürede boşalıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta birçok ATM gün içinde birkaç kez yeniden dolduruluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Vatandaş ise sık sık şu uyarıyla karşılaşıyor:</p>

<p style="text-align:justify">"Bu ATM'de para bulunmamaktadır."</p>

<p style="text-align:justify">Bir ATM'den diğerine gitmek, günlük para çekme limitlerine takılmak ve nakit bulabilmek için zaman harcamak artık birçok kişi için sıradan bir deneyime dönüştü.</p>

<p style="text-align:justify">Kartlı ödeme elbette çağdaş ekonominin doğal bir parçasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak bugün birçok kişi kartı tercih ettiği için değil, nakde ulaşmak zorlaştığı için kart kullanıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>BUNUN BEDELİNİ MERKEZ BANKASI DA ÖDÜYOR</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sorunun bir başka boyutu ise görünmeyen kamu maliyeti.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer 1.000 TL'lik banknot bulunsaydı, aynı parasal değeri piyasaya sürmek için tek banknot yeterli olacaktı.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün ise bunun yerine beş adet 200 TL basılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Her banknotun ayrı kâğıdı, güvenlik şeridi, özel mürekkebi, seri numarası ve kalite kontrol süreci bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Yani aynı para miktarı için kat kat fazla üretim yapılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yalnızca matbaa maliyetini artırmıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Daha fazla depolama alanı gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Daha fazla zırhlı araç çalışıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Daha fazla güvenlik personeli görev yapıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bankalar ATM'lere daha sık nakit taşıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Para sayma makineleri daha hızlı yıpranıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta faturayı yalnızca Merkez Bankası değil, bankacılık sistemi ve dolaylı olarak tüm ekonomi ödüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>ENFLASYON BANKNOTLA GİZLENEMEZ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ekonomi yönetiminin büyük kupürlü banknotlara mesafeli yaklaşmasının psikolojik nedenleri olabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak ekonomi psikolojiyle olduğu kadar gerçeklerle de ilgilidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün vatandaş zaten enflasyonu her gün markette, pazarda ve kirasını öderken görüyor.</p>

<p style="text-align:justify">500 TL ya da 1.000 TL basılması enflasyonu yaratmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Enflasyon; üretim, para politikası ve fiyat istikrarıyla ilgilidir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüksek kupürlü banknot ise yalnızca oluşmuş fiyat seviyesine uygun bir ödeme aracıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün gelinen noktada asıl tartışılması gereken soru, "500 TL basılsın mı?" değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Asıl soru şudur:</p>

<p style="text-align:justify">200 TL'de ısrar etmenin Türkiye'ye maliyeti nedir?</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü bu ısrar şunlara neden oluyor:</p>

<p style="text-align:justify">Vatandaşın cüzdanını dolduruyor…</p>

<p style="text-align:justify">ATM'leri daha hızlı boşaltıyor…</p>

<p style="text-align:justify">Bankaların operasyon maliyetini artırıyor…</p>

<p style="text-align:justify">Merkez Bankası'nın daha fazla banknot basmasına neden oluyor…</p>

<p style="text-align:justify">Ekonomiye her gün ilave bir yük bindiriyor…</p>

<p style="text-align:justify">Enflasyon artık yalnızca hayat pahalılığı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda cüzdana sığmayan, ATM'de bulunamayan, çantayla taşınan bir paranın hikâyesidir.</p>

<p style="text-align:justify">İşte bu yüzden bugün yaşanan durumun adı belki de en doğru ifadeyle şudur:200 TL eziyeti.</p>

<p style="text-align:justify"><i>UNUTMAYIN… Bu dünyayı torunlarımızdan ödünç aldık. BUGÜN DÜNYA BARIŞI, ÇEVRE, HAK VE ADALET İÇİN BİR ŞEYLER YAPMIŞ OLMANIZI DİLİYORUM.</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Finansingundemi.com | Volkan KARSAN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/200-tl-eziyeti-cuzdana-sigmayan-enflasyon</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/08/200-tl-cuzdan.jpg" type="image/jpeg" length="85277"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[7590 Sayılı torba kanun: Emekliye ne getirdi, SGK’da ne değiştirdi?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/7590-sayili-torba-kanun-emekliye-ne-getirdi-sgkda-ne-degistirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/7590-sayili-torba-kanun-emekliye-ne-getirdi-sgkda-ne-degistirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>31 Temmuz 2026’da Resmî Gazete’de yayım­lanarak yürürlüğe giren 7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun’un kamuoyunda en çok konuşulan maddesi, en düşük emekli ödemesinin 23.552 TL’ye çıka­rılması oldu. Ancak kanun sadece emekli öde­melerini düzenlemiyor. Aynı düzenleme, sos­yal güvenlik sisteminin finansmanında da 2008 yılından bu yana uygulanan önemli bir modeli sona erdiriyor.</p>

<p>Önümüzdeki günlerde kamuoyunun büyük ölçüde sadece 23.552 TL’lik ödemeyi konuşa­cağını tahmin etmek zor değil.</p>

<p>Oysa kanunun ikinci önemli maddesi, uzun vadede sosyal gü­venlik sistemi açısından çok daha dikkat çe­kici sonuçlar doğurabilecek nitelikte. En dü­şük emekli aylığı değil, ödenecek tutar değişti! Öncelikle teknik bir ayrımı yapmak gerekiyor. Kanun, bütün emeklilerin kök aylığını 23.552 TL’ye yükseltmedi. Düzenleme, kök aylığı ve ek ödemeleri bu tutarın altında kalan emekli­lere Hazine desteğiyle 23.552 TL ödenmesini öngörüyor. Dolayısıyla emeklilerin kök aylık­ları değişmiş değil. Bugün 23.552 TL olarak be­lirlenen taban ödeme de otomatik olarak art­mayacak. Gelecek zam dönemlerinde bu tuta­rın yeniden yükseltilebilmesi için yine ayrı bir yasal düzenleme yapılması gerekecek.</p>

<h3><strong>Sessiz ama önemli değişiklik SGK’nın finansmanında</strong></h3>

<p>Kanunun kamuoyunda neredeyse hiç tartı­şılmayan ikinci düzenlemesi ise SGK’nın fi­nansman modeline ilişkin.</p>

<p>2008 yılında yürürlüğe giren sosyal güvenlik reformundan bu yana devlet, SGK’ya iki farklı yöntemle mali destek sağlıyordu.</p>

<p>Bunlardan ilki, SGK’nın tahsil ettiği prim­lerin belirli kısmı üzerinden hesaplanan ve kanunda açıkça düzenlenen devlet katkısıydı. Devlet, tahsil edilen ilgili sigorta primlerinin dörtte biri oranında SGK’ya otomatik katkı ya­pıyordu. İkinci yöntem ise SGK’nın yıl sonun­da finansman açığı vermesi halinde oluşan açı­ğın merkezi bütçeden karşılanmasıydı. 7590 sayılı Kanun ile ilk yöntem yürürlükten kaldı­rıldı. Açık finansmanı ise devam ediyor.</p>

<h3><strong>Asıl değişiklik, devlet </strong><strong>desteğinin niteliğinde</strong></h3>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken nokta, dev­let desteğinin tamamen kaldırılmış olması de­ğil, hukuki niteliğinin değişmiş olmasıdır.</p>

<p>Önceki sistemde devlet katkısı kanunda ta­nımlanmış sabit bir formüle bağlıydı. SGK ne kadar prim tahsil ederse devlet katkısı da aynı oranda otomatik olarak hesaplanıyor ve kuru­ma aktarılıyordu. Dolayısıyla bu katkı herhan­gi bir hükümetin yıllık tercihlerine bağlı de­ğildi; doğrudan kanunun güvencesi altınday­dı. Yeni düzenleme ile bu otomatik mekanizma kaldırıldı. Bundan sonra SGK’nın finansman ihtiyacı oluştuğunda Hazine elbette yine kay­nak aktarabilecek. Ancak bu katkının miktarı artık kanunda yazılı sabit bir hesaplama yön­temine göre değil, merkezi bütçe imkanları ve hükümetin mali tercihleri doğrultusunda be­lirlenecek. Başka bir ifadeyle, kanunla güvence altına alınmış otomatik devlet katkısı sistemi sona ermiş oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Mali tablolar artık farklı okunacak</strong></h3>

<p>Bu değişikliğin bir başka sonucu da SGK’nın mali tablolarında görülecek.</p>

<p>Otomatik devlet katkısı artık gelir kalemi olarak yer almayacağı için SGK’nın gelir-gider dengesi geçmiş yıllarla aynı yöntemle karşılaş­tırılamayacak.</p>

<p>Yıl sonunda Hazine’nin ne kadar kaynak ak­taracağı ise bütçe uygulamalarına bağlı olacak. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda SGK’nın açık ya da fazla vermesine ilişkin değerlendirme­lerde, bütçeden yapılan transferlerin ayrıca dikkate alınması gerekecek.</p>

<h3><strong>Sonuç:</strong></h3>

<p>7590 sayılı Kanun, kamuoyuna daha çok “en düşük emekli aylığı 23.552 TL oldu” başlığıyla yansıdı. Oysa aynı kanun, sosyal güvenlik sis­teminin yaklaşık 18 yıldır uygulanan finans­man modelinde de önemli bir değişiklik yaptı.</p>

<p>Bana göre bu düzenlemenin en önemli so­nucu, devletin SGK’ya yaptığı katkının kaldı­rılması değil; kanunda tanımlanmış, otomatik ve öngörülebilir finansman mekanizmasının sona erdirilmesi oldu. Bunun yerine gelecek yıllarda SGK’ya yapılacak katkının büyüklüğü ve zamanı, artık bütçe uygulamaları ve maliye politikası tercihleriyle belirlenecek. Bugün bu değişiklik kamuoyunda fazla tartışılmıyor ola­bilir. Ancak önümüzdeki yıllarda SGK’nın mali dengeleri ve sosyal güvenlik politikaları değer­lendirilirken, bu düzenlemenin etkisinin daha fazla hissedileceğini düşünüyorum.</p>

<p><strong>Özgür Erdursun-Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/7590-sayili-torba-kanun-emekliye-ne-getirdi-sgkda-ne-degistirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/09/kademeli-emeklilik-1.webp" type="image/jpeg" length="80655"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa asgari ücret verileri açıklandı: Türkiye dip sıralarda]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/avrupa-asgari-ucret-verileri-aciklandi-turkiye-dip-siralarda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/avrupa-asgari-ucret-verileri-aciklandi-turkiye-dip-siralarda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılı temmuz verileri, Türkiye'nin nominal asgari ücret bakımından Avrupa'nın alt sıralarında yer aldığını ortaya koymaktadır. Satın alma gücü dikkate alındığında ise ülkeler arasındaki farkların azaldığı ve bazı sıralamaların değiştiği görülmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify">Ancak satın alma gücündeki göreli iyileşme dahi, Türkiye'de asgari ücretle çalışanların yaşam standartlarının yeterli olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü özellikle son yıllarda yüksek enflasyon, hızla artan kira bedelleri ve temel ihtiyaç fiyatları, ücretlerdeki artışın önemli bir kısmını kısa sürede eritebilmektedir..</h3>

