EKONOMİ

Deprem geçmedi, vergi hiç gitmedi: 27 yılda 41,8 milyar dolar…

17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçti. Deprem gerekçesiyle hayatımıza giren bir vergiden 41,8 milyar dolarlık gelir elde edilmiş.

Abone Ol

Bu para kaybolmadı; genel bütçeye girdi ve kamu harcamalarının finansmanında kullanıldı. Ancak bugün “41,8 milyar dolar nerede?” diye sormak tek başına yeterli değil. 41,8 milyar doların bütçedeki hesabı verilebilir; verilmesi gereken asıl hesap, 27 yılda Türkiye’nin depreme karşı ne ölçüde hazırlandığının hesabıdır

Dün 17 Ağustos 1999 depreminin 27’nci yıl dönümü. Aradan 27 yıl geçti; kaybettiğimiz insanların acısı geçmedi, Türkiye’nin deprem gerçeği de değişmedi. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Ama 27 yılda değişen bir şey var: Depremin ardından geçici olarak getirilen vergi, kalıcılaştı.

Türkiye’de bazı vergiler, kanundaki adıyla değil, toplumun hafızasında bıraktığı adla yaşar. Özel iletişim vergisi bunlardan biridir. Kanunda “deprem vergisi” diye bir vergi yok. Ama milyonlarca insan yaklaşık 27 yıldır bu vergiyi böyle biliyor. Çünkü doğmasına neden olan şey bir depremdi.

Bir yıllığına getirildi. Süresi uzatıldı. Sonra kalıcılaştırıldı. Yıllar geçti, depremler oldu, binalar yıkıldı, insanlar öldü; vergi ise hep kaldı ama depreme hiç pay ayrılmadı…

Üstelik 27 yılda bu vergiden nominal olarak yaklaşık 211 milyar TL, yıllık ortalama dolar kurları üzerinden yaptığım hesaplamaya göre ise 41,8 milyar dolar tahsil edildi.

Tam da burada esas mesele, verginin miktarını aşıyor.

Çünkü sorun, özel iletişim vergisinin alınması değil. Sorun, deprem gerekçesiyle hayatımıza giren bir verginin kalıcı hâle gelmesine rağmen deprem finansmanıyla arasında hiçbir bütçe bağının kurulmamasıdır.

Devlet vergiyi toplamaya devam etti; fakat yurttaşa bu verginin deprem karşısında neye dönüştüğünü gösterecek bir hesap sunmadı.


Deprem vergisinin tarihsel seyri

Kamuoyunda deprem vergisi denildiğinde esasen akla gelen, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin ardından getirilen vergilerdir. Oysa hukuken deprem vergisi adında bir vergi yoktur. Bu adlandırma, verginin doğduğu koşullar nedeniyle toplumun hafızasına yerleşmiştir.

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla, 26 Kasım 1999 tarihli mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 4481 sayılı Kanun ile bir dizi yeni mali yükümlülük getirildi. Bunlardan biri de bugün kamuoyunda deprem vergisi olarak bilinen özel iletişim vergisiydi.

Vergi başlangıçta geçiciydi. Kanunda açıkça 31 Aralık 2000 tarihine kadar uygulanması öngörülmüştü. Ancak geçici olan kalıcıya dönüştü: uygulama süresi önce uzatıldı, ardından özel iletişim vergisi 2004 yılından itibaren Gider Vergileri Kanunu’nun 39’uncu maddesine taşınarak kalıcı hâle getirildi.

Böylece deprem sonrasında geçici bir mali önlem olarak hayatımıza giren özel iletişim vergisi, 27 yıla yakın bir süredir hayatımızda. Bugün cep ve sabit telefon hizmetlerinden internet hizmetlerine kadar geniş bir alanda yüzde 10 oranında alınmaya devam ediyor.

Aradan geçen yıllarda Türkiye başka büyük depremler de yaşadı. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından bu kez ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ve ek kurumlar vergisi gibi yeni mali yükümlülükler getirildi. Depremin finansmanı için yeni kaynaklar aranırken, 1999’dan kalan deprem vergisi tartışması da yeniden gündeme geldi: Ne kadar vergi toplandı ve bu paralar nereye gitti?

