EKONOMİ

Hürmüz açılırsa petrol geriler, enflasyon direnir

28 Şubat 2026 tarihinde başlayan ve yak­laşık 50 günü geride bırakan çatışma sü­reci, dünya ekonomisini modern tarihin en büyük arz şoklarından biriyle karşı karşıya bıraktı.

Abone Ol

Petrol fiyatlarında yaşanan sert dal­galanmaların enflasyon üzerindeki etkileri tartışıyoruz ama asıl can alıcı soru, bir barış ortamının tesisi ya da Boğaz’ın yeniden tra­fiğe açılması durumunda enflasyonun neden aynı hızla düşmeyeceği.

Hürmüz, jeoekonomik konumu nedeniyle yalnızca petrol ve petrol ürünleri açısından değil, aynı zamanda küresel maliyet yapısını belirleyen çok daha geniş bir ticaret akışının merkezinde de yer alıyor. Artık hepimizin bildiği üzere, günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol türevinden hariç sıvılaştırıl­mış doğalgaz (LNG), petrokimya ürünleri, ra­fine yakıtlar ve enerji yoğun üretimin girdisi olan ara mallar da taşınıyor. Bu akışın içinde özellikle tarım maliyetlerini etkileyen gübre hammaddeleri, plastik ve kimya sanayi gir­dileri de bulunuyor. Bu su yolunda yaşanan aksamanın da enerji fiyatları yanında, gıda fiyatları, lojistik ve navlun giderleri, sigorta primleri ve üretim zincirinin tüm halkalarını etkilediğini de bir süredir tartışıyoruz.

Petrol hızla reaksiyon verirken farklı ürün gruplarına etkisi gecikmeli geliyor…

Son haftalarda Hürmüz açılırsa petrol pi­yasasının hızla geri çekileceğini öngörüyo­ruz. Öte yandan, yaşanan bu savaş ortamı Dünya’da farklı konularda öyle bir farkında­lık yarattı ki petrol olumluya dönen haberler ile gerilese bile, küresel enflasyon görünümü için o kadar umut verici bir senaryo kısa va­dede yaşanmayabilir. Bunun çeşitli neden­leri var. İlki, enerji fiyatlarının enflasyona geçişindeki gecikmenin tüketici fiyatlarına yansımasının ortalama 2–3 ay sürdüğü kabul ediliyor. Yani bugün petrol fiyatı gerilese bile, önceki dönemin yüksek maliyetleri üretici fiyatları üzerinden tüketiciye yansımaya de­vam ediyor. Bu durum özellikle sanayi, ulaş­tırma ve enerji yoğun sektörlerde daha belir­gin hissediliyor.

İkincisi, enerji fiyatlarındaki artış sade­ce akaryakıtla sınırlı kalmıyor; gübre üreti­minde kullanılan doğalgazdan tarımsal üre­time, oradan da gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanı etkiliyor. Gıda enflasyonunun enerji şoklarından sonra kalıcı hale gelmesinin te­mel nedeni de bu zincir etkisi. Burada Körfez bölgesi çok kritik. Dünyada en yaygın kulla­nılan azotlu gübre olan ürenin küresel ticare­tinin %46’sı bu Körfez Bölgesi ve Orta Doğu coğrafyasında gerçekleşiyor. Boğazın kapan­masıyla birlikte bu bölgeden tedarik sağlayan Hindistan, Brezilya ve Çin gibi devasa tarım ekonomileri de ciddi bir tedarik riskiyle kar­şı karşıya kalmış oldu.

Bir diğer önemli başlık lojistik ve sigorta maliyetleri. Jeopolitik risklerin arttığı dö­nemlerde navlun ve sigorta primleri de hız­la yükseliyor, ancak gerilemesi oldukça ya­vaş oluyor. Çünkü risk algısı fiyatlardan daha kalıcı. Şirketler artan maliyetleri hızla fiyat­larına yansıtırken, maliyetler düşse bile fi­yat indirimine gitmekte isteksiz davranıyor. Tüm bu süreci beklentiler kanalı ile de açık­lamak mümkün. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir ortamda firmalar fiyatlama davra­nışlarını daha temkinli ve yukarı yönlü yapı­yor. Bu da enflasyonun aşağı yönlü hareketi­ni sınırlıyor. Ekonomide “asimetrik fiyat ge­çişi” olarak tanımlanan bu durum, fiyatların yükselirken hızlı, düşerken ise yavaş hareket etmesine neden oluyor.

Küresel borç ve savunma harcamaları da enflasyonist baskı yaratmaya devam edecek . . .

Bugün yaşanan süreci önceki dönemler­den ayıran asıl fark, jeopolitik gerilimlerin ulusal bütçeleri ve savunma harcamalarını kalıcı olarak şişirmesi. Stockholm Internati­onal Peace Research Institute (SIPRI) verile­rine göre küresel askeri harcamalar 2025 iti­barıyla 2,89 trilyon dolara ulaşarak tarihi zir­vesini görmüştür. Bu, son on yılda %41’lik bir artış demek.

Bu noktada kritik soru şu: Bu harcamalar nasıl finanse edilecek? International Mone­tary Fund verilerine göre küresel kamu bor­cu 100 trilyon doların üzerine çıkmış durum­da. Savunma harcamalarının artması, ülkele­ri daha fazla borçlanmaya veya dolaylı para genişlemesine zorlayacak. Her iki seçenek de enflasyonist baskıyı artıran unsurlar. Özetle, enflasyonun kalıcılığının arttığı ve kontrolü­nün zorlaştığı yeni bir dönemdeyiz.