GÜNDEM

Sosyal güvenlikte milyonların beklediği düzenlemeler (1)

Ülkemizde yavaş yavaş seçimin ayak seslerini duymaya başladık...

Abone Ol

2026 yılının Ağustos ayının sonuna geldik. Ya­zı bitiriyoruz. Birkaç gün sonra sonbahara gireceğiz. Okullar açılacak; yağmur, çamur, kar derken bir bak­mışız 2027 yılına girmişiz.

2027 yılıyla birlikte se­çim tartışmalarını da her ay biraz daha fazla konuş­maya başlayacağız.

Türkiye’nin son 40 yıllık siyasi tari­hine baktığımızda seçim dönemleriyle sosyal güvenlik düzenlemeleri arasın­da dikkat çekici bir ilişki olduğunu gö­rüyoruz.

1987, 1992, 1999, 2008 ve son olarak 2023 seçim dönemlerine baktığımızda, emeklilik ve sosyal güvenlik sistemini ilgilendiren önemli düzenlemelerin se­çim süreçlerinde daha fazla gündeme geldiğini görüyoruz.

Türkiye’de çalışanların, emeklilerin, esnafın ve memurların uzun yıllardır beklediği sosyal güvenlik düzenleme­lerinin önemli bir bölümünün seçim dönemlerinde hayata geçirilmesi artık neredeyse bir gelenek haline geldi.

Seçim yaklaşınca yıllardır kapalı du­ran dosyalar açılıyor, beklentiler yeni­den gündeme geliyor ve Meclis’te sos­yal güvenlik düzenlemelerini daha faz­la görmeye başlıyoruz.

Bunun en yakın ve en büyük örneği­ni EYT’de yaşadık.

Yıllarca tartışılan Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesi 3 Mart 2023 tarihinde yürürlüğe girdi ve milyonlar­ca kişinin emeklilik yolu açıldı.

Şimdi ise sosyal güvenlikte yeni dos­yalar birikmiş durumda.

* Emeklinin aylığı düşük.

* Kademeli emeklilik bekle­yenler var.

* Bağ-Kur’lular 7.200 gün bekliyor, tescil mağdurları geçmiş hizmetlerini satın almak istiyor.

* Stajyer ve çıraklar sigorta başlan­gıçlarının kabul edilmesini istiyor.

* Memurların 3600 ek gösterge ve 2008 öncesi-sonrası ayrımı sorunu bulunuyor.

* Askerlik borçlanmasında memurlar açısından EYT tartışması devam ediyor.

* Engelli vatandaşların 2025 yılında değiştirilen emeklilik sis­temine itirazları var.

* Esnaf ve işveren ise vergi ve SGK borçlarında gerçek an­lamda bir yapılandırma bekliyor.

Dolayısıyla seçim yaklaşırken sosyal güvenliğin dosyası oldukça kabarık.

Bana göre önümüzdeki dönemde se­kiz önemli başlık öne çıkacak.

1- Emeklinin en büyük sorunu: Düşük aylıklar ve intibak

Sosyal güvenliğin bugün en geniş ke­simi ilgilendiren sorunu hiç kuşkusuz emekli aylıklarıdır.

Emekli aylıkları altı ayda bir açıkla­nan enflasyon oranları doğrultusunda artırılıyor. Ancak yapılan artışlara rağ­men özellikle son yıllarda emekli aylık­larının satın alma gücündeki kayıp cid­di boyutlara ulaştı.

Fakat mesele yalnızca en düşük emekli aylığının kaç lira olacağı veya altı aylık artış oranının kaç çıkacağı değildir. Asıl problem emekli aylığı he­saplama sistemidir. Bugün uzun yıllar çalışan, daha fazla prim günü bulunan ve yüksek kazanç üzerinden prim öde­yen bir sigortalının ödediği primlerin emekli aylığına yeterince yansımadığı ciddi biçimde tartışılıyor.

Taban aylık uygulamasının gide­rek daha geniş bir kesimi kapsama­sı da daha fazla prim ödeyenlerle da­ha az prim ödeyenlerin aylıklarının birbirine yaklaşmasına neden oluyor. Oysa sosyal güvenlik sisteminin temel prensiplerinden biri, çok çalışan ve çok prim ödeyen kişinin bunun karşı­lığını emekli aylığında görebilmesidir. Bu nedenle çözüm yalnızca en düşük emekli aylığını dönem dönem yükselt­mek olamaz.

Emekli aylığı hesaplama sistemi­nin yeniden ele alınması ve primle ay­lık arasındaki bağın güçlendirilme­si gerekiyor. Burada gündeme gelecek en önemli kavramlardan biri de inti­bak olacaktır. Geçmiş dönem Çalış­ma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarından Faruk Çelik’in de geçtiğimiz ay emek­li aylıkları ve intibak konusunda yaptı­ğı açıklamalar önemlidir. Artık iktidar kanadından da emekli aylığı hesapla­ma sisteminin ele alınmasına yönelik açıklamaların gelmesi sorunun görül­düğünü gösteriyor.

Bana göre seçim öncesindeki sosyal güvenlik gündeminin bir numaralı ko­nusu emekli aylıkları ve intibak düzen­lemesi olacaktır.

2- Kademeli emeklilik bekleyenler

EYT düzenlemesinden sonra sosyal güvenliğin en fazla tartışılan konula­rından biri kademeli emeklilik oldu.

EYT ile 8 Eylül 1999 ve öncesinde ilk defa sigortalı olanlar açısından yaş şar­tı kaldırıldı.

Ancak 9 Eylül 1999 tarihinden itiba­ren sigortalı olanların emeklilik şartla­rı farklılaştı.

Özellikle 9 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 tarihleri arasında ilk defa sigor­talı olanlar kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş şartıyla karşı karşıya.

Kademeli emeklilik bekleyenlerin temel itirazı da burada başlıyor.

Bu kesimin talebi, EYT’deki gibi herkes için yaş şartının tamamen kal­dırılması değil.

Talep, sigorta başlangıç tarihine gö­re kademeli bir emeklilik yaşı oluştu­rulması.

Başka bir ifadeyle 8 Eylül 1999’da işe giren kişiyle 9 Eylül 1999’da işe giren kişi arasında emeklilik şartları bakı­mından ortaya çıkan büyük farkın da­ha yumuşak bir geçiş sistemiyle gide­rilmesi isteniyor.

Nitekim 2008 sosyal güvenlik refor­munda da emeklilik yaşının ilerleyen yıllarda 65’e yükseltilmesi bir anda de­ğil, kademeli olarak düzenlendi.

Kademeli emeklilik konusunda cid­di biçimde örgütlenmiş ve uzun süre­dir hak arayan geniş bir kesim bulunu­yor. Seçim yaklaştıkça bu talebi çok da­ha fazla duyacağız.

3- Bağ-Kur’da iki büyük dosya: 7.200 gün ve tescil mağdurları

Bağ-Kur’luların seçim öncesindeki beklentisini yalnızca 7.200 prim günü üzerinden değerlendirmek eksik olur.

Çünkü Bağ-Kur’da birbirini tamam­layan iki önemli dosya bulunuyor.

Birincisi, emeklilik için erkeklerde aranan 9.000 prim gününün 7.200 gü­ne, kadınlardan istenen 7200 günün ise 5400 güne indirilmesi. Bu düzenleme hayata geçirilirse Bağ-Kur’lular açısın­dan 1.800 günlük, yani yaklaşık 5 yıllık prim avantajı ortaya çıkacak.

SSK’lılarla Bağ-Kur’lular arasındaki prim günü farkının azaltılması özellik­le küçük esnafın uzun süredir beklediği bir düzenleme.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan­lığı tarafından da daha önce bu konuda çalışma yapıldığı yönünde açıklamalar geldi. Ancak henüz düzenlemenin kap­samını bütün ayrıntılarıyla ortaya ko­yan ve yasalaşan bir düzenleme bulun­muyor. Burada en önemli konu kapsam olacak. Tüm Bağ-Kur’lular sigortalı ol­duğu tarihe bakılmadan aynı prim gü­nü ile emekli olabilecek mi?

Sadece küçük esnaf mı yararlana­cak? Bütün Bağ-Kur’lular kapsama gi­recek mi?

Hangi tarih esas alınacak?

Bunların tamamı yasa çıktığında belli olacak. Ancak Bağ-Kur’lular açı­sından en az 7.200 gün kadar önemli başka bir problem daha var:

Bağ-Kur tescil mağdurları.

Geçmişte kendi adına işyeri açmış, vergi mükellefi olmuş veya şirket or­tağı olmuş ancak Bağ-Kur tescili zama­nında yapılmamış çok sayıda vatandaş bulunuyor.

* Bu kişilerin o yıllara ait vergi kayıtları var.

* Ticaret odası veya ticaret sicili kayıtları var.

* Esnaf odası veya esnaf sicili ka­yıtları var.

Yani vatandaşın o tarihlerde kendi adı­na çalıştığı devletin resmi kayıtlarıyla ortaya konulabiliyor.

Ancak Bağ-Kur tescili zamanında yapılmadığı için bu süreleri bugün ge­riye dönük olarak hizmetten saydıra­mayan çok sayıda kişi bulunuyor.

Özellikle 4 Ekim 2000 öncesindeki süreler açısından bu sorun yıllardır de­vam ediyor.

Vatandaşın talebi aslında son dere­ce açık: “O dönemde işyerim olduğunu, vergi mükellefi olduğumu veya şirket ortağı olduğumu devletin kayıtlarıyla ispatlıyorum. Ödenmemiş primlerimi bugün gecikme bedeliyle birlikte öde­me hakkı verilsin ve bu süreler Bağ- Kur hizmetimden sayılsın.”

Daha sonraki dönemlerde Bağ-Kur borçlarının silinmesine ve durdurulan sürelerin ihya edilmesine yönelik fark­lı düzenlemeler yapıldı. Buna karşılık geçmişte Bağ-Kur tescili hiç yapılma­mış vatandaşların önemli bir bölümü geriye dönük hizmet kazanamıyor.

Dolayısıyla Bağ-Kur’daki çözüm iki ayaklı olmalı: 9.000 prim gününün 7.200 güne indirilmesi ve geçmiş dö­nem Bağ-Kur tescil sorununun çözül­mesi. Seçim öncesinde Bağ-Kur dos­yası açılacaksa bu iki konunun birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Dünya | Özgür ERDURSUN