EKONOMİ

Vergi teşviki amacından saptı: Sanayiyi değil gayrimenkulü büyütüyor

Ülkemizde vergi mevzuatının köklü kurumlarından biri, Vergi Usul Kanunu’nda yer alan “yenileme fonu”dur.

Abone Ol

1960’ların planlı kalkınma döneminde, üretim araçlarının yenilenmesini kolaylaştırmak amacıyla getirilen bu düzenleme, bugün çok farklı bir ekonomik zeminde uygulanmaktadır.

O günün temel meselesi üretim kapasitesini korumak ve sanayileşmeyi desteklemekti. Bugünün Türkiye’sinde ise fonun çoğu zaman gayrimenkul ve taşıt değişimleri üzerinden işletildiği görülmektedir.

Şu hâlde, yenileme fonunun hâlâ üretimi destekleyen bir vergi teşviki mi, yoksa taşınmaz ve otomobili değişikliği sağlayan bir varlık yönetimi aracına mı dönüştüğü tartışılmalıdır.

BASİTÇE KURAL NE DİYOR

Bir işletme, amortismana tabi bir iktisadi kıymeti (makine, araç, bina, konut, işyeri, fabrika, otel vb.) satıp kazanç elde ederse, bu kazanç kural olarak derhal vergilendirilir. Ancak işletme, “satılan kıymetin yerine yenisini alacağım” diye karar alırsa söz konusu kazancın vergilendirilmesi üç yıl süreyle ertelenir.

Bu süre içinde aynı neviden bir iktisadi kıymet edinilmesi hâlinde, satıştan doğan kazanç yeni alınan varlığın amortismanlarına mahsup edilir ve bunu karşıladığında ayrıca bir vergileme yapılmaz.

Üç yıl içinde yenileme gerçekleşmezse, ertelenen kazanç üçüncü yılın sonunda vergilendirilir

ÜRETİMİ AYAKTA TUTMAK İÇİN GETİRİLDİ

1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. Ardında 1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Yürürlüğe girdi. Bu düzenleme aynı yıl şunun için getirildi:

“Makine eskidiyse yenilensin, üretim aksamasın”. O dönemin Türkiye’sinde, sanayi yeni gelişiyordu, sermaye sınırlıydı; üretim araçlarının yenilenmesi kritik önemde görüldü. Hülasa kural, üretimi destekleyen rasyonel bir teşvikti

BUGÜN NE OLDU?

Aradan geçen 63 yılda ekonomik model değişti ama kural büyük ölçüde aynı kaldı. Bugün uygulamaya baktığımızda ilginç bir tablo var: Yenileme fonu en çok taşınmaz (gayrimenkul) araç (özellikle otomobil) üzerinden kullanılıyor.

ÜRETİM Mİ, PORTFÖY YÖNETİMİ Mİ?

Düzenlemenin en tartışmalı yönü burada ortaya çıkıyor: Taşınmaz satılıp yine taşınmaz alındığında vergi ertelenmekte ve satıştan doğan kazanç, yeni alınan taşınmazın amortismanlarına mahsup edilmek suretiyle vergi dışı kalmaktadır. Aynı durum otomobiller için de geçerlidir; otomobil satılıp otomobil alındığında benzer bir vergi avantajı sağlanmaktadır.

Buna karşın, otomobil satıp makine, imalat parkuru almak ya da taşınmaz satıp yüksek teknolojili bir üretim tesisi edinilmesi halinde, bu işlemler “aynı nevi” şartını karşılamadığından yenileme fonu kapsamı dışında kalmakta ve satış kazancı doğrudan vergilendirilmektedir.

İDARİ GÖRÜŞ VE YARGI KARARLARI

İdari görüş ve yargı kararları, bu fonun kullanılabilmesi için "satılan iktisadi kıymetle aynı neviden/mahiyette" yeni bir kıymetin iktisap edilmesini temel şart olarak kabul etmektedir.

O kadar ki taşınmazların türleri (konut, işyeri, fabrika, otel vb.) arasındaki geçişler dahi "aynı nevi" kapsamında değerlendirilmiyor. Zira vergicilikte “Kanunilik ilkesi” buna izin vermiyor. İdarenin de yargının başka türlü görüş bildirmesine ve karar vermesine yasa engel. Yani sistem, sermayeyi üretime yönlendirmiyor. Aynı tür varlık içinde kalmayı teşvik ediyor.

NEDEN ÖZELLİKLE GAYRİMENKULDE YOĞUN?

Bunun birkaç temel nedeni var: (1) Büyük kazanç gayrimenkulde var. Haliyle vergi avantajı fazla. Gayrimenkulde değer artışı yüksek, vergi ertelemesi daha cazip.

(2) Uzun amortisman süresi var. Taşınmazlarda amortisman süresi uzun, fon daha uzun süre “sistemde kalıyor”. (3) Türkiye’de son yıllarda inşaat ve otomotiv odaklı büyüme modeli öne çıktı. Mevcut düzenleme bu yapıyla örtüşüyor.

PEKİ 63 YILDIR VARLIĞINI KORUMASI BİLİNÇLİ BİR TERCİH Mİ?

Bu soruya verilebilecek iki temel yanıt bulunmaktadır. İlk ihtimal, düzenlemenin zaman içinde “çalışan bir mekanizma” olarak kabul edilip sorgulanmadan korunmuş olmasıdır. Vergi mevzuatında köklü araçların kolay değişmemesi bilinen bir gerçektir. Nitekim 2021 yılında 7338 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte, kapsamı genişletilmiş; finansal kiralama yoluyla edinilen kıymetler de yenileme fonu kapsamına alınmıştır. Bu durum, kuralın sistem içinde işlevsel kabul edildiğine işaret etmektedir.

İkinci ihtimal ise liberal politikalar. Türkiye ekonomisinde gayrimenkulün ağırlığı ve inşaat odaklı büyüme modeli, bu tür vergi avantajlarının korunmasını teşvik etmektedir.

KİM YARARLANIYOR, KİM DIŞARIDA KALIYOR?

Yenileme fonu uygulamasından yararlanabilmek için bilanço esasına göre defter tutulması şarttır. Bu durum, uygulamanın fiilen şirketler ve büyük ölçekli gerçek kişi tacirlerle sınırlı kalmasına yol açmaktadır. Buna karşılık, küçük esnaf ve serbest meslek erbabı bilanço esasına tabi olmadıkları için bu imkândan yararlanamamaktadır.

Tam da bu noktada temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Uygulamanın fiilen en çok taşınmaz ve otomobil işlemleri üzerinden kullanıldığı bir sistemde, bu varlıklara sahip olabilen veya bu işlemleri yapabilen kesimin önemli bir bölümü neden kapsam dışında bırakılmaktadır?

YENİLEME FONU HÂLÂ GÜÇLÜ BİR MEKANİZMA

Yenileme fonu hâlen güçlü bir mekanizma olma özelliğini korumaktadır. Ancak düzenleme, makine ve teknoloji yatırımları açısından hâlen işlevsel bir teşvik niteliği taşısa da, gayrimenkul ve yüksek değerli taşıt işlemleri üzerinden işletildiği görülmektedir. Bu durum, yenileme fonunun üretimi destekleyen asli fonksiyonundan büyük oranda uzaklaştığını göstermektedir.

Yusuf İleri
Odatv.com