GÜNDEM

Yeni bir sahte fatura yöntemi: Siz yiyorsunuz, faturası başkasına kesiliyor…

Vergi sisteminde en etkili denetim, her zaman daha fazla inceleme yapmak değildir. Bazen doğru tasarlanmış küçük bir teknik düzenleme, binlerce vergi incelemesinden daha güçlü sonuç doğurabilir. Eğer uygulanırsa hem sahte belge kullanımının azaltılmasına hem de kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye önemli katkı sağlayacaktır

Abone Ol

Geçenlerde kalabalık bir arkadaş grubuyla bir restorana gittik. Yemek yedik, sohbet ettik. Hesap geldiğinde herkes kendi payını kendi kredi kartıyla ödedi. Yaklaşık on farklı karttan ödeme alındı. Uzun bir POS slipi verildi ve restorandan ayrıldık.

Her şey son derece olağandı.

Ta ki birkaç gün sonra düzenlenen faturayı tesadüfen görene kadar...

Bizim yediğimiz yemeklerin tamamı tek tek faturaya yazılmıştı. Ancak fatura masadaki kişilerden herhangi biri adına değil, adını ilk kez duyduğum bir anonim şirket adına düzenlenmişti.

Yani yemeği biz yemiştik.

Parayı biz ödemiştik.

Ama gider yazılacak fatura başka bir şirkete kesilmişti.

İlk bakışta basit bir muhasebe hatası gibi görünebilir. Oysa bilinçli(!) yapılmışsa, bunun adı sahte belge düzenlemektir.

Kanun son derece açık. Gerçekte bir mal teslimi veya hizmet ifası olmadığı hâlde varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir. Yani Vergi Usul Kanunu'na göre, gerçek bir muamele veya durum olmadığı hâlde bunlar varmış gibi düzenlenen belge sahte belgedir. Başka bir ifadeyle, gerçek bir ticari ilişkiye dayanmayan her fatura sahte fatura niteliğindedir.

Örneğin bir şirket gerçekten ofisi için mobilya satın alırsa bunu gider yazar, bu yasaldır. Ancak hiç mobilya almadan, almış gibi bir fatura temin edip gider yazarsa bu hem düzenleyen hem de kullanan için sahte belgedir.

Bu suçun sonucu sadece vergi cezası ile sınırlı kalmaz; üç kat vergi ziyaı cezasının yanında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası riskini de beraberinde getirir.

Peki restoran bunu neden yapsın?

İşte asıl soru burada başlıyor.

Vergi Usul Kanunu uyarınca restoranın yaptığı satışı belgelendirmesi gerekiyor. Buna karşılık bizim, yani nihai tüketicilerin, her durumda fatura alma zorunluluğu bulunmuyor. Çoğumuz hesabı ödeyip kalkıyoruz.

İşte sistemin istismar edilmeye açık olduğu nokta tam da burası olabilir.

Müşteri, kredi kartıyla hesabını ödüyor, faturasını almadan çıkıyor. Restoran ise düzenlemek zorunda olduğu faturayı, gerçek alıcı yerine önceden anlaşılmış bir şirket adına kesebiliyor. Böylece hem belge düzenleme yükümlülüğünü yerine getiriyor hem de o fatura başka bir şirket tarafından gider yazılabiliyor.

Üstelik mevcut fatura sisteminde bedeli ödeyen kişi ile faturanın düzenlendiği kişinin aynı olup olmadığını gösteren herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

İşin ilginç yanı, restoran açısından belge düzenleme yükümlülüğü yerine getirilmiş görünürken, gerçekte hizmet almayan bir şirket de bu belgeyi gider yazarak vergi matrahını azaltabilmektedir. Böylece tek bir fatura hem belge düzenleme yükümlülüğünü yerine getirmekte hem de sahte belge zincirinin parçası hâline gelebilmektedir.

Ben özellikle hizmet sektöründe bu yöntemin sanıldığından daha yaygın kullanılabileceğini düşünüyorum.

Asıl üzerinde durulması gereken ihtimal ise şu: Bir restoranın bir gecede 50 adet masaya hizmet verdiğini düşünelim. Müşterilerin önemli bir kısmı fatura almadan ayrılıyorsa, bu faturalar hep aynı şirketlere mi kesiliyor? Eğer öyleyse, restoranlarla bu şirketleri buluşturan bir organizasyon da var mı?

Şayet böyle bir organizasyon mevcutsa, yalnızca faturayı düzenleyen ve kullanan değil, bu ilişkiyi kuran kişiler de Vergi Usul Kanunu'nun iştirak hükümleri kapsamında sorumlu tutulabilir. Maddi menfaat karşılığında hareket edilmesi hâlinde ise ceza hukuku bakımından da çok daha ciddi sonuçlar doğabilir.

Bu nedenle konu, yalnızca birkaç yüz ya da birkaç bin liralık bir restoran faturası değildir.

Asıl mesele, hiç tanımadığınız bir şirketin gider hanesine sizin yediğiniz yemeğin yazılmış olabilmesidir.

Belki de bundan sonra restorandan çıkarken yalnızca hesabı ödeyip kalkmak