<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Bağımsız Denetim Türkiye (info@bdturkey.com)</title>
    <link>https://www.bdturkey.com</link>
    <description>Bağımsız Denetim ve Muhasebe Haber Portalı</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bdturkey.com/rss/ekonomi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 20 Sep 2026 12:34:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/rss/ekonomi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[IBAN transferlerine dikkat! Açıklamayı boş bırakanlar büyük risk altında]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/iban-transferlerine-dikkat-aciklamayi-bos-birakanlar-buyuk-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/iban-transferlerine-dikkat-aciklamayi-bos-birakanlar-buyuk-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Maliye ve MASAK harekete geçti. Dijital bankacılıkta denetimler sıkılaştı! Rastgele yazılan dekont açıklamaları yasal takibe takılabiliyor. İşte IBAN transferlerinde ceza almamak için dekont kısmında dikkat etmeniz gerekenler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Bankacılık işlemlerinin dijitalleşmesi para transferlerini kolaylaştırırken, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında denetim çemberini daraltıyor.</p>

<p style="text-align:justify">IBAN üzerinden gerçekleştirilen transferlerde dekont açıklamalarında yer alan kelimeler veya alanın boş bırakılması, vatandaşlar için ciddi hukuki ve mali riskler doğuruyor.</p>

<p style="text-align:justify">Sistem tarafından yapılan denetimlerde, açıklamasına "Kira" yazılan düzenli ödemeler ile ev sahibinin vergi beyannameleri otomatik olarak karşılaştırılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Beyan edilmemiş bir gelir tespit edildiğinde mülk sahibine izah daveti gönderiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun yanı sıra ticari kazancı gizlemek ya da vergiden kaçınmak amacıyla açıklamaya yazılan "Borç iadesi" veya "Emanet" gibi ifadeler denetimlerden kaçmaya yetmiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Resmi bir sözleşme veya senetle belgelenmeyen bu tür transferler, doğrudan faturasız satış olarak değerlendirilerek vergi cezasına konu ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>AÇIKLAMAYI BOŞ BIRAKANLAR RİSK ALTINDA</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yargıtay kararlarına göre; açıklaması boş bırakılan veya sadece nokta, rastgele harf içeren transferler hukuken "var olan bir borcun ödenmesi" şeklinde kabul ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu durum, borç olarak verilen paranın geri alınamaması halinde hukuki hak iddia etmeyi oldukça zorlaştırıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medya veya butiklerden yapılan alışverişlerde ise dekonta "ürün/hizmet bedeli" yazılmasına rağmen işletme tarafından fatura kesilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası uygulanıyor.</p>

<p style="text-align:justify">İşletmelerin tüketicileri şahsi IBAN kullanımına yönlendirmesi de mevzuata aykırı bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>20 KARAKTER KURALI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Belirli limitlerin üzerindeki para transferlerinde en az 20 karakterlik net açıklama yazılması zorunluluğu aranıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Amacı belirsiz veya kişinin gelir profiliyle uyumsuz olan yüksek tutarlı transferler bankalar tarafından şüpheli işlem olarak değerlendirilerek hesap blokajıyla sonuçlanabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>HAK KAYBI YAŞANMAMASI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER</strong></p>

<p style="text-align:justify">Uzmanlar, ileride yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmesi adına şu uyarılarda bulunuyor: Transferin niteliğini "Çocuğun eğitim harçlığı", "Borç verme", "Araç satış peşinatı" gibi açık ifadelerle tanımlayın.</p>

<p style="text-align:justify">Resmi ve ticari ödemelerde dekont açıklamasına mutlaka fatura numarası, sözleşme tarihi veya tapu/ruhsat detaylarını ekleyin.</p>

<p style="text-align:justify">Hukuki uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlaması için açıklama alanını eksiksiz doldurmayı ihmal etmeyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>haberhurriyeti.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/iban-transferlerine-dikkat-aciklamayi-bos-birakanlar-buyuk-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/02/iban-para.webp" type="image/jpeg" length="95434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[5,5 milyon beyannameye karşı 2,3 trilyon liralık stopaj]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/55-milyon-beyannameye-karsi-23-trilyon-liralik-stopaj</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/55-milyon-beyannameye-karsi-23-trilyon-liralik-stopaj" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi adaleti bakımından başarı, beyanname sayısından çok, gerçek gelire ve gerçek matraha ulaşılmasıyla ölçülmelidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify">Ücretlinin geliri zaten kayıt altında; vergisi hesaplanıyor ve daha maaşı eline geçmeden kesiliyor. Dolayısıyla kayıt dışılıkla mücadelede asıl mesele, zaten kolay vergilendirilen ücretlilerden daha fazla vergi almak değil, beyan dışı kalan veya gerçek tutarının altında beyan edilen gelirleri kavrayabilmektir...</h3>

<p class="p1" style="text-align:justify">Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>, nisan ayında gelir vergisi beyannamesi sayısının 5,5 milyona ulaşarak rekor kırdığını, 401 bin mükellefin ise ilk kez beyanname verdiğini açıklamıştı.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify"><strong>Şimşek</strong>, kayıt dışılıkla mücadele ve etkin denetimler sayesinde gönüllü uyumun arttığını da belirtmişti.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Gelir vergisi beyannamesi sayısının artması elbette önemli. Özellikle daha önce beyan dışı kalan gelirlerin sistem içine alınması kayıt dışılıkla mücadele bakımından olumlu bir gelişme. Ancak meseleye yalnızca <strong>“5,5 milyon beyanname ile rekor kırıldı”</strong> şeklinde bakmak, Türkiye'deki gelir vergisi sisteminin asıl sorununu gözden kaçırmamıza neden olabilir.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Çünkü gelir vergisi açısından önemli olan yalnızca kaç kişinin beyanname verdiği değil; bu beyannameler üzerinden ne kadar vergi tahakkuk ettiği, bunun ne kadarının tahsil edildiği ve nihayetinde gelir vergisi yükünün kimlerin üzerinde kaldığıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 2026 yılı Ocak-Ağustos dönemi bütçe gerçekleşmeleri bu açıdan oldukça dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">2026 yılının ilk sekiz ayında toplam gelir vergisi tahsilatı yaklaşık <strong>2 trilyon 568,5 milyar TL</strong> oldu. Bunun yalnızca <strong>195,1 milyar TL'si beyana dayanan gelir vergisinden</strong>, <strong>2 trilyon 316,4 milyar TL'si ise stopaj yoluyla alınan gelir vergisinden</strong> oluştu.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Başka bir ifadeyle, beyana dayanan gelir vergisinin toplam gelir vergisi tahsilatı içindeki payı yaklaşık <strong>yüzde 7,6</strong> iken stopaj yoluyla alınan gelir vergisinin payı <strong>yüzde 90,2</strong> düzeyinde.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu rakamlar, 5,5 milyon beyanname rekorunun gelir vergisinin genel yapısı içindeki yerini de gösteriyor. Beyanname sayısı milyonlarla ifade edilmesine rağmen gelir vergisi tahsilatının çok büyük bölümü hâlâ beyan üzerinden değil, stopaj yoluyla gerçekleştiriliyor.</p>

<h3 class="p1" style="text-align:justify"><strong>Beyan edilen verginin de tamamı tahsil edilemiyor</strong></h3>

<p class="p1" style="text-align:justify">Tahakkuk ve tahsilat rakamlarını birlikte değerlendirdiğimizde tablo daha da belirginleşiyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">2026 yılının ilk sekiz ayında beyana dayanan gelir vergisinde yaklaşık <strong>316,2 milyar TL vergi tahakkuk etmiş</strong>, bunun <strong>195,1 milyar TL'si tahsil edilmiş</strong>. Buna göre tahsilat/tahakkuk oranı <strong>yüzde 61,7</strong> düzeyinde kalmış.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Yani tahakkuk eden her 100 liralık beyana dayanan gelir vergisinin yaklaşık 62 lirası tahsil edilebilmiş.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Stopaj yoluyla alınan gelir vergisinde ise aynı dönemde yaklaşık <strong>2 trilyon 632 milyar TL tahakkuka karşılık 2 trilyon 316 milyar TL tahsilat</strong> gerçekleşmiş. Buradaki tahsilat/tahakkuk oranı yaklaşık <strong>yüzde 88</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Dolayısıyla beyana dayanan gelir vergisi ile stopaj arasında yalnızca tahsil edilen verginin büyüklüğü bakımından değil, tahakkuk eden verginin tahsil edilebilme kabiliyeti açısından da ciddi bir fark bulunuyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Beyana dayanan gelir vergisinde tahakkuk eden verginin yaklaşık yüzde 38'i henüz tahsil edilememişken stopajda tahsilat oranı yüzde 88'e ulaşmış durumda.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu fark, gelir vergisi sistemimizin hangi gelirleri daha kolay vergilendirebildiğini de açık biçimde ortaya koyuyor.</p>

<h3 class="p1" style="text-align:justify"><strong>Ücretlinin vergisi daha cebine girmeden kesiliyor</strong></h3>

<p class="p1" style="text-align:justify">Burada teknik bir hususun altını çizmek gerekiyor. Stopaj yoluyla alınan <strong>2 trilyon 316 milyar TL'lik gelir vergisinin tamamı ücretlilerden kesilen vergiden oluşmuyor</strong>. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca ücretlerin yanı sıra iş yeri kira ödemeleri, mevduat faizi gibi başka bazı ödemeler üzerinden de gelir vergisi stopajı yapılıyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Dolayısıyla bu tutarın tamamını ücretlilerin ödediği gelir vergisi olarak göstermek doğru olmaz.<span> </span>Üstelik Hazine ve Maliye Bakanlığı stopajın gelir türlerine göre dağılımını da yayımlamıyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Ancak bu teknik ayrım, Türkiye'deki gelir vergisi sisteminin temel gerçeğini değiştirmiyor. Ücretliler, gelir vergisinin en kolay ve en düzenli tahsil edildiği kesimlerin başında geliyor. Vergi literatüründe ücretlilerin bu durumunu anlatmak için zaman zaman <strong>“kümesteki kazlar”</strong> benzetmesi de kullanılmaktadır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Çünkü ücretlinin vergisi, maaşı kendisine ödenmeden önce işveren tarafından kesilip vergi idaresine yatırılıyor. Vergi idaresinin ücretliyi bulmasına, gelirini tespit etmek için ayrıca denetim yapmasına ya da onu beyana davet etmesine çoğu durumda gerek kalmıyor.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Maaş belli, matrah belli, işveren belli. Vergi de daha ücretlinin cebine girmeden kesiliyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu nedenle Bakan <strong>Şimşek'in</strong> açıklamasında kullandığı <strong>“gönüllü uyum”</strong> kavramı ile ücretlilerin vergilendirilme biçimi arasında önemli bir fark bulunuyor. Ücretliler açısından gönüllü uyumdan ziyade, <strong>kaynağında ve otomatik bir vergilendirme</strong> söz konusudur.</p>

<h3 class="p1" style="text-align:justify"><strong>5,5 milyon beyannameye bir de bu açıdan bakalım</strong></h3>

<p class="p1" style="text-align:justify">Beyanname sayısının 5,5 milyona ulaşması ve 401 bin mükellefin ilk kez beyanname vermesi kayıt dışılıkla mücadele bakımından oldukça önemlidir. Ancak bu rakamların tek başına gelir vergisinde kayıt dışılığın önemli ölçüde azaldığını ya da vergi adaletinin güçlendiğini göstermesi de pek mümkün değildir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Beyanname sayısının artması kadar, bu beyannamelerde gösterilen gelir ve matrahların gerçek durumu yansıtması, bu matrahlar üzerinden yeterli miktarda vergi tahakkuk etmesi ve tahakkuk eden verginin de tahsil edilebilmesi gerekir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Nitekim 2026 yılının sekiz aylık verileri bu açıdan oldukça çarpıcıdır. Beyana dayanan gelir vergisinde <strong>316,2 milyar TL tahakkuka karşılık 195,1 milyar TL tahsilat</strong> yapılmış ve tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 61,7'de kalmıştır. Buna karşılık stopaj yoluyla <strong>2,3 trilyon TL'yi aşan gelir vergisi tahsil edilmiş</strong> ve tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 88'e ulaşmıştır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu tablo, gelir vergisinin ağırlıklı olarak nereden ve hangi yöntemle tahsil edildiğini göstermesi bakımından 5,5 milyon beyanname sayısından çok daha açıklayıcıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Kayıt dışılıkla mücadele, kuşkusuz daha önce beyan edilmeyen gelirlerin sisteme alınmasını ve daha fazla kişinin beyanname vermesini de gerektirir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Aksi hâlde bir tarafta beyanname sayısında rekorlardan söz edilirken diğer tarafta gelir vergisinin çok büyük bölümü, vergisi daha gelir sahibinin eline geçmeden stopaj yoluyla kesilen kesimler üzerinden tahsil edilmeye devam eder.</p>

<div class="article-inline-ad-wrapper" style="text-align:justify"></div>

<p class="p1" style="text-align:justify">Ücretli zaten sistemin içindedir. Geliri kayıt altındadır, vergisi hesaplanmaktadır ve daha maaşını almadan kesilmektedir. Bu nedenle kayıt dışılıkla mücadelede asıl yoğunlaşılması gereken alan, <strong>zaten kolay vergilendirilen ücretliler değil, gerçek gelirine ve matrahına ulaşılmakta güçlük çekilen kesimlerdir.</strong></p>

<p class="p1" style="text-align:justify">401 bin kişinin ilk kez beyanname vermesi bu açıdan önemlidir. Fakat bundan sonraki aşamada başarının ölçüsü, beyanname sayısının daha da artırılması değil; bu beyannamelerin gerçek gelirleri ne ölçüde kavradığı ve bunun vergi gelirlerine ne ölçüde yansıdığı olmalıdır.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Sonuçta <strong>5,5 milyon beyanname bir istatistiktir; vergi adaleti ise vergi yükünün nasıl dağıldığıyla ilgilidir.</strong></p>

<h3 class="p1" style="text-align:justify"><strong>Beyanname başına vergi tahsilatı ne kadar?</strong></h3>

<p class="p1" style="text-align:justify">Rakamı bir başka açıdan da değerlendirelim. 2026 yılının ilk sekiz ayında beyana dayanan gelir vergisinden <strong>195,1 milyar TL</strong> tahsil edildi. Bu tutarı <strong>Şimşek’in</strong> açıkladığı <strong>5,5 milyon beyanname</strong> sayısına böldüğümüzde, beyanname başına yaklaşık <strong>35 bin 473 TL</strong> gelir vergisi tahsilatına karşılık gelen bir büyüklük ortaya çıkıyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Elbette 5,5 milyon beyanname sayısı ile Ocak-Ağustos dönemindeki tahsilat rakamı dönem ve kapsam bakımından bire bir örtüşmediğinden, bu tutarı teknik anlamda “mükellef başına ödenen ortalama vergi” olarak kabul etmek doğru olmayabilir. Ancak bu hesaplama, beyanname rekorunun gelir vergisi tahsilatı içindeki ağırlığını görmek bakımından dikkat çekicidir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bir tarafta <strong>5,5 milyon beyanname ve 195,1 milyar TL beyana dayanan gelir vergisi tahsilatı</strong>, diğer tarafta ise yalnızca sekiz ayda <strong>2,3 trilyon TL’yi aşan stopaj yoluyla gelir vergisi tahsilatı</strong> bulunuyor. Üstelik stopajın önemli bir bölümünü, vergisi daha geliri eline geçmeden kesilen ücretliler oluşturuyor.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Bu tablo, beyanname sayısındaki rekorun tek başına gelir vergisi sistemindeki başarıyı göstermeye yetmeyeceğini ortaya koyuyor.<br />
 </p>

