Prof.Dr.Zeyyat Sabuncuoğlu'nun yazısı:
Sadakat kelimesi, dilimize Arapçadan geçmiş olan bir kelimedir. TDK sözlüğünde ise sadakat kavramı; bir kişiye, ülkeye, düşünceye veya gruba vefa, dürüstlük ve sözünde durma anlamlarına gelen köklü bir içten bağlılığı ifade eder.
İşyerinde sadakat denildiğinde, çalışanların kurum sahiplerine, yöneticilere ve yaptıkları işe aşırı bağlılıklarını ifade eder. Sadakatın iş verimliliğini olumlu yönde etkileyeceği, işten ayrılmaların çok ender olacağı ve sadık kişilerle şirket karlılığının artacağı gibi değerlendirmeler yapılır. Bu görüşü savunanlar, sadık çalışanların genellikle daha üretken olduklarını ve kuruluşun hedeflerine olumlu katkıda bulunduklarını iddia ederler. Bu arada aynı firmada uzun yıllar çalışmanın pozitif bir şirket kültürünün oluşmasına da katkı sağlayacağı savunulur.
Bu görüşlerin hepsi doğrudur. Ancak, doğru işe doğru insan ataması yapılmamış ve terfiler de liyakat yerine sadece sadakat esas alınarak yapılmış ise bu doğruların hepsi bir anda yok olup gider. O nedenle burada sadakat yerine liyakatın almasını savunmak durumundayız.
Liyakat kavramından ne anlıyoruz? Liyakat sözcüğü de Arapça bir kelimedir. TDK sözlüğüne göre liyakat; “bir kimsenin, kendisine verilen işe uygunluk, yaraşırlık kavramı” olarak tanımlanıyor. Batı literatüründe ise, “meritokrasi” olarak karşımıza çıkıyor. Liyakat, genel tanımlama ile, bir işi yapmaya uygun olma, yetenek, bilgi ve beceri açısından belirli bir yeterlilik ve ehliyete sahibi olma durumudur.
Liyakat kamu kuruluşlarında en hassas konulardan biridir. İlke olarak kamu yönetiminde adalet, verimlilik ve doğru kişinin doğru yerde olması gereklidir. Anayasa’mızın 70. maddesine göre, “her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” Ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda liyakat ilkesi, kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesinde liyakat sisteminin esas alınmasını ifade eder.
Acaba liyakatla ilgili yasaların ortaya koyduğu bu güzel ve ideal yaklaşımlar ülkemizde tam olarak uygulanıyor mu? Yoksa, kişilerin gerçekten mesleki bilgi, eğitim ve yeteneklerine yatkınlıklar yerine sadakata dayalı akraba, eş, dost gibi yakınlıklar mı esas alınıyor?
Burada bir genelleme yapıp bütün kamu kuruluşları için böyle bir değerleme içine girmenin doğru olmadığını düşünmekle birlikte liyakat yerine sadakatı esas alan ve özellikle siyasal kayırmacılık durumlarının çoğu zaman geçerli olduğu bir uygulamayı da görmemezlikten gelemeyiz.
Özellikle akraba kayırmacılığının(nepotizm) ne kadar yaygın olduğuna üzülerek şahit oluyoruz. Oysa gerek atamalarda gerekse yükseltilmelerde liyakat yerine sadakat ve yakınlık aramak adalet anlayışına ters düşer ve kuruma da zarar verir.
İslam dininin temelinde de adalet ve liyakat anlayışı vardır. Yüce Tanrı bizlere Kitabında “Emaneti işin ehline veriniz” mesajını veriyor ama kamu olsun özel kurumlar olsun liyakatı ne kadar ciddiye alıyor ve uyguluyor? İş yaşamında daha çok liyakata mı yoksa sadakata mı önem veriliyor? Asıl konu bu!
Adaletli davranmak liyakati sağlarken, liyakatli davranmak da adaleti sağlamaktadır…
Burada üstünde durmak istediğimiz asıl konu özel sektörde liyakatın nasıl algılandığı ve uygulandığıdır.
Genel ilke olarak kişilerin liyakat sahibi olması, iş yaşamında başarının anahtarıdır. İşletmeye alınacak personelin atanmasında, terfisinde ya da ücretlenmesinde görevin gerektirdiği eğitim, bilgi, beceri, görgü, deneyim gibi yetkinliklere sahip olması gerektiğini biliyoruz, söylüyoruz, savunuyoruz ama bu ilkeleri iş dünyasında ne kadar uyguluyoruz?
Maalesef iş dünyasında da nepotizmin yaygın şekilde uygulandığını ve özellikle işe alım, terfi veya ücretlemede yetkinlik yerine kan bağı, akrabalık veya yakın dostluk ilişkilerinin göz önüne alındığını görüyoruz.
Ayrıca dikkat çeken bir diğer nokta da aile işletmelerinde alttan gelen yeni kuşakların çoğu kez eğitimlerine ve liyakatlarına bakılmaksızın işletmede çeşitli pozisyonlara atandıklarını ve daha da önemlisi belirli bir deneyim sürecinden geçmeden üst yönetim kademelerinde görev aldıklarını ve bu nedenle birçok firmanın göçüp gittiğine tanık oluyoruz. İşte liyakatın önemi burada ortaya çıkıyor. Asıl soru bu!
Sadakat, genellikle kişiye bağlılığı ifade ederken liyakat işe bağlılığı ve kişinin işte göstereceği performansı ifade eder. Bir başka anlatımla, liyakat; adalet ve eşitlik ilkesi doğrultusunda istihdam edilecek kişilerin işin gereklerine uygun olması, doğru bir ölçümlemeyle atamaların yapılması ve terfilerin adaylara fırsat eşitliği tanıyarak şeffaf bir şekilde belirlenmesi, adayların yetenek, bilgi ve deneyimlerine göre istihdam edilmelerini önceler.
Liyakat esas alınacaksa, personel/yönetici alımında uygulanan yöntemi doğru seçmek gerekir. Bilgi ölçümlerinde öncelikle çoktan seçmeli test sınavları uygulanmalıdır. Bu ilk elemeyi geçen kişilere İşin gereklerine uygunluğu araştırmak ve beceri ölçümü için psikoteknik yöntemler devreye sokulmalıdır. Bu eliminasyondan sonra objektif mülakat yöntemine yer verilmelidir. Burada temel amaç “adama göre iş değil işe göre adam” seçmektir. Benzer titizliği yükselme ve ücret politikasında uygulamak gerekir. Bütün mesele bu!
Sonuç olarak liyakatın olduğu yerde;
-Adalet ve eşitlik vardır
-İş verimliliği vardır
-Kuruma güven ve bağlılık vardır
-Yapılan işte kalite vardır
-İşte devamlılık vardır
-Motivasyon ve çalışma mutluluğu vardır
-Hatta liyakatın tam olarak uygulandığı yerde kurumsal sadakat vardır…
Prof.Dr.Zeyyat Sabuncuoğlu