Varlığı Noter Tasdik Kayıtları veya Sair Suretlerle Sabit Olan Defter ve Belgelerin Olması;

Kur farklarında doğru bilinen yanlışlar… Kur farklarında doğru bilinen yanlışlar…

Defter, kayıt ve belgelerin gizlenmesi suçunun oluşabilmesi için ilk koşul, vergi incelemesi sırasında yetkililer tarafından ibrazı istenen defter ve belgelerin varlıklarının noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olmasıdır. Dolayısıyla varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle ispat edilemeyen defter ve belgelerin ibraz edilemediğinde gizleme suçunun oluştuğundan bahsedilemeyecektir. Gizleme suçu bağlamında “varlığı sair suretle sabit olan” ifadesi gerek Vergi Usul Kanununda gerekse de mali idarenin düzenleyici işlemlerinde açıklanmamıştır. Bu bağlamda kanaatimizce söz konusu defter ve belgelerin varlığının hukuka uygun her türlü delille ispat edilebilmesi mümkündür.

Defter tutmak mecburiyetinde olanlar Vergi Usul Kanunu’nun 172. maddesinde yer almaktadır. Bunlar, ticari ve sanat erbabı, ticaret şirketleri, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler, serbest meslek erbabı, çiftçilerdir.

Vergi Usul Kanunu’nun 220. maddesinde ise tasdike tabi defterler: yevmiye defteri, envanter defteri, işletme defteri, imalat ve ihtihsal vergisi defteri (basit istihsal vergisi defteri dahil), nakliyat vergisi defteri, yabancı nakliyat kurumlarının hasılat defteri, serbest meslek kazanç defteri olarak belirlenmiştir. Ayrıca Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257. maddesinin Maliye Bakanlığı’na vermiş olduğu yetki çerçevesinde 20 Seri No.lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği ile kağıtlara ait damga vergisini makbuz karşılığı ve istihkaktan kesinti şekliyle ödeyen mükelleflerin damga vergisi defteri zorunlu tutulmuştur.

Buna göre gizleme suçuna konu olacak defterler Vergi Usul Kanunu’nun 172. maddesinde defter tutmak mecburiyetinde olanların yine aynı kanunun 220. maddesinde belirlenen (ayrıca Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257. Maddesinin Maliye Bakanlığı’na vermiş olduğu yetki çerçevesinde Maliye Bakanlığı’nın belirlediği tasdike tabi defterler) tasdike tabi defterleridir. Yatgıtay’ın müstakar hale gelen kararlarına göre de gizleme suçuna konu olacak defterlerin varlığının noter tasdiki ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Yargıtay bir kararında “... Defter ve belgeleri gizleme suçunun, varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit ve saklama zorunluluğu olan (5) yıllık süre içerisinde usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen vergi incelemesi için yetkili kimselere ibraz edilmemesi ile oluştuğu, dava dosyası içerisinde bulunan vergi tekniği raporunda, mükellefin tarh dosyası ve internet ortamında verdiği gelir vergisi beyannamelerinin tetkikinde ibrazı istenen 2009 takvim yılı için tasdik ettirilmesi ve tutulması zorunlu defterlerin tasdikine ilişkin bilgiye rastlanılmadığının Ba formuyla 2009 takvim yılında sanıktan mal aldığını beyan eden mükellef bulunduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın 2009 takvim yılında tutması zorunlu olan defterleri tasdik ettirip ettirmediğinin noterliklerden araştırılıp (ba) formuyla sanıktan mal aldığı beyan eden mükelleften sanığın düzenlediği faturalar temin edilerek anlaşmalı matbaalarda bastırılıp bastırılmadığı belirlendikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi… Bozmayı gerektirmiş…” şeklinde karar vermiştir.

Vergi Usul Kanunu’nun 359/a-2 maddesinde varlığı noter kayıtları ve sair suretlerle sabit olduğu ifadesinde yer alan sair suretler ibaresi defter ve belgelerin varlığının, noter tasdiki dışında, veri dairesi kayıtları, mahkeme kararları ve kayıtları, ticaret sicil memurluğu kayıtları, anlaşmalı matbaa basım formları, borsa komiserliği kayıtları ile ispat edilebileceğini gösterir.

Nitekim Yargıtay da “... 2005 takvim yıllarına ait varlığı matbaa basım formları ile sabit olan belgelerin yazı ile istenildiği halde geçerli bir mazeret ileri sürmeksizin yasal süresinde ibraz edilmediğinin anlaşılması karşısında; savunmanın 213 sayılı vergi Usul Kanunu’nun 13. maddesinde belirtilen mücbir sebeplere veya kasti kaldıran diğer nedenlerden birine dayanmaması nedeniyle saklama ve ibraz etme zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı cihetle; atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeden mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi… Kanuna aykırı olduğu …” şeklinde karar verilmiştir.

VUK’un 134. maddesine göre, vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Aynı kanunun 137. maddesine göre, bu kanuna veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişiler vergi incelemelerine tabidir.

VUK’un 140. maddesinin birinci fıkrasına göre vergi incelemesi yapanlar, incelemeye tabi olana, bunun mevzusunu işle başlamadan evvel açık olarak izah ederler; ikinci fıkrasına göre ise, vergi incelemesi başlanıldığı hususunu bir tutanağa bağlayarak bir örneğini nezdinde vergi incelemesi yapana verirler. Bu bağlamda ayrıca tutanağın bir örneğini bağlı olduğu birimine, diğer örneğini de ilgili vergi dairesine gönderirler.

Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinin ikinci fıkrasına göre, vergi incelemesine, incelemeye tabi olan nezdinde düzenlenecek “İncelemeye Başlama Tutanağı” ile başlanır. Düzenlenen tutanağın bir örneği nezdinde inceleme yapılana teslim edilir.

Dünya | Veysi SEVİĞ