6 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’nin mükerrer sayısında 2027-2029 dönemini kapsayan 80 sayfalık Orta Vadeli Program yayımlandı. Programda büyümeden enflasyona, bütçe açığından kamu harcamalarına kadar pek çok hedef var. Ancak benim dikkatimi çeken kısım doğal olarak vergiye ilişkin hedefler oldu.
OVP’ye göre genel bütçe vergi gelirlerinin 2026 yılında 14 trilyon 585,7 milyar TL olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Bu tutarın 2027 yılında 19 trilyon 906 milyar TL’ye, 2028’de 23 trilyon 973,1 milyar TL’ye ve 2029’da 27 trilyon 718,5 milyar TL’ye çıkarılması hedefleniyor. Başka bir ifadeyle 2026 yılı gerçekleşme tahmini esas alındığında 2027 yılında vergi gelirlerinde yaklaşık 5,3 trilyon liralık bir artış öngörülüyor.
Elbette enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomide nominal rakamlardaki artış tek başına çok şey söylemez. Bu nedenle daha anlamlı gösterge, vergi gelirlerinin milli gelire oranıdır. OVP’de genel bütçe vergi gelirlerinin GSYH’ye oranının 2026’da yüzde 17,1 iken 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029’da yüzde 18,1’e yükselmesi öngörülüyor.
Yani Program sadece nominal olarak daha fazla vergi toplamayı değil, vergi gelirlerinin ekonomi içindeki payını da artırmayı hedefliyor.
Peki bu artış nasıl sağlanacak?
OVP bu sorunun cevabını büyük ölçüde “vergi tabanını genişletmek” üzerinden veriyor. Programda vergi politikalarının adalet, öngörülebilirlik ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda uygulanacağı; vergi sisteminin gelir dağılımını iyileştiren ve yatırım ortamını güçlendiren bir araç olarak kullanılacağı belirtiliyor. Ayrıca vergi yükünün daha adil dağıtılması amacıyla kayıt dışılığın azaltılması yoluyla doğrudan vergilerin bütçe gelirleri içindeki payının artırılacağı ifade ediliyor.
Türkiye’de vergi sisteminin en çok eleştirilen taraflarından biri, dolaylı vergilerin ağırlığıdır. KDV ve ÖTV gibi tüketim üzerinden alınan vergilerin yüksek payı, mali güce göre vergilendirme ilkesini zayıflatıyor. Bu nedenle doğrudan (dolaysız) vergilerin payının artırılması vergi adaleti açısından olumlu bir yaklaşım.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Dolaysız vergilerin payını artırmak tek başına vergi adaletini sağlamaz. Ücretliden daha fazla gelir vergisi almak da dolaysız vergilerin payını artırır; kayıt dışı yüksek gelirlerin ve gerçek kazançların vergilendirilmesi de. Dolayısıyla asıl mesele doğrudan verginin artması değil, bu artışın kimden sağlanacağıdır.
Kendi içindeki asıl yaman çelişki ise şu: Dolaysız vergilerin payının artırılması “vergi adaleti” hedefi olarak ortaya konuluyor ama KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin ne oranlarının düşürülmesinden ne de kapsamlarının daraltılmasından söz ediliyor. Yani dolaylı vergilerin yüküne dokunulmayacak; bunun üzerine dolaysız vergilerden daha fazla gelir elde edilerek toplam vergi pastası büyütülecek. Böylece dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı matematiksel olarak artarken dolaylı vergilerin payı da oransal olarak azalacak. Vergi yükü hafiflemeyecek, aksine toplam vergi yükü artacak; fakat ortaya çıkan bu oransal değişim “vergilemede adalet” olarak sunulacak.
OVP’de vergi tabanının genişletilmesine yönelik çalışmaların sürdürüleceği, ayrıca vergi harcamalarının gözden geçirilerek etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimlere yönelik düzenlemeler yapılacağı belirtiliyor.
Üretimi, yatırımı ya da sosyal politikayı gerçekten destekleyen bir istisna ile belli kesimlere gereksiz avantaj sağlayan bir vergi ayrıcalığını aynı kefeye koymamak gerekir. Vergi harcamalarının gözden geçirilmesi ancak gerçek bir etki analiziyle birlikte yapılırsa anlamlı olur.
Ancak benzer hedeflere hemen her OVP’de yer verilmesine karşın, bugüne kadar bu konuda kayda değer somut adımlar atıldığını söylemek pek mümkün değil.
Programın en belirgin yönlerinden biri ise kayıt dışılıkla mücadele ve vergi denetiminde dijitalleşmenin daha da ileri taşınacak olması.
OVP’de yapay zekâ, büyük veri ve risk analizlerinin vergi denetiminde daha yoğun kullanılacağı belirtiliyor. Kayıt dışı ekonominin ölçülmesi, vergi açığının hesaplanması, üçüncü taraf verilerinden yararlanılması ve riskli sektörlerle mükelleflerin farklı denetim teknikleriyle izlenmesi hedefleniyor. Esasen vergi idaresinin bu hedef doğrultusunda, bu yıl da dâhil olmak üzere son yıllarda önemli ölçüde mesafe katettiğini söylemek mümkün. Önümüzdeki yıllarda da bu alandaki uygulamaların artarak devam edeceğini öngörüyorum.
Ayrıca gayrimenkullerin gerçek değerleri üzerinden işlem yapılmasını sağlamaya yönelik çalışmaların devam edeceği, hasılat denetimlerinin sürdürüleceği ve vergi ihbarlarının yapay zekâ destekli sistemlerle değerlendirileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla OVP’de açıkça “şu yeni vergi getirilecek” ya da “şu verginin oranı artırılacak” şeklinde bir ifade yok. Ancak vergi politikalarının yönü oldukça açık.
Daha geniş vergi tabanı, daha az kayıt dışılık, daha fazla doğrudan vergi, bazı istisna ve muafiyetlerin gözden geçirilmesi ve daha yoğun dijital denetim.
Neticede 2026 yılında 14,6 trilyon lira olması beklenen genel bütçe vergi gelirinin 2029 yılında 27,7 trilyon liraya çıkarılması hedefleniyor.
Sonuç olarak
OVP’de vergiye ilişkin ortaya konulan hedeflerin önemli bir bölümü yeni değil. Vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılıkla mücadele, dolaysız vergilerin payının artırılması, vergi harcamalarının gözden geçirilmesi, etkin olmayan istisna ve muafiyetlerin kaldırılması ve vergilemede adaletin güçlendirilmesi gibi hedefleri neredeyse her yıl okuyoruz. Sorun, bu hedeflerin OVP’ye yazılması değil, uygulama aşamasında aynı kararlılığın gösterilememesi.
Çünkü vergi politikası yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasi bir tercih meselesidir. Vergi tabanını genişletmek istediğinizde birilerinin daha fazla vergi ödemesi, bir istisna veya muafiyeti kaldırdığınızda ise birilerinin sahip olduğu vergisel avantajdan vazgeçmesi gerekir.
Bu nedenle siyasi baskılar, çıkar gruplarının talepleri ve seçmen tepkisinin oy kaybına dönüşeceği endişesi devreye girebilmekte; OVP’de kararlılıkla yazılan hedefler uygulamaya gelince yumuşayabilmekte, ertelenebilmekte ya da tamamen rafa kaldırılabilmektedir.
Bunun örneklerini de görüyoruz. Nitekim bu yıl pırlantaya ÖTV getirilmesine yönelik düzenleme Meclis aşamasına kadar gelmesine rağmen pırlanta lobisi ve siyasi ilişkileri nedeniyle geri çekildi. Bu örnek bile vergi tabanını genişletmenin ve bazı vergisel ayrıcalıklara dokunmanın kâğıt üzerinde yazıldığı kadar kolay olmadığını göstermeye yetiyor.
Bu nedenle yeni OVP açısından benim için esas mesele vergiye ilişkin hangi hedeflerin yazıldığı değil, yazılanların hangilerinin gerçekten uygulanacağıdır. Vergi adaleti konusunda artık hedef sıkıntımız yok; neredeyse her OVP’de benzer hedefleri zaten koyuyoruz. Asıl sorun, bu hedeflerin gerektirdiği siyasi iradeyi gösterebilmek.
Her yıl aynı hedefleri yazıp, iş bunların gereğini yapmaya geldiğinde geri adım atıyorsak, OVP’de “vergilemede adalet” yazmasının mükellef açısından pek bir anlamı kalmıyor.