<p style="text-align:justify"><span>Asgari ücret, yalnızca çalışanlara ödenen bir taban ücret değildir. Aynı zamanda bir ülkenin refah anlayışını, emeğe verdiği değeri ve sosyal devlet iddiasını gösteren en somut göstergelerden biridir. Bu nedenle asgari ücret tartışmaları, yalnızca rakamların değil, aynı zamanda insanların nasıl bir yaşam sürdüğünün de tartışıldığı alanlardır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>2026 yılı temmuz ayına ilişkin Avrupa asgari ücret verileri <strong><a href="https://ec.europa.eu/eurostat/databrowser/view/earn_mw_cur/default/table?lang=en" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#c0392b">açıklandı</span></a></strong></span><span style="color:#c0392b"><strong>.</strong></span> Kâğıt üzerinde bakıldığında ülkeler arasında ciddi farklar olduğu görülüyor. Ancak bu farkları yalnızca euro cinsinden rakamlarla değerlendirmek, gerçeğin ancak küçük bir bölümünü görmemizi sağlıyor. Asıl soru ise şu: Asgari ücretle çalışan bir kişi, bulunduğu ülkede yalnızca hayatta kalabiliyor mu, yoksa insanca yaşayabileceği bir hayat sürebiliyor mu?</p>

<p style="text-align:justify"><span>Türkiye'de asgari ücretin hukuki tanımı son derece açıktır. Asgari Ücret Yönetmeliği'ne göre <strong>asgari ücret</strong>; işçinin gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının yanı sıra sağlık, ulaşım ve kültürel gereksinimlerini de karşılayabilecek düzeyde olması gereken ücreti ifade eder. Ne var ki bugün asıl tartışılması gereken, bu hukuki tanımın kâğıt üzerinde mi kaldığı, yoksa çalışanların günlük yaşamında gerçekten bir karşılığının bulunup bulunmadığıdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>İşte bu yazıda, 2026 yılı Avrupa asgari ücret verileri ışığında Türkiye'nin konumunu yalnızca sıralamalar üzerinden değil, asgari ücretin çalışanlara nasıl bir yaşam imkânı sunduğu sorusu üzerinden değerlendirmeye çalışacağım.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bugün itibarıyla uygulanan brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret ise 28.075,50 TL'dir. Peki bu ücret; gıda, barınma, sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlardan hangisini ne ölçüde karşılayabiliyor? Doğrusu, buna olumlu bir cevap vermek oldukça güçtür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Aşağıdaki tablo, <strong>Avrupa Birliği İstatistik Bürosu (Eurostat) tarafından yayımlanan 2026 yılı temmuz ayı <a href="https://ec.europa.eu/eurostat/databrowser/view/earn_mw_cur/default/table?lang=en" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#c0392b">verileri</span></a></strong></span><span> esas alınarak hazırlanmıştır. Daha basit bir ifadeyle Eurostat'ın <strong>S2 (2026 ikinci yarı)</strong> verileri, <strong>1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükte olan asgari ücretleri</strong> esas almaktadır; <strong>Haziran sonu itibarıyla geçerli olan döviz kurlarını</strong> kullanarak bunları euroya çevirmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Karşılaştırmayı daha kapsamlı hâle getirmek amacıyla, Avrupa Birliği üyesi olmayan ancak Eurostat'ın aynı veri setinde yer verdiği bazı ülkelerin asgari ücret verileri de tabloya dâhil edilmiştir.</span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="573" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/08/84578bbd-d87e-4fc6-aeb9-6b91b05e2d04.webp" width="400" /></p>

<p style="text-align:justify"><span>Tablo, Avrupa ülkeleri arasında asgari ücret bakımından oldukça büyük bir fark bulunduğunu ortaya koymaktadır<strong>. En yüksek brüt asgari ücret</strong> 2.771 Euro ile Lüksemburg'da uygulanırken, bu ülkeyi 2.391 Euro ile İrlanda ve 2.343 Euro ile Almanya takip etmektedir. </span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong><span>Listenin son sıralarında ise</span></strong><span> 169 Euro ile Ukrayna, 313 Euro ile Moldova ve 531 Euro ile Arnavutluk yer almaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span>Türkiye</span></strong><span>, 621 Euro tutarındaki brüt asgari ücretle Bulgaristan'ın yalnızca 1 Euro üzerinde bulunmakta ve Avrupa'da asgari ücretin en düşük olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. Bu tablo, Türkiye'nin asgari ücret bakımından Avrupa'nın büyük bölümünün gerisinde kaldığını ve alt gelir grubundaki ülkelerle aynı kümede bulunduğunu açıkça göstermektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>2026 yılının ilk ve ikinci yarısına ilişkin Eurostat verileri birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa'da en yüksek asgari ücret uygulayan ülkelerin değişmediği görülmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Hem 2026-S1 hem de 2026-S2 döneminde ilk üç sırada sırasıyla Lüksemburg, İrlanda ve Almanya yer almaktadır. Buna karşılık <strong>Türkiye'nin sıralaması aynı istikrarı göstermemektedir</strong>. 2026-S1 döneminde 654 Euro ile Bulgaristan'ın üzerinde ve Kuzey Makedonya'nın ardından gelen Türkiye, 2026-S2 döneminde 621 Euro'ya gerileyerek Kuzey Makedonya'nın da gerisine düşmüş; yalnızca Bulgaristan, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna'nın üzerinde kalmıştır. Bu değişim, Türkiye'nin Avrupa asgari ücret sıralamasında alt gruptaki konumunun daha da belirgin hâle geldiğini göstermektedir.</span></p>

<h3 style="text-align:justify">Satın alma gücü paritesine göre asgari ücret sıralaması</h3>

<p style="text-align:justify"><span>Ulusal para birimlerinin değerindeki dalgalanmalar, asgari ücretlerin euro cinsinden karşılığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle ülkelerin asgari ücretlerini yalnızca döviz kuru üzerinden karşılaştırmak, çalışanların gerçek satın alma gücünü tam olarak yansıtmayabilir. Çünkü her ülkenin fiyat düzeyi, kira giderleri ve temel tüketim harcamaları farklıdır. Bu nedenle ülkeler arasında daha sağlıklı bir karşılaştırma yapılabilmesi için <strong>Satın Alma Gücü Standardı (Purchasing Power Standards-PPS)</strong> esas alınmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Eurostat'ın 2026 yılı Temmuz verileri de</span><span> bu durumu açıkça ortaya <strong><a href="https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=Minimum_wage_statistics#Minimum_wages_expressed_in_purchasing_power_standards" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#c0392b">koymaktadır</span></a><span style="color:#c0392b">.</span></strong> Satın alma gücü esas alındığında ülkeler arasındaki ücret farkları önemli ölçüde azalmakta, hatta euro cinsinden yapılan sıralama kısmen değişmektedir. Eurostat, Avrupa Birliği ülkelerini satın alma gücü bakımından <strong>üç gruba</strong> ayırmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span>Birinci grupta</span></strong><span> 1.500 PPS'nin üzerinde asgari ücrete sahip Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, İrlanda, Fransa, Slovenya, İspanya ve Polonya yer almaktadır. Bu grupta asgari ücretler Polonya'da 1.547 PPS ile Almanya'da 2.164 PPS arasında değişmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span>İkinci grupta</span></strong><span> 1.000 ile 1.500 PPS arasında asgari ücrete sahip Litvanya, Hırvatistan, Romanya, Portekiz, Yunanistan, Kıbrıs, Malta, Slovakya, Macaristan ve Çekya bulunmaktadır. Bu ülkelerde asgari ücretler 1.015 PPS ile 1.393 PPS arasında değişmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span>Üçüncü grupta</span></strong><span> ise Bulgaristan, Letonya ve Estonya yer almakta olup, bu ülkelerde asgari ücretler 1.000 PPS'nin altında kalmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span>Türkiye bakımından ise Eurostat, 2026 yılı Temmuz dönemine ilişkin PPS verisini henüz yayımlamamıştır. </span></strong><span>Bu nedenle Türkiye'nin satın alma gücü açısından hangi grupta yer aldığına ilişkin kesin bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Bununla birlikte önceki yıllara ait PPS verileri, Türkiye'nin satın alma gücü bakımından euro cinsinden yapılan sıralamaya göre daha üst sıralarda yer alabildiğini göstermektedir. Ancak bu durum, Türkiye'de asgari ücretle çalışanların satın alma gücünün yeterli olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle son yıllarda yüksek enflasyon, hızla artan kira bedelleri ve temel ihtiyaç fiyatlarındaki yükseliş dikkate alındığında, asgari ücretlinin yaşam standardına ilişkin değerlendirmelerin yalnızca PPS verileriyle açıklanması da mümkün değildir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Nominal ücret ile satın alma gücü her zaman aynı sonucu vermemektedir. Bu nedenle asgari ücret tartışmalarında yalnızca ücretin euro karşılığına değil, çalışanların o ücretle nasıl bir yaşam sürdürebildiğine de bakmak gerekir. Zira çalışan açısından önemli olan, ücretin kaç euro olduğu değil; o ücretle ne kadar barınabildiği, beslenebildiği, ulaşımını sağlayabildiği ve insanca yaşayabildiğidir.</span><br />
 </p>