<p class="p1" style="text-align:justify"><strong>Son tahlilde</strong></p>

<p class="p1" style="text-align:justify">401 bin kişinin ilk kez beyanname vermesi ve toplam beyanname sayısının 5,5 milyona ulaşması kayıt dışılıkla mücadele açısından önemlidir. Ancak vergi adaleti bakımından başarı, beyanname sayısından çok, <strong>gerçek gelire ve gerçek matraha ulaşılmasıyla</strong> ölçülmelidir.</p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Ücretlinin geliri zaten kayıt altında; vergisi hesaplanıyor ve daha maaşı eline geçmeden kesiliyor. Dolayısıyla kayıt dışılıkla mücadelede asıl mesele, zaten kolay vergilendirilen ücretlilerden daha fazla vergi almak değil, <strong>beyan dışı kalan veya gerçek tutarının altında beyan edilen gelirleri kavrayabilmektir.</strong></p>

<p class="p1" style="text-align:justify">Sonuçta <strong>5,5 milyon beyanname önemli bir istatistiktir; vergi adaleti ise vergi yükünün mali güce göre nasıl dağıldığıyla ilgilidir.</strong></p>

<h3 class="p1" style="text-align:justify"><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/murat-bati/55-milyon-beyannameye-karsi-23-trilyon-liralik-stopaj,59080?_t=1789797607672" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b"><strong>T24.com | Murat BATI</strong></span></a></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/55-milyon-beyannameye-karsi-23-trilyon-liralik-stopaj</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/03/beyanname-eki.webp" type="image/jpeg" length="47240"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bankacılık sektörünün mevduatı geçen hafta artış gösterdi]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/bankacilik-sektorunun-mevduati-gecen-hafta-artis-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/bankacilik-sektorunun-mevduati-gecen-hafta-artis-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 11 Eylül ile biten haftada bir önceki haftaya göre 241 milyar 33 milyon 428 bin lira artışla, 33 trilyon 456 milyar 915 milyon 974 bin liraya yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>

<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 11 Eylül ile biten haftada yüzde 0,73 artarak 33 trilyon 215 milyar 882 milyon 546 bin liradan 33 trilyon 456 milyar 915 milyon 974 bin liraya çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 2,02 artarak 18 trilyon 310 milyar 52 milyon 954 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,28 yükselişle 11 trilyon 23 milyar 414 milyon 690 bin lira oldu.</p>

<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 267 milyar 480 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 228 milyar 81 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>

<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 11 Eylül itibarıyla 1 milyar 802 milyon dolarlık artış görüldü.</p>

<h2><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></h2>

<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,63 artışla 6 trilyon 964 milyar 951 milyon 74 bin liraya yükseldi.</p>

<p>Söz konusu kredilerin 833 milyar 152 milyon 530 bin lirası konut, 41 milyar 442 milyon 796 bin lirası taşıt, 2 trilyon 593 milyar 171 milyon 141 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 497 milyar 184 milyon 607 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>

<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 11 Eylül ile biten haftada 136 milyar 477 milyon 766 bin lira artarak 27 trilyon 373 milyar 80 milyon 485 bin liradan 27 trilyon 509 milyar 558 milyon 251 bin liraya yükseldi.</p>

<p><strong>Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/bankacilik-sektorunun-mevduati-gecen-hafta-artis-gosterdi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/10/banka2.jpg" type="image/jpeg" length="90906"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[E-ihracat lojistiği 0-5 kilogram arasına sıkıştı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/e-ihracat-lojistigi-0-5-kilogram-arasina-sikisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/e-ihracat-lojistigi-0-5-kilogram-arasina-sikisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel e-ticaret satışlarının toplam ticaretteki oranının yüzde 21 seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Türkiye’de ise e-ticaretin toplam ticaretteki oranı yüzde 20, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’daki payı ise yaklaşık yüzde 7 düzeyinde. Kargo kırılımlarında ise 0-5 kilogramlık yüklerin toplam içerisindeki payı ise yüzde 90 düzeyinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Navlungo’nun kurucu ortağı ve CEO’su İsa Korkmaz, ağır gönderi lojistiğinde ciddi pazar boşlukları olduğunda dikkat çekerek, “Ülkemizdeki e-ihracatçıların büyük kısmı 0-5 kg arasındaki küçük paketlere ve ABD pazarına sıkışmış durumda. İhracat konusunda daha rekabetçi olmak adına farklı pazarları ve yeni fırsatları kovalamamız gerekiyor. Lojistiğin sürecin sonunda değil, en başında bir pazarlama silahı olarak kurgulanması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. Korkmaz, ABD’nin Çin’e uyguladığı yaptırımların Türkiye’de birçok sektör için yeni fırsat kapıları aralayabileceğine dikkat çekerek, bu durumun e-ihracat tarafına da yansıyabileceğini kaydetti.</p>

<h2 style="text-align:justify">“İade süreçleri yeniden satış fırsatı olarak görülmeli”</h2>

<p style="text-align:justify">Asset GLI Yönetim Kurulu Üyesi Avşar Dada, Avrupa’ya gönderilen paketlerde ortalama yüzde 38, Amerika’da ise yüzde 27-28 arasında iade oranlarının bulunduğuna dikkat çekerek, “Yani her 10 paketten yaklaşık 4’ü iade ediliyor. İade süreçlerini bir kayıp değil, ‘yeniden satış’ fırsatı olarak görmeliyiz. Örneğin Berlin’de iade edilen bir ürünün doğru lojistik partneri ve dijital stok yönetimi sayesinde depoda okutulup Sırbistan’daki başka bir müşteriye daha iyi fiyattan satabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">Almanya’ya gönderilen paketlerde sadece navlun fiyatlarına odaklanılmaması gerektiğine vurgu yapan Dada, “Öncelikle ürün kategorisi, hedef müşteri segmenti eve teslimat ve tüketici alışkanlıklarının da göz önünde bulundurulması gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>

<h2 style="text-align:justify">Yanlış lojistik seçimleri mağaza kapanmasına neden olabilir</h2>

<p style="text-align:justify">Lojistiğin sadece bir maliyet kalemi değil, operasyonel bir yönetim süreci olduğunu ifade eden Korkmaz, ihracatçıların kendi depolarını açmaya çalışmasının veya uygunsuz depoları kullanmasının maliyetleri katladığını söyledi. İsa Korkmaz, online pazaryerlerinin hizmet kalitesi ve teslimat hızı konusunda bazı olumsuzluklar oluşturabileceğini, yanlış lojistik seçimlerinin ise mağazaların kapanmasına yol açabileceğine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Ekonomim.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/e-ihracat-lojistigi-0-5-kilogram-arasina-sikisti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/kargo-lojistik.jpg" type="image/jpeg" length="55341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gemi işletmeciliği kazancı ve İngiltere vergi anlaşması tartışması]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/gemi-isletmeciligi-kazanci-ve-ingiltere-vergi-anlasmasi-tartismasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/gemi-isletmeciligi-kazanci-ve-ingiltere-vergi-anlasmasi-tartismasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deniz taşımacılığı, ver­gi anlaşmalarında kaynak devletin ver­gilendirme yetkisi en başta sınırlanan nadir konulardan biridir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">OECD Model Anlaş­masının 8. maddesi uluslara­rası trafikte gemi işletmecili­ğinden doğan kazancı tek bir devlete bırakır ve geminin uğ­radığı limanların hiçbirinde işyeri tartışması gündeme gelmez. Model bu hakkı uzun yıllar etkin yö­netim merkezinin bulunduğu devle­te vermiş, 2017’de yapılan değişik­likle bu hak mukim olunan devletine geçmiştir. Maddenin son fıkrası da havuz, ortak işletme ve uluslararası işletilen acente gibi taşıyıcılar ara­sı işbirliği yapılarından elde edilen kazancı aynı korumaya almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Burada tartışılan temel konu, ge­mi işletmeciliği kazancının nerede bittiğine ilişkindir. Navlun gelirle­ri bakımından sorun bulunmamak­tadır. Konteyner kiralaması, alıkon­ma bedeli ya da limana kadar yapılan kara taşıması için ise aynı kesinlik­le konuşmak güçtür. OECD Yorumu bu gelirleri işletmeciliğe bağlı veya tali olmaları kaydıyla kapsama alsa da Türkiye konteyner hizmetleri ve iç taşımacılık konusunda Yorumdan ayrıldığını beyan etmiştir. İdarenin 2022 tarihli bir özelgesi de yabancı bir armatörün Türkiye içinde yükle­me limanına kadar yaptığı taşımayı ve deniz taşımasından bağımsız su­nulabilen elleçleme hizmetlerini 8. maddenin dışında görmüştür.</p>

<p style="text-align:justify">Anlaşma pratiği de tek tip değil­dir. Belçika ve Singapur anlaşma­larında konteyner kazancı 8. mad­dede ayrıca sayılmışken, 1989’dan beri uygulanan İngiltere anlaş­masında böyle bir hüküm yoktur. Üstelik bu anlaşmanın gayrimad­di hak tanımı ticari teçhizatın kul­lanım bedellerini de kapsamakta ve kaynak devlete yüzde 10’a kadar vergi alma imkânı vermektedir. Ta­şıma içermeyen bir konteyner ki­ralamasının bu madde kapsamına girmesi de oldukça tartışılabilir.</p>

<h3 style="text-align:justify">Çeviri sorunu: Ortak işletme</h3>

<p style="text-align:justify">İngiltere anlaşmasında dikkat çe­ken husus 8. maddenin ikinci fıkra­sının Türkçesidir. Metne göre birin­ci fıkra, “bir ortaklığa, bir bağlı işlet­meye veya uluslararası işletilen bir acenteye iştirak” dolayısıyla elde edilen kazançlara da uygulanmak­tadır. İngilizce metinde “bağlı işlet­me”nin karşılığı “joint business”, ya­ni ortak işletmedir. Türk hukukunda bağlı şirket yavru şirketi anlattığın­dan, Türkçe metinle çalışan bir uy­gulamacının hükmü grup şirketine aktarılan hat gelirini de koruyan bir düzenleme gibi okuması şaşırtıcı olmaz. Ancak fıkranın hedefi, taşı­yıcıların birlikte katıldığı havuz ve alyans yapılarıdır. Gelir İdaresinin kendi Yorum çevirisinde aynı kav­ramın “ortak girişim”, Singapur an­laşmasında “ortak teşebbüs” olarak karşılanması sorunun terminolojik olduğunu göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Meseleyi “İngilizce metne baka­lım” diyerek kapatmak da mümkün değildir. Anlaşma İngilizce ve Türk­çe imzalanmış, iki metin eşit dere­cede geçerli sayılmış, hiçbirine üs­tünlük tanınmamıştır. Bu durumda iki metnin aynı anlamı taşıdığı kabul edilir; fark giderilemiyorsa hükmün amacına en uygun anlam aranır. Bu­radaki amaç ise yoruma pek yer bı­rakmamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">“Uluslararası işletilen acente” ifa­desi de aynı dikkati gerektirmekte­dir. Burada kastedilen Türkiye’deki hat acentesi değil, taşıyıcıların or­taklaşa işlettiği uluslararası bir or­ganizasyondur. Yerel acentenin ko­misyonu bu fıkranın konusu olma­dığı gibi, acentenin yabancı taşıyıcı için işyeri oluşturup oluşturmadı­ğının cevabı da 8. maddede değil, 5. maddede aranmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Tartışmanın akademik bir çevi­ri meselesinden ibaret olmadığı­nı belirtmek gerekir. Türkçe metne dayanarak grup şirketine aktarılan hat gelirini 8/2 kapsamında gören yabancı taşıyıcı, bu gelirin iç mev­zuata göre ortalama emsal rejimiyle vergilendirilmesi riskiyle karşılaşa­bilir. Türkiye’deki acentenin taşıyı­cı adına fiilen sözleşme kurması ise, navlun dışında kalan gelirler bakı­mından işyeri tartışmasını da bera­berinde getirebilir. Riskin en somut olduğu yer ise ödeme yapan Türk şir­ketidir. İngiliz bir taşıyıcıya ödenen konteyner kiralama bedeli veya ta­şımadan bağımsız hizmet bedeli an­laşma korumasına girmiyorsa, ke­sinti yapmayan Türk şirketi vergi so­rumlusu sıfatıyla tarhiyat ve cezayla karşı karşıya kalabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu nedenle İngiltere anlaşması­nın uygulandığı her işlemde iki so­ru birlikte değerlendirilmeli. Bi­rincisi, ödenen bedelin gerçekten gemi işletmeciliği kazancı olup ol­madığıdır. İkincisi, dayanılan kav­ramın anlaşmanın her iki metninde de aynı anlama gelip gelmediğidir. Yorum farkı idareyle uyuşmazlığa dönüşürse konu davada yahut kar­şılıklı anlaşma usulüyle çözülebi­lir ancak bu yola başvurmak yeri­ne sözleşmeleri ve faturaları baştan hat gelirinin sınırlarını gözeterek düzenlemek, mükellef için çok daha az maliyetli olacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Dünya Gazetesi | Prof. Dr. Ayhan Selçuk ÖZGENÇ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/gemi-isletmeciligi-kazanci-ve-ingiltere-vergi-anlasmasi-tartismasi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/gemi.png" type="image/jpeg" length="87230"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konut satışlarında ağustosta sert düşüş]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/konut-satislarinda-agustosta-sert-dusus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/konut-satislarinda-agustosta-sert-dusus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye genelinde konut satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,7 azalarak 127 bin 410'a geriledi. Toplam satışlardaki düşüşe karşın ipotekli konut satışları yüzde 7,2 artışla 22 bin 131'e yükseldi. Ocak-ağustos döneminde toplam konut satışları yüzde 6,8 azaldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde ağustos ayında 127 bin 410 konut satıldı. Konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,7 azaldı.</p>

<p>Ocak-ağustos döneminde ise konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,8 düşüşle 950 bin 529 olarak gerçekleşti.</p>

<h2><strong>İlk el ve ikinci el satışlar geriledi</strong></h2>

<p>Türkiye genelinde ilk el konut satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 azalarak 44 bin 378'e geriledi.</p>

<p>İkinci el konut satışları ise yıllık bazda yüzde 19,4 düşüşle 83 bin 32 oldu.</p>

<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konutların payı yüzde 34,8, ikinci el konutların payı ise yüzde 65,2 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Ocak-ağustos döneminde ilk el konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,4 azalarak 308 bin 394'e, ikinci el konut satışları ise yüzde 9,2 düşerek 642 bin 135'e geriledi.</p>

<h2><strong>İpotekli konut satışları yüzde 7,2 arttı</strong></h2>

<p>Toplam satışlardaki düşüşe karşın ipotekli konut satışlarında artış görüldü. Türkiye genelinde ipotekli konut satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,2 artarak 22 bin 131'e yükseldi.</p>

<p>Diğer konut satışları ise yüzde 18,3 azalarak 105 bin 279 oldu. Toplam konut satışlarında ipotekli satışların payı yüzde 17,4, diğer satışların payı yüzde 82,6 olarak kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ocak-ağustos döneminde ipotekli konut satışları yıllık bazda yüzde 27,6 artışla 188 bin 813'e çıkarken, diğer konut satışları yüzde 12,7 azalarak 761 bin 716'ya geriledi.</p>

<h2><strong>Mevsim etkisinden arındırılmış satışlar aylık bazda arttı</strong></h2>

<p>Takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla ilk el konut satışları yüzde 4,5, ikinci el konut satışları yüzde 19,4 azaldı.</p>

<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise bir önceki aya kıyasla ilk el konut satışları yüzde 3,5, ikinci el konut satışları yüzde 0,7 arttı.</p>

<h2><strong>Yabancılara konut satışında sınırlı artış</strong></h2>

<p>Yabancılara yapılan konut satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 artarak 1.938'e yükseldi. Yabancılara satışların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 1,5 oldu.</p>

<p>Ocak-ağustos döneminde yabancılara yapılan konut satışları ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,3 azalarak 13 bin 141'e geriledi.</p>

<p>Ağustosta ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı 343 ile Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı. Rusya'yı 147 konutla Ukrayna ve 140 konutla İran vatandaşları izledi.</p>

