GÜNDEM

Devlet bütçesinin verdiği sinyaller

Abone Ol

Prof. Dr. İbrahim Ünalmış'ın yazısı:

Kamu dengesi incelenirken baktığımız ilk gösterge ge­lir-gider farkı olur. Bütçe açığı ya da fazlası olarak adlandırdığımız bu dengeyi günümüzü anlamak adına tarihsel olarak incelemekte fayda var. Aşağıdaki grafik gelirle­rinin bütçe harcamalarına oranını 2007 yılından günümüze gösteri­yor. Görüldüğü gibi, 2008 küresel krizine iyi bir bütçe performansı ile girmişiz.

100 TL’lik harcama­ya karşılık 95 TL civarında gelir sağlanmış. Tahmin edileceği gibi, aradaki 5 TL’lik fark borçlanılmış. Küresel kriz sırasında bütçe gelir­lerinin azalması ve giderlerin art­ması sonucu bütçe dengesi bozul­muş. Krizin derinleştiği sıralarda 100 TL’lik harcamaya karşılık an­cak 80 TL’lik gelir elde edilebil­miş. Dolayısıyla kamu yüksek bir bütçe açığı vererek, dolayısıyla daha fazla borçlanarak ekonomik aktiviteye destek olmuş.

Kriz son­rasında hızla toparlanan ekono­mik aktivite sayesinde gelir-gider dengesi 2011-2017 yılları arasın­da oldukça dengeli bir performans sergilemiş. 2017 yılı sonrasında ise bütçe dengesinin gi­derek bozulduğunu göz­lemliyoruz. Pandemi ile birlikte gelirlerin gi­derleri karşılama oranı %82 seviyelerine gerili­yor. Pandemi sonrasında hızla toparlanan gelirler sayesinde bütçe perfor­mansının tekrar iyileşti­ğini görüyoruz. 2022 yı­lı ortalarında gelirlerin giderleri karşılama oranı tekrar %96 seviyesine çıkıyor.

Fakat son­rasında gerçekleşen deprem fela­keti ile birlikte bütçe performan­sının tekrar bozulduğunu görü­yoruz. 202 yılı boyunca gelirlerin giderleri karşılama oranı %80’in altına düşüyor. Bir başka deyişle, 100 TL’lik harcamaya karşılık sa­dece 80 TL gelir yaratabiliyor ka­mu kesimi. Dengenin bu şekilde bozulması kamu kesimi borçlan­ma gereğini bu dönemde artırı­yor. Nitekim, 2023 yılında iç borç çevirme oranı %139, 2024 yılında %133, 2025 yılında yine %133 ola­rak gerçekleşti.

2025 yılının ilk çeyreğinden sonra denge tekrar toparlanmaya başlıyor. Görüldüğü üzere, 2026 yılı ocak ayı verilerine göre ge­lir-gider oranı %87’ye çıktı. Bura­da bir toparlanma olduğu açıkça görülüyor. Deprem bölgesine ya­pılan harcamaların azalmasının bütçe dengesinde iyileşmede ana faktör olduğu anlaşılıyor. Ekono­mi yönetiminin yaptığı açıklama­lara göre bütçe dengesinde iyileş­me sürecek.

Bu durum kamunun borçlanma ihtiyacının iyileşme­si anlamına geliyor. İç borç çevir­me oranları %100’ün altında ka­lacak gibi görünüyor. Bu durum şu anlama geliyor. Hazine vadesi gelen 100 TL’lik borcuna karşılık 100 TL’den daha az borçlanacak. Bu durum şirketlerin ve hanehal­kının borçlanması için alan yara­tacaktır. Uygulanan makroihtiyati tedbirlerin izin verdiği ölçüde şir­ketlerin borçlanma imkânlarının özellikle yılın ikinci yarısında iyi­leşebileceğini düşünüyoruz.

Bu durum dezenflasyon süreci için ne anlama geliyor?

Kamu kesiminin yüksek büt­çe açığı vermesi fiyatlar genel dü­zeyini iki kanaldan etkiliyor. Ön­celikle, kamunun sürekli gelirle­rinin ötesinde harcama yapması toplam talebi etkiliyor. Harcama­ların kompozisyonuna bağlı ola­rak ekonomide fazla talep yarata­biliyor. Bu durum da o sektörlerde fiyat artışlarını canlı tutabiliyor. Diğer taraftan, kamu kesimi açık­larının yüksek seyrettiği dönem­lerde kamu tarafından belirlenen “yönetilen ve yönlendirilen ürün­lerin” fiyatlarında yüksek artışlar gözlemleniyor. Bütçe açıklarının hızlı bir şekilde kapayabilmek adı­na bu mallara ya da hizmetlere sık sık yapılan fiyat artışları enflasyo­nu körükleyebiliyor. Bu bağlamda, bütçe dengesinde gözlenen iyileş­me dezenflasyon sürecine olumlu katkı verebilir.

Faiz harcamaları bütçe dengesini ne kadar etkiliyor?

Faiz harcamalarının bütçe ge­lirlerine oranı en düşük 2016 ve 2017 yıllarında gerçekleşmiş. Bu yıllarda faiz harcamalarının büt­çe gelirlerine oranı %9 seviyele­rinde. 2024 ve 2025 yıllarında bu oran %14,6’ya yükselmiş durum­da. Bir başka deyişle, Hazine 100 TL’lik gelirinin yaklaşık 15 TL’si­ni faiz ödemelerine harcıyor. Geç­miş dönemle karşılaştırdığımız­da kayda değer bir artış olduğunu söyleyebiliriz.

Kamu borç stokunun milli gelire oranına baktığımızda %24 ile dün­yanın birçok ülkesinden daha dü­şük borç stokuna sahibiz. Düşük borç stokuna rağmen artan bir fa­iz yükü ile karşı karşıyayız. Bu te­zatın sebebi geçmiş dönemde ya­pılan borçlanma tercihleri ve son yıllarda yüksek seyreden faizler.

Prof. Dr. İbrahim ÜNALMIŞ-Dünya