<h3 style="text-align:justify">Asıl mesele</h3>

<p style="text-align:justify"><span>Avrupa verileri bize Türkiye'nin sıralamadaki yerini gösteriyor. Ancak asıl mesele, Türkiye'nin kaçıncı sırada olduğu değil; asgari ücretle çalışan milyonlarca insanın nasıl bir yaşam sürdüğüdür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>2026 yılı temmuz verileri, Türkiye'nin nominal asgari ücret bakımından Avrupa'nın alt sıralarında yer aldığını ortaya koymaktadır. Satın alma gücü dikkate alındığında ise ülkeler arasındaki farkların azaldığı ve bazı sıralamaların değiştiği görülmektedir. Ancak satın alma gücündeki göreli iyileşme dahi, Türkiye'de asgari ücretle çalışanların yaşam standartlarının yeterli olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü özellikle son yıllarda yüksek enflasyon, hızla artan kira bedelleri ve temel ihtiyaç fiyatları, ücretlerdeki artışın önemli bir kısmını kısa sürede eritebilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Üstelik Türkiye'de tartışılması gereken yalnızca asgari ücretin düzeyi de değildir. Asıl sorun, asgari ücretin istisnai bir ücret olmaktan çıkıp milyonlarca çalışanın fiilen aldığı standart ücrete dönüşmüş olmasıdır. Oysa asgari ücret, adından da anlaşılacağı üzere, çalışanların en alt sınırını korumaya yönelik bir güvence olmalı; toplumun büyük bölümünün aldığı olağan ücret hâline gelmemelidir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Asgari Ücret Yönetmeliği'ne göre asgari ücret, işçinin gıda, barınma, sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde olmalıdır. Bu nedenle başarıyı yalnızca uluslararası sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıkmakla ölçmek doğru değildir. Gerçek başarı; asgari ücretlinin ay sonunu hesaplamak zorunda kalmadığı, çocuğuna harçlık verebildiği, sosyal ve kültürel yaşama katılabildiği, geleceğe güvenle bakabildiği ve insanca yaşayabildiği bir ekonomik düzen kurabilmektir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ezcümle asgari ücret tartışmalarında esas soru <strong>Türkiye Avrupa'da kaçıncı sırada? </strong>olmamalıdır. Asıl sorulması gereken, <strong>Türkiye'de asgari ücretle çalışan bir insan, insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebiliyor mu?</strong> sorusudur. Bu soruya verilecek olumlu cevap hem uluslararası sıralamalardan hem de istatistiklerden çok daha değerli olacaktır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>T24 | Murat BATI</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/avrupa-asgari-ucret-verileri-aciklandi-turkiye-dip-siralarda</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/08/images-4.jpg" type="image/jpeg" length="82980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/tcmbden-doviz-donusum-desteginde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/tcmbden-doviz-donusum-desteginde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), rezerv birikimine katkı sağlayan döviz dönüşüm desteğinin etkinliğinin artırılmasına yönelik düzenlemeler yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">TCMB'nin "Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p style="text-align:justify">Döviz dönüşüm desteği uygulamasında önemli değişiklikler getiren düzenlemeye göre, firmalar ürettikleri katma değerle orantılı olarak döviz dönüşüm desteğinden yararlanabilecek.</p>

<p style="text-align:justify">Firmaların katma değeri, karlılıkları ve iş gücü maliyetleri üzerinden hesaplanacak. Aracı ihracatçılar, katma değere dayalı limitlerini doldurduklarında, katma değeri yüksek tedarikçileri adına döviz dönüşüm işlemi yapabilecek. Bu durumda, döviz dönüşüm desteği doğrudan tedarikçi hesabına yatırılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>DÖVİZ ALMAMA TAAHHÜDÜ KALKTI, YERİNE DÖVİZ POZİSYONU ŞARTI GETİRİLDİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">İhracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerinde olduğu gibi, döviz dönüşüm desteğinden faydalanacak firmalar için döviz almama taahhüdü yerine döviz pozisyonlarına dayalı bir düzenlemeye gidildi. Buna göre, firmaların döviz pozisyonları döviz dönüşüm desteği başvurusu öncesinde Merkez Bankası tarafından belirlenecek üst sınırı geçemeyecek.</p>

<p style="text-align:justify">Uygulamanın etkin şekilde yürütülmesinde önemli rolü olan bankaların aracılık işlevleri güçlendirildi ve uygulamanın etkinliğini artırmaya yönelik ilave tedbirler alındı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu değişiklikler 1 Ekim'de uygulanmaya başlanacak. Düzenlemenin ayrıntıları, Uygulama Talimatı'nda yer alacak.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>YÜZDE 3 DESTEK ÖDEMESİNİN VE YÜZDE 35 İHRACAT BEDELİ SATIŞ YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN SÜRESİ UZATILDI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tebliğle, döviz dönüşüm desteğinin temel oranı yüzde 2 olarak düzenlenirken, yüzde 3 destek ödemesi ile ihracat bedeli satış yükümlülüğünün yüzde 35 olarak uygulanmasına ilişkin geçici sürenin 31 Ocak 2027'ye kadar uzatılması kararlaştırıldı. Geçici uygulamaların süresi 31 Temmuz'da doluyordu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Anadolu Ajansı (AA)</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/tcmbden-doviz-donusum-desteginde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2023/04/merkez-bankasi-faiz-07as-cover-00uv-cover.jpg" type="image/jpeg" length="49766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şirketler neden kredi alamıyor?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/sirketler-neden-kredi-alamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/sirketler-neden-kredi-alamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son zamanlarda şirketlerin en önemli sorunu nakit döngüyü sağlayamamaktır. Bu nedenle sık sık konkordato haberleri duymaya başladık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Nakit döngüsünü sağlayamaması, bir şirketin kar etmediği anlamına gelmez. Yani karlılığı son derece iyi olan firmalar da dönem dönem taahhütlerini yerine getiremeyecek noktalara gelebiliyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">Bankalar kredi verecekleri şirketlerin ana para ve faiz ödeme kabiliyetlerine odaklanırlar. O yüzden de verdikleri kredilerin bu döngü içerisinde geri dönüşü kolaylaştıracak şekilde kullanılıp kullanılmayacağı çok önemlidir. Bilanço risk yönetimini disiplinli bir şekilde yapmayan şirketleri hemen farkederler. Ancak ciddi varlığı olan şirketlere bir miktar tolerans gösterilse de disiplini elden kaçıran şirketleri kırmadan geri çevirme yollarını iyi bilirler.</p>

<p style="text-align:justify">Son zamanlarda şirketler bir yandan durgunluk bir yandan da ödeme taahhütlerini yerine getirememe sorunuyla daha fazla karşılaşmaya başladılar. İran-İsrail/ABD savaşının devam etmesi, Ukrayna-Rusya savaşının hala bitmemesi tüketim eğilimini azaltmakta olduğundan global büyüme beklentileri de aşağı yönlü revize edilmektedir. Bu durum hedeflenen ciroları yapmak için ihracatın pek de yardımcı olamayacağı anlamına geliyor. O yüzden de ek tedbirler almak gerekiyor. İç piyasada ise bir yandan ücretlerin çok düşük kalması, bir yandan da iç talebi düşürmeye yönelik alınan tedbirlerle düşük olan talepten pay kapmak için şirketler ya vade açmak durumunda kalıyorlar, ya da kar marjlarını iyice düşürmek zorunda kalıyorlar. Aksi halde ciro yapmak oldukça zorlaşmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Peki ne oldu da iç piyasada firmalar satışta zorlanıyorlar ve üretim kapasiteleri %60’lara düştü?</p>

<p style="text-align:justify">İç talebi azaltıcı tedbirler anlamında kredi kartları da dahil, kredi kullandırımlarının sınırlanması şirketlerin işletme sermayesi gibi kullandığı kredi kartlarının ihtiyaçlarını karşılayamadığı, bu nedenle kartla mal alamadıkları için de vadeli çek veya daha uzun vadeye çözüm aramaya çalıştıklarını görmekteyiz. Bilanço sağlığının bozulması nedeniyle krediye de ulaşılamamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun yanında enflasyon nedeniyle rafa konulan ürün için daha fazla kaynak gerekmektedir. Ancak bu kaynağa erişmek çok zorlaşmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Bir yandan şirketlerin bozulan finans dengesi yeni kredi limiti tanımlamayı imkansız hale getirirken, diğer taraftan alınan makro ihtiyati tedbirler de krediye ulaşımı iyice zorlaştırmıştır. Örneğin;</p>

<p style="text-align:justify">BDDK verilerine göre, toplam TL cinsi krediler 02/01/2026 tarihi itibariyle 23,05 trilyon liradan 24/07/2026 tarihi itibariyle 27 trilyon liraya yükselmiştir, yaklaşık %17 artış gerçekleşmiştir. Döviz cinsi kredilerde ise 02/01/2026 tarihinde 538 milyon USD’dan, 24/07/2026 tarihinde 573 milyon dolara yükselmiştir. Yani dolar bazında %6.42 artış gerçekleşmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu veriler bize artış oranının sadece dönemsel enflasyon oranı civarında olduğunu bize göstermektedir. Yani Ocak-Temmuz dönemi enflasyon rakamı yaklaşık %17 civarındayken, kredilerde artış da aynı oranda gerçekleşmiştir. Bu durumda reel bir kredi büyümesinden bahsedemeyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Oysa madalyonun diğer yüzüne baktığımızda uygulanan kredi faizleri dönemsel enflasyon rakamının çok üzerindedir. Ayrıca üzerine faiz olarak gösterilmeyen komisyon adı altında alınan %1,5’lar civarında oranda ödemeler de var. O yüzden %48’ler civarında kullandırılan rotatif kredilerle alınan komisyonları dikkate alırsak, kredi maliyetleri %50’lerin üzerine çıkmaktadır. Ancak kredi büyümesi bunun çok çok altındadır. Demek ki reel anlamda kredi daralması yaşanmakta, enflasyon nedeniyle daha fazla nakit kaynağa ihtiyacı olan firmalar da bu kredilere ulaşamamakta, ulaşanlar ise aşırı yüksek reel faiz ödemek zorunda kalmaktadırlar. Kredi büyüme tavan uygulaması bankaların agresif bir şekilde kredi kullandırımlarını sınırlamaktadır. Aynı zamanda rekabetçi bir kredi piyasasının oluşumunu da engellemekte, dolayısıyla da oranların çok yüksek kalmasına neden olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bir yandan sıkı para politikası nedeniyle uygulanan tedbirler krediye ulaşımı zorlaştırırken, talebi de zayıflattığı için ciro yapma kabiliyetini de düşürdüğünden vadeler uzamakta ve nakit döngüyü yapmakta daha da fazla zorlanmalarına sebep olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu sürecin 2026 yılı sonuna kadar da aynen devam etme ihtimali de yüksek olduğundan vakit geçirmeden tebirler almak gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir öneri yapmadan da geçmeyelim. KDV tahsilatı, tahakkukun yapıldığı aydan sonraki ay değil de 3-4 ay sonra alınsa, şirketler KDV yatırmak için kredi alma zorunluluğunun azalması nedeniyle daha rahat nefes alamazlar mı? Çözüm çok, yeter ki varlık ve yükümlülük yönetimini iyi yapalım.</p>