<p><strong>Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/konut-satislarinda-agustosta-sert-dusus</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/08/konut3.jpg" type="image/jpeg" length="47168"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OVP’den yaşlılar için bakım sigortası çıktı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/ovpden-yaslilar-icin-bakim-sigortasi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/ovpden-yaslilar-icin-bakim-sigortasi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2027-2029 Orta Vadeli Programı'na giren yeni modelle, yaşlılık veya kronik rahatsızlık nedeniyle bakıma ihtiyaç duyanların evde ya da bakım merkezlerinde oluşan giderlerinin sigorta sistemiyle desteklenmesi hedefleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Türkiye'de hızla yaşlanan nüfus, sigorta sektöründe yeni bir dönemin kapısını açıyor. 2027-2029 Orta Vadeli Programı'na ilk kez giren uzun dönemli bakım sigortası için altyapı çalışmalarına başlanacak.</p>

<p style="text-align:justify">Yeni sistemle yaşlılık veya kronik rahatsızlık nedeniyle günlük yaşamını tek başına sürdüremeyen kişilerin evde veya bakım merkezlerinde ihtiyaç duyduğu hizmetlerin finansmanı sigorta modeliyle desteklenecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">TÜİK verilerine göre Türkiye'de 65 yaş ve üzerindeki nüfus son 5 yılda yüzde 20.5 artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaştı. Yaşlıların toplam nüfus içindeki payı da yüzde 9.5'ten 11.1'e yükseldi. 2020'de 7 milyon 954 bin olan 65 yaş üzeri nüfusa beş yılda yaklaşık 1.6 milyon kişi eklendi.</p>

<p style="text-align:justify">Barış Ergin'in Sabah'taki haberine göre demografik değişimin hızlanmasıyla birlikte uzun dönemli bakımın finansmanı da sosyal güvenlik sisteminin temel gündemlerinden biri haline geldi. OVP kapsamında ilgili bakanlıkların ortak çalışmasıyla uzun dönemli bakım sigortasının altyapısı oluşturulacak. Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin sürekli hale getirilmesi ve bu hizmetlerin uzaktan sağlık uygulamalarıyla bütünleştirilmesi de planlanıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Yeni model sigorta sektörü açısından da yeni bir alan oluşturacak. Sistemin nasıl finanse edileceği, primlerin kim tarafından ödeneceği, devlet katkısının bulunup bulunmayacağı ve özel sigorta şirketlerinin sistemde nasıl bir rol üstleneceği yapılacak çalışmalar sonucunda netleşecek.</p>

<p style="text-align:justify">Uzun dönemli bakım sigortasının yalnızca sağlık harcamalarını değil, yaşlanan nüfus nedeniyle ailelerin üzerinde giderek artan bakım maliyetini de paylaşması hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sabah</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/ovpden-yaslilar-icin-bakim-sigortasi-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 08:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/11/yasli-bakim-1.webp" type="image/jpeg" length="28328"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2027’nin en büyük riski faiz değil, sermaye kıtlığı, ucuz para]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/2027nin-en-buyuk-riski-faiz-degil-sermaye-kitligi-ucuz-para</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/2027nin-en-buyuk-riski-faiz-degil-sermaye-kitligi-ucuz-para" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2026’ya girerken dün­ya ekonomisinin ana senaryosu açıktı: Enf­lasyon düşecek, merkez bankaları faiz indirecek, tahvil getirileri gerileye­cek, kredi ucuzlayacak ve şirketler 2027’ye daha rahat finansman koşulla­rıyla girecekti.</p>

<p>Bugün ise bunun tersi­ni konuşuyoruz.</p>

<p>ABD’de uzun vadeli tahvil faiz­leri yeniden yükselirken Fed için faiz artırımı senaryoları güçleni­yor. Avrupa ve Japonya’da da para politikasının yeniden sıkılaşabi­leceği tartışılıyor. Sorun artık yal­nız politika faizinin seviyesi değil; <strong>dünyada sermayenin fiyatının yapısal olarak yüksek kalma ih­timali. </strong>2027’nin büyük sürprizi petrolün 120 dolar olması değil, <strong>ucuz paranın hiç geri dönmeme­si </strong>olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Para bitmedi, ucuz para kıtlaşıyor</strong></h3>

<p>Bugünkü yüksek faizleri yalnız merkez bankalarıyla açıklamak eksik kalır.</p>

<p>ABD’nin yüksek kamu borcu ve bütçe açıkları daha fazla tahvil arzı yaratıyor. Avrupa savunma ve alt­yapı yatırımlarını artırıyor. Ener­ji dönüşümü yüz milyarlarca do­lar sermaye gerektiriyor. Teknolo­ji şirketleri ise AI veri merkezleri, çipler ve enerji altyapısı için deva­sa finansman arıyor.</p>

<p>Aynı sermaye havuzunun başın­da artık <strong>devletler, teknoloji şir­ketleri, enerji yatırımları ve ge­lişmekte olan ülkeler var.</strong></p>

<p>Para bitmedi. Fakat ucuz para için rekabet sertleşti.</p>

<p><strong>Petrol sadece depoyu değil, faizi de pahalandırıyor</strong></p>

<p>Enerji şoku bu baskıyı büyütü­yor. Petrolün yüksek seviyeler­de kalması yalnız akaryakıtı değil; navlun, plastik, gübre, kimya ve üretim maliyetlerini de artırıyor.</p>

<p>Mekanizma basit:</p>

<p><strong>Petrol </strong><strong>↑ → </strong><strong>Enflasyon </strong><strong>↑ → </strong><strong>Faiz indirimi alanı </strong><strong>↓ → </strong><strong>Tahvil faizi </strong><strong>↑ → </strong><strong>WACC </strong><strong>↑ → </strong><strong>Yatırım </strong><strong>↓</strong></p>

<p>Petrol birkaç ay içinde yeniden gerileyebilir. Fakat enerji şoku kü­resel risksiz faizi uzun süre yüksek tutarsa yatırım kararları yıllarca etkilenebilir.</p>

<p><strong>Türkiye’de denklem</strong></p>

<p><strong>daha sert</strong></p>

<p>Türkiye açısından mesele çok daha somut.</p>

<p>TCMB 10 Eylül’de politika fai­zini <strong>%37’de sabit tuttu</strong>.</p>

<p>Banka aynı açıklamada iç tale­bin zayıf seyrettiğini, buna karşın yüksek enerji fiyatlarının enflas­yon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Yani Türkiye aynı anda iki zıt baskıyla karşı karşıya:</p>

<p><strong>Büyüme ve iç talep zayıflıyor </strong><strong>→ </strong><strong>faiz indirimi ihtiyacı artıyor.</strong></p>

<p>Ama:</p>

<p><strong>Enerji ve dış fiyat baskısı yükseliyor </strong><strong>→ </strong><strong>faiz indirimi alanı daralıyor.</strong></p>

<p>Üstelik TCMB’nin Eylül Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu enflasyon beklentisi <strong>%29,61</strong>, yıl sonu USD/TL beklentisi <strong>51,57</strong>, 2026 büyüme beklentisi ise <strong>%3,0 </strong>seviyesinde. 12 ay sonrası kur beklentisi 58,60 TL.</p>

<p>Bu rakamlar Türk şirketinin 2027 bütçesine doğrudan giriyor.</p>

<p>Örneğin bugün 100 milyon do­lar döviz açık pozisyonu bulunan bir şirket için USD/TL’nin 48 ye­rine 52 olması yaklaşık <strong>400 mil­yon TL ilave bilanço etkisi </strong>ya­ratır.</p>

<p>Yıllık 2 milyar TL işletme ser­mayesi finansmanı kullanan bir şirketin kredi maliyetinin 5 puan daha yüksek kalması ise yaklaşık 100 milyon TL ilave yıllık finans­man gideri demektir.</p>

<p>Dolayısıyla “TCMB birkaç pu­an faiz indirirse şirket rahatlar” yaklaşımı fazla basit kalıyor.</p>

<h3><strong>TCMB indirse bile şirketin faizi düşmeyebilir</strong></h3>

<p>Türk şirketinin gerçek sermaye maliyetini üç ana unsur belirliyor:</p>

<p><strong>Küresel risksiz faiz + Türkiye risk primi + şirket risk primi.</strong></p>

<p>TCMB politika faizini düşürebi­lir. Fakat ABD tahvil faizleri yük­sek kalır ve küresel yatırımcı daha yüksek getiri isterse Türk şirke­tinin eurobond veya sendikasyon maliyeti aynı hızda gerilemez.</p>

<p>Bu nedenle 2027’de özellikle dö­viz borçlu, düşük marjlı ve yüksek işletme sermayesi ihtiyacı olan şirketler daha kırılgan olacak.</p>

<p>İhracatçı şirket için de denklem otomatik olarak olumlu değil. Kur artışı gelirleri destekleyebilir; an­cak ithal ara malı, enerji ve döviz borcu yüksekse kur avantajının önemli bölümü maliyet tarafında geri alınabilir.</p>

<h3><strong>2027 bütçelerinin en tehlikeli varsayımı: “Faiz nasıl olsa düşer”</strong></h3>

<p>Türkiye’de şirketlerin büyük bö­lümü şu haftalarda 2027 bütçeleri­ni hazırlıyor.</p>

<p>Tek senaryolu bütçe artık yeter­li değil.</p>

<p>En az üç tablo kurulmalı:</p>

<p><strong>Baz senaryo: </strong>Enflasyon düşer, TCMB kontrollü indirim yapar, dış faizler yüksek ama istikrarlı kalır.</p>

<p><strong>Stres senaryosu: </strong>Enflasyon %30 çevresinde yapışkan kalır, USD/TL piyasa beklentisinin üze­rine çıkar, dış finansman pahalı kalır.</p>

<p><strong>Şok senaryosu: </strong>Enerji fiyatları yeniden yükselir, kur geçişkenli­ği artar, TCMB beklenenden daha uzun süre sıkı kalır.</p>

<p>Her senaryoda beş KPI izlenme­li:</p>

<p>Serbest nakit akışı, net borç/ FAVÖK, faiz karşılama oranı, na­kit dönüş süresi ve ROIC/WACC farkı.</p>

<p><strong>Yeni CFO Denklemi: ROIC (Sermayenin getirisi) &gt; WACC (Sermayenin Maliyeti)</strong></p>

<p>Bir şirketin yatırım getirisi %25 olabilir. Ancak sermaye maliyeti %30 ise büyüyen şirket ekonomik değer yaratmıyor olabilir.</p>

<p>2027’de yönetim kurulunun sor­ması gereken soru bu nedenle:</p>

<p><strong>“Ne kadar büyüyeceğiz?” de­ğil, “Büyümek için kullandığı­mız sermayenin maliyetini aşa­bilecek miyiz?”</strong></p>

<p>Türkiye gibi yüksek faizli eko­nomilerde bu fark kritik.</p>

<p>Ciroyu %30 artırıp finansman giderini %50 artırmak başarı de­ğildir.</p>

<h3><strong>Nakit artık likidite değil, stratejik güç</strong></h3>

<p>Yüksek faiz ortamında stok, ala­cak ve nakit yönetimi doğrudan kârlılık konusudur.</p>

<p>Yıllık 3 milyar TL satış yapan bir şirkette tahsilat süresini yalnızca 15 gün kısaltmak yaklaşık 123 mil­yon TL işletme sermayesini ser­best bırakabilir.</p>

<p>Bu para bankadan borçlanılmak zorunda kalınmazsa, yüksek faiz ortamında onlarca milyon liralık finansman gideri ortadan kalka­bilir.</p>

<p>Dolayısıyla 2027’nin şirket stra­tejisi yalnız satış büyütmek değil:</p>

<p><strong>stoku hızlandırmak, tahsilatı kısaltmak, borcu azaltmak, dö­viz pozisyonunu yönetmek ve sermayeyi yüksek getirili işlere yönlendirmek </strong>olmalı.</p>

<p>2008 sonrası dünya şirketlere ucuz parayla büyümeyi öğretti.</p>

<p>2027 dünyası ise sermayenin ye­niden kıymetli olduğu bir dönem olabilir.</p>

<p><strong>2027’de büyük olmak yetme­yecek. Borcunu çevirmek zo­runda olmayan, yatırımını ken­di nakdiyle finanse edebilen ve sermayenin maliyetinden daha yüksek getiri üreten şirketler kazanacak.</strong></p>

<p><strong>Çünkü pahalı para çağında nakit, şirketin kasasında duran para değil; rekabet üstünlüğü­dür.</strong></p>

<p><strong>Son sözler: </strong>“İnsanın özgürlü­ğü; istediği her şeyi yapabilme­sinde değil. İstemediği hiçbir şe­yi yapmak zorunda olmamasında­dır”J.J.Rousseau</p>

<p>“Çağın vebası; Yüzler yürekleri hiç benzemiyor” Anonim</p>

<p><strong>Şevket Sayılgan-Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/2027nin-en-buyuk-riski-faiz-degil-sermaye-kitligi-ucuz-para</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2024/04/para-transferi.jpg" type="image/jpeg" length="15496"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Booking yasası iştah açtı, Çinli dev Türkiye’ye giriyor]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/booking-yasasi-istah-acti-cinli-dev-turkiyeye-giriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/booking-yasasi-istah-acti-cinli-dev-turkiyeye-giriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alibaba Grubu bünyesindeki rezervasyon platformu Fliggy, Trendyol’un dijital altyapısını avantajı olarak görüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM gündemine gelen düzenleme, yabancı dijital seyahat platformları için yeni bir dönem başlatmaya hazırlanıyor. Booking.com gibi küresel şirketlerin iç pazarda yasal zeminde hizmet vermesine olanak tanıyacak teklif, Sektör kaynaklarına göre Alibaba Grubu’nun seyahat platformu Fliggy de Türkiye pazarına girmek için hazırlık yapıyor. Düzenleme, bir yandan şirketlerin önünü açarken diğer yandan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) üyesi yerli acentelerin tepkisini çekiyor.</p>

<p><strong>Agresif giriş planı hazırlığı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sektör kulislerine göre Fliggy, vize süreçlerindeki rahatlama ve Çin-Türkiye uçuşlarının artmasıyla Türkiye’yi büyüme alanlarından biri olarak görüyor. Düzenlemenin yasalaşması halinde şirketin pazara hızlı bir giriş yapabileceği belirtiliyor. Alibaba’nın Türkiye’deki en büyük yatırımı Trendyol’un dijital altyapısı, fintek çözümleri ve geniş kullanıcı tabanı, Fliggy’nin avantajları arasında. Çinli grubun, Çin’den Türkiye’ye gelen yüksek harcama potansiyelli turistleri kendi platformuna yönlendirmeyi ve Türkiye’de yerli turistlere hizmet vermeyi hedefl ediği ifade ediliyor. Yabancı platformların pazara yeniden girmesi yerli acentelerde kaygı yaratıyor.</p>

<p>Sektör temsilcileri, yabancı şirketlerin lisans ve izin yükümlülükleriyle pazara girmesinin rekabet eşitliği için yeterli olmayacağını savunuyor. Güçlü özkaynak, reklam bütçesi ve teknoloji altyapısına sahip küresel şirketlerin küçük ve orta ölçekli yerli acenteler üzerinde baskı oluşturacağı belirtiliyor. Vergi, ofis ve istihdam maliyetleriyle çalışan yerli firmalar, yabancı dijital temsilciliklerin avantajlı konuma gelebileceğini düşünüyor. Büyük platformların zamanla dominant hale gelerek oteller ve acenteler üzerindeki komisyon baskısını artırmasından da endişe ediliyor.</p>

<p>Düzenlemeyi destekleyenler ise yabancı platformların geri dönmesi ve Fliggy gibi yeni oyuncuların girmesiyle tüketici lehine rekabetin güçleneceğini, fiyatların şeff afl aşacağını ve turizm gelirlerinin artacağını savunuyor.</p>

