MEVZUAT

Milyonlarca mükellefi ilgilendiriyor

Elektronik tebligat sistemi milyonlarca mükellefi ilgilendiriyor. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından Meclis yeni bir düzenleme yaptı. İlk bakışta sorun çözülmüş gibi görünse de, yeni kanun önemli bir soruyu cevapsız bırakıyor: Elektronik tebligat gerçekten hak kaybını önleyecek güvenceleri içeriyor mu?

Abone Ol

ANAYASA MAHKEMESİ NEDEN İPTAL KARARI VERDİ?

Anayasa Mahkemesi, 15 Ocak 2026 tarihli kararıyla Vergi Usul Kanunu'nun elektronik tebligata ilişkin 107/A maddesinde Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan düzenleme yetkisinin önemli bir bölümünü iptal etti. Üstelik iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay erteleyerek kanun koyucuya yasal düzenlemeleri yapması için süre tanıdı. Kanun koyucu da bu süreyi beklemeden harekete geçti ve yasal düzenlemeyi yaptı. Bunun nedeni
Anayasaya aykırı olduğu tespit edilen bir düzenlemeye dayanılarak yapılan elektronik tebligatların geçerliliği ciddi biçimde tartışmalı hâle gelebilirdi.

YENİ DÜZENLEME NE GETİRDİ?

24 Haziran 2026 tarihli 7587 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinde yapılan yeni düzenleme ilk bakışta, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği eksiklikleri gideriyor izlenimi vermektedir.

Yeni düzenlemeyle elektronik tebligat sistemini zorunlu kullanacak mükellefler artık doğrudan kanunda sayılıyor. Sisteme isteğe bağlı katılım, sistemden çıkış şartları, yaş ve engellilik nedeniyle getirilen istisnalar da kanun metnine eklenmiş bulunuyor. Bu yönüyle bakıldığında Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği önemli bir eksikliğin karşılandığı söylenebilir. Sorun çözüldü mü?

SORUN ÇÖZÜLDÜ MÜ?

Bu sorunun cevabı ancak Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkatle incelendiğinde verilebilir.

Yüksek Mahkeme kararındaki düğümü çözen en önemli cümle şudur:
"Kanun koyucunun, mahkemeye erişim hakkına ilişkin güvencelere aykırı olmamak kaydıyla tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır."

Mahkeme, kanun koyucunun elektronik tebligat sistemini düzenleme konusundaki yetkisi için bir ön şart koymaktadır: Mahkemeye erişim hakkına ilişkin güvenceler sağlanmalıdır.
İşte yeni düzenlemenin tartışılması gereken yönü de tam burada ortaya çıkmaktadır.

KANUN TAMAM MI GÜVENCE VAR MI?

Gerçekten de yeni kanun, elektronik tebligat sistemine kimlerin gireceğini ve sistemden hangi şartlarda çıkacağını artık doğrudan düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği kanunilik eksikliği bu yönleriyle önemli ölçüde giderilmiştir.

Ancak aynı kanunda, Mahkemenin özellikle vurgu yaptığı mahkemeye erişim hakkına ilişkin güvencelerin sağlandığını söylemek güçtür. Zira Kanunda, elektronik tebligatın çeşitli nedenlerle muhatabın bilgisine ulaşmadığı hâllerde hak kaybını önleyecek ve dava açma hakkının fiilen kullanılmasını güvence altına alacak herhangi bir mekanizma öngörülmemiştir.

Kanun, bu güvenceleri bizzat düzenlemek yerine, Hazine ve Maliye Bakanlığına "bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirleme" yetkisini vermekle yetinmiştir.

YÜKSEK MAHKEMESİNİN ARADIĞI GÜVENCE KANUNDA MI OLMALIDIR?

Tam da bu noktada şu soru önem kazanmaktadır:

Anayasa Mahkemesinin kararında aradığı güvenceler kanunun kendisinde mi bulunmalıdır, yoksa bunların Bakanlığın çıkaracağı ikincil düzenlemelere bırakılması yeterli midir?