<p style="text-align:justify">Saygılarımla.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Finansingundemi.com | <a href="https://www.finansingundemi.com/yazarlar/sirketler-neden-kredi-alamiyor-yazisi/1903572" rel="nofollow" target="_blank">Hikmet HAYDAR</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/sirketler-neden-kredi-alamiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/06/kredi-7.webp" type="image/jpeg" length="94576"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanuni faiz reeskonta bağlanıyor]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/kanuni-faiz-reeskonta-baglaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/kanuni-faiz-reeskonta-baglaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukukta bazen teknik gibi görünen düzenlemeler, günlük hayatı doğrudan etkileyen sonuçlar doğurur. Kanuni faiz de bunlardan biridir. Bir alacağın geç ödenmesi, bir tazminatın yıllar sonra tahsil edilmesi ya da mahkeme kararına konu olan bir borcun hangi faiz üzerinden hesaplanacağı, milyonlarca liralık uyuşmazlıklarda tarafların ekonomik dengesini değiştirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">TBMM'de kabul edilen düzenleme, işte bu nedenle yalnızca faiz oranını değiştiren teknik bir kanun hükmü ve Anayasa Mahkemesi Kararının bir gereği olarak görülmemelidir. Düzenleme, yüksek enflasyon dönemlerinde alacaklının uğradığı değer kaybını telafi etmeyi amaçlayan yeni bir sistem kuruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>DÜZENLEMENİN ÇIKIŞ NOKTASI ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Aslında bu değişikliğin mimarı yasama organından önce Anayasa Mahkemesi oldu. Mahkeme, 22 Temmuz 2025 tarihli kararıyla sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkilerinde uygulanan kanuni faizin, paranın zaman içinde uğradığı değer kaybını karşılamadığına dikkat çekti. Daha da önemlisi, hukuk sisteminde alacaklının bu reel kaybını giderebilecek etkili bir mekanizmanın bulunmadığını belirterek, mevcut düzenlemeyi mülkiyet hakkına aykırı buldu.<br />
Bu karar, yalnızca teknik bir iptal kararı değil; enflasyon gerçeğinin hukuk düzeni üzerindeki etkisini ortaya koyan önemli bir tespitti. Çünkü yüksek enflasyon ortamında yıllarca süren davaların sonunda tahsil edilen alacaklar, çoğu zaman ekonomik değerinin önemli bir bölümünü kaybetmiş oluyordu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>REESKONT FAİZİ YENİ REFERANS OLUYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Yeni düzenlemeyle sözleşmede faiz oranı belirlenmemişse uygulanacak kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının yüzde 80’i olarak belirlendi. Bunun yanında yıl içinde reeskont oranında beş puan veya daha fazla değişiklik meydana gelmesi halinde, yılın ikinci yarısında uygulanacak faiz de otomatik olarak güncellenecek.</p>

<p style="text-align:justify">TCMB verilerine göre 31 Aralık 2025 tarihinde geçerli reeskont faiz oranının yüzde 38.75 olduğunu ve 30 Haziran itibarıyla da aynı oranın geçerli olduğunu dikkate alarak, kanunun yayımı ile beraber uygulanacak kanuni faiz oranının yüzde 31 olacağını belirtelim.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>GEREKÇE DOĞRU, AÇIKLAMA EKSİK</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kanun teklifinin gerekçesi incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına uyum sağlanmasının temel amaç olduğu açıkça görülüyor. Ayrıca alacaklı ile borçlu arasında adil bir denge kurulmasının hedeflendiği de ifade ediliyor.<br />
Neden reeskont faizi esas alındı? Neden politika faizi, ticari kredi faizleri veya enflasyon oranı değil? Daha önemlisi, neden reeskont faizinin tamamı değil yüzde 80’i tercih edildi şeklinde sorular sorulabilse de bize göre de reeskont faizinin kriter alınması isabetlidir. Zira yasal düzenlemelerle belirlenen oranların daha objektif kriterlere bağlanması doğrudur. Bunu kamunun uyguladığı gecikme faizi veya tecil faizinde de görüyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hiç kuşkusuz mevcut sistem, uzun süre değişmeyen sabit kanuni faiz uygulamasına göre önemli bir ilerleme niteliğinde. Kanuni faizin ekonomik göstergelere bağlanması, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde alacaklının korunmasına katkı sağlayacaktır.<br />
Bununla birlikte yeni sistemin bütün sorunları çözeceğini söylemek de kolay değil. Reeskont faizi her zaman piyasa faizlerini veya enflasyonun gerçek etkisini birebir yansıtmayabilir. Ayrıca yüzde 80 katsayısının hangi ekonomik hesaplamaya dayandığını açıklamak kolay olmadığından, bu tercihin özellikle akademik çevrelerde tartışılması kaçınılmaz olacaktır.<br />
Sonuç olarak TBMM, Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği önemli bir soruna çözüm üretmiş bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İstanbul Ticaret Odası Gazetesi |  OSMAN ARIOĞLU</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/kanuni-faiz-reeskonta-baglaniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/08/faiz-yuzde-artis-enflasyon.jpg" type="image/jpeg" length="26641"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Booking.com Türkiye'ye geri dönebilir]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/bookingcom-turkiyeye-geri-donebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/bookingcom-turkiyeye-geri-donebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti'nin hazırladığı yasa teklifiyle, Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen yabancı dijital konaklama platformları için yeni kurallar getiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti tarafından hazırlanan yeni yasa teklifiyle, başta yaklaşık dokuz yıl önce Türkiye'deki faaliyetlerini durduran Booking.com olmak üzere yabancı dijital turizm ve konaklama platformlarının Türkiye'de yeniden hizmet verebilmesinin önü açılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bloomberg'e konuşan üst düzey yetkililerin aktardığı bilgilere göre, yabancı dijital konaklama platformlarının elektronik ticaret üzerinden yürüttükleri faaliyetleri düzenleyen yasa teklifinin kısa süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulması bekleniyor.</p>

<h3><strong>Türkiye'de temsilcilik açma şartı geliyor</strong></h3>

<p>Teklife göre, yabancı dijital konaklama platformlarının Türkiye'de faaliyet gösterebilmesi için ülkede resmi bir temsilcilik bulundurması gerekecek.</p>

<p>Bunun yanında şirketlere, iki yılda bir yenilenecek faaliyet izni alma zorunluluğu getirilecek. Faaliyet izin belgesinin yenilenmesi için 5 milyon TL ücret ödenecek. Düzenleme kapsamında bu tutarın ilerleyen dönemde artırılabilmesine de imkan tanınacak.</p>

<h3><strong>Vergi ödeyecekler, turizm payı aktaracaklar</strong></h3>

<p>Yeni düzenlemeyle birlikte yabancı platformlar Türkiye'de dijital hizmet vergisi mükellefi olacak. Şirketler, Türkiye'de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergi ödeyecek. Ayrıca Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'na (TGA), yıllık cirolarının on binde 5'i oranında turizm payı aktaracaklar.</p>

<h3><strong>Algoritmalar denetlenecek, rekabet kuralları sıkılaşacak</strong></h3>

<p>Yasa teklifinde rekabetin korunmasına yönelik hükümler de yer alıyor. Buna göre platformlar, kullandıkları algoritmaların şeffaf olacağını taahhüt edecek ve piyasada hakim konum oluşturabilecek uygulamalardan kaçınacak. Konaklama tesisleri ise bu platformlarla çalışırken aynı zamanda istedikleri diğer satış kanallarını da kullanabilecek.</p>

<h3><strong>Komisyon oranına üst sınır geliyor</strong></h3>

<p>Düzenlemenin dikkat çeken maddelerinden biri de komisyon oranlarına ilişkin oldu.</p>

<p>Teklife göre yabancı dijital platformlar, Türkiye'deki satışlarında yüzde 17'nin üzerinde komisyon alamayacak. Kaynakların verdiği bilgiye göre, halihazırda yerli platformların uyguladığı komisyon oranı ise yaklaşık yüzde 20 seviyesinde bulunuyor.</p>

<h3><strong>Paket tur satışı yapılamayacak</strong></h3>

<p>Yasa teklifi kapsamında yabancı dijital platformların faaliyet alanı da sınırlandırılıyor. Şirketler yalnızca konaklama, uçak bileti ve transfer gibi hizmetleri sunabilecek. Paket tur satışı ise bu platformlar için yasak olacak.</p>

<p>Düzenlemenin yasalaşması halinde, belirlenen şartları yerine getiren uluslararası dijital turizm platformlarının Türkiye pazarında yeniden faaliyet göstermesinin önü açılmış olacak.</p>

<p><strong>Bloomberg</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/bookingcom-turkiyeye-geri-donebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/07/booking3.jpg" type="image/jpeg" length="35798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Apple'dan kritik tedarik uyarısı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/appledan-kritik-tedarik-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/appledan-kritik-tedarik-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Apple, üçüncü çeyrekte gelirini yüzde 16 artırarak 109 milyar dolara, net kârını ise yüzde 26 yükselişle 29 milyar dolara çıkardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Apple</strong>, üçüncü çeyrekte güçlü finansal sonuçlar açıklamasına rağmen gelecek dönemde en çok talep gören ürünlerinde ciddi tedarik sorunları yaşanabileceğini bildirdi.</p>

<p>Şirketin geliri yıllık bazda yüzde 16 artarak 109 milyar dolara ulaşırken net kârı yüzde 26 yükselişle 29 milyar dolar oldu. Beklentileri aşan iPhone satışları finansal sonuçları destekledi.</p>

<h3><strong>Apple hisseleri yüzde 7'den fazla düştü</strong></h3>

<p>Güçlü bilançosuna karşın şirketin tedarik zincirine ilişkin uyarıları yatırımcılarda endişeye yol açtı. Apple hisseleri, mesai sonrası işlemlerde yüzde 7'yi aşan değer kaybı yaşadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Tedarik sorunu iPhone ve iPad'e yayılabilir</strong></h3>

<p><strong>Apple CEO'su Tim Cook</strong>, hâlihazırda Mac bilgisayarlarda görülen tedarik sorunlarının ilerleyen dönemde ağırlaşabileceğini söyledi. Cook, sıkıntının iPhone ve iPad modellerini de etkileyebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Cook, "Şu anda çok önemli tedarik kısıtları görüyoruz ve tedarik zincirinin bunları gidermekteki esnekliği oldukça sınırlı" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>Kritik çip bileşenlerinde tedarik zorluğu</strong></h3>

<p>Apple, sorunun temel nedenlerinden biri olarak ürünlerinde kullanılan kritik çip bileşenlerinin temininde yaşanan güçlükleri gösterdi.</p>

<p>Mac ve iPhone modellerindeki gelişmiş işlemcilerin büyük bölümü, Tayvan merkezli yarı iletken üreticisi TSMC tarafından üretiliyor. Bu çipler, cihazların daha hızlı ve verimli çalışmasında önemli rol oynuyor.</p>

<p>Cook ise tedarik baskısında çip eksikliğinden çok, beklentilerin üzerinde gerçekleşen talebin belirleyici olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/appledan-kritik-tedarik-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/04/apple333.jpg" type="image/jpeg" length="53311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Binek otomobiller için asgari maktu vergi uygulaması getirildi]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/binek-otomobiller-icin-asgari-maktu-vergi-uygulamasi-getirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/binek-otomobiller-icin-asgari-maktu-vergi-uygulamasi-getirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Binek otomobiller ve insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtların vergilendirilmesinde asgari maktu vergi uygulaması devreye alınıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Konuya ilişkin hükümlerin yer aldığı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Kanunda, otomobillere ilişkin özel tüketim vergisi (ÖTV) düzenlemesi öngören maddeler de yer aldı.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, kanun, binek otomobiller ile esas itibarıyla insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtların vergilendirme sistemine asgari maktu vergi standardı getiriyor.</p>

<p>Kanunla, mevcut uygulamada, motor silindir hacmi, motor gücü, emisyon, menzil ve matrah gibi kriterlere göre nispi (oran bazlı) olarak vergilendirilen bu taşıtlar için yeni alt sınır mekanizması oluşturuldu.</p>

<p>Yeni sisteme göre, kapsama giren taşıtlar için nispi vergi oranı üzerinden hesaplanacak ÖTV tutarının belirlenen asgari maktu vergi tutarının altında kalması durumunda, yalnızca asgari maktu vergi tutarı tahsil edilecek. Nispi vergi tutarının yüksek çıkması durumunda ise mevcut sistemdeki gibi oran üzerinden vergilendirmeye devam edilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu uygulama binek otomobilleri kapsarken, yolcu veya yük taşımaya mahsus ticari araçlar ile motosikletlerin vergilendirilmesinde ise değişiklik yapılmadı.</p>

<h2><strong>Sınıflara göre belirlenen vergi tutarları ve muafiyetler</strong></h2>

<p>Düzenleme kapsamında binek otomobiller ve bu gruptaki diğer taşıtlar için asgari maktu vergi tutarı 100 bin lira olarak tespit edildi.</p>

<p>Üç ve dört tekerlekli motorlu araçlar ile ATV'lerin bir kısmını içeren (L) sınıfı taşıtlarda ise sadece elektrik motor gücü 4 kilovat ve üzerinde olanlar kapsama alındı. Bu araçlar için asgari maktu tutarı 30 bin lira olarak belirlendi.</p>

<p>Buna karşılık, (L) sınıfında olup elektrik motor gücü 4 kilovatın altında kalanlar, içten yanmalı motoru olanlar, iki tekerlekli motosikletler ve (T) sınıfındaki tarım-orman traktörleri ile bu sınıftaki ATV'ler, yeni uygulamadan muaf tutuldu.</p>

<h2><strong>Araç fiyatları ve vergi üzerinde doğrudan değişiklik olması öngörülmüyor</strong></h2>

<p>Halen satışı yapılan ve mevcut mevzuata göre hesaplanan nispi vergi tutarları, belirlenen maktu sınırların üzerinde kalıyor. Düzenlemeyle, mevcut araç fiyatları ve vergi üzerinde doğrudan değişiklik olması öngörülmüyor.</p>

<p>Kanunla Cumhurbaşkanına, belirlenen bu maktu tutarları veya yeniden değerleme oranıyla artırılmış tutarları, yasal kriterler çerçevesinde 10 katına kadar artırma ve sıfıra kadar indirme yetkisi verildi.</p>

<h2><strong>Düzenlemenin gerekçesi</strong></h2>

<p>Uygulama, düzenlemenin gerekçe hükümlerine göre, cari dönemde vergi artışı oluşturmak amacıyla değil, ilerleyen süreçte yaşanabilecek sektörel ve ticari değişimlere karşı idari kararların hızlı alınabilmesi için tasarlandı.</p>

<p>Uygulama, piyasadaki olası rekabet eşitsizliklerine ve fiyatlama yapısını bozucu gelişmelere karşı müdahale aracı olarak mevzuata eklendi.</p>

<p><strong>AA</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/binek-otomobiller-icin-asgari-maktu-vergi-uygulamasi-getirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/02/binek-oto.webp" type="image/jpeg" length="25724"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gayrimenkul yatırım fonlarında değerlemenin gerçek gücü]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/gayrimenkul-yatirim-fonlarinda-degerlemenin-gercek-gucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/gayrimenkul-yatirim-fonlarinda-degerlemenin-gercek-gucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gayrimenkul yatırım fonları artık ilk yıllarında­ki gibi küçük bir piyasa değil. Gayrimenkul ya­tırım fonları büyümeye devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">KAP verilerine baktığımızda ha­li hazırda 334 fonun kurulmuş olduğunu görüyoruz. Farklı stratejilerle kurulan, farklı yatırımcı profille­rine hitap eden oldukça geniş bir ekosistem oluştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bunların hepsi önemli gelişmeler. Ancak bana göre son günlerde asıl dikkat edilmesi gereken konu bun­ların hiçbiri değil. Çünkü artık fonların büyüklüğün­den çok, o büyüklüğün hangi değer üzerinden ölçül­düğü konuşulmaya başladı. Hele ki SPK’nın geçtiği­miz haftaki düzenlemesini dikkate aldığımızda.<br />
 </p>

<h3 style="text-align:justify">Gayrimenkul yatırım fonlarında fiyat mı, değer mi?</h3>

<p style="text-align:justify">Ama öncelikle fiyat ile değer arasındaki ayrıma bir bakalım. İlk bakışta teknik gibi görünen bu ayrım as­lında oldukça önemli. Çünkü aynı fon için karşımıza çıkan her rakam aynı şeyi ifade etmiyor. Bir tarafta piyasada oluşan fiyat var. Diğer tarafta ise fon port­föyündeki varlıkların değerleme süreci sonunda he­saplanan birim pay değeri. Çoğu zaman bu iki kav­ram birbirinin yerine kullanılıyor. Oysa aynı değiller.</p>

<p style="text-align:justify">Aslında bu durum yalnızca gayrimenkul yatırım fonlarına özgü de değil. İşlem hacminin sınırlı oldu­ğu piyasalarda oluşan fiyat ile ekonomik değeri esas alan hesaplamalar zaman zaman birbirinden farklı­laşabilir. Fiyat, belirli bir anda gerçekleşen işlemin sonucudur.</p>

<p style="text-align:justify">Birim pay değeri ise fon portföyündeki varlıkların ilgili düzenlemeler çerçevesinde yapılan değerlemeleri esas alınarak hesaplanan net varlık değerinden oluşur. Dolayısıyla aynı varlık için fark­lı rakamlarla karşılaşılması tek başına bir çelişki de­ğildir. Önemli olan hangi rakamın neyi temsil ettiği­ni doğru okuyabilmektir.</p>

<h3 style="text-align:justify">SPK’nın düzenlemesi</h3>

<p style="text-align:justify">Geçtiğimiz hafta SPK’nın bu alanda yaptığı dü­zenleme de tam olarak bu nedenle dikkat çekiciydi. Düzenleme, gayrimenkul yatırım fonlarının ya da gi­rişim sermayesi yatırım fonlarının değerleme esas­larını değiştirmiyor. Değişiklik, borsada işlem gören bu fonların katılma paylarını portföyünde bulundu­ran yatırım fonlarının finansal raporlarında hangi değerin esas alınacağına ilişkin.</p>

<p style="text-align:justify">Buna göre, daha ön­ce borsada oluşan fiyat üzerinden değerlenen katıl­ma paylarının, kurucu portföy yönetim şirketi tara­fından açıklanan en son birim pay değeri esas alına­rak değerlenmesi benimsendi. Bu kapsamda mevcut uygulamaya göre değerleme yapan fonlara 31 Tem­muz 2026 tarihine kadar uyum süresi de tanındı. İlk bakışta muhasebe uygulamasına ilişkin teknik bir değişiklik gibi görünse de, bence düzenlemenin asıl önemi “fiyat ile değer arasındaki farkı” yeniden gö­rünür hale getirmesinde yatıyor.</p>

<h3 style="text-align:justify">Değerlemenin önemi ve şeffaflık</h3>

<p style="text-align:justify">Burada değerleme raporlarının rolünü de ayrıca vurgulamak gerekiyor. Uzun yıllar gayrimenkul de­ğerlemesini daha çok kredi süreçlerinin doğal bir parçası olarak değerlendirdik. Oysa bugün aynı de­ğerleme çalışmaları, yatırım fonlarının net varlık değerinin hesaplanmasından finansal raporlamaya kadar çok daha geniş bir alanı etkiliyor. Değerleme raporu artık yalnızca bir taşınmazın değerini belir­leyen teknik bir çalışma değil. Aynı zamanda yatı­rımcının gördüğü birim pay değerinin oluşmasında da belirleyici unsurlardan biri.</p>