<h2><strong>Platformlara yüzde 17 komisyon sınırlaması</strong></h2>

<p>10 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulan “Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi” ile yabancı dijital konaklama ve seyahat platformları için yeni bir yasal çerçeve öngörülüyor. Teklife göre platformların Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş bir sermaye şirketi statüsünde yasal temsilci ataması gerekecek. Şirketlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan iki yıl süreli İzin Belgesi alması zorunlu olacak. Belge ücreti ilk yıl için 5 milyon TL olarak belirlenirken, tutarın her yıl yeniden değerleme oranında artırılması planlanıyor. Platformların konaklama tesislerinden alabileceği komisyon KDV hariç yüzde 17 ile sınırlandırılacak, uyuşmazlıklarda Türk mahkemeleri yetkili olacak. Yasa yürürlüğe girdikten sonra mevcut yabancı platformlara lisans başvurusu için üç ay süre tanınacak. Şartları yerine getirmeyenlerin erişimi BTK tarafından engellenecek; şartları sağlayanlar Türkiye’deki kullanıcıların yurt içindeki tesislere rezervasyon yapmasına yeniden aracılık edebilecek.</p>

<p><strong>Merve Yiğitcan-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/booking-yasasi-istah-acti-cinli-dev-turkiyeye-giriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/fliggy2.png" type="image/jpeg" length="99374"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Enflasyon Düşerken Şirketler Neden Ayakta Kalmakta Zorlanıyor?]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/enflasyon-duserken-sirketler-neden-ayakta-kalmakta-zorlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/enflasyon-duserken-sirketler-neden-ayakta-kalmakta-zorlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rakamlar enflasyonun gerilediğini söylüyor ancak şirketler hâlâ rahat bir nefes almış değil. Çarşıda, sanayide, toptancıda duyulan cümle neredeyse aynı: “Satış yapıyoruz ama para dönmüyor.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span>İlk bakışta çelişki gibi görünen bu durumun aslında çok basit bir açıklaması var. Enflasyon oranı başka şeydir, fiyat düzeyi başka. Kâr başka şeydir, kasadaki para başka. Politika faizi de şirketin bankadan kullanacağı kredinin maliyetiyle aynı değildir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Şirketlerin bugün yaşadığı bu sıkışmayı ve finansman krizini anlamak için bu kavramsal ayrımları çok doğru okumak gerekiyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>Enflasyon Düşünce Fiyatlar da Düşer mi?</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span>Ağustos 2026 verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51’e geriledi. Temmuzda bu oran yüzde 31,75 idi. Bu düşüş elbette olumlu bir gelişme. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ancak temel yanılgı tam da burada başlıyor. Yıllık enflasyonun düşmesi, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam ediyor, sadece artış hızı yavaşlıyor. Nitekim ağustos ayında tüketici fiyatları bir önceki aya göre yine yüzde 1,84 arttı. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Baz etkisi dediğimiz durum tam da burada önem kazanıyor. Geçen yıl aynı dönemde fiyatlar çok yüksek artmışsa, bu yıl matematiksel olarak yıllık oran daha düşük çıkabilir. Fakat bu durum geçmiş zamları geri almaz. Hammadde, kira, işçilik, enerji ve nakliye giderleri yükseldiği yerde kalır. İşletme sahibinin baktığı yer de zaten yıllık enflasyon tablosu değil, malını bugün kaça yerine koyacağıdır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Düşük marjla çalışan bir firma için bu süreç daha da hassastır. Peşin aldığı malı vadeli satıyorsa, satış fiyatını artırmak kadar müşteriyi kaybetmemek de hayati önem taşır. Talebin zayıfladığı bir ortamda her maliyet artışını anında etikete yansıtamazsınız. Bu nedenle enflasyondaki düşüş önce istatistiklerde ve tablolarda görülür; şirketin bilançosuna ve kasasına yansıması çok daha sonra olur. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bir ayın enflasyonunun düşmesi, işletmenin kredi borcunu, birikmiş kira farkını ya da önceki aylarda eriyen işletme sermayesini bir anda onarmaz. Bu nedenle şirketlerdeki iyileşme, endekslerin gerisinden gelir. İyileşme önce oranlarda, sonra beklentilerde, en son kasada görünür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>Faiz Neden Hâlâ Şirketin Sırtında Ağır Bir Yük?</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Merkez Bankası 10 Eylül’de politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. Kararın temel gerekçesi açık: Enflasyonda kalıcı bir iyileşme görülmeden yapılacak erken bir indirim, elde edilen kazanımı kısa sürede eritir. Bu bakımdan ihtiyatlı davranılması anlaşılırdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Ancak reel sektörün yaşadığı sorun, politika faizinin ekranda kaç yazdığından ibaret değil. Bankanın verdiği ticari kredinin maliyetinde fonlama gideri, firmanın kredi riski, teminatı, vadesi ve bankanın likidite şartları rol oynar. Kısacası politika faizinde bir değişiklik olsa bile, bunun kredi faizine ve kredi limitine hemen yansımasını beklemek gerçekçi olmaz.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Peki bugün şirket neyle karşılaşıyor? </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• Kredi limitleri sınırlı kalıyor, </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• Vadeler kısalıyor, </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• Borç yenileme maliyeti yükseliyor. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Özellikle özkaynağı zayıf olan işletmeler, yatırımı bir kenara bırakıp günlük mal alımını ve personel maaşlarını çevirmek için kredi arıyor. O noktada faiz, sadece gelir tablosundaki bir finansman kalemi olmaktan çıkıyor; işletmenin günlük yaşam mücadelesine dönüşüyor. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Faiz yüksek iken şirket daha az stok tutuyor, daha temkinli mal alıyor, yatırım kararını erteliyor. Bu bireysel kararlar mikro düzeyde doğrudur ama hepsi bir araya geldiğinde piyasanın toplam çarklarını yavaşlatıyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>Satış Yapmak, Paranın Kasaya Girdiği Anlamına Gelmez</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Merkez Bankası son kararında iç talepteki zayıf seyrin devam ettiğine açıkça işaret ediyor. Şirket açısından bakıldığında bunun anlamı şudur: Satış yapabilmek için daha fazla çaba harcanıyor, daha uzun vadeler tanınıyor ama maliyetler aynı hızla gerilemiyor. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu ekonomik sıkışma piyasada dört ana noktada kendini gösteriyor:</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• <strong>Ertelenen Tüketim: </strong>Firma satışı korumak için indirim yapıyor ya da vadeyi esnetiyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• <strong>Büyüyen Alacaklar: </strong>Vadeli satışlardan doğan alacaklar büyürken; ücret, kira, tedarikçi borcu ve kredi taksitleri günü gününe kapıyı çalıyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• <strong>Erken Vergi Yükü:</strong> KDV ve stopaj gibi yükümlülükler, tahsilat henüz yapılmamış olsa bile yasal takvim gereği ödeme planına giriyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>• <strong>Bağlanan Sermaye:</strong> Yavaşlayan devir hızı nedeniyle stoklar ve alacaklar daha fazla işletme sermayesini içeriye hapsediyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu yüzden şirketlerin bu dönemde temkinli davranması yalnızca ihtiyat değil, zorunluluktur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Şirketlerin üzerindeki vergi yükünü belirleyen şey sadece yasal oranlar değildir. Verginin doğduğu an ile o satış bedelinin fiilen tahsil edildiği an arasındaki süre farkı, özellikle KOBİ'ler için çok ciddi bir gizli finansman yükü yaratır. Şirket tahsil edemediği satışın vergisini ve primini cebinden ödüyorsa, bir süre sonra vergiyi de krediyle finanse etmeye başlar. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span>İşte iş dünyasındaki “kâr var ama para yok” feryadı tam da bu yapısal çarpıklıktan kaynaklanır. İşletmenin nefes alabilmesi için kârın muhasebe defterinde değil, kasada nakit olarak durması gerekir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>Gerçek Rahatlama Ne Zaman Hissedilecek?</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Piyasalarda gerçek rahatlama, yıllık enflasyonun baz etkisiyle bir miktar düşmesiyle değil, aylık fiyat artışlarının da kalıcı biçimde yavaşlamasıyla başlayacak. Beklentiler düştükçe politika faizinin, onun ardından da ticari kredi maliyetlerinin daha sağlıklı bir zeminde gerilemesi mümkün olacak. İç talebin tamamen durmadan dengelenmesi ve tahsilat zincirinin yeniden dönmesi de bu sürecin en kritik parçasıdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Bu dönemde şirket yönetimlerinin üç temel hesabı birbirinden çok net ayırması zorunludur:</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>1.</strong> Muhasebe kârı, </span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>2.</strong> Vergisel yükümlülükler,</span></p>

<p style="text-align:justify"><span><strong>3.</strong> Serbest nakit akışı.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Her satış için “Ne kadar kâr bıraktı?” sorusu yetmez, yanına mutlaka “Ne zaman tahsil edilecek?” sorusu da konulmalıdır. Kullanılan her kredi için de yalnızca faiz oranına değil, toplam maliyete ve vadesine bakılmalıdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span>Şirketlerin bugün beklediği şey ucuz veya sınırsız kredi muslukları değildir. Asıl ihtiyaç; maliyetini, vadesini ve vergi yükünü önceden net olarak görebileceği, öngörülebilir bir ekonomik zemindir. Kârın kasada kaldığı, tahsilatın öngörülebildiği ve finansman maliyetinin hesaplanabildiği gün, rahatlama gerçekten hissedilmeye başlayacaktır.</span></p>

<div style="text-align:justify"><strong>Erol ÇEMBER<br />
Yeminli Mali Müşavir</strong></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/enflasyon-duserken-sirketler-neden-ayakta-kalmakta-zorlaniyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2023/11/enflasyon-8.jpg" type="image/jpeg" length="88951"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nitelikli iş gücü kalıcı değil]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/nitelikli-is-gucu-kalici-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/nitelikli-is-gucu-kalici-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstihdam Araştırmaları Enstitü­sü (IAB), Nisan 2025’e kadar Al­manya’ya göç etmiş 18-65 yaş ara­lığındaki kişilere, Almanya’yı ne­den terk ettiklerini ve kararlarında hangi nedenlerin etkili olduğu­nu çevrim içi bir araştırma yap­tı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Almanya’nın ikinci büyük eyaleti olan Aşağı Saksonya hafta sonu yerel seçimlere gitti. Almanya istihbaratı tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılan aşırı sağ­cı Almanya için Alternatif (AfD) partisi oylarını üçe katladı. Ku­zey Ren-Vestfalya ve Saksonya Anhalt’dan sonra AfD oylarını yine arttı. Şimdi gözler önümüz­deki hafta sonu yapılacak baş­kent Berlin yerel seçimlerinde…</p>

<p style="text-align:justify">Bir yandan özellikle Saksonya Anhalt’ta seçimlerinde oylarının yüzde 44’ünü alan AfD’nin yükseli­şi konuşulurken, diğer yandan Al­manya yurt dışından “nitelikli iş gücü”nü ülkeye çekmeye uğraşı­yor. Almanya’nın beş yıldır üzerin­de çalıştığı “nitelikli iş gücü” kap­samında gelenlerin Almanya’da kalıcı olmadığı ortaya çıktı.</p>

<p style="text-align:justify">Almanya, nitelikli iş gücünü ülkeye çekmekte başarılı ancak gelenlerin çoğu ayrımcılık­tan konuta, bürokrasiden dile pek çok sorun, nitelikli göçmenlerin Almanya’yı terk etmesine neden oluğu belirtiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">İstihdam Araştırmaları Enstitü­sü (IAB), Nisan 2025’e kadar Al­manya’ya göç etmiş 18-65 yaş ara­lığındaki kişilere, Almanya’yı ne­den terk ettiklerini ve kararlarında hangi nedenlerin etkili olduğu­nu çevrim içi bir araştırma yap­tı. Araştırmaya göre, Almanya’dan ayrılma kararı tek bir etkene da­yanmıyor. Ailevi nedenler özellikle önemli rol oynuyor. Ayrımcılık da en önemli etkenlerden biri. Alman­ya bürokrasisi, ayrımcılık, konut ve dil öğrenimi gibi birçok alana si­yasi kararlarla müdahale edilebile­ceğine inanılıyor. İstihdam Araş­tırmaları Enstitüsü (IAB) Göç, Entegrasyon ve Uluslararası İşgü­cü Piyasası Araştırmaları Bölümü Başkanı Yuliya Kosyakova, “Nite­likli iş gücü için diğer Avrupa ül­keleriyle rekabet ettikleri”ni açık­ladı. Almanya’dan ayrılan nitelikli iş gücünün yüzde 60’ı kendi ülke­lerine dönerken, yüzde 40’ı başka ülkelere göç ediyor. En çok tercih edilen ülkeler ise İspanya, İsviçre, İtalya ve Hırvatistan.</p>

<p style="text-align:justify">IAB görevlisi Laura Gossnere, “Göçü başarılı biçimde yönetmek isteyenlerin, insanların neden ül­keden ayrıldığını da anlaması ge­rekiyor. İnsanları uzun vadede ül­kede tutmak için adil fırsatlar, gü­venilir işlemler, güçlü destek ve geleceklerini kurabilecekleri bir ortam sunmak önemli” vurgusunu yapıyor.</p>

<h3 style="text-align:justify">En büyük engel Almanca</h3>

<p style="text-align:justify">Almanya’ya “nitelikli iş gücü” kapsamında gelenleri bekleyen so­runların başında, dil ve bürokratik engeller geliyor. Vatandaşlık, otur­ma izni, vize ve yabancı diploma­ların tanınması, denklik işlemle­rinin uzun sürmesi, yüksek bürok­ratik harçlar, belediyelerde veya işverenler nezdinde yeterli destek sağlanmaması en büyük sorun olarak görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Aşırı sağcı Almanya için Alter­natif (AfD) partisinin verdiği bir soru önergesini yanıtlayan Al­manya hükümeti, 2020 yılından bu yana, Avrupa Birliği (AB) dı­şındaki ülkelerden gelen yakla­şık 765 bin kişiye, sorumlu daire­lerce Almanya’da “çalışma ve ni­telikli iş gücü göçü” kapsamında oturum izni verildiğini açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 style="text-align:justify">605 bin nitelikli iş gücü</h3>

<p style="text-align:justify">Almanya’da “nitelikli iş gücü” oturum izniyle ikamet eden yakla­şık 605 bin kişinin kayıtlı olduğu belirtildi. Almanya’daki “nitelik­li iş gücü” statüsünde çalışanların geldikleri ülkeler sıralamasına gö­re Hindistan ilk sırada yer alıyor. Hindistan’ı, Türkiye ve Vietnam takip ediyor. Diğer ülkeler ise sı­rasıyla Çin, Rusya, Fas, İran, Bos­na-Hersek, Pakistan ve Ukrayna.</p>

<p style="text-align:justify">Almanya’da 2020 yılından bu ya­na, AB dışından gelen yaklaşık 765 bin kişiye “çalışma ve nitelikli iş gücü göçü” kapsamında oturum izni verilirken, bu sayının Nisan 2026 itibariyle 605 bin olması, bu izni alan bazı kişilerin daha sonra ülkeyi terk etmesiyle veya Alman vatandaşlığına geçmiş olmasıyla açıklanıyor. Türkiye’den son beş yılda Almanya’ya giden yaklaşık 35 bin “nitelikli iş gücü”nden geri dö­nenlerin sayısı bilinmiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Almanya’da ikinci dünya sava­şından sonra ilk defa aşırı sağcı parti bir partinin her yerde yükse­lişi ülkede yaşayan yabancıları te­dirgin ederken, genel olarak Batı Avrupa’da sosyal hakların budan­masını da beraberinde getiriyor…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Dünya | Fikret AYDEMİR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/nitelikli-is-gucu-kalici-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/yazilim-scaled.jpg" type="image/jpeg" length="37148"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OVP, yeşil dönüşüm ve küresel rekabet gücü]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/ovp-yesil-donusum-ve-kuresel-rekabet-gucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/ovp-yesil-donusum-ve-kuresel-rekabet-gucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye’nin 2026-2028 Orta Vade­li Programı (OVP), makroekonomik istikrarı sağlama, mali disiplini koruma ve dezenflasyon sürecini kalıcı kılma kararlılığını bir kez daha ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Ancak bu 3 yıllık yol haritası­nı yalnızca geleneksel iktisat parametreleriyle —yani büyüme, bütçe dengesi veya cari açık ra­kamlarıyla— okumak, küresel ekonominin ge­çirmekte olduğu büyük kabuk değişimini göz­den kaçırmak anlamına gelir. Günümüz küresel ticaret dinamiğinde sürdürülebilir iktisadi bü­yüme, doğrudan "yeşil dönüşüm" ve iklim dos­tu teknolojik adaptasyondan geçmektedir. Tür­kiye’nin önümüzdeki döneme ait makroekono­mik projeksiyonu da tam olarak bu iki hayati eksenin birleştiği noktada şekillenmektedir.</p>

