Ancak seçeneklerin çoğalması, risklerin daha kolay anlaşılması anlamına gelmiyor. Bu gelişmeler, kamusal gözetim ve denetimi daha da önemli hâle getiriyor.
Sermaye Piyasası Kurulunun yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesi, bu tartışmayı somutlaştırdı. Yatırımcı için ilk soru parasını ne zaman ve ne kadar geri alacağıdır.
Vergi bakımından ise başka bir soru doğuyor: Fon varlıklarının nakde çevrilmesi ve yatırımcıya ödeme yapılması, fon, kurucu şirket ve katılma payı sahibi açısından hangi aşamada, nasıl vergilendirilecek? Bu üçü ayrı hukuki ve vergisel konumlarda bulunduğundan, cevapları da ayrı ayrı aranmalıdır.
FONUN HUKUKİ VE VERGİSEL DURUMU
Yatırım fonu, yatırımcılardan katılma payları karşılığında toplanan paralarla oluşturulan bir malvarlığıdır. Tüzel kişiliği bulunmaz; malvarlığı kurucunun malvarlığından ayrıdır. Fonları portföy yönetim şirketleri kurar. Kurucu, katılma payı sahiplerinin haklarını korumak ve fonu temsil etmekle sorumludur. Portföy; fonun türüne ve izahnamesine göre pay senedi, borçlanma aracı, para piyasası aracı veya izin verilen başka varlıklardan oluşur. Yatırımcı, portföydeki her varlığa doğrudan ortak olmak yerine fon katılma payına sahip olur.
Tüzel kişiliğin bulunmaması, fonun kurumlar vergisi bakımından yok sayılması anlamına gelmez. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesi, SPK’nın düzenleme ve denetimine tabi fonları bu Kanunun uygulanmasında sermaye şirketi sayar. Dolayısıyla fonun kazancı ile onu kuran portföy yönetim şirketinin kazancı farklı mükellefiyetler çerçevesinde değerlendirilir.
PORTFÖY İŞLETMECİLİĞİ KAZANCI NASIL VERGİLENDİRİLİR?
Portföy işletmeciliği, fon varlıklarının yatırım stratejisi içinde alınıp satılmasını ve bunların faiz veya kâr payı gibi getirilerinin elde edilmesini kapsar. KVK 5/1-d, Türkiye’de kurulu menkul kıymet yatırım fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançlarını kurumlar vergisinden istisna eder. Fonun portföyündeki bir varlığı kârla satması sonucu oluşan kazanç bu düzeyde incelenir. Portföy yönetim şirketinin fonu yönetmesi karşılığında aldığı ücret ise şirketin kendi hizmet geliridir; fon kazancına tanınan istisna bu ücrete taşınamaz. İstisna, ilgili kazançlar bakımından kesinti yoluyla vergilendirme hükümlerinin ayrıca değerlendirilmesi gereğini de ortadan kaldırmaz.
Yatırımcının vergilendirilmesi ikinci aşamadır. Gerçek kişinin fon katılma payından sağladığı gelir, kural olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında tevkifat yoluyla vergilendirilir. Matrahın belirlenmesinde pay için ödenen alış bedeli dikkate alınır; yatırımcıya geri ödenen tutarın tamamı kazanç değildir. Uygulanacak oran ve istisnalar fonun türüne, payın edinim tarihine ve yatırımcının durumuna göre değişir. Şirketlerin ellerindeki fon paylarının vergilendirilmesi de fonun kendi portföy kazancına uygulanan istisnayla karıştırılmamalıdır.
TASFİYEDE KURALLAR
SPK’nın 17.7.2026 tarih ve 2926/61 sayılı kararına göre fon varlıkları nakde çevrilecek ve elde edilen nakit, hesaplarına katılma payı oranında aktarılacaktır. Kararda, ilgili fonların malvarlığının tasfiyesinin, tasfiye duyuru tarihinden itibaren geçecek en fazla 3 aylık sürenin bitimini izleyen ilk iş gününde sona ereceği belirtilmiştir.
Kısmi ödemelerde, ödemelerin hangi maliyetlere karşılık geldiği veya birden fazla ödemenin payın alış maliyetiyle nasıl eşleştirileceğini belirsiz durumda. Bu noktada idarenin uygulama açıklamasına ihtiyaç vardır.
Zararla sonuçlanan işlemler yönünde ise; takvim yılı esası, aynı banka veya aracı kurum, aynı tür menkul kıymet belirleyicidir. Aynı tür sermaye piyasası araçlarının zararları, geçici 67 kapsamındaki mahsup şartları içinde dikkate alınabilir. Zarar sonraki yıllarda tenzil edilemez. Farklı kurumlarda yapılan işlemler için zarar mahsubu açısından kanuni süresinde ihtiyari beyan imkânı ayrıca değerlendirilmelidir. Yatırımcılar alış belgelerini, ödeme dökümlerini ve fonun türünü saklamalıdır.
Kurumlar vergisine tabi yatırımcılar açısından ise zarar genel esaslara göre ticari kazancın tespitinde indirilir.