<p style="text-align:justify">Bir başka önemli gelişme ise şeffaflık tarafında yaşanıyor. TEFAS sayesinde yatırımcılar fonların günlük birim pay değerlerini, geçmiş performans­larını ve portföy yapılarını çok daha yakından takip edebiliyor. Bilgiye erişimin kolaylaşması, doğal ola­rak daha fazla sorgulamayı da beraberinde getiri­yor. Bana göre bu, sermaye piyasalarının gelişmesi açısından son derece olumlu bir tablo.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette piyasa fiyatını tamamen göz ardı etmek mümkün değil. Sonuçta fiyat, alıcı ile satıcının be­lirli bir anda üzerinde uzlaştığı seviyeyi gösteriyor. Ancak özellikle işlem hacminin sınırlı olduğu piya­salarda oluşan fiyatın, ekonomik değeri her zaman birebir yansıtmasını beklemek de doğru olmaya­caktır. Bu nedenle yatırım kararı verirken yalnızca fiyatı değil, o fiyatın hangi değeri temsil ettiğini de dikkate almak gerekiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bence SPK’nın bu son ve çok önemli düzenleme­sini yalnızca teknik bir muhasebe değişikliği olarak okumamak gerekiyor. Bu düzenleme aynı zamanda bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. Ser­maye piyasalarında fiyat ile değer aynı kavram de­ğildir. Özellikle gayrimenkul yatırım fonları gibi de­ğerlemenin sistemin merkezinde olduğu yapılarda, bu ayrımı doğru yapmak yatırımcı açısından da, pi­yasanın sağlıklı gelişimi açısından da giderek daha fazla önem taşıyacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak değerleme tartışmasının burada bittiğini düşünmüyorum. Hatta bana göre asıl sorular bun­dan sonra başlıyor. Bir fonun çok yatırımcısının ol­ması gerçekten o fonu daha mı değerli kılıyor? En yüksek getiriyi sağlayan fonlar neden her zaman en büyük fonlar olmuyor? Ve bütün bunlar bize ya­tırımcı davranışı hakkında ne söylüyor? Önümüz­deki yazılarda TEFAS verilerine biraz daha yakın­dan bakmak ve biraz da bu sorular üzerinde dur­mak istiyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Dünya | Prof. Dr. Ali HEPŞEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/gayrimenkul-yatirim-fonlarinda-degerlemenin-gercek-gucu</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/07/fon-6.jpg" type="image/jpeg" length="85936"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışanlardan 2026 yılında 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi alınacak…]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/calisanlardan-2026-yilinda-175-milyar-tl-fazla-gelir-vergisi-alinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/calisanlardan-2026-yilinda-175-milyar-tl-fazla-gelir-vergisi-alinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışanlardan 2026 yılında yaklaşık 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi, yaklaşık 1 milyar TL de fazla damga vergisi tahsil edilmiş olacaktır. Böylece yalnızca bu iki vergi bakımından çalışanların toplam kaybı yaklaşık 18,5 milyar TL’ye ulaşmaktadır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span>SGK verilerine göre bugün itibarıyla yaklaşık 23 milyon ücretli çalışan bulunmaktadır. Bu çalışanların 2 milyonun üzerinde bir kısmını emekli olduktan sonra yeniden çalışma hayatına dönenler oluşturmaktadır. Bunların bir bölümü kamuda, bir bölümü ise özel sektörde çalışmaktadır. İster kamuda ister özel sektörde çalışsınlar, emekleri karşılığında elde ettikleri gelir vergi hukuku bakımından <strong>ücret</strong> olarak kabul edilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Çalışanların maaşlarından kesilen gelir vergisinin hangi oranlarda hesaplanacağı Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) 103’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Ücret gelirlerine uygulanan tarife normal koşullarda yüzde 15’ten başlamakta ve yüzde 40’a kadar çıkmaktadır. Dolayısıyla çalışanın elde ettiği ücret arttıkça uygulanacak gelir vergisi oranı da değişebilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Buna göre çalışanın aylık ücretinden önce SGK işçi primi ve işsizlik sigortası primi kesilir; kalan tutar ise gelir vergisi tarifesine tabi tutulur. Ayrıca her yıl 1 Ocak’tan itibaren elde edilen ücretler kümülatif olarak toplanır ve bu toplam üzerinden gelir vergisi hesaplanır. Bu nedenle yıl içinde elde edilen ücret arttıkça çalışanlar bir üst vergi dilimine geçebilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ancak hesaplanan, yani maaştan kesilen bu vergi, çalışanın fiilen ödeyeceği vergi değildir. Çünkü ücretliler için asgari ücrete kadar gelir ve damga vergisi istisnası uygulanmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu nedenle önce çalışanın ücreti üzerinden gelir vergisi hesaplanmakta, daha sonra asgari ücret tutarı aynı gelir vergisi tarifesine göre yeniden hesaplanarak istisna tutarı belirlenmekte, son olarak da bu tutar hesaplanan gelir vergisinden düşülmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu oldukça yerinde bir uygulamadır. Nitekim bu istisna sayesinde Hazine, 2025 yılında yaklaşık 850 milyar TL tutarında vergi gelirinden vazgeçmiştir. 2026 yılı bütçesinde ise bu istisna nedeniyle vazgeçilmesi öngörülen vergi tutarı 1 trilyon 92 milyar TL olarak hedeflenmiştir.</span><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sorun tam da burada başlıyor…</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span>Buraya kadar her şey doğru görünüyor. Ancak hesaplamada esas alınan <strong>“asgari ücret”</strong> tutarı hatalıdır. İşveren ve Devlet lehine, çalışan aleyhine sonuç doğuran bu yazılı olmayan uygulama zamanla adeta bir teamüle dönüşmüş ve sanki kanunun emrettiği bir yöntemmiş gibi yıllardır sorgulanmadan uygulanmaktadır.</span><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"><span>Şöyle ki;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde, asgari ücrete kadar olan ücretlerin gelir vergisinden istisna olduğu düzenlenmiş ve hükümde açıkça <strong><i>“asgari ücrete kadar olan ücret”</i></strong> ifadesine yer verilmiştir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ancak ülkemizde asgari ücret aylık değil, günlük olarak belirlenmektedir. Nitekim 2026 yılında uygulanacak asgari ücreti belirleyen Asgari Ücret Tespit Komisyonu da</span><span> Resmî Gazete’de aylık değil, günlük asgari ücreti ilan <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251226-6.pdf" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#c0392b">etmiştir</span></a>. Kararda<i>, “işçinin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretinin 01.01.2026-31.12.2026 tarihleri arasında 1.101 TL”</i> olduğu açıkça belirtilmiştir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu tutar brüt günlük asgari ücreti ifade etmektedir. Esasen önceki yıllarda yayımlanan tüm Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararlarında da aylık değil, günlük asgari ücret ilan edilmiştir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Buna göre yalnızca asgari ücret elde eden çalışanların ücretleri gelir ve damga vergisinden tamamen istisna edilerek bu ücretler üzerinden vergi alınmaması sağlanmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Asgari ücretin üzerinde gelir elde eden çalışanlarda ise net asgari ücrete isabet eden ücret kısmı gelir ve brüt asgari ücrete isabet eden ücret kısmı ise damga vergisinden istisna edilmiştir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ancak <strong>uygulamada istisna edilen tutar, gerçek asgari ücret değil; günlük asgari ücretin 30 gün üzerinden hesaplanmasıyla bulunan <u>SGK matrahına karşılık gelen tutardır</u></strong>. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu uygulama, çalışanların gereğinden fazla gelir ve damga vergisi ödemesine yol açmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Asgari ücret aylık veya yıllık değil, günlük olarak belirlenmektedir. Buna rağmen uygulamada gelir vergisi istisnası hesaplanırken günlük tutar her ay 30 gün esas alınarak hesaplanmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bunun nedeni, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88’inci maddesi uyarınca SGK uygulamasında ayın 30 gün kabul edilmesidir. Böylece gelir vergisi istisnasında da aylık brüt asgari ücret yerine SGK matrahına esas alınan tutar dikkate alınmaktadır. Kanunda öngörülmeyen bu uygulama çalışanlar açısından önemli hak kayıplarına yol açmaktadır.</span><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"><strong>Asgari ücret tutar karmaşası</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span>2026 yılı için açıklanan 33.030 TL’lik tutar gerçekte aylık brüt asgari ücret değil, günlük brüt asgari ücretin 30 gün üzerinden hesaplanmasıyla bulunan SGK matrahıdır. Oysa 2026 yılında yedi ay 31 gün ile bitmektedir. Buna rağmen bu aylarda da gelir vergisi istisnası 30 gün üzerinden hesaplandığından, çalışanların ücret bordrolarında özellikle gelir vergisi yönünden eksik istisna uygulanmaktadır.</span><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"><span>Şöyle ki;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde yer alan <i>“ödemenin yapıldığı ayda geçerli olan <strong>asgari ücretin aylık brüt tutarından</strong> işçi sosyal güvenlik kurumu primi ve işsizlik sigortası primi düşüldükten sonra kalan tutarına isabet eden ücretler”</i> hükmü uyarınca, gelir vergisinden istisna edilecek tutar <strong>“SGK matrahına”</strong> değil, açıkça ifade edildiği üzere “<strong>aylık brüt asgari ücrete” </strong>isabet eden tutardır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu nedenle asgari ücretten fazla ücret elde eden tüm çalışanlar, gereğinden fazla gelir vergisi ödemektedir. Zira GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde yer alan <strong><i>“...aylık brüt tutarından...”</i></strong> ifadesi gereği, gelir vergisi istisnasının brüt asgari ücrete isabet eden tutar üzerinden uygulanması gerekmektedir. Oysa uygulamada istisna, aylık 30 güne karşılık gelen, diğer bir ifadeyle SGK matrahına isabet eden tutar üzerinden hesaplanmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bugünkü uygulamada gelir vergisinden istisna edilen tutar yıllık 57.881,23 TL’dir. Bu tutar, günlük asgari ücretin her ay 30 gün esas alınarak hesaplanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Oysa bir yıl 360 gün değil, 365 gündür; dört yılda bir ise 366 gündür. Başka bir ifadeyle, bir yılın yedi ayı 31 gün ile bitmesine rağmen bu aylarda da gelir vergisi istisnası yalnızca 30 gün üzerinden hesaplanmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Oysa GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendi açıkça <strong>“aylık brüt asgari ücret”</strong> ifadesini kullanmaktadır. Asgari ücretin gerçek aylık brüt tutarı esas alınsaydı, çalışanlar yıllık ortalama 1.125,5 TL daha az gelir vergisi ödeyecek, dolayısıyla ceplerinde de aynı tutarda daha fazla para kalacaktı.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>2026 yılı itibarıyla yaklaşık 23 milyon ücretli çalışan bulunmaktadır. Buna karşılık asgari ücretle çalışanların sayısına ilişkin resmî ve kesin bir veri bulunmamaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı <strong>Vedat Işıkhan</strong> bu sayının yaklaşık 6,6 milyon olduğunu açıklarken, DİSK-AR’ın <strong><a href="https://arastirma.disk.org.tr/wp-content/uploads/2024/12/ASGARI-UCRET-ARASTIRMASI-2025.pdf" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#c0392b">raporunda</span></a></strong></span><span> bu sayı yaklaşık 8,5 milyon olarak ifade edilmektedir. Bu iki verinin ortalaması esas alındığında ise yaklaşık 7,5 milyon çalışanın asgari ücretle çalıştığı söylenebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu durumda yaklaşık 7,5 milyon çalışanın asgari ücretle, kalan yaklaşık 15,5 milyon çalışanın ise asgari ücretin üzerinde ücret elde ettiğini varsayarsak; kişi başına yıllık ortalama 1.125,5 TL’lik fazla gelir vergisini çalışan sayısıyla çarptığımızda, 2026 yılında çalışanlardan yaklaşık 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi tahsil edilmiş olacaktır. Başka bir ifadeyle, çalışanların cebine girmesi gereken yaklaşık 17,5 milyar lira Hazineye aktarılmış olacaktır.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong><i><span>Özetle, </span></i></strong><span>GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde düzenlenen asgari ücret istisnası uygulamada, aylık brüt asgari ücret yerine SGK matrahı esas alınarak hesaplanmakta; bunun sonucunda çalışanlara eksik istisna uygulanmakta ve milyonlarca ücretliden gereğinden fazla gelir vergisi tahsil edilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Sonuç olarak, çalışanlardan 2026 yılında yaklaşık 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi, yaklaşık 1 milyar TL de fazla damga vergisi tahsil edilmiş olacaktır. Böylece yalnızca bu iki vergi bakımından çalışanların toplam kaybı yaklaşık 18,5 milyar TL’ye ulaşmaktadır.</span><span> </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>T24 | Murat BATI</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/calisanlardan-2026-yilinda-175-milyar-tl-fazla-gelir-vergisi-alinacak</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/02/calisan-vergi.webp" type="image/jpeg" length="75084"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yabancı yatırımcının tercihi dikkat çekti]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/yabanci-yatirimcinin-tercihi-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/yabanci-yatirimcinin-tercihi-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TCMB verileri, yabancıların Türk varlıklarındaki pozisyonunu artırmaya devam ettiğini gösterdi. Geçen hafta en güçlü talep devlet tahvillerine gelirken, hisse senedi ve özel sektör borçlanma araçlarında da net alım gerçekleşti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı. Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 38,9 milyon dolarlık hisse senedi, 805,5 milyon dolarlık DİBS ve 137 milyon dolarlık ÖST aldı.</p>