<h3 style="text-align:justify">Makroekonomik Hedefler ve Yapısal Reform İhtiyacı</h3>

<p style="text-align:justify">OVP projeksiyonlarına göre, büyümenin program dönemi boyunca kademeli bir ivmeyle yükselerek 2028 yılında %5,0 seviyesine ulaş­ması hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra işsiz­lik oranının kademeli olarak %7,8 seviyesine gerilemesi ve enflasyonun kararlı bir dezenf­lasyon patikası izleyerek tek haneli seviyelere indirilmesi temel makro hedefler arasında yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak program metninde de sıkça vur­gulandığı üzere, bu iddialı hedeflere ulaşma­nın yolu yalnızca talep yönlü sıkılaşma politi­kalarından geçmemektedir. Türkiye ekonomi­sinin ihtiyaç duyduğu asıl ivme; toplam faktör verimliliğini artıran, sanayide yüksek katma değer yaratan ve ikiz dönüşümü (yeşil ve diji­tal dönüşüm) odağına alan yapısal reformla­rın kararlılıkla uygulanmasından geçmektedir. Geleneksel üretim modelleriyle sürdürülebilir büyüme sağlama devri kapanırken, yapısal dö­nüşüm iktisadi istikrarın ön koşulu haline gel­miştir.</p>

<h3 style="text-align:justify">Küresel ticarette yeni standartlar: Yeşil mutabakat ve SKDM</h3>

<p style="text-align:justify">Tam bu noktada, Türkiye sanayisinin en bü­yük ve en kritik ihraç pazarı olan Avrupa Birli­ği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizma­sı (SKDM) ve Avrupa Yeşil Mutabukatı (AYM) gibi bağlayıcı standartları devreye girmektedir. Yeşil ekonomiye geçiş artık kurumların iste­ğine bırakılmış gönüllü bir çevre politikası ol­maktan tamamen çıkmış; uluslararası rekabet­çiliğin, ihracat kapasitesinin ve dış ticaret den­gesinin ana belirleyicisi haline gelmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">OVP (2026-2028) çerçevesinde planla­nan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR ETS) hukuki altyapısıyla uygulamaya geçiril­mesi, AB taksonomisiyle tam uyumlu Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin tamamlanması ve sek­tör bazlı düşük karbonlu yol haritalarının çi­zilmesi son derece kritik adımlardır. Ayrıca sa­nayimizin karbon ayak izini azaltacak AR-GE yatırımlarının teşvik edilmesi, finansman eri­şiminde sürdürülebilirlik kriterlerinin mer­keze alınması ve kamu-özel sektör iş birliğinin güçlendirilmesi de bu dönüşümün başarısı için hayati bir kaldıraç işlevi görecektir. Bu adımlar, ihracatçımızın uluslararası pazarlardaki pa­zar payını koruması açısından kritik önem ta­şımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 style="text-align:justify">Dış denge, sürdürülebilir yatırımlar ve sanayide dönüşüm</h3>

<p style="text-align:justify">Küresel sermaye akımlarının ve doğrudan yabancı yatırımların yönünü hızla "yeşil ve sürdürülebilir" varlıklara çevirdiği mevcut fi­nansal konjonktürde, Türkiye’nin cari işlemler açığını kalıcı olarak düşürme hedefi de ancak bu dönüşümle mümkündür. Nitekim program dönemi boyunca cari açığın GSYH’ye oranının %1,2 - %1,4 bandında tutulması öngörülmekte­dir. Türkiye Yeşil Sanayi Projesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının (GES, RES) toplam üre­timdeki payının artırılması, sanayide enerji ve­rimliliği yatırımları ve sanayi-liman entegras­yonunu güçlendiren demiryolu iltisak hatları gibi stratejik hamleler, ihracatçımızın üzerin­deki olası karbon vergisi yükünü hafifletecek­tir. Ayrıca yeşil tahvil ve sukuk ihraçları gibi yenilikçi finansman araçlarının yaygınlaştırıl­ması da dış kaynağa erişimi kolaylaştıracaktır. Tüm bu adımlar, sanayimizin birim üretim ma­liyetlerini düşürerek küresel değer zincirlerin­deki konumunu tahkim edecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak; 2026-2028 dönemi Türkiye ekonomisi için sadece enflasyonla mücadele­nin ve mali disiplinin test edildiği sıradan bir süreç olmayacaktır. Bu dönem, aynı zaman­da geleneksel üretim altyapısının, yüksek tek­noloji ve yeşil standartlara göre sil baştan inşa edileceği stratejik bir eşiktir. Yeşil dönüşümü dezenflasyon ve büyüme politikalarının mer­kezine kararlılıkla yerleştiren bütüncül bir yaklaşım, Türkiye’yi hem yüksek gelir grubu ülkeler sınıfına taşıyacak hem de geleceğin dü­şük karbonlu küresel ekonomi düzeninde öncü ve rekabetçi aktörlerden biri kılacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Dünya | Volkan ÖNGEL</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/ovp-yesil-donusum-ve-kuresel-rekabet-gucu</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/04/yesil-varliklar-1.jpg" type="image/jpeg" length="57624"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bütçeye geçici vergiden sınırlı nefes]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/butceye-gecici-vergiden-sinirli-nefes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/butceye-gecici-vergiden-sinirli-nefes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merkezi yönetim büt­çesi, ağustos ayın­da takvimsel “geçi­ci vergi” dopingiyle nefes aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Kurumların ikinci çeyrek pe­şin vergilerini ödediği ağustos­ta bütçe bu tahsilat artışının etkisiyle 12,9 milyar TL fazla verdi. Ancak harcamaların ge­lir artış hızını geride bırakma­sı nedeniyle, bütçe fazlası ge­çen yıla göre yüzde 86,7 düşük kaldı.</p>

<p style="text-align:justify">Ağustos verileri, bütçede ve­rilen aylık fazlada, kalıcı bir mali disiplin ya da yapısal iyi­leşmeden çok her yıl aynı ayda tekrarlanan teknik ve takvime bağlı vergi tahsilat yoğunluğu­nun etkili olduğunu gösteriyor. Eylül ayından itibaren bu geçi­ci rüzgârın dinmesiyle birlikte, bütçenin yeniden yüksek mon­tanlı aylık açık trendine geri dönmesi ve yıl sonu bütçe açı­ğı hedeflerini zorlaması büyük olasılık.</p>

<p style="text-align:justify">Hazine ve Maliye Bakanlı­ğı’nın açıkladığı verilere göre, şirketlerin nisan-haziran dö­nemine ait 2’nci Dönem Ku­rumlar Geçici Vergisi ödeme­lerinin yoğunlaştığı ağustos ayında, genel bütçe gelirleri ge­çen yılın aynı ayına kıyasla yüz­de 28,5 artışla 1 trilyon 654,9 milyar TL’ye ulaştı. Bu tutarın 1 trilyon 473,3 milyar TL’sini vergi tahsilatı oluşturdu.</p>

<p style="text-align:justify">Yaz aylarında canlanan iç talep ve turizm gelirlerinin dolaylı ver­gilere (KDV ve ÖTV) yansıma­sı da bu dönemsel rahatlama­yı destekledi. Ancak vergi do­pingine rağmen, bütçenin fazla üretme kapasitesinde drama­tik bir kan kaybı yaşandı. Bütçe harcamaları, özellikle faiz dışı kalemlerin etkisiyle yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642,1 milyar li­ra oldu. Bu kapsamda faiz öde­meleri 197,1 milyar lira ile ge­çen yıla göre sadece yüzde 9,7 artarken, faiz dışı harcamalar yüzde 42,8 artışla 1 trilyon 445 milyar liraya ulaştı. Geçen yı­lın ağustos ayında bütçe 96,7 milyar TL olan bütçe fazlası, bu yıl aynı ayda harcamaların diz­ginlenememesi nedeniyle 12,9 milyar TL’de kaldı. Ağustos ayları itibarıyla faiz dışı bütçe fazlası da yüzde 24,1 azalarak 209,9 milyar liraya geriledi.</p>

<h3 style="text-align:justify">ÖTV tahsilatında düşüş</h3>

<p style="text-align:justify">Merkezi yönetim bütçe ge­lirlerinin ağustos ayı karne­si, kamunun finansman yükü­nü doğrudan kazançlar yerine tüketim ve ithalat bazlı dolay­lı vergilerin sırtladığını bir kez daha teyit etti. Ağustosta elde edilen toplam bütçe gelirinde aslan payını yine vergi tahsila­tı oluştururken, bunun içinde, iç talep canlılığının bir göster­gesi olan dahilde alınan KDV yüzde 26,57 artarak 182,4 mil­yar liraya yükseldi. Dış ticaret ve kurlardaki seyrin bir yansı­ması olarak ithalde alınan KDV de yüzde 32,36’lık güçlü bir bü­yüme performansı ile tek başı­na 183,6 milyar lira katkı verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Madalyonun diğer yüzün­de ise akaryakıt ve motorlu ta­şıtlar gibi kalemlerdeki talep değişimlerinin etkisiyle Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) hası­latı yüzde 12,62 oranında dü­şerek 165,5 milyar liraya geri­ledi. ÖTV havuzunu kurutan en büyük şok, devletin her gün pompadan taze nakit çektiği en istikrarlı gelir motoru olan akaryakıt cephesinden geldi. Hükümet, küresel petrol fiyat­larındaki aşırı yükselişin enf­lasyonu beslemesinin önü­ne geçmek amacıyla, 13 Ağus­tos 2026 tarihi itibarıyla aldığı bir kararla motorinden alınan ÖTV tutarını ağustos ayı sonu­na kadar tamamen sıfırlamıştı. Ağustos ayının ikinci yarısın­da motorinden hiç vergi alın­maması, bütçenin akaryakıt ÖTV’si ayağında çok ciddi bir likidite kaybına yol açarak ge­nel ÖTV toplamını aşağı çek­ti. Sıkı para politikası, yüksek kredi faizleri ve krediye erişim zorlukları nedeniyle iç pazar­daki daralma da zirve yaptı. ÖTV’nin ikinci büyük taşıyıcı­sı olan otomotiv sektöründe alarm zilleri bir süredir za­ten çalıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Doğrudan vergilerde ise daha istikrarlı bir seyir iz­lendi; büyük bölümü ücret ve maaşlardan kaynağından yapılan tevkifattan oluşan Gelir Vergisi tahsilatı yüz­de 42,82 artışla 351,2 mil­yar lira olurken, şirketlerin kârları üzerinden geçici ver­gi ödeme döneminde öde­diği Kurumlar Vergisi yüz­de 37,68’lik bir büyümeyle 403,3 milyar lira olarak ka­yıtlara geçti.</p>

<p style="text-align:justify">Vergi dışı cepheye ba­kıldığında; teşebbüs mülkiyet, faiz, pay ve ceza kalemle­ri dahil olmak üzere büt­çeye kat­kı sağla­yan diğer tüm gelir kol­ları, ağustos ayında kümülatif olarak 181,6 milyar li­ralık bir havuz oluştu­rarak toplam bütçe ha­sılatının yüzde 11’ini kar­şılayabildi.</p>

<h3 style="text-align:justify">Kurumlarda geçici vergi etkisi</h3>

<p style="text-align:justify">Bütçe gelirlerinin ağustos ayı kırılımları, Kurumlar Ver­gisi cephesinde yapısal bir çar­pıklığı ve bütçenin nakit akı­şında şirketlerin “peşin vergi” yükünü net bir şekilde deşifre ediyor. Ağustos ayında topla­nan 400 milyar liranın üzerin­deki net tahsilatın arkasındaki itici güç, şirketlerin üçer aylık kârları üzerinden peşin olarak tahsil edilen Kurumlar Geçici Vergisi oldu; bu kalem Ağus­tos’ta yüzde 39,59 artışla 404,8 milyar liraya ulaşarak net top­lamı tek başına sırtladı.</p>

<p style="text-align:justify">Madalyonun diğer yüzün­de ise yıl içindeki yoğun peşin tahsilatın ve yatırım teşvik ia­delerinin faturası yıllık düzelt­me hesabına kesildi. Şirket­lerin nisan ayı sonrasındaki mahsup ve vergi iadesi talep­lerinin büyüklüğü nedeniyle, Beyana Dayanan Kurumlar Vergisi ağustos ayında eksi 2,7 milyar TL olarak Hazine’den net nakit çıkışına yol açtı. Kay­nağında kesilen ve risksiz bir gelir kapısı olan Kurumlar Vergisi Tevkifatı (stopaj) yüz­de 86,13 artışla 1 milyar liralık mütevazı bir katkı sunarken; bütçeye kalıcı soluk getirme­si beklenen yeni nesil Yerel ve Küresel Asgari Tamamlayıcı Kurumlar Vergisi kalemlerin­den ağustos ayında toplamda sadece 120 milyon liralık sem­bolik bir hasılat elde edilebildi, deprem finansmanı için geç­mişte yürürlüğe konan 7440 sayılı Ek Vergi ise yüzde 98,45 düşüşle 9,2 milyon liraya ine­rek bütçedeki misyonunu ta­mamen tamamladı.</p>

<h3 style="text-align:justify">Harcamalar daha hızlı arttı</h3>

<p style="text-align:justify">Ekonomi yönetiminin sıkı para politikası eşliğinde kamu­da tasarruf vurgusunu ön pla­na çıkardığı bir konjonktürde, merkezi yönetim bütçe gider­lerinin ağustos ayı gerçekleş­meleri, harcama cephesin­deki yapısal katılıkları ve ba­zı kalemlerdeki kontrol dışı büyümeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Geçici vergi do­pingi bütçeyi aylık bazda cılız bir fazla pozisyonunda tutsa da giderlerin kompozisyonu den­geleme zorluğunun devam et­tiğini gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Ağustosta bütçenin en ağır yükünü, devletin maaş ve sos­yal güvenlik taahhütleri oluş­turdu. Kamu istihdam maliye­tinin ana göstergesi olan per­sonel giderleri yüzde 42 artışla 430,3 milyar liraya ulaşırken, cari transferler yüzde 39’luk bir artışla 624,7 milyar liralık bir kaynağı bütçeden çekip al­dı. Gider cephesinin ağustos ayındaki en çarpıcı gelişmesi ise baz etkisiyle de olsa kontro­lü zor bir sıçrama gerçekleşti­ren sermaye transferleri oldu; yerel yönetimler ve kurumla­ra aktarılan bu kaynaklar yüz­de 556,3 gibi rekor bir artışla 55 milyar liraya fırladı.</p>

<p style="text-align:justify">Madalyonun diğer yüzünde ise devletin üretim ve altyapı gücünü simgeleyen yatırım­ların feda edildiği görülüyor; zira mal ve hizmet alım gider­leri yüzde 32,6 artışla genel eğilimin gerisinde kalırken, kamunun doğrudan yatırım­larını gösteren sermaye gi­derleri yüzde 17,3’lük oldukça güdük bir büyüme ile sadece enflasyonun değil bütçe orta­lamasının da çok altında bas­kılanabildi.</p>

