İktisatçı Mahfi Eğilmez, 2023 yılında bu yana uygulanan enflasyonla mücadele programında gelinen noktayı ve yapılması gerekenleri değerlendirdi. Eğilmez, “Faiz Yetmez” başlıklı yazısında faiz ve vergi düzenlemeleriyle enflasyonun tek haneye inmeyeceğini beklentilerdeki düzelmenin de gerekli olduğunu belirtti. İşte, Eğilmez’in o yazısı:
"Türkiye, 2023 yılının ortasından bu yana bir dezenflasyon programı uyguluyor. Programın temel amacı, uzun süre sürdürülen negatif reel faiz politikasını terk ederek faizi enflasyonun üzerine çıkarmak ve böylece fiyat artışlarını kontrol altına almaktı. Programın en önemli dayanaklarından biri de kur artışının enflasyonun altında tutulması, başka bir ifadeyle kurun baskılanmasıydı.
Kâğıt üzerinde bakıldığında bu çerçeve, klasik bir IMF programının temel mantığıyla örtüşüyordu. Ancak iki önemli fark vardı: IMF’den doğrudan kaynak kullanılmadı ve faiz artışları ani değil, kademeli biçimde yapıldı. Bunun yanında kur üzerindeki baskıyı azaltmak için kur korumalı mevduat uygulaması da 2025 sonuna kadar sürdürüldü.
“Uzun yıllar sonra enflasyonda ilk kez Arjantin’in önündeyiz”
Program başladığında, 2023 Haziran’ında yıllık enflasyon yüzde 38,21’di. Bugün gelinen noktada enflasyon yüzde 32,61. Yani üç yılda enflasyon anlamlı biçimde düşürülebilmiş değil. Bu sonuçlar programın hedeflerinin çok üzerinde.
Dünya enflasyon sıralamasında Venezuela, Güney Sudan ve İran’ın ardından Türkiye dördüncü sırada yer alıyor. Hemen arkamızda Arjantin var. Uzun yıllar sonra enflasyonda ilk kez Arjantin’in önündeyiz.
“Dünyada şoklar artık istisna değil”
Bu olumsuz gidişte özellikle ABD ile İsrail–İran hattında yaşanan gerilimler ve enerji fiyatlarındaki yükselişin önemli etkisi oldu. Ancak belirsizliklerin yüksek olduğu bir dünyada bu tür şoklar artık istisna değil, yeni normal.
Tam da bu nedenle programın ara hedef olarak açıklanan yüzde 16 enflasyona en geç bir buçuk yıl içinde ulaşması gerekirdi. Bunun yalnızca faiz artırarak sağlanamayacağını baştan beri söyledik ve yapısal reformların önemini vurguladık.
Temel sorun: Enflasyon direnci
Bugün karşı karşıya olduğumuz temel sorun “enflasyon direnci”. Bu direncin kaynağı olumsuz beklentiler. Geleceğe ilişkin güven zayıf olduğu sürece fiyatlama davranışları da buna göre şekilleniyor. TCMB’nin enflasyon beklenti anketleri bunu gösteriyor. Hazine’nin borçlanma ihaleleri de piyasanın enflasyonda düşüş beklemediğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Enflasyon direncini kırabilmek için yeni riskler yaratmamak ve mevcut riskleri azaltmak gerekiyor. Yatırımların artması ve uzun vadeli sermayenin gelmesi için yalnızca para politikası yeterli değil. Hukuk alanında, siyaset alanında ve sosyal yaşam alanlarında güven artırıcı yapısal reformlara ihtiyaç var. Beklentileri düzeltecek olan şey faiz oranının birkaç puan yukarı ya da aşağı gitmesi değil, öngörülebilirliğin artmasıdır.
TCMB faiz artırmalı mı?
Gelelim bugün TCMB’nin ne yapması gerektiğine.
TCMB’nin ilan ettiği politika faizi (haftalık repo ihalesiyle borç verme faizi) yüzde 37. Ne var ki Banka, haftalık repo ihalesiyle fonlama yerine gecelik yüzde 40 faizle borç verme yöntemine geçmiş durumda. Fiilen uygulanan faiz yüzde 40 iken dünyaya ilan edilen oranın yüzde 37 olarak kalması kafa karıştırıcı bir durum yaratıyor. Bu nedenle politika faizinin yüzde 40’a yükseltilerek yeniden haftalık repo fonlamasına dönülmesi daha doğru olur. Böylece teknik olarak faiz artırılmış görünse de bileşik hesapta haftalık oran günlükten düşük olacağı için fiilen ek bir sıkılaştırma yapılmamış olur. En azından iletişim netleşir.
“Faiz ve vergi tek başına enflasyonu tek haneye indiremez”
Bu aşamada bir faiz artışı ise doğru görünmüyor. Çünkü fiyat artışlarında özellikle enerji maliyetlerinin etkisi belirgin ve bu durum maliyet enflasyonunu daha öne çıkarmış görünüyor. Böyle bir ortamda faizi aşırı yükseltmek maliyetleri daha da artırabilir.
Ancak tekrar vurgulamak gerekir: Faiz ve vergi ayarlamaları tek başına enflasyonu tek haneye indiremez.
Enflasyonla mücadele yalnızca para politikası meselesi değil, güven meselesidir. Risk üretmeye devam ettiğimiz sürece kalıcı düşüş sağlayamayız. Yapısal reformları hayata geçirmediğimiz sürece doğrudan yabancı yatırımı çekmek yerine, dünyanın en yüksek dolar faizini ödeyerek kısa vadeli sıcak para girişlerine bağımlı kalırız. Ve sıcak para, istikrar değil kırılganlık üretir.
Gerçek dezenflasyon, ancak güven inşa edildiğinde başlar.”
Ekonomim