Kararın gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemenin birinci seçeneği benimsemediği anlaşılmaktadır. Çünkü iptal kararının temel dayanağı, mahkemeye erişim hakkını etkileyen kuralların idarenin düzenleme alanına bırakılmaması gerektiğidir. Dolayısıyla kanunda bulunması gereken anayasal güvencelerin daha sonra idari düzenlemelerle oluşturulacağı düşüncesi, kararın ortaya koyduğu anayasal yaklaşım ile tam olarak örtüşmemektedir.

Bu nedenle yeni düzenleme, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği kanunilik sorununu büyük ölçüde çözmüş görünse de, mahkemeye erişim hakkını güvence altına alan mekanizmalar bakımından aynı kesin sonuca ulaşmak kolay değildir.

BUNDAN SONRA SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

Her şeyden önce, vergi mahkemeleri ve Danıştay elektronik tebligata ilişkin uyuşmazlıklarda artık yalnızca mevzuatı değil, hukuk devleti ilkesini de yani Anayasa Mahkemesinin bu kararında ortaya koyduğu anayasal ölçütü de esas alacaktır. Başka bir ifadeyle, bundan sonraki yargısal denetim yalnızca kanuna uygun tebligat yapılıp yapılmadığıyla sınırlı kalmayacak; tebligatın mahkemeye erişim hakkını sağlayıp sağlamadığı hususlarını da içerecektir.

Bu çerçevede, Hazine ve Maliye Bakanlığının çıkaracağı ikincil düzenlemeler ayrı bir önem taşımaktadır. Şayet bu düzenlemeler, elektronik tebligatın fiilen muhatabın bilgisine ulaşmasını sağlayacak ve hak kaybını önleyecek yeterli güvenceleri içermeyecek olursa, bunların yargısal denetime konu edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Aynı şekilde, bireysel uyuşmazlıklarda da vergi mahkemeleri, istinaf ve Danıştay’ın, elektronik tebligat nedeniyle mükellefin mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna vararak hak kaybını giderici kararlar vermesi beklenmektedir.

Böyle bir yargısal süreç ise, mevcut düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu anayasal ölçütleri karşılamadığı sonucunu güçlendirecek ve kanun koyucuyu mahkemeye erişim hakkını kanuni güvencelerle açık biçimde düzenleyen yeni bir yasal düzenleme yapmaya zorlayabilecektir.

MAHKEMEYE ERİŞİM GÜVENCESİ NASIL SAĞLANIR?

Halen uygulanmakta olan VUK’un klasik tebligat hükümleri, mahkemeye erişim hakkını korumaya yönelik çeşitli güvenceler içermektedir. Tebligatın öncelikle mükellefe veya yetkili temsilcisine işyerinde ya da ikametgâhında yüz yüze yapılması bunu sağlamaktadır. Muhatabın askerlik hizmetinde bulunması veya yurt dışında olması gibi özel durumlar için farklı usuller öngörülmüştür.
Elektronik tebligat sisteminde ise aynı düzeyde bir güvence kanunda yer almamaktadır. Tebligatın elektronik adrese ulaştırılmış sayılması yeterli görülmekte; ancak muhatabın bundan fiilen haberdar olmasını sağlayacak tamamlayıcı mekanizmalar öngörülmemektedir. Oysa dijital çağın imkânları dikkate alındığında, elektronik tebligatın yapıldığı anda SMS, e-posta veya benzeri iletişim araçlarıyla teyitli bilgilendirme yapılması ve bu bildirimlerin usulünün kanunda açıkça düzenlenmesi, mahkemeye erişim hakkının etkin biçimde korunmasına önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.

SON SÖZÜ YARGI SÖYLEYECEK

Hülasa elektronik tebligata ilişkin anayasal tartışmanın sona erdiğini söylemek için henüz erkendir. Kanun değişmiş olsa da elektronik tebligat tartışması sona ermiş değil. Asıl sınav, bundan sonra çıkarılacak ikincil düzenlemelerde ve yargının vereceği kararlarda yaşanacak. Elektronik tebligatta son sözü yargı söyleyecektir.

Yusuf İleri
Odatv.com