<h3 style="text-align:justify">Sekiz aylık açık 1,3 trilyon</h3>

<p style="text-align:justify">Madalyonun arkasındaki sekiz aylık kümülatif büyük resim ise mali dengelerdeki bozulmanın henüz kontrole alınamadığını gösteriyor. Kamuda tasarruf tedbirleri ve sıkı maliye politikası söylemlerine rağmen, merkezi yönetim bütçesi harcamalarındaki kronik yükseliş trendi engellenemiyor. Yılın ilk sekiz ayına ait bütçe gerçekleşmeleri, harcamaların gelirlerden daha hızlı arttığını ve bütçe dengesindeki bozulmanın ivme kazandığını net biçimde ortaya koyuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Ocak-ağustos döneminde bütçe giderleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36,8 oranında bir artışla 12 trilyon 162,7 milyar liraya ulaşırken, bütçe gelirleri 10 trilyon 854,7 milyar lirada ve artışı yüzde 36’da kaldı. Gelir cephesinde, vergi dairesinin çarkları dönmeye devam edip tahsilat yüzde 35,7 artışla 9,3 trilyon lirayı bulsa da harcama kalemlerindeki agresif büyüme mali dengeleri baskılamayı sürdürdü. Bunun sonucunda, geçen yılın ilk sekiz ayında 907,6 milyar lira olan merkezi yönetim bütçe açığı, bu yıl yüzde 44,1 büyüyerek 1 trilyon 308,1 milyar liraya fırladı.</p>

<p style="text-align:justify">İlk sekiz ayda faiz dışı bütçe harcamaları yüzde 36,3 artışla 10 trilyon 174,6 milyar, faiz ödemeleri yüzde 39,4 artışla 1 trilyon 998,1 milyar liraya ulaştı. Geçen yıl ilk sekiz ayda 518,1 milyar lira olan faiz dışı fazla, bu yıl aynı dönemde yüzde 31,2 artışla 680 milyar dolara ulaştı.</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Bütçeye geçici vergiden sınırlı nefes - Resim : 1" height="922" loading="lazy" src="https://image.dunya.com/rcman/Cw820h922q95gm/storage/files/images/2026/09/15/nakiiii-m9dc.jpg" width="820" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Dünya | Naki BAKIR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/butceye-gecici-vergiden-sinirli-nefes</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2023/09/butce5.jpg" type="image/jpeg" length="49179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uluslararası transferde SWIFT devrimi: 24 saat kesintisiz ödeme başlıyor]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/uluslararasi-transferde-swift-devrimi-24-saat-kesintisiz-odeme-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/uluslararasi-transferde-swift-devrimi-24-saat-kesintisiz-odeme-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel finansal mesajlaşma ağı SWIFT, bankalar arasındaki sınır ötesi transferleri 24 saat kesintisiz ve gerçek zamanlı hale getirecek blockchain tabanlı dijital defter sisteminin testlerine başladı. Citigroup, MUFG, UBS ve Wells Fargo gibi devlerin yer aldığı 17 bankayla yürütülen proje; uluslararası para transferlerindeki yüksek maliyetleri düşürmeyi ve işlem sürelerini saniyelere indirmeyi hedefliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde 11 binden fazla üye bankaya sahip olan küresel finansal mesajlaşma ağı SWIFT, uluslararası ödeme altyapısını modernize edecek büyük bir adım attı. Geliştirilen blockchain tabanlı dijital defter platformu sayesinde, banka şubelerinin kapalı olduğu hafta sonları ve resmi tatiller dahil olmak üzere günün 24 saati gerçek zamanlı sınır ötesi transfer yapılabilecek.</p>

<h2><strong>Dev bankalar pilot projede bir araya geldi</strong></h2>

<p>Tokenleştirilmiş mevduatların transferi için tasarlanan yeni sistemin pilot çalışmalarına 17 küresel finans devi katılıyor. Citigroup, Wells Fargo, MUFG Bank, UBS ve BNP Paribas gibi kuruluşların yer aldığı testlerde, bağlantısız bankalar arasında bile anlık ödemelerin gerçekleştirilmesi sağlanıyor. Ağustosta HSBC ve Standard Chartered canlı işlemleri başlatırken; Citi de First Abu Dhabi Bank, OCBC ve DBS Group Holdings ile bu ay ilk işlemleri tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Maliyetler düşecek, uluslararası ticaret hız kazanacak</strong></h2>

<p>Mevcut sistemde birden fazla aracı bankadan geçen uluslararası transferler günler sürebiliyor ve gönderilen tutarın yüzde 10’una varan yüksek kesintilere yol açabiliyor. SWIFT’in yeni platformu ise bu maliyetleri önemli ölçüde azaltırken, işletmelerin finansman yükünü hafifletecek. Bankalar kapalıyken bile işlem yapılabilmesi, küresel ticaret ve kişisel para transferi hareketliliğine yeni bir ivme kazandıracak.</p>

<p><strong>Nihan Hiçyılmaz-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/uluslararasi-transferde-swift-devrimi-24-saat-kesintisiz-odeme-basliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/swift3.png" type="image/jpeg" length="95060"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akaryakıt fiyatlarında son durum]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/akaryakit-fiyatlarinda-son-durum-15</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/akaryakit-fiyatlarinda-son-durum-15" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Döviz kuru ve petrol fiyatlarındaki hareketlilik ile vergilere yapılan zamlar akaryakıt fiyatlarını da etkilemeye devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Brent petrol fiyatları ve dövizdeki değişikliklerle birlikte güncel benzin, motorin ve <strong>LPG</strong> (akaryakıt) fiyatları gündemdeki yerini koruyor.</p>

<p>Küresel piyasalardaki dalgalanma, döviz kurundaki oynaklık ve art arda gelen <strong>ÖTV</strong> zamları, akaryakıt fiyatları üzerindeki baskıyı sürdürüyor.</p>

<p>Motorinin litre fiyatına yaklaşık <strong>6,5 TL</strong> zam geldi. Zamın ardından motorinin litresi İstanbul Avrupa Yakası'nda <strong>95,60 TL</strong>, Anadolu Yakası'nda <strong>95,46 TL</strong>, Ankara'da <strong>96,75 TL</strong> ve İzmir'de <strong>97,02 TL</strong> seviyesine yükseldi.</p>

<h3><strong>İstanbul, İzmir ve Ankara'da güncel benzin, motorin ve otogaz fiyatları ne kadar?</strong></h3>

<p><strong>İstanbul Avrupa Yakası:</strong></p>

<p>Benzin: 80.26 TL<br />
Motorin: 95.60 TL<br />
LPG: 34.99 TL</p>

<p><strong>İstanbul Anadolu Yakası:</strong></p>

<p>Benzin: 80.12 TL<br />
Motorin: 95.46 TL<br />
LPG: 34.39 TL</p>

<p><strong>Ankara:</strong></p>

<p>Benzin: 81.25 TL<br />
Motorin: 96.75 TL<br />
LPG: 35.09 TL</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İzmir:</strong></p>

<p>Benzin: 81.52 TL<br />
Motorin: 97.02 TL<br />
LPG: 34.99 TL</p>

<p><strong>Cihan Oruçoğlu-Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/akaryakit-fiyatlarinda-son-durum-15</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/03/benzin3.jpg" type="image/jpeg" length="77329"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şeref Oğuz yazdı: Külfet adaleti]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/seref-oguz-yazdi-kulfet-adaleti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/seref-oguz-yazdi-kulfet-adaleti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/kulfet-adaleti/917958" rel="nofollow"><strong><span style="color:#3498db">Şeref OĞUZ'un yazısı:</span></strong></a></p>

<p><strong>"Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Eken de yok biçen de yok / Hasada ortak Osmanlı." 16’ncı YY’dan anonim bir şiir. Bugün Osmanlı yerine kimleri koyardın?</strong></p>

<p>Gelir dağılımındaki adalet kadar önemli bir kavram. Kriz zamanlarında “<strong>gayet iyi</strong>” yönetilmesi gereken süreci de tanımlar. Nimetin adil dağılmadığı ortamın yarattığı krizlerde ise “<strong>olmazsa olmaz</strong>”dır. Ortaya çıkan sıkıntının, <strong>herkese, her kesime, adil ve akıllıca dağıtılması</strong> olgusunu anlatır.</p>

<p>Eğer ekonomideki zor şartlardan çıkılacaksa, şu anda bölük pörçük alınan kararların bir araya getirilip ulusal bir “<strong>uzlaşma programı</strong>” oluşturulması kaçınılmaz görünüyor. Adına ister “<strong>Krizden Kurtuluş Paketi</strong>” ister “<strong>Ulusal Uzlaşma Programı</strong>” diyelim, başarı için Türkiye’ye lazım olan, <strong>külfet adaletidir</strong>.</p>

<p><strong>YÜKSEK KAZANÇ, YÜKSEK RİSK BARINDIRIR</strong></p>

<p>Bizdeki zenginler, hele ki zenginliğini ana işinden değil, para pazarlayarak kazananlar, “<strong>külfetin başkalarına yüklenmesi</strong>” için gayret ederler. Oysa “külfeti” <strong>KOBİ’lere, esnafa</strong> ve vatandaşa yıkan ve nimeti de bunlara sunan çözümler pek işe yaramaz. Uzlaşma, külfeti adil dağıtmaktan geçebilir ancak.</p>

<p><strong>Testiyi kıran</strong> ile <strong>suyu getireni </strong>karıştıran eski uygulamalar gösterdi ki oluşturulacak olan kaynakların, zaten bu krizi yaratan “<strong>çoktan ölmüş ama öldüğünden habersiz</strong>” büyük şirketlere aktarılması, çare olamıyor. <strong>Verimsiz hantal</strong>, kâr iştahı yüksek firmalara verilecek kaynaklar, <strong>milli gelir kaybı</strong> oluveriyor.</p>

<h2><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Külfet adaletine dair…</strong></h2>

<p><strong><i>En berbat söylem?</i></strong></p>

<p><strong>“Krizin külfetini benim dışımda herkes paylaşsın.</strong>” Mağaza siftah yapmıyor ama dükkân sahibi “kiramı aynen isterim” der. <strong>Ben hiçbir şey almam ama herkes benim malımı alsın</strong>” akılsızlığı da…</p>

<p><strong><i>Külfeti kim dağıtmalı?</i></strong></p>

<p>Enflasyon külfetini <strong>sabit gelirliye</strong>, çiftçi, <strong>esnaf</strong>, emekçiye yükleyip <strong>kendi konforunu sürdürme gayreti</strong> içinde olan kamu, asla külfeti adil dağıtmayacaktır. <strong>Yandaş candaş</strong> bir yana, gerisi ise <strong>saldım çayıra</strong>…</p>

<h2><strong>NOT</strong></h2>

<p><strong>HER KRİZİ FIRSAT KADAR, YAĞMACI DA BARINDIRIR</strong></p>

<p>Misal <strong>enflasyon</strong>… Hem yüksek hem de düşürülemiyor. Bu da bir yandan <strong>enflasyonzade</strong> üretiyor diğer yandan <strong>enflasyonzede</strong>… Fırsatlar enflasyon yüzünden <strong>heba</strong> olurken <strong>yağmacılar</strong>, bu ortamda gelir transferiyle, <strong>siyasetçiye yakınlıkları</strong> ve <strong>ekonomik değerlere çökerek</strong> külfet adaletini daha da bozar.</p>

<p><strong>KÜLFET LÛGATI</strong></p>

<p><strong>Ekonomik külfet</strong>: Omuzumuza binen <strong>büyük maddi yük, masraf, mali zorluk veya sıkıntı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Külfet adaleti</strong><strong>: Ortaya çıkan zorluk ve maliyetin toplumdaki bireyler arasında adil dağıtılması</strong></p>

<p><strong>Külfet kurnazlığı</strong><strong>: Fedakârlık bekleyenin, FEDA’nın topluma ama KÂR’ın kendisine kalması</strong></p>

<p><strong>Toplumsal barış</strong><strong>: Nimetin de külfetin de eşit dağıtıldığı ortamda krizler barış içinde çözülür</strong></p>

<p><strong>Şeref OĞUZ-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/seref-oguz-yazdi-kulfet-adaleti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2025/06/kazanc-1.jpg" type="image/jpeg" length="17808"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OVP’de 2027–2029 Dönemine İlişkin İstihdam ve Sosyal Güvenlik Hedefleri]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/ovpde-2027-2029-donemine-iliskin-istihdam-ve-sosyal-guvenlik-hedefleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/ovpde-2027-2029-donemine-iliskin-istihdam-ve-sosyal-guvenlik-hedefleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6 Eylül 2026 tarihli ve 33362 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP), Türkiye ekonomisinin üç yıllık politika çerçevesini belirlerken çalışma hayatına ilişkin önemli bir reform gündemi de sunmaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Programın öncelikli reform alanları arasında yer alan <strong>“İstihdam”</strong> ile <strong>“Sosyal Güvenliğin Sürdürülebilirliği”</strong> başlıkları birlikte değerlendirildiğinde, temel yaklaşımın daha fazla kişinin üretken, kayıtlı ve nitelikli işlerde çalışmasını sağlamak ve bu genişleyen istihdam tabanı üzerinden sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesini güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">OVP döneminde <strong>yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması</strong> ve <strong>işsizlik oranının dönem sonunda yüzde 7,6 düzeyine gerilemesi</strong> hedeflenmektedir. Ancak niceliksel hedeflerin kalıcı refah üretmesi, işgücünün ihtiyaç duyulan becerilerle donatılmasına, istihdamın kayıtlı ve verimli alanlara yönelmesine, ücret-verimlilik bağının güçlendirilmesine ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesine bağlıdır. Bu nedenle programın gerçek değeri, yalnızca hedef rakamlarda değil, bu hedeflere götürecek kurumsal ve hukuki araçların tutarlılığı olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İstihdam politikalarında nitelik, katılım ve uyum</strong></p>

<p style="text-align:justify">Programın istihdam yaklaşımına bakıldığında,<strong> işgücü arzı</strong> ile <strong>işletmelerin talep ettiği yetkinlikler arasındaki uyumsuzluğu </strong>azaltmaya odaklandığı görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Zira, şu anda işletmelerin karşı karşıya kaldığı dijitalleşme, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, otomasyon ve yeni üretim teknikleri bazı meslekleri dönüştürürken yeni beceri setlerine olan talebi artırmaktadır. Bu nedenle mesleki ve teknik eğitim programlarının sektörlerle daha yakın iş birliği içinde güncellenmesi, işbaşı eğitimlerinin ölçülebilir çıktılara bağlanması, hayat boyu öğrenme ile mikro yeterliliklerin yaygınlaştırılması kritik önem taşımaktadır. Eğitim-istihdam bağının güçlendirilmesi, hem işsizliğin yapısal boyutunu azaltacak hem de işletmelerin nitelikli çalışan bulma maliyetini düşürecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Kadınların, gençlerin ve çalışma çağındaki dezavantajlı grupların işgücüne katılımının artırılmasının da programın merkezinde olduğu görülmektedir. Kadın istihdamında bakım sorumluluklarının etkisini azaltacak erişilebilir kreş, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri ile güvenli ulaşım olanakları önemini korumaktadır. Gençler açısından eğitimden işe geçişi kolaylaştıracak staj, çıraklık, mentorluk ve ilk işe giriş programları öne çıkmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, teşviklerin yalnızca işe giriş sayısına göre değil, istihdamın belirli bir süre korunması, ücret düzeyi, eğitim kazanımı ve kayıtlılık gibi sonuç göstergeleri üzerinden tasarlanması kamu kaynaklarının etkinliğini artıracaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Esnek ve yeni nesil çalışma modelleri</strong></p>