Devlet, depremin Türkiye için kaçınılmaz bir gerçek olduğunu nihayet hatırlamış olacak ki, 21 Mart 2023 tarihinde 7441 sayılı Kanun ile Afet Yeniden İmar Fonu’nu kurdu. Fon; afet bölgelerinde yeniden imar, altyapı ve üstyapı çalışmaları için gerekli kaynakların sağlanması, yönetilmesi ve ilgili kamu kurumlarına aktarılması amacıyla oluşturuldu.

Ancak dikkat çekici olan şu: Mart 2023’te kurulan Fonun kendi internet sitesi ancak 15 Ekim 2025 tarihinde, yani kuruluşundan yaklaşık iki buçuk yıl sonra hizmete girdi.

Bugün Fonun gelirleri, aktarımları ve projelere yaptığı ödemeler kamuoyuyla paylaşılmaya başlanmış durumda. Örneğin 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin raporda yaklaşık 8,7 milyar TL’lik proje aktarımı ve ödeme yer alıyor.

Ancak bütün bunlar, 1999’dan bu yana tahsil edilen özel iletişim vergisine ilişkin temel soruyu ortadan kaldırmıyor.

Peki 27 yıla yakın sürede deprem vergisi olarak bildiğimiz özel iletişim vergisinden ne kadar para toplandı?

Deprem vergisinden toplanan vergiler ne kadar oldu?

1999’dan 2026 yılının ilk altı ayı sonuna kadar özel iletişim vergisinden nominal olarak yaklaşık 211 milyar TL tahsil edildi. Bu dönemde yıllık bazda en yüksek tahsilat, 47 milyar 53 milyon TL ile 2025 yılında gerçekleşti.

Ancak burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen bu gelir, deprem harcamaları için ayrı bir hesapta tutulmadı. Tahsil edilen tutarlar herhangi bir özel tahsis yapılmaksızın genel bütçeye gelir kaydedildi.

Dolayısıyla bugün “Deprem vergileri nereye gitti?” sorusuna belirli bir bina, konut, köprü ya da altyapı yatırımı göstererek cevap vermek mümkün değil. Çünkü bütçe sistemi içinde özel iletişim vergisinin hangi kamu harcamasının finansmanında kullanıldığını tek tek takip edebileceğimiz bir mekanizma bulunmuyor.

1999–2025 yılları ile 2026 yılının ilk altı ayında tahsil edilen nominal tutarlar aşağıdaki gibidir:

Bu yazıda yer verilen tutarlar, Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün Merkezi Yönetim Bütçe İstatistikleri verilerinde yer alan yıllık özel iletişim vergisi nominal tahsilat tutarları esas alınarak hesaplanmıştır. Dolar karşılığı hesaplamasında, her yıl için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan yıllık ortalama ABD doları kuru kullanılmış; yıllık dolar tutarları kümülatif olarak toplanmıştır. Hesaplamalarda enflasyon düzeltmesi yapılmamış olup, tutarlar nominal değerlerdir.

Dolar bazında tahsilat tutarı ne kadar?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan yıllık ortalama ABD doları kurları esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, özel iletişim vergisinden 1999’dan 2026 yılının ilk altı ayı sonuna kadar tahsil edilen toplam tutarın dolar karşılığı yaklaşık 41,8 milyar ABD dolarıdır.

Yılın kalan altı ayında yapılacak tahsilatlarla birlikte bu tutarın 2026 yılı sonunda 42 milyar doları aşması kuvvetle muhtemeldir.

Dolar karşılığı hesaplamasında, her yıl için ilgili yılın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan yıllık ortalama ABD doları kuru kullanılmış; 2026 yılı için ise Ocak-Haziran döneminin ortalama kuru esas alınmıştır. Yıllık dolar tutarları kümülatif olarak toplanmıştır. Hesaplamalarda enflasyon düzeltmesi yapılmamış olup, tutarlar nominal değerlerdir.

Yaklaşık 42 milyar dolar, küçümsenebilecek bir mali büyüklük değildir. Türkiye gibi önemli bir bölümü deprem riski altında bulunan bir ülkede bu ölçekte bir kaynak; kentsel dönüşümden yapıların güçlendirilmesine, afet altyapısından haberleşme sistemlerine kadar çok geniş bir alanda önemli yatırımların finansmanına katkı sağlayabilecek büyüklüktedir.