<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 24 Temmuz haftasında 41 milyar 110,8 milyon dolardan 41 milyar 388,6 milyon dolara çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 964,7 milyon dolardan 17 milyar 680,2 milyon dolara ve ÖST stoku da 3 milyar 901,4 milyon dolardan 4 milyar 24,3 milyon dolara yükseldi.</p>

<p><strong>AA</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/yabanci-yatirimcinin-tercihi-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/02/para-iadesi.jpg" type="image/jpeg" length="49733"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ya petrol ucuzlayacak ya eşel mobil uzatılacak]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/ya-petrol-ucuzlayacak-ya-esel-mobil-uzatilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/ya-petrol-ucuzlayacak-ya-esel-mobil-uzatilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Evdeki hesabın çarşıya uymaması gibi Maliye’de yapılan bazı hesaplar da piyasalara bir türlü uymuyor. Ama bu kez Maliye’nin çok fazla günahı yok. Yok, çünkü Trump’ın günü gününe, hatta saati saatine uymayınca yapılan tüm hesaplamalar bir anda geçerliliğini yitiriyor. Maliye’nin tek hatası fazla iyimser davranıp savaşın biteceğine oynamış ve hesabını kitabını ona göre yapmış olması.</p>

<p>Savaşın patlak vermesiyle birlikte devreye alınan eşel mobil uygulaması sayesinde akaryakıt fiyatlarındaki artış sınırlı tutulabildi.</p>

<p>Mart ayı başında başlatılan eşel mobil uygulamasını, temel esasları yönüyle iki bölümde ele almak gerek.</p>

<p><strong>Eşel mobilin ilk ayağını oluşturan mart-haziran döneminde akaryakıt zamlarının yüzde 75’i ÖTV’den karşılandı, indirimin de yine aynı oranı ÖTV’ye eklendi. Zam ve indirimde yüzde 25’lik kısım ise pompaya yansıtıldı.</strong></p>

<p>Temmuzda başlayan ikinci dönem de iki bölümden oluştu; ilk dönem temmuz, ikinci dönem ağustos-eylül.</p>

<p>Temmuz ayı boyunca zammın yarısı ÖTV’den karşılandı, yarısı pompaya yansıtıldı.</p>

<p>Ağustos ve eylülde ise zammın yalnızca yüzde 25’i ÖTV’den karşılanacak, yüzde 75 pompaya yansıtılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temmuz, ağustos ve eylüldeki zam durumunda uygulama böyle oldu ve olacak.</p>

<p>Bu aylarda indirim yaşandığı takdirde ise indirimin tümü ÖTV’ye aktarılıyor. İndirim, ÖTV’nin ürün bazında yasal sınıra ulaşması halinde tabii ki pompaya yansıtılacak.</p>

<p>Vatandaşın ham petrol fiyatlarının bir ara çok hızlı bir şekilde gerilediği dönemde en çok yakınmasının nedeni de buydu zaten. Uygulamanın nasıl olduğunun tam bilinmemesinin etkisiyle <strong>“Ham petrol fiyatları şu kadar geriledi, zam yaparken iyiydi, niye şimdi indirimde cimri davranılıyor”</strong> türü şikayetlerden geçilmiyordu. İndirimler pompaya yansımayacaktı ki zaten.</p>

<p>28 Temmuz’da motorinde yaşanan indirimin nedeni ise özel bir durumdu, motorindeki ÖTV’nin sıfırlanmış olmasıydı.</p>

<p>Dolayısıyla indirimin bir kısmı pompaya yansıdı, bir kısmı ÖTV’ye eklendi.</p>

<h2><strong>Ufuktaki tehlike</strong></h2>

<p>İndirimlerin bu aylarda pompaya yansımayacak olmasından daha büyük bir tehlike var. Diyelim fiyatlar iki ay boyunca, ağustos ve eylülde hiç değişiklik göstermeden bu düzeyde seyretti. Son durumda benzin 67, motorin 77, otogaz 32,30 lira. Tabii ki şehirlere ve akaryakıt bayilerine göre bu fiyatlar çok az farklılık gösterebilir.</p>

<p>Eylül ayının son gününe gelindi ve varsayalım fiyatlar bu düzeyde.</p>

<p>1 Ekim için verilmiş bir karar var, eşel mobil uygulaması sona erecek.</p>

<p>Bugün itibarıyla geçerli olan ve 30 Eylül’de de bu düzeyde oluşacağını varsaydığımız fiyatların söylediği şu:</p>

<ul>
 <li>Benzin 67 lira ve ÖTV 10,52 lira eksik alınıyor.</li>
 <li>Motorin 77 lira ve ÖTV’deki eksiklik 12,55 lira.</li>
 <li>Otogaz 32,30 lira ama ÖTV hemen hemen yasal düzeyde.</li>
</ul>

<p>Şimdi 30 Eylül’den 1 Ekim’e geçilecek ve 3 Temmuz tarihli Cumhurbaşkanı kararına göre eşel mobil sona erecek.</p>

<p>Ne yapılması gerektiği belli; akaryakıttaki ÖTV yasal düzeye çıkarılacak.</p>

<ul>
 <li>Benzine 10,52 zam gelecek ve yeni fiyat 77,52’ye çıkacak. Artış oranı yüzde 15,7.</li>
 <li>Motorin, 12,55 liralık eksik ÖTV’nin eklenmesiyle 89,55 liraya yükselecek. Artış oranı yüzde 16,3.</li>
</ul>

<h2><strong>Ya ucuzluk ya yeni düzenleme</strong></h2>

<p>Ekonomi yönetimi akaryakıta bir günde yüzde 16 zam yapmayı göze alabilir mi? Hele hele ham petrol fiyatı artmamışken. Bu zammın gerekçesi tümüyle eşel mobil uygulamasının sona erdirilmesi olacak.</p>

<p>Böyle bir adımın atılması hiç mümkün görünmüyor.</p>

<p>Eşel mobil uygulamasından ancak ham petrol fiyatları çok hızlı bir şekilde düşer, bu düşüşün sağladığı ucuzlama pompaya yansıtılmaz ve eksik ÖTV yavaş yavaş tamamlanır ve 1 Ekim’de belki birkaç liralık bir eksik kalır ve o tutar zam olarak yansıtılabilir.</p>

<p>Dolayısıyla ancak ve ancak ham petrol ucuzlar ve bu sayede ÖTV’yi yerine koymak mümkün olursa (ki eşel mobili sona erdirme kararının altında savaşın sona ereceği varsayım ve beklentisi yatıyordu) eşel mobille ilgili karar uygulanır ve bu sistemden çıkılır.</p>

<p>Yok eğer savaş uzadıkça uzar, tam bitiyor denilirken Trump yine esip gürler ve savaşı yeniden hortlatır, petrol fiyatları da yeniden artışa geçer, hele hele şu an eksik olan ÖTV tümüyle sıfırlanır ve 1 Ekim’e gelindiğinde o durumda olunur ve zaten yükselmiş olan fiyata bir de tek kalemde ÖTV kadar zam yapmak kaçınılmaz olur, işte o zaman felaket yaşanır.</p>

<p>Böyle bir durumda benzin ve motorin 95 lirayı, otogaz 77 lirayı görür.</p>

<p>Dolayısıyla yapılacak çok açık. Savaşın sona ermesi ya da daha da şiddetlenmemesi beklenecek, umulacak. Bu olursa ne âlâ, olmazsa eşel mobilin uygulaması ekim ayında bitmeyecek ve uygulama devam edecek.</p>

<p><a href="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h623q95gc/storage/files/images/2026/07/29/ekran-resmi-2026-07-29-23-p3iq.png?_gl=1*17bak9z*_gcl_au*NjIxNzg3NjIyLjE3ODQzMDE0MTQ.*_ga*MTAyMzIzNDM0OC4xNzg0MzAxNDE0*_ga_5KTMPZNM29*czE3ODUzOTE1ODQkbzEwJGcxJHQxNzg1NDA2MTA4JGo1NiRsMCRoNTIyNzAzNDY." rel="nofollow" title="Ya petrol ucuzlayacak ya eşel mobil uzatılacak - Resim : 1"><img alt="Ya petrol ucuzlayacak ya eşel mobil uzatılacak - Resim : 1" height="623" loading="lazy" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h623q95gc/storage/files/images/2026/07/29/ekran-resmi-2026-07-29-23-p3iq.png" width="850" /></a></p>

<p><strong>Alaattin Aktaş-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/ya-petrol-ucuzlayacak-ya-esel-mobil-uzatilacak</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/03/benzin3.jpg" type="image/jpeg" length="25855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KOBİ’lerin şeytanı nerelerde saklanıyor?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/kobilerin-seytani-nerelerde-saklaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/kobilerin-seytani-nerelerde-saklaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>Oluşmakta olan yeni dünya düzeninin değer yaratma zincirinde sağlam bir yer edineceksek, KOBİ’ler konusunda “Saldık çayıra, Mevla kayıra” anlayışına zerre kadar fırsat tanımamalıyız. KOBİ’lerin oluşmakta olan küresel düzen ve yeni değer yaratma zincirinde yapı, işlev ve kültürlerinin yarattığı yeni ihtiyaçları ve ihtiyaç önceliklerini derinlemesine sorgulamalıyız.</i></strong></p>

<p>Beylikler, imparatorluklar ve ulus devletler arasındaki savaşlar tarihin omurgasıdır. Savaşlar büyük ölçekli can ve mal kaybına yol açmıştır; savaş öncesi koşullarda oluşan düzenler savaş sonrasında genellikle değişmiştir.</p>

<p>Değişmenin bir başka etkeni de buluşlardır: Barutun ve ateşli silahların icadı, beylik ve imparatorlukların dayanağı olan kale odaklı savaş ve egemenlik biçimlerini kökten yok etmiştir. Buharlı makinelerin icadı ve diğer güç üreten motorların devreye girmesi, insanlığın binlerce yıl alışık olduğu üretim düzenini değiştirmiştir. Bugün de insanın zihin gücünün uzantısı olan, düşünme ve iş yapma biçimimizi değiştiren yapay zekânın etki alanındayız.</p>

<p>Kadim Çin’de Beylikler Dönemi’nde uzun süren savaşların olgunlaştırdığı askerî bilginler yetişmiştir. Wu Qi de askerlik sanatını bir felsefe üzerinde işleyerek zamanın aşındırıcı etkisine karşı koyan ilkeler geliştirmiştir. Wei Beyi’nin bir sorusunu yanıtlarken, “<strong><i>İnsanlar genellikle öğrenmedikleri şeyler yüzünden ölür; ustalıkla kavrayamadıkları şeyler yüzünden yenilgiye uğrar</i></strong>” der.</p>

<p>Burada yazdıklarımızın merkez düşüncesinin omurgası; KOBİ’lerle ilgili ölçülerin belirlenmesi, <strong>özendirmelerin</strong> tasarlanması, <strong>ölçeklendirmelerin</strong> yapılması, <strong>ödüllendirmelerin, cezalandırmaların</strong> netleştirilmesi ve ödeşme mekanizmalarının kurulmasının hayati önemde olduğudur.</p>

<p>Bir önceki yazıda “<i>İşten artmaz, dişten artar</i>” gerçekliğini, günümüz koşullarında “<i>altın bilezik</i>” anlatımının ne anlama geleceğini, “<strong><i>yaratıcı yenilik becerisinin</i></strong>” zenginlik üretme etkilerini ve “<strong><i>girişimci insan kaynağının</i></strong>” sermaye oluşumuna katkılarını neden sorgulamamız gerektiğini tartıştık. Bu yazıda da “<i>özendirme sistemlerini</i>”, “<i>kayıt dışı uygulamaları</i>”, “<i>vergiden kaçınmayı</i>”, “<i>kolektif kaynak odaklı ihaleleri</i>” ve “<i>eğitim-öğretimde fırsat eşitliğinin</i>” KOBİ’lerin gelişimi açısından çarpan etkisini neden sorgulamamız gerektiğini paylaşmak istiyoruz.</p>

<h2><strong>Özendirme sistemleri</strong></h2>

<p>Oluşmakta olan yeni dünya düzeninin değer yaratma zincirinde sağlam bir yer edineceksek, KOBİ’ler konusunda “<i>Saldık çayıra, Mevla kayıra</i>” anlayışına zerre kadar fırsat tanımamalıyız. KOBİ’lerin oluşmakta olan küresel düzen ve yeni değer yaratma zincirinde yapı, işlev ve kültürlerinin yarattığı yeni ihtiyaçları ve ihtiyaç önceliklerini derinlemesine sorgulamalıyız. Öğrenme olanağımız varken öğrenmediğimiz için ölmeye, ustalıkla kavrama olanağımız varken özensizlik nedeniyle yenilgiyi tatmaya izin verilmemelidir.</p>

<p>KOBİ’lerde teşvik, özendirme, ödüllendirme ve ödeşme sistemlerini yeniden tasarlamak gerekiyor. Özendirme sistemleri gelişmenin itici gücüdür; açık ve sıkı gözetim ve denetim mekanizmaları olmayan özendirmeler de yaratılmış servet ve sermayenin eşitsiz ve haksız dağıtımına kapı açar.</p>

<p>Özendirme sistemleri bağlamında kamu adına “<i>vergilerden vazgeçme</i>” kararları da servet ve sermaye aktarma alanlarından biridir. Kredi sisteminde “<i><a href="https://www.ekonomim.com/finans/faiz" rel="nofollow" target="_blank" title="Faiz">faiz</a> indirimleri</i>” gibi uygulamalar da özünde gelişme yaratmak için düzenlenen kaynak aktarma işlevi görür. Yüzleşeceğimiz yeni düzen gerçekliğinde, KOBİ’ler bağlamında vergilerin ve düşük faiz uygulamalarının olası etkilerini analiz etmeden yapılacak düzenlemeler, hataların tekrarlanması anlamına gelir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bernard Lewis, Arap dili gibi işlenmiş ve oturmuş dillerdeki retoriğin gerçekliği unutturma özelliğinden söz eder. Arapça kökenli, ama dilimize de yerleşmiş dokuz sözcük ne yapmamız gerektiğini bize söyler: <strong>Tetkikleri</strong> ayrıntılarıyla yapmalıyız. Oluşumlara <strong>tanılar</strong> koymalıyız. Fırsat ve tehlikeleri, olanak ve kısıtlarımızı <strong>tartmalıyız</strong>. Olası gelişmeleri öngörerek <strong>tedbirler</strong> almalıyız. Değişkenleri düşünerek <strong>taktikler</strong> geliştirmeliyiz. Bir sonuç yaratabilmek için <strong>teşebbüs</strong> etmeliyiz. Aldığımız iyi sonuçları takdir ederek marifetin iltifata tabi olduğunu göstermeliyiz. İyi işler yapanlara <strong>teşekkür </strong>etmeli, yanlışı tekrarlayanlara da fırsat vermemeliyiz. Ne kadar <strong>tekâmül ettiğimizi</strong> de sürekli gözden geçirmeliyiz.</p>

<p>Disiplin yaşamın özüdür; KOBİ’lerin özendirilmesinde disiplin mekanizmalarının işleyişi hayati önemdedir. Yeni dünya düzeninde ekonominin bu en küçük teknik birimlerinin ve hücrelerinin özendirme mekanizmalarını sorgulamadan, saydığımız dokuz adımı tutarlı bir bütünlük içinde atamayız.</p>

<p>Ayrıca özendirme sistemlerini, servet ve sermaye birikimi oluşturmanın, bunları yatırımlara dönüştürmenin ve toplumsal zenginliği artırmanın aracı olarak sorgulamalıyız.</p>

<h2><strong>Kayıt dışı uygulamalar</strong></h2>

<p>Servet ve sermaye oluşturmanın araçlarından biri de “<i>kayıt dışı uygulamaların</i>” yaygınlığıdır. Kayıt dışı uygulamalar, yasal yükümlülüklerden kaçınanlar ile yasalara uyanlar arasında haksız rekabet alanı yaratır. Özellikle kurumsal yapıları oturmamış, yarı legal ve yarı formel işleyişlerde kayıt dışılık, sürekli yaşanan krizlerde esneklik sağladığı kadar; dirlik ve düzeni, adalet ve güven duygularını aşındırdığı için tehlike potansiyeli de taşır. Toplumun uzun dönemli geleceğini düşünüyorsak, kayıt dışı uygulamalara fırsat vermemeliyiz.</p>

<p>Yarı iletken teknolojilerin potansiyeli, insan eliyle yapılan <strong>etken gözetim</strong> ve denetimi geriletirken sistem odaklı <strong>edilgen gözetim</strong> ve denetimi ilerletiyor. Açık ya da örtük kayıt dışı uygulamaları ortadan kaldıracak sistem denetiminin, üretim örgütlenmesinin derinliklerinde bir an önce hissedilmesini sağlamalıyız.</p>

<p>KOBİ gerçekliği açısından “<i>kayıt dışı uygulama</i>” beklentilerini yok ederek, yeni oluşumda küresel rekabete açık yapıları nasıl oluşturacağımızı da sorgulamalıyız. Şeytanın saklandığı bu ayrıntıyı görmezden gelme aymazlığına da fırsat vermemeliyiz.</p>

<h2><strong>Vergiden kaçınmalar</strong></h2>

<p>Bir başka “<i>servet ve sermaye kaynağı</i>” da vergiden kaçınmadır. Sistem denetiminin gelişmediği bir toplum düzeninde vergiden kaçınma yaygındır. İnanç sistemimizde, “<i>İnsanlar çıkara şiddetle yatkındır</i>” saptaması uzmanlar tarafından sıklıkla dile getirilir. Bu eğilim, servet birikiminde haksız kazanç alanı olarak görülmeli ve önlemler alınmalıdır.</p>

<p>Bir yanda güvenlikten sağlığa, eğitimden altyapıya kadar çok geniş bir alanda “<i>kamu hizmeti</i>” beklentimiz var; öte yanda vergiden kaçınmayı spor hâline getiren tutumumuz.</p>

<p>Kurumsallaşma sürecini tamamlamamış KOBİ’lerde vergiden kaçınma eğilimi daha yaygındır. Vergiden kaçınma, serbest ve adil piyasa koşullarında rekabette şans eşitliğini bozan, haksız rekabet yaratan bir olgudur. Vergiden kaçınma alanında net bilgiye, ustalıklı kavrayışa erişemezsek karşılaşacağımız fırsatları kaçırma olasılığımız artar. KOBİ yapılanmasının birikim yeteneğini koruyup geliştirerek uzun dönemli geleceği güven altına almaya katkıda bulunmasını istiyorsak, yapılacak düzenlemelerde vergiden kaçınma boşluklarını doldurarak haksız rekabet fırsatı yaratmamalıyız.</p>

<h2><strong>Kamu ihaleleri</strong></h2>

<p>Servet ve sermayenin oluşumunda kamu kaynaklarından yapılan “<strong>ihalelerin etkileri</strong>” de dinamik bir sorgulama gündeminde yerini almalıdır.</p>

<p>Temel altyapılarda ya da kamunun yaptığı satın almalarda açıklık ve eşitlik ilkeleri yaşama taşınmadığı zaman, sermaye aktarımlarının eşitsizlik, haksızlık ve hukuksuzluk yarattığını biliyoruz. Bilmemiz yetmez; bunların önünü kesecek eylemler gerekir. Gerçek yurttaş sorumluluğu, haksızlık karşısında susmak değil, eyleme geçmektir.</p>

<p>Yapay zekâ bağlamında iş süreçleri, iş gücü profilleri ve ara kesit olarak KOBİ’lerin işlevleri sorgulanarak net bilgiye erişilmesi de gündemin önemli sorunlarından biridir.</p>

<p>Kaliteli yönetimin temel ölçüsü, “<i>yön verme</i>” ve “<i>rızaya dayalı</i>” uzlaşma yaratmasıdır. Eğer KOBİ’ler bağlamında güven odaklı gelişmenin önünü açmak istiyorsak, ihaleler konusunda olumsuzlukları besleyen etkenlerin üzerine gitmeliyiz. Sorumlulukları başkalarına yükleyerek rahatlama eğiliminin güçlü olduğu insanlara “<i>bahane üretme</i>” fırsatı vermemeliyiz.</p>

<h2><strong>Eğitim-öğretim yatırımları</strong></h2>

<p>Etkili bir servet ve sermaye kaynağı da “<i>eğitim-öğretime erişebilme fırsatı yaratan yatırımlardır</i>.”</p>

<p>KOBİ’lerin de iki temel sorunu vardır: Doğru iş süreçleri oluşturmak ve uygun iş gücü profiline sahip olmak.</p>

<p>Eğitim-öğretim yatırımları, süreçleri geliştiren insanların teknik ve sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik olmalıdır. İyi yetişmiş iş gücü, değişim ve dönüşüme uyum gösterme hızını artırır; nitelikleri yükseltir ve nicelikleri çoğaltır.</p>

<p>Bu yazıda paylaşılanları eksik ve yanlış bulabilirsiniz; buna itirazımız olamaz. Biz, bu konularda kulakları sağır edecek kadar sessiz kalan, gerekçe üretmeyen, tartışmalara katılmayan, kapalı kapılar ardında akıl satmanın yarar üretmeyeceğini anımsatmak istiyor; bilgi odaklı fikir üretmeyenlere itiraz ediyoruz. Burun kıvırmadan, tepeden bakmadan, kibir ve üstünlük inancının bataklıklarına sapmadan sorgulamalı; ortak aklın gücüyle doğru yönü bulmalı ve işleri yapmalıyız.</p>

<p><strong>Rüştü Bozkurt-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/kobilerin-seytani-nerelerde-saklaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/01/hesaplama-1.webp" type="image/jpeg" length="40043"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
