GÖKÇELİK, YALÇIN ARAS VE 50 YIL

Dün bu yazıyı hazırlamaya karar verdiğimde, Gökçelik’in 50 inci yıl toplantısına gidecektik. O zaman bir de Gökçelik ve özellikle Yalçın Aras hakkında yazı yazsam nasıl olur diye düşündüm ve bu yazıya başladım.

Abone Ol

Ülkemizde başarılı kuruluşlar var, var ama bir bakıyorsunuz bir anda batıyorlar ve sonra bir başkası çıkıyor. Gökçelik le ilgili anılarımı şöyle bir aklıma getirdim ve yazmamın iyi olacağı kanaatine vardım.

Bursa’nın Bahar mahallesinden evlenip ayrıldım ve Çarşamba pazarına terfi etmiştim. Bir firmada muhasebe müdürü idim. Allah, Allah. Müdür! Önemli bir şey haaa. Bir de Anadol arabam var, tek kapı. Çocuklar çok seviyordu, düğünlerde mahallenin bütün çocukları benim arabama binmek için kıyameti koparırdı. Sebebini burada söylemeyeyim.

Mahallede arada bir gördüğüm bir başka Anadol araba var zannediyorum. Esmer iki delikanlı o arabayı kullanıyorlar. Birisi çok zayıf, kara kuru ama gözleri parlıyor. Diğeri ağabeyi olmalı. Daha bir bilgili ve otoriter duruyor. Aradan biraz zaman geçti. Bulunduğum firmada yatırıma başladık, yeni kadrolar da gerekiyordu.

Bir gün 27-28 yaşlarında sarı saçlı ama kızıla çalar saçlı biri geldi. Eskiden de tanıyordum. Ben buradan gitmem illa seninle çalışacağım diyor. İngilizce biliyor, biraz çat pat Almancası var. Ama ateş gibi bir insan ve üniversite mezunu, yerinde duramıyor. Yerinde duramıyordu ve bugün yerinde yok, rahmetli oldu. Erol Araz.

Beraber çalışmaya başladık. Tabii onun mahalledeki arkadaşlarını da tanıdık. Gökçelik’in sahipleri Yalçın Aras ve Gökçin Aras ile de tanıştık. Gökçin ağabey, Yalçın o karakuru çocuk. Ama her ikisi de her haliyle birbirinden çalışkan, araştırmacı ve üstün insanlar.

Gazcılardaki yerlerinde Yalçının tek başına çalıştığını gördüm. Abi kardeşin bir müddet sonra ayrıldığını ve fakat birbirlerinden kopmadıklarını, sektörde yenilikler yaptıklarını da gördüm. Her iki firma da yerinde durmuyor, daima ileri gidiyordu. Gökçin ile bir siyasete girme çabamız olmuştu ve ben devam ettirmedim.

Yalçın, ile daha sık görüşüyorduk. Yalçın bana göre inanılmaz bir çocuktu. Ne zaman yeni bir kitap çıksa, kitapçıda Yalçını görüyorum, sektörle ilgili dergiler çıkarıyor ve abisi de çıkarıyordu. Çalıştıkları konuda dünya çapında yenilikler yapıyorlar ve ihracat ta yapıyorlardı.

Konuşma derseniz, konuşma, şarkı derseniz şarkı, resim derseniz resim, daha ne diyeyim. Yalçın inanılmayacak kadar atak ve başarılı bir insandı. Beraber bazı yurt dışı seyahatler de yaptık. Daha yakından tanıdıkça kendisine hayran oldum.

Yıllar geçtikçe gerek ağabeyisinin firması ve gerekse Yalçının firması çok çok büyüdüler ve üretimleri arttı. Bütün dünyaya mal satıyorlardı. Yalçın, şimdiki NOSAB’tan bir yer almış, bir gün bana:

-Abi burayı bir organize sanayi bölgesi yapabilsek ne güzel olur demişti.

Aklımda kalmış, organize sanayi bölgesi mevzuatını hazırlayıp kendisine verdim. Bu arada Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi kuruluşu konusunda bir de devlet kararı çıkmaz mı?

O günden sonra Yalçını kimse tutamadı. Bir yandan Gökçelik büyüyor da büyüyor, bir yandan Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi Türkiye’nin örnek sanayi bölgesi oluyor. Yalçın Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi İş adamları derneğini kuruyor, başkan oluyor, Nilüfer organize sanayi bölgesi her bakımdan süper süper bir bölge oluyor. Havası, suyu , yeşilliği ile takdire şayan bir bölge.

Ben ne Gökçin ile ne de Yalçın ile de iş yapmıyorum. Bu sayede gayet rahat yazıyor, çiziyorum. Karşılıklı sevgi ve saygımız devam ediyor. Yalçın da Ekohaber yazarlarından biri.

Bugün 50 inci kuruluş yıldönümünde, Gökçelik firmasının, iş adamları derneğinin ve çalışmalarının bütün iş adamlarınca örnek olarak incelenmesini tavsiye ediyorum.

Kendilerine başarılar diliyorum.

Nice uzun ve başarılı yıllara Gökçelik