Elbette bu, 41,8 milyar doların bir yerde tutulduğu ya da kaybolduğu anlamına gelmiyor. Özel iletişim vergisinden elde edilen gelirler genel bütçeye girdi ve kamu harcamalarının finansmanında kullanıldı.

Asıl mesele de tam burada: Deprem gerekçesiyle hayatımıza giren bir vergiden 41,8 milyar dolarlık gelir elde edilmiş olmasına rağmen, bugün bu kaynağın ne kadarının depreme hazırlık için kullanıldığını bilmiyoruz.

Neden deprem için harcanmadı?

Burada karşımıza kamu maliyesinin temel ilkelerinden biri çıkıyor: adem-i tahsis ilkesi.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 13/g maddesine göre, “belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.” Başka bir ifadeyle, devlet topladığı her vergiyi, o verginin alınmasına gerekçe oluşturan belirli bir harcama için ayrı bir kasada tutmak zorunda değildir.

Özel iletişim vergisi bakımından da böyle bir özel tahsis yapılmadı. Tahsil edilen gelirler genel bütçeye girdi ve diğer vergi gelirleriyle birlikte kamu harcamalarının finansmanında kullanıldı. Bu nedenle bugün “41,8 milyar doların şu kadarı konuta, şu kadarı güçlendirmeye, şu kadarı afet altyapısına harcandı” şeklinde bir hesap çıkaramıyoruz.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Devlet isteseydi özel iletişim vergisini, gelirleri doğrudan deprem harcamalarında kullanılmak üzere tahsis edilmiş bir gelir olarak düzenleyebilir ya da bu gelirlerin aktarılacağı özel bir fon kurabilirdi. Böylece toplanan vergi ile deprem için yapılan harcamalar arasında doğrudan, izlenebilir ve kamuoyuna hesap verilebilir bir mali bağ kurulabilirdi.

Dolayısıyla mesele yalnızca hukuki değildir. Deprem gerekçesiyle getirilen bir verginin deprem harcamalarıyla ilişkisinin kurulup kurulmayacağı aynı zamanda siyasi bir tercihtir.

5018 sayılı Kanun, 41,8 milyar doların neden ayrı bir deprem kasasında tutulmadığını açıklayabilir; ama 27 yıla yakın sürede bu gelir ile depreme hazırlık arasında neden izlenebilir ve kamuoyuna hesap verilebilir bir bağ kurulmadığı sorusunu ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak

17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçti. Deprem sonrasında bir yıllığına hayatımıza giren özel iletişim vergisi kaldı; onu doğuran gerekçe ise bütçede görünmez hâle geldi.

Bugün konuştuğumuz rakam yaklaşık 41,8 milyar dolar. Bu para kaybolmadı; genel bütçeye girdi ve kamu harcamalarının finansmanında kullanıldı. Ancak asıl sorun da burada: Deprem gerekçesiyle getirilen bu vergiden elde edilen gelirin ne kadarının depreme hazırlık için kullanıldığını bilmiyoruz.

5018 sayılı Kanun’daki adem-i tahsis ilkesi bunun bütçe tekniği açısından neden böyle olduğunu açıklayabilir. Ama hukuki açıklama, kamusal hesabın yerini tutmaz.

Çünkü yurttaş açısından mesele yalnızca verginin hukuka uygun biçimde tahsil edilmesi değildir. Devlet, deprem gibi büyük bir toplumsal felaketi gerekçe göstererek yeni bir mali yükümlülük getiriyorsa, yıllar sonra yurttaşın “Bu yükün karşılığında depreme karşı ne yaptınız?” diye sorması da son derece meşrudur.

Aradan 27 yıl geçti. Vergi geçici olmaktan çıktı, kalıcı oldu. Türkiye ise 6 Şubat’ta bir kez daha aynı gerçekle yüzleşti: Deprem değil, depreme hazırlıksızlık öldürüyor.

Bu nedenle bugün “41,8 milyar dolar nerede?” diye sormak tek başına yeterli değil. 41,8 milyar doların bütçedeki hesabı verilebilir; verilmesi gereken asıl hesap, 27 yılda Türkiye’nin depreme karşı ne ölçüde hazırlandığının hesabıdır.

Çünkü vergi toplamak mali bir yetkidir; o verginin topluma ne sağladığının hesabını vermek ise kamusal bir sorumluluktur.


1- 17.8.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun