MEVZUAT

İzaha davet yazısı alanlar: Banka hesabına gelen her para gelir değildir

Vergi idaresi, izaha davet kurumunu giderek daha sık kullanmaktadır. Nedeni açık: Baş­ta bankalar olmak üzere üçüncü kişilerden elde edilen bilgiler kolaylıkla bir “ön tespit”e dönüş­türülebilmektedir...

Abone Ol

Bu ön tespite dayanılarak gönderilen yazıda, vergi incelemesine başlana­bileceğini veya mükellefin takdir komisyonuna sevk edilebileceğini okuyan kişi, kendisini cid­di bir baskı altında hissetmektedir. Bu baskı al­tında mükellef, ne yapması gerektiğini ve hangi haklara sahip olduğunu yeterince değerlendi­remeden, idarenin beklentisine uygun olduğu­nu düşündüğü bir açıklama yapabilmektedir.

Banka girişi otomatik olarak vergiye tabi gelir değildir

Banka hesabına para girmesi, yalnızca bir para hareketinin varlığını gösterir; tek başına vergiye tabi gelir elde edildiğini göstermez. Ön­celikle, söz konusu tutarın Gelir Vergisi Kanu­nu’nda düzenlenen gelir unsurlarından (/türle­rinden) birine girmesi gerekir. Ancak, hesaba giren tutarın yasada sayılan gelir türlerinden birine girmesi yine de onun vergilendirilece­ği anlamına gelmez. Söz konusu gelir vergiden istisna edilmiş, geliri elde eden kişi gelir vergi­sinden muaf tutulmuş veya gelir üzerinden sto­paj yoluyla alınan vergi nihai vergileme niteliği kazanmış olabilir. Diğer yandan, bunların hiç­biri söz konusu olmasa ve hesaba giren tutar vergiye tabi gelir niteliği taşısa dahi, vergi doğ­rudan bu tutarın tamamı üzerinden alınmaz. Vergi, kanunda öngörülen şekilde hesaplanan matrah üzerinden belirlenir. Özetle, hesaba gi­ren tutar gayrisafi gelir, yani hasılat olabilir. Bu tutardan, kanunen indirilebilen giderler düşü­lerek safi gelir bulunur. Kişinin birden fazla ge­lir türü varsa, kural olarak bunların safi tutarla­rı kanundaki toplama kurallarına göre bir araya getirilir; varsa indirilebilen geçmiş yıl zararla­rı ve sigorta primi, eğitim ve sağlık harcaması, bağış gibi diğer indirimler düşülür. Vergi, bu iş­lemler sonucunda ortaya çıkan matrah üzerin­den hesaplanır.

İspat sorunu

Vergilendirme bakımından esas olan, işleme verilen ad değil, işlemin gerçek mahiyetidir. Do­layısıyla hesaba giren bir tutarın gelir vergisine tabi olup olmadığını, o hesap girişine temel teş­kil eden olayın gerçek ekonomik niteliği belir­lemektedir. Bu ise ispatla ilgilidir. Ülkemizde yemin dışında her türlü delil ispat aracı olarak kullanılabilmektedir. Tanık ifadesi de vergiyi doğuran olayla doğal ve açık bir ilgisinin bulun­ması şartıyla ispat aracı olabilmektedir. Tür­kiye’de faaliyet gelirleri, yani sınai ve ticari fa­aliyet, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti bakımından özel bir banka hesabı açma zorun­luluğu bulunmamaktadır. Ticari hesap kulla­nılması da özel düzenlemeler dışında genel bir kanuni zorunluluk değildir. Bu nedenle kişi, ta­mamen faaliyet gelirlerine özgülenmiş ayrı bir banka hesabı kullanmıyorsa, Gelir Vergisi Ka­nunu anlamında gelir sayılmayan para hareket­leri de aynı hesapta yer almaktadır. Alınan şahsi borçlar, daha önce verilen bir borcun geri öden­mesi, bir aile üyesinden gelen destek, kişisel mal varlığına dâhil bir malın satış bedeli veya kişi­nin kendi hesapları arasındaki transferler buna örnek gösterilebilir. Bu nedenle yalnızca para transferinin açıklama kısmına ne yazıldığı de­ğil, bu açıklamayı doğrulayan her türlü bilgi ve belge de ispat bakımından önem taşımaktadır. Sözleşmeler, faturalar, makbuzlar, gider pusula­ları, yazışmalar, fotoğraflar, ekran görüntüleri, veraset belgeleri ve tanık ifadeleri bu kapsam­da değerlendirilebilir. Riskli durumlardan biri, şirkete ait satış veya hizmet bedellerinin ortak ya da müdürün kişisel hesabına yatırılmasıdır. Bu tutar kişinin şahsi geliri olmayabilir. Ancak “para şirkete aittir” şeklindeki açıklama, satışın şirket kayıtlarına alınıp alınmadığı, faturasının düzenlenip düzenlenmediği ve KDV ile kurum­lar vergisi beyannamelerine yansıtılıp yansıtıl­madığı sorularını gündeme getirir. Bu nedenle kişisel gelir vergisi yönünden yapılan bir açık­lamanın, şirket bakımından başka vergi riskleri doğurup doğurmayacağı da değerlendirilmeli­dir. Paniğe kapılmadan, izahı istenen para hare­ketine ilişkin eldeki bütün bilgi ve belgeler, bir­biriyle tutarlı ve durumu açıklığa kavuşturacak şekilde hazırlanmalıdır. Olayların gelişim sıra­sına ve para hareketleri arasındaki zaman bağ­lantısına özel önem verilmelidir. Gerektiğinde, durumu açıklamak amacıyla tanık ifadelerin­den de yararlanılabilir. Vergi idaresinin talep ettiği bilgi, yalnızca gerekli olduğu ölçüde veril­melidir. Geleceğe yönelik olarak ise, gelir vergi­sine tabi faaliyetlerden elde edilen tutarlar için ayrı bir banka hesabı kullanılması yararlı olabi­lir. Birden fazla gelir türü ve bu gelir türleri ba­kımından çok sayıda işlem bulunuyorsa, her bi­ri için ayrı hesap kullanılması ve ilgili bilgi ve belgelerin gelir türleri itibarıyla ayrı dosyalar­da toplanması tavsiye edilebilir.