<p style="text-align:justify">OVP’de iş ve yaşam dengesini ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla <strong>çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesi, esnek süreli istihdam modellerinin geliştirilmesi</strong> ve <strong>yeni nesil çalışma biçimlerinin etkin uygulanmasına</strong> yönelik mevzuat çalışması yapılacağı eylemler arasında yer almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Geldiğimiz noktada artık uzaktan çalışma, hibrit çalışma, kısmi süreli çalışma, proje bazlı çalışma ve platform ekonomisi uygulamaları özellikle hizmet sektörlerinde kalıcı hale gelmiştir. Bu modeller, kadınlar, öğrenciler, emeklilik sonrası çalışmak isteyenler ve bakım sorumluluğu bulunan kişiler için işgücüne giriş imkânını genişletebilecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bununla birlikte esneklik, sosyal hakların aşınması veya iş ilişkisinin yanlış nitelendirilmesi anlamına gelmemelidir. Bu nedenle, çalışma süresinin tespiti, fazla çalışma, dinlenme hakkı, iş sağlığı ve güvenliği, veri güvenliği, iş ekipmanlarının maliyeti, işe bağlılık göstergeleri ve sosyal sigorta yükümlülükleri açık kurallara bağlanması gerekmektedir. Aksi halde esnek modeller kayıt dışılığın veya güvencesizliğin yeni alanlarına dönüşebilecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, esnek ve yeni nesil çalışma modelleri teşvik edilirken çalışanların asgari koruma düzeyini güvence altına alan <strong>“güvenceli esneklik”</strong> boyutunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kayıt dışı istihdamla mücadele ve teşviklerin etkinliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından en hızlı sonuç alınabilecek alanlardan biri kayıt dışı istihdamın azaltılmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Kayıt dışılık, çalışanların sağlık, emeklilik ve kısa vadeli sigorta haklarını zayıflatırken dürüst işverenler aleyhine haksız rekabet yaratmakta ve prim gelirlerini azaltmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">OVP’de yer verilen hedef ve politikalara bakıldığında veri analitiği, risk odaklı denetim ve kurumlar arası veri paylaşımı yaklaşımı, ücret, vergi, banka, teşvik ve sigortalılık verilerinin karşılaştırılmasına dayalı daha hedefli bir denetim modelinin hayata geçirileceğini göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İstihdam teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi bu çerçevenin diğer önemli unsurudur. Çok sayıda, farklı koşullara bağlı ve sık değişen teşvik programları uygulamada karmaşıklık yaratabilmekte, işletmelerin kararlarını geçici desteklere göre şekillendirmesine yol açabilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, teşvik mimarisinin sadeleştirilmesi, hedef kitlelerin netleştirilmesi ve her programın maliyet-etkinlik analizine tabi tutulması gerekmektedir. Yine, ilave istihdam, istihdamda kalıcılık, bölgesel ihtiyaç, kadın ve genç istihdamı, teknolojik dönüşüm ve kayıtlı ücret artışı gibi ölçütler teşvik tasarımının merkezine alınmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sosyal güvenliğin mali ve kurumsal sürdürülebilirliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sosyal güvenliğin sürdürülebilirliği ve mali yapısını, çalışan sayısı, ücretlerin kayıtlı düzeyi, aktif-pasif dengesi, tahsilat performansı, sağlık harcamalarının etkinliği, nüfusun yaşlanması ve istihdamın niteliği gibi parametreler belirlemektedir.</p>

<p style="text-align:justify">OVP’de sosyal güvenlik gelirlerinin korunmasına yönelik olarak <strong>prim borçlarının etkin takibi, tahsilat kapasitesinin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>kayıt dışılıkla mücadele</strong> konusunda bazı hedefler konulmuştur. Bu yaklaşımın kalıcı etkisi için borçların oluşmasını önleyici erken uyarı sistemleri, ödeme kapasitesini dikkate alan yapılandırma ilkeleri ve suiistimali caydıran yaptırımların da işletilmesini gerekli kılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer taraftan, nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranındaki gerileme, uzun vadede sisteme prim ödeyen aktif nüfus ile aylık alan pasif nüfus arasındaki dengeyi zorlayacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu nedenle <strong>ileri yaşlarda istihdam edilebilirliği artıran beceri yenileme programları</strong>, <strong>sağlıklı yaşlanma politikaları</strong> ve <strong>emeklilik sonrası kayıtlı çalışma</strong> seçenekleri önem kazanacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, sosyal güvenlik sisteminin sürdürebilirliği ile ilgili düzenlemeler yapılırken hem kazanılmış haklar ve sosyal devlet ilkesinin gözetilmesi hem de aktüeryal etki analizlerinin, öngörülebilir geçiş sürelerinin sosyal taraflarla istişare edilerek hazırlanmasında fayda vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak; sosyal güvenlik sisteminin mali dayanıklılığı, daha geniş ve daha verimli bir kayıtlı istihdam tabanı oluşturulmasını gerektirmektedir. Ayrıca, istihdam artışının sürdürülebilir olması da güçlü sosyal koruma, beceri yatırımı ve adil çalışma koşullarını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, kadınların ve gençlerin işgücüne katılımı, yeni nesil çalışma modelleri, beceri dönüşümü, kayıt dışılıkla mücadele, teşviklerin etkinliği ve prim tahsilatının geliştirilmesi aynı politika mimarisinin parçaları olarak ele alınmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak husus, hedeflerin mevzuata aktarılması kadar uygulamanın kalitesi olacaktır. Öngörülebilir kurallar, ölçülebilir hedefler, güçlü kurumlar arası koordinasyon, sosyal diyalog ve düzenli etki analizi reformların güvenilirliğini artıracaktır. Bu çerçeve başarıyla hayata geçirildiğinde daha yüksek istihdam, daha düşük kayıt dışılık, daha güçlü bir prim tabanı ve sosyal risklere karşı daha dayanıklı bir sosyal güvenlik sistemi sağlayacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu nedenle OVP’nin, bir temenni belgesi olarak değil, kamu kurumları ve özel sektör için sonuç odaklı bir dönüşüm programı olarak uygulanması önem taşımaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><a href="https://www.pwc.com.tr/tr/medya/kose-yazilari/celal-ozcan/ovp-2027-2029-istihdam-sosyal-guvenlik-hedefleri-degerlendirmesi.html" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b">PWC | <span class="author-name" tabindex="0">Celal Özcan - </span>Sosyal Güvenlik Hizmetleri, Direktör, PwC Türkiye</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/ovpde-2027-2029-donemine-iliskin-istihdam-ve-sosyal-guvenlik-hedefleri</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/09/o-v-p-1.jpg" type="image/jpeg" length="41811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TCMB anketinde enflasyon beklentisi yükseldi: Dolar ve faiz tahmini de belli oldu]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/tcmb-anketinde-enflasyon-beklentisi-yukseldi-dolar-ve-faiz-tahmini-de-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/tcmb-anketinde-enflasyon-beklentisi-yukseldi-dolar-ve-faiz-tahmini-de-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Eylül 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi'nde yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,43'ten yüzde 29,61'e yükseldi. Yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,57'ye gerilerken, 12 ay sonrası kur tahmini 58,60 TL'ye çıktı. Katılımcıların 2026 yılı büyüme beklentisi ise yüzde 3,0'a geriledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 67 katılımcıyla gerçekleştirilen Eylül 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi'nin sonuçlarını açıkladı.</p>

<p>Ankette yıl sonu ve uzun vadeli enflasyon beklentilerinde yükseliş görülürken, 2026 ve 2027 yıllarına ilişkin büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi.</p>

<p>Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi, bir önceki anket dönemindeki yüzde 29,43 seviyesinden yüzde 29,61'e yükseldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 23,69'dan yüzde 23,70'e çıkarken, 24 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 18,03'ten yüzde 18,32'ye yükseldi.</p>

<h3><strong>12 ay sonrası için beklentiler yüzde 23-26 aralığında yoğunlaştı</strong></h3>

<p>Katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminlerinde TÜFE'nin yüzde 36,40 olasılıkla yüzde 20,00-22,99, yüzde 47,05 olasılıkla yüzde 23,00-25,99 ve yüzde 11,21 olasılıkla yüzde 26,00-28,99 aralığında gerçekleşeceği öngörüldü.</p>

<p>Nokta tahminlere göre katılımcıların yüzde 55,74'ünün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,00-25,99 aralığında yer aldı.</p>

<h3><strong>24 ay sonrası enflasyon tahmini yüzde 18,32</strong></h3>

<p>24 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminlerinde ise TÜFE'nin yüzde 30,89 olasılıkla yüzde 14,00-16,99, yüzde 35,26 olasılıkla yüzde 17,00-19,99 ve yüzde 19,18 olasılıkla yüzde 20,00-22,99 aralığında artış göstereceği tahmin edildi.</p>

<p>Nokta tahminlerde katılımcıların yüzde 37,74'ünün beklentisinin yüzde 17,00-19,99 aralığında olduğu görüldü.</p>

<h3><strong>Politika faizi beklentisi yüzde 37</strong></h3>

<p>Katılımcıların BIST Repo ve Ters-Repo Pazarı'nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi, önceki anket dönemindeki yüzde 40,00 seviyesinden yüzde 37,00'ye geriledi.</p>

<p>Eylül ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına ilişkin TCMB politika faizi beklentisi de yüzde 37,00 olarak kaydedildi.</p>

<h3><strong>Yıl sonu dolar/TL beklentisi geriledi</strong></h3>

<p>Katılımcıların cari yıl sonu dolar/TL beklentisi önceki anket dönemindeki 51,66 TL'den 51,57 TL'ye geriledi.</p>

<p>Buna karşılık 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi 57,43 TL'den 58,60 TL'ye yükseldi.</p>

<h3><strong>Büyüme beklentileri aşağı çekildi</strong></h3>

<p>Katılımcıların Türkiye ekonomisine ilişkin 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,1'den yüzde 3,0'a geriledi.</p>

<p>2027 yılı büyüme beklentisi de bir önceki anket dönemindeki yüzde 4,0 seviyesinden yüzde 3,9'a indirildi.</p>

<p><strong>Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/tcmb-anketinde-enflasyon-beklentisi-yukseldi-dolar-ve-faiz-tahmini-de-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/05/enflasyonmarket.jpg" type="image/jpeg" length="35119"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rakamlarla OVP: Vaatler, gerçekler ve seçim sandığı hesabı]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/rakamlarla-ovp-vaatler-gercekler-ve-secim-sandigi-hesabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/rakamlarla-ovp-vaatler-gercekler-ve-secim-sandigi-hesabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><i>OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef.</i></strong></p>

<p><strong><i><a href="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw690h386q95gc/storage/files/images/2026/09/10/burakkk-yu90.jpg" rel="nofollow" title="Rakamlarla OVP: Vaatler, gerçekler ve seçim sandığı hesabı - Resim : 1"><img alt="Rakamlarla OVP: Vaatler, gerçekler ve seçim sandığı hesabı - Resim : 1" height="386" loading="lazy" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw690h386q95gc/storage/files/images/2026/09/10/burakkk-yu90.jpg" width="690" /></a></i></strong></p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 06.Eylül.2026 tarihli ve 33362 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı Kararı olarak açıklandı.</p>

<p>OVP dönemi içerisinde Türkiye’de genel seçimlerin yapılacak olması nedeniyle, OVP bir taraftan seçimin olası gerçekleşeceği tarihi tahmin etmek, diğer taraftan da seçim gölgesinde ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirmek adına hafta başından bu yana hem yazılı hem de görsel basında tartışılan en önemli ekonomik konu oldu.</p>

<p>OVP, 2027-2029 döneminde makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve orta vadede kalıcı fiyat istikrarının tesis edilmesini temel öncelik olarak tanımlıyor. Bunun yanında verimlilik, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil ve dijital dönüşüm, işgücü piyasasının etkinliği, yatırım ortamı ve kayıt dışılığın azaltılması da hedefler arasında yer alıyor.</p>

<p>Enflasyonun kademeli biçimde düşürülmesi, büyümenin yatırım ve verimlilik ağırlıklı hızlanması, dış dengenin enerji maliyetlerinin normalleşmesiyle iyileşmesi ve kamu maliyesinde faiz dışı dengenin güçlenmesi programın dayandığı temeller olarak göze çarpmakta.</p>

<p>Türkiye’de OVP aslında temelde bir iyi niyet manzumesidir. Her OVP döneminde en iyimser koşullar dikkate alınarak gerçekleştirilmesi düşünülen ara hedefler ortaya konulur. OVP’nin sonunda da bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için öngörülen zaman belirlenir.</p>

<p>Aslında rakamlara girmeden önce, bence en çok eleştiri konusu olan şey bu takvim…</p>

<p>Her biri için ayrı ayrı kitapçıklar yazılabilecek olan hedeflerin ne kadarının şimdiye kadar gerçekleştirildiği ya da gerçekleştirilemediği, ne kadar zamanda ve hangi koşullarla bu hedeflere ulaşılacağı bu takvimde yer almaz. <strong>O nedenle geçmişte başlamış faaliyetlerin hangi aşamada olduğunu bilemiyoruz.</strong> Ölçemediğimiz bu hedefleri de yönetmek kolay olmuyor.</p>

<p><strong>Yıllar önceki OVP’lerde orta konulmuş hedeflerin hangi aşamada olduğunu bilmeden yenilerini önermek OVP metninde hoş gözükse de bir yandan gereksiz kaynak israfına ya da yapılanların tekrarına dönüşüyor.</strong></p>

<p>Bu küçük ama önemli eleştirinin mutlaka dikkate alınması ve önümüzdeki yıllarda hazırlanacak OVP’lerde gerçekleşme oranlarının ve gerçekleşmeye engel unsurların da yer alması en azından şeffaflık açısından daha doğru olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2027-2029 Dönemi OVP’de rakamlara baktığımızda, ben kendimce hükümetin hedeflerini; görece gerçekleşmesi daha olası ve kolay hedefler ile yapılması zor ve gerçekleşmeme ihtimali yüksek hedefler olarak ayırdım.</strong></p>

<p>Cari açığın GSYH’ye oranının 2026'daki yüzde 2,6'dan 2029'da yüzde 1,6'ya gerilemesi zor ama ulaşılabilir bir hedef gibi görünüyor. Mevcut durumda Türkiye'nin turizm gelirleri, hizmet ihracatı ve altın/enerji dışı dengesinde iyileşme göze çarpıyor. Cari işlemler dengesi açığında da kademeli bir iyileşme öngörülmüş. Ancak yine de unutmamak lazım ki bu iyileşme büyük ölçüde enerji fiyatlarına ve küresel finansman koşullarına bağlı. Turizm gelirlerinin ülke içi huzurla ve rekabetçi fiyatların etkilediği, yani son derece hassas bir sektör olduğunu belirtmek lazım. Öte yandan, dış ticaret hacminin GSYH’ye oranının 2027 yılında yüzde 36,7 iken, program sonunda, yani 2029 yılında yüzde 33,3 olacağı öngörülmüş. 2027 yılı için ihracat 292 milyar dolar olarak öngörülmüşken, 2029 için öngörü 316 milyar dolar. 3 yıllık ihracat artış oranı dolar cinsinden yüzde 8,2 olarak planlanmış. İthalatta planlanan 3 yıllık artış oranı ise yüzde 7,3. <strong>Program geneline yayılmış aşırı iyimserlik dış ticaret hedeflerinde çokça göze çarpıyor.</strong></p>

<p>İhracatın program sonunda 316 milyar dolara yükselmesi, dolar bazında yıllık artışların görece sınırlı olması nedeniyle hedefin ulaşılabilir görünmesini sağlıyor. Ancak küresel ticaretin korumacılık, Avrupa'daki zayıf büyüme ve jeopolitik risklerle karşı karşıya olduğu unutulmamalı. Trump’ın 2028’de görevini tamamlaması küresel ticaret artışı beklentisi için güzel bir haber olabilir.</p>

<p><strong>Sanırım benimle birlikte herkesin en çok takıldığı konulardan biri, enflasyonun programın sonunda (2029) yüzde 9’a nasıl indirileceği.</strong></p>

<p>OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef. <strong>Tüm koşullar aynı kalarak hele hele programın içerisinde bir genel seçim yaşarken, nasıl kademeli olarak düşeceğinin cevabı programda yok.</strong></p>

<p>Cevabı yok derken, programda büyüme ve enflasyon hedefleri ciddi bir tezat oluşturuyor.</p>

<h2><strong>Bu yönüyle OVP epey tutarsız</strong></h2>

<p><strong>Enflasyonu hızla düşürmek için talep ve kredi koşullarının kontrollü kalması gerekirken, büyümeyi yüzde 5'e çıkarmak yatırım, üretim ve verimlilikte güçlü bir sıçrama gerektiriyor.</strong> Yıllarca gerçekleştirilemeyen üretimde verimlilik artışının, program döneminde nasıl bir anda gerçekleştirileceğini ben programda bulamadım. Hele hele küresel ölçekte yapay zekâ ve üretimde teknolojik dönüşüme milyarlarca dolar harcanırken, biz bu dönüşümün içerisinde yer almadan nasıl verimlilik artışı sağlayacağız diye düşünmüyor değil insan.</p>

<p><strong>2026 yılsonu için yüzde 3,3’lük bir büyüme öngörüsü, 2027 yılına geldiğimizde yerini yüzde 4,2’lik sert bir büyümeye bırakıyor. Yüzde 27’lik bir artış... Bu arada enflasyon da yüzde 28,4’ten yüzde 21’e düşecek.</strong> 2028’de yüzde 4,6’lık bir büyümeye karşılık enflasyonun yüzde 13,5 olacağı öngörülmüş. <strong>Size ne kadar inandırıcı geldiyse, ben de o oranda bu öngörüye inandım.</strong></p>

<p><strong>Daha ilginci ise GSYH deflatörünün çok hızlı gerilemesi beklentisi. Deflatör artışının 2026'da yüzde 30,6'dan 2028'de yüzde 14,5'e ve 2029'da yüzde 9,5'e gerilemesi, ekonomideki genel fiyatlama davranışının hızla normalleşmesini gerektiriyor.</strong> Bu hedef, TÜFE hedefiyle birlikte değerlendirildiğinde, nominal gelir, ücret ve vergi dinamiklerinde çok güçlü bir uyum olması gerekir. <strong>Ekonomi yönetimi, bu uyumu içerisinde seçim olacak bir dönemde gerçekleştirmeyi düşünüyor.</strong></p>

<p><strong>OVP’nin harcama ve gelir öngörüsü bence seçimin zamanını da bize söylüyor</strong></p>

<p>2026’dan 2027’ye geçtiğimizde faiz hariç harcamaların yüzde 37 artması öngörülmüşken, 2027’den 2028’e geçtiğimizde faiz hariç harcamaların artış beklentisi yüzde 19.<br />
Harcamaların 2027’de yüksek oranda artacak olması, <strong>bence seçimin ilk habercisi.</strong></p>

<p>Öte yandan gelirlere baktığımızda; 2026’dan 2027’ye geçerken yüzde 37 oranında gelir artışı öngörüsü, 2027’den 2028’e geçişte yerini yüzde 19’luk bir gelir artışı öngörüsüne bırakmış. <strong>Gelir kalemleri içerisinde vergi gelirlerinde de yüzde 36’lık bir artış öngörülmüş. 2027 yılındaki bu sert artışın, olası bir vergi barışı ya da yeniden yapılandırmadan kaynaklanma ihtimali kuvvetli.</strong> <strong>Bence seçimin ikinci habercisi burası...</strong></p>

<p>Transfer harcamalarına baktığımızda, 2027 yılı için yüzde 33,1’lik bir artış öngörülmüş. 2028 yılı için artış yüzde 15,16, 2029 yılı için ise yüzde 12,4 olarak planlanmış. Bu da seçimin üçüncü habercisi. <strong>Emeklilerin gönlünün alınmak isteneceği gözüküyor.</strong></p>

<p>Özelleştirme gelirleri konusunda da 2027 yılında ciddi bir beklenti var. 2026’dan 2027’ye geçerken 2027 yılı için özelleştirme gelirlerindeki artış beklentisi yüzde 70. Kamunun işlettiği köprü ve otoyolların özelleştirileceği bir yıl olacak gibi 2027. <strong>Bunu da seçim habercisi sayabiliriz bence.</strong></p>

<p><strong>Kamu yatırımlarının 2026'da yüzde 5,4 artıştan 2029'da yüzde 8,7 artışa çıkması, mali disiplin korunurken kaynakların çok etkin biçimde tahsis edilmesini gerektiren bir durum.</strong> Bütçe açığı azaltılırken, kamu yatırımının hızlanması ancak gelir performansı, harcama önceliklendirmesi ve özel sektör yatırımlarıyla tamamlayıcılık sağlanarak mümkün olabilir. <strong>Bu da çok ama çok zor bir hedef.</strong></p>

<h2><strong>Küresel sorunların çözümüne bağlı</strong></h2>

<p>Petrol fiyatı ortalamaları bence aşırı iyimser kalmış. Program 2027 yılında küresel sorunların çözüleceğini öngörmüş olmalı ki Brent petrolün 2027 ortalamasının hızla 76 dolara düşeceği tahmin edilmiş. Umarım düşündükleri gibi olur. Fakat petrolün beklenenden yüksek kalması cari açık ve enfl asyon hedefl erini aynı anda bozabilir.İşsizlik rakamlarına baktığımızda, manşet işsizliğin yüzde 8,1’den yüzde 7,6’ya gerilemesi büyümenin yüzde 4-5 bandına yaklaşırsa ulaşılabilecek bir hedef gibi duruyor. Fakat bu oranda büyüme olmasa da mucizevi bir şekilde 2026 içerisinde işsizliğin yüzde 8,1 seviyesine düştüğünü gördük. Tabii, işin sevimsiz yanı olan ve aslında hepimizin baktığı, yüzde 30,6’ya yükselmiş atıl işgücü oranına ilişkin bir hedef konulmamış. Manşete baktığımızda, bir anda neredeyse Almanya’daki işsizliğe ulaştığımızı düşündüğümüz işsizliğin arka planındaki yüzde 30,6’lık atıl işgücü elbette kimsenin hoşuna gitmiyor. OVP’de öngörülen; işgücüne katılım oranının da yüzde 52,9’dan yüzde 54,7’ye yükselmesi, sadece iş yaratmak için yeterli değil. Rakamların hoşa giden kısmını görüp hoşa gitmeyeni reddetmediğimiz zaman, çözümü de arayacağız diye düşünüyorum.</p>

<p><strong>Prof.Dr. Burak Arzova-Ekonomim</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/rakamlarla-ovp-vaatler-gercekler-ve-secim-sandigi-hesabi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2023/09/ovp-vergi.jpg" type="image/jpeg" length="17678"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Altında kritik gün]]></title>
      <link>https://www.bdturkey.com/altinda-kritik-gun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bdturkey.com/altinda-kritik-gun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altın, dünkü sert satışın ardından Asya işlemlerinde toparlanmaya çalışıyor. Ancak asıl sınav bugün saat 15.30’da açıklanacak ABD enflasyon verisi. Beklentiden sapacak küçük bir rakam bile Fed hesabını ve altının yönünü değiştirebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Altın kayıpların ardından toparlanıyor</strong><br />
 </h3>

<p>Altının ons fiyatı cuma sabahı Asya işlemlerinde yaklaşık yüzde 0,4 yükselerek 4 bin 338 dolar çevresine çıktı. Hareket şimdilik dünkü kayıpların yalnızca bir bölümünün geri alınmasına işaret ederken piyasadaki temkinli bekleyiş sürüyor.</p>

<p>Yatırımcıların asıl odağında gün içindeki fiyat hareketinden çok, birkaç saat sonra açıklanacak ABD enflasyon verisinin faiz beklentilerini hangi yöne taşıyacağı bulunuyor.</p>

<h3><strong>Dünkü satışın fitilini üretici fiyatları ateşledi</strong><br />
 </h3>

<p>ABD’de ağustos ayı üretici fiyatları aylık yüzde 0,4 yükselirken yıllık artış yüzde 5,4’e çıktı. Özellikle enerji maliyetlerindeki yükseliş, enflasyon baskısının henüz tamamen ortadan kalkmadığı görüşünü güçlendirdi.</p>

<p>Verinin ardından ABD tahvil faizleri ve dolar yükselirken faiz getirisi bulunmayan altın üzerindeki satış baskısı arttı. Böylece piyasanın bugünkü tüketici enflasyonu öncesindeki hassasiyeti daha da yükseldi.</p>

<h3><strong>Asıl veri bugün saat 15.30’da</strong><br />
 </h3>

<p>ABD ağustos ayı tüketici enflasyonu Türkiye saatiyle 15.30’da açıklanacak. Veri, yalnızca dolar ve tahvil piyasası açısından değil, önümüzdeki haftaki Fed kararı öncesinde altın için de haftanın en önemli fiyatlama başlıklarından biri olacak.</p>

<p>Beklentiden küçük bir sapmanın bile faiz ihtimallerinde hızlı değişime yol açabilmesi nedeniyle açıklamanın ardından altın fiyatlarında oynaklığın artması bekleniyor.</p>

<p>Ekonomistlerin genel beklentisi tüketici fiyatlarının ağustosta aylık yüzde 0,4 artması yönünde. Yıllık enflasyonun ise temmuzdaki yüzde 3,4 seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor.</p>

<p>Manşet enflasyonun beklentiyi aşması, enerji maliyetlerindeki yükselişin tüketici fiyatlarına beklenenden hızlı yansıdığı şeklinde yorumlanabilir. Daha düşük bir rakam ise faiz artışı beklentilerini yeniden zayıflatabilir.</p>

<p><br />
Gıda ve enerji fiyatlarının dışarıda bırakıldığı çekirdek enflasyonda aylık yüzde 0,2 artış bekleniyor. Yıllık çekirdek enflasyonun yüzde 2,5’ten yüzde 2,4’e gerilemesi öngörülüyor.</p>

<p>Fed açısından enerji kaynaklı geçici fiyat hareketlerinden çok enflasyonun ekonominin geneline yayılıp yayılmadığı önem taşıyor. Bu nedenle çekirdek veride oluşabilecek sürpriz, altının ilk tepkisi açısından manşet rakam kadar belirleyici olabilir.</p>

<p>Fed’in bir sonraki para politikası toplantısı 15–16 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bugünkü tüketici enflasyonu, karar öncesinde Fed’in göreceği en önemli fiyat göstergelerinden biri olacak.</p>

<p>Güçlü istihdam verileri ve üretici fiyatlarındaki artış zaten faiz cephesindeki beklentileri değiştirmiş durumda. Tüketici fiyatlarından gelecek yeni sinyal bu tabloyu güçlendirebilir ya da yeniden tartışmaya açabilir.</p>

<h3><strong>Faiz artışı ihtimali yüzde 70’e yaklaştı</strong><br />
 </h3>

<p>Vadeli piyasalardaki fiyatlamalar Fed’in eylül toplantısında faiz artırma ihtimalinin yüzde 70’e yaklaştığını gösteriyor. Sadece birkaç hafta önce çok daha düşük olan bu olasılığın hızla yükselmesi altındaki son geri çekilmenin ana nedenlerinden biri oldu.</p>

<p>Faizlerin yükselmesi tahvil gibi getirili varlıkların cazibesini artırırken altının taşıma maliyetini göreli olarak yükseltiyor. Bu nedenle faiz artışı ihtimalindeki her değişim altın fiyatlarına doğrudan yansıyabiliyor.</p>

<h3><strong>Altını baskılayan üçlü güçlendi</strong><br />
 </h3>

<p>Son dönemde altın aynı anda üç ayrı baskıyla karşı karşıya kaldı. Fed’den daha sıkı para politikası beklentisi güçlenirken dolar değer kazandı ve ABD tahvil faizleri yükseldi.</p>

<p>Bu üç hareketin aynı yönde ilerlemesi altın açısından kısa vadede zorlayıcı bir ortam yaratıyor. Bugünkü enflasyon verisi bu üçlü baskının devam edip etmeyeceği konusunda önemli bir işaret verecek.</p>

<p>Normal koşullarda yükselen faiz beklentileri altın üzerinde daha güçlü satış baskısı yaratabilirdi. Ancak Orta Doğu’daki gerilim ve enerji arzına ilişkin riskler güvenli liman talebinin tamamen ortadan kalkmasını engelliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle altın piyasasında alışılmışın dışında iki yönlü bir fiyatlama oluşuyor. Aynı gelişmeler bir taraftan güvenli liman talebini desteklerken diğer taraftan enflasyonu ve faiz beklentilerini yükselterek altını baskılayabiliyor.</p>

<h3><strong>Petrol altın için iki ayrı sonuç yaratıyor</strong><br />
 </h3>

<p>Brent petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması enflasyon endişelerini güçlendirdi. Enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalması durumunda merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutması veya yeni artışlara gitmesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Buna karşılık petrol fiyatındaki yükselişin jeopolitik gerilimden kaynaklanması yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesini de destekliyor. Altının son günlerde zaman zaman faiz baskısına direnebilmesinin nedenlerinden biri bu ikili yapı.</p>

<h3><strong>UBS kısa vadede baskı bekliyor</strong><br />
 </h3>

<p>UBS, 8 Eylül tarihli değerlendirmesinde altının ağustosun ilk üç haftasında yaklaşık yüzde 15 yükseldikten sonra iki haftada yüzde 5,5 gerilediğine dikkat çekti. Kurum, yükselen reel faizlerin ve güçlü doların kısa vadede altın üzerinde baskı yaratabileceğini belirtti.</p>

<p>UBS ayrıca Fed’in yıl sonuna kadar toplam 50 baz puanlık faiz artışına gidebileceğini öngörüyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda altının kısa vadeli yükselişlerinin daha dalgalı ilerlemesi beklenebilir.</p>

<h3><strong>Uzun vadeli altın tezi ise değişmedi</strong><br />
 </h3>

<p>UBS kısa vadeli faiz riskine rağmen merkez bankası alımlarının, kamu borçlarına ilişkin endişelerin ve jeopolitik risklerin altının uzun vadeli rolünü desteklemeyi sürdürdüğü görüşünde.</p>

<p>Kurum ağustos sonunda yayımladığı tahmininde altının ons fiyatı için 12 aylık dönemde 5 bin 400 dolar seviyesini öngörmüştü. Son değerlendirmesinde ise kısa vadeli baskıya rağmen altının stratejik yatırım aracı olma özelliğinin ortadan kalkmadığını vurguladı.</p>

<h3><strong>Goldman Sachs yıl sonu için 4 bin 900 dolar bekliyor</strong><br />
 </h3>

<p>Goldman Sachs’ın son yayımlanan altın tahmininde yıl sonu hedefi ons başına 4 bin 900 dolar olarak bulunuyor. Kurumun temel gerekçelerinden biri merkez bankalarının rezervlerini çeşitlendirmek amacıyla sürdürdüğü altın alımları.</p>

<p>Goldman Sachs tarafında da kısa vadeli faiz belirsizliği temel risklerden biri olarak görülüyor. Buna rağmen güçlü merkez bankası talebinin altının yeniden tarihi zirvelere yönelmesini sağlayabileceği değerlendiriliyor.</p>

<h3><strong>Ağustos altın için tarihi aylardan biri oldu</strong><br />
 </h3>

<p>Dünya Altın Konseyi verilerine göre altın ağustosta yüzde 13 değer kazanarak son 25 yılın en güçlü üçüncü aylık performansını gösterdi. Yükselişte yatırım fonlarına girişler, vadeli piyasalardaki pozisyon artışı ve dolar hareketi etkili oldu.</p>

<p>Aynı ay küresel altın fonlarına 18 milyar dolar girerken fonların elindeki altın miktarı 4 bin 189 tonla rekor seviyeye ulaştı. Bu tablo, kısa vadeli faiz baskısına rağmen yatırımcı talebinin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.</p>

<h3><strong>Gram altında iki fiyat aynı anda izlenecek</strong><br />
 </h3>

<p>Türkiye’deki yatırımcı açısından bugünkü hareket yalnızca altının ons fiyatına bağlı olmayacak. Gram altın üzerinde aynı anda hem küresel altın fiyatı hem de dolar/TL hareketi etkili olacak.</p>

<p>ABD enflasyonunun beklentiyi aşması ons altını baskılarken doları güçlendirebilir ve böylece gram altındaki kaybı sınırlayabilir. Daha düşük bir enflasyon ise ons altını desteklerken dolar üzerinde ters yönde etki yaratabileceğinden, saat 15.30 sonrasında iki piyasanın birlikte izlenmesi gerekecek.</p>

<p><strong>Murat Ali Oral-Dünya</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.bdturkey.com/altinda-kritik-gun</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bdturkeycom.teimg.com/crop/1280x720/bdturkey-com/uploads/2026/01/altin4.jpg" type="image/jpeg" length="93541"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
