SKDM nasıl çalışır?
SKDM’nin amacı, Avrupa Birliği’ne ithal edilen kapsam ürünlerin üretiminde ortaya çıkan karbon yükünü, Avrupa Birliği içindeki üreticilerin katlandığı karbon maliyetine yaklaştırmaktır.
Bu nedenle sistem, ithal edilen ürünün üretim sürecindeki gömülü emisyonu hesaplatır ve bu emisyona karşılık sertifika teslim edilmesini ister. Halihazırda, çimento, elektrik, gübre, demir-çelik, alüminyum ve hidrojen alanındaki belirli ürünler SKDM kapsamındadır. Burada, ürünün gümrük tarife sınıflandırması belirleyicidir; her ürünü kendi tarife kodu üzerinden incelemek gerekir.
SKDM sertifikası, ithal edilen ürünün gömülü emisyonuna karşılık gelen karbon maliyetini temsil eden belgedir. Sertifikayı kural olarak Türk ihracatçı değil, Almanya’daki ithalatçı veya bazı hallerde yetkilendirilmiş gümrük temsilcisi alır. Bu kişi, yıl içinde ithal ettiği kapsam ürünler için yıllık beyan verir ve ürünlerin gömülü emisyonuna karşılık gelen SKDM sertifikalarını teslim eder. 2026 ithalatları için ilk yıllık beyan ve sertifika teslimi 30 Eylül 2027’ye kadar yapılacaktır.
Sertifikaların satışı Şubat 2027’den itibaren başlayacaktır. Türk ihracatçı, Alman müşterisinin beyanı için gerekli ürün ve emisyon verisini sağlamak zorundadır. Bu nedenle, SKDM’nin ticari etkisi Türk ihracatçıya yönelir. Alman ithalatçı sertifika maliyetini, veri talebini, doğrulama masrafını ve belge riskini tedarikçisine yansıtabilir. Burada da, ihracatçının rekabet gücü devreye girer.
Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı 2026 ilk çeyrek sertifika fiyatı 75,36 avro/ton karbondioksit eşdeğeri seviyesindedir. Örneğin 1.000 ton kapsam üründe ürün başına 1,8 ton gömülü emisyon varsa, brüt karbon etkisi 135 bin avroyu aşabilir. Elektrik ve hidrojen hariç olmak üzere, bir ithalatçının bir takvim yılında ithal ettiği kapsam ürünlerin toplam net ağırlığı 50 tonun altında kalıyorsa muafiyet gündeme gelebilir. Eşik sevkiyat bazında değil, ithalatçı ve yıl bazında hesaplanır.
İhracatçı işletmeler ne yapmalı?
Türk ihracatçı öncelikle ürünün tarife kodunu kesinleştirip, SKDM kapsamında olup olmadığını saptamalıdır. Ardından menşe, üretim tesisi, fason üretim, grup içi satış ve gümrük rejimi birlikte değerlendirilmelidir.
İkinci olarak, ihracatçı, Alman müşteriye ürün bazında izlenebilir bir SKDM dosyası hazırlamalıdır. Bu dosyada tarife kodu, üretici tesis, menşe, kullanılan girdiler, enerji tüketimi, üretim miktarı, hesaplama yöntemi, varsa doğrulama raporu ve Türkiye’de fiilen ödenmiş karbon bedeline ilişkin belgeler birlikte bulunmalıdır.
Ayrıca, bu verinin hangi tarihte, hangi formatta ve hangi sorumluluk sınırları içinde paylaşılacağı sözleşmede açıkça düzenlenmelidir. Ticari sır niteliğindeki üretim verileri korunmalıdır. Alman ithalatçıya beyanı için gerekli bilgilerin zamanında ve doğrulanabilir şekilde sağlanmaması, ihracatçı bakımından maliyet artışı veya tedarikçi listesinden çıkarılma riskine yol açacaktır.
İklim Kanunu yeterli değil!
Türkiye, 2.7.2025 tarih ve 7552 sayılı İklim Kanunu ile önemli bir adım atarak, emisyon ticaret sistemi (ETS) yasal temelini oluşturmuştur. Ancak, ETS, devletin belirli sektörler için toplam emisyon sınırı koyduğu ve bu sınır içinde emisyon hakkının alınıp satılabildiği bir piyasa modelidir. Daha fazla emisyon yapan işletme ek hak satın almak zorunda kalırken, daha az emisyon yapan işletme elindeki fazla hakkı satabilir. ETS, karbon mali yükümlüğüne eşdeğer değildir.
SKDM bakımından önemli olan ise, ihracat ürününün gömülü emisyonu için gerçekten ödenmiş, ürüne bağlanabilir ve belgelenebilir bir karbon bedeli olup olmadığıdır. Şirketlere emisyon hakkı ücretsiz verilirse veya ödenen karbon bedeli daha sonra destek, iade ya da indirimlerle geri alınmış gibi etkisiz hale gelirse, Avrupa Birliği bunu gerçek bir karbon maliyeti olarak kabul etmeyebilir. Bu durumda Türkiye’de ETS kurulmuş olsa bile, Almanya’daki SKDM sertifika yükünden düşülebilecek bir tutar doğmayabilir.
Bu nedenle, Türkiye acilen ihracat ürünlerine bağlanabilir, fiilen ödenen ve uluslararası kabul görebilecek şekilde belgelenen bir karbon mali yükümlülüğü mekanizması oluşturmalıdır. Aksi halde Türk ihracatçı Türkiye’de ETS’ye tabi olsa bile, Almanya’daki ithalatçı SKDM sertifikası yüküyle karşılaşmaya devam edebilir ve bu maliyeti Türk tedarikçiye yansıtabilir.