Türkiye’de kahve, cezveden taşan geleneksel bir alışkanlık olmaktan çıkıp milyarlarca dolarlık bir sektöre dönüştü. Sokak aralarındaki küçük kafelerden, mantar gibi türeyen uluslararası zincirlere kadar bu olgu, ülkenin ithalat dengesini de sarsıyor. Nedenini ve nasılını birlikte inceleyelim. Yakın zaman önce kahve ekonomisi hakkında düzenlenen bir panelde sunduğum bilgileri sizle de paylaşmak istedim.
Çok değil, 20 yıl öncesine kadar kahve, hemen hepimiz için “Türk kahvesi”nden ve kısmen de hazır (granül) kahvelerden ibaretti. Derken yabancı zincirler pazara girmeye başladı. Bunun genç tüketiciler için cazip bir ürün olduğu fark edilince, yerli zincirler de oyuna dahil oldu. Şimdilerde ise zincir kahve dükkanlarının cazibesini, yerel ve butik kafeler alıyor.
Kahve ithalatı 2025’te 900 milyon doları aştı
Hikayenin başında, Türkiye’nin kahve ithalatı yıllık 20-25 milyon dolardı. 2015’e geldiğimizde 150 milyon dolara çıktı. 2025’te ise 900 milyon doları aştı. Gerek artış hızı, gerek ulaştığı düzey açısından kahve ithalatı, istisnai bir süreç. Bu sadece bir tüketim artışı değil; Türkiye’nin küresel kahve tedarik zincirindeki pozisyonunun kökten değiştiğinin bir göstergesi.
2025’te kilosu 7,3 dolardan, 125 bin ton kahve çekirdeği ithal ettik. Muazzam bir miktar. Cüzi bir miktarda ihracatımızı da dikkate alınca bu, kişi başına 1,3 kilograma yakın kahve tüketiyoruz demek. Çocuk ve 65 yaş üstünü denklemden çıkarırsak tüketim bunun iki katına çıkıyor.
125 bin tonluk ithalatımızın 87 bin tonunu kilogramı 6,6 dolardan Brezilya’dan yaparken, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerden gelen kahveler için kilogram başına 15 doların üzerinde bedel ödüyoruz.
Kahve, mobil yaşamın aksesuarı haline geldi
Kahve ekonomisi, sadece çekirdek ithalatıyla sınırlı kalmayıp, giderek büyüyen bir yan sanayi ekosistemi yaratıyor. Pandemi bu konuda da bir kırılma noktası. 2020 sonrasında hibrit yaşam modeli, tüketicilerin kahve tüketimini sokağa, arabaya ve eve taşımaya itti. Bunun etkisiyle birkaç ürünün tüketimi ve ithalatında da “saçma” düzeylere doğru gidiyoruz. Mesela esamesi okunmayan, 1-2 milyon düzeyinde seyreden termos ithalatımız 90 milyon dolara ulaştı. Evde baristalığa soyunan tüketiciler, demleme makinesi ithalatını 200 milyon dolar seviyesine taşıdı. Bu veriler, kahvenin artık bir içecek değil, mobil yaşamın ayrılmaz bir aksesuarı haline geldiğini gösteriyor.
İşin bir de perakende boyutu var. Kafeler, giderek müşterilerin kahve içmek için uğradığı mekanlar olmaktan çok, kimileri için telefonunu şarj edip üç saat kesintisiz internet kullanabileceği, sosyal medya hesapları için havalı bir post atabileceği, kimileri için arkadaşlarıyla sosyalleşme mekanı, kimileri için ofis, kimileri için sınavlara çalışılan bir kütüphaneye dönüyor.
Resmi bir veri olmamakla birlikte Türkiye’de 20 bine yakın kafe olduğu tahmin ediliyor. Bunun yüzde 20’si zincir mağazalar. Yüksek sermaye gerektirmediği ve pazar hızlı büyüdüğü için, sürekli yeni kafeler açılırken, yer seçimindeki hatalar, yüksek kiralar ve düşük müşteri devir hızı nedeniyle yine çok sayıda girişim de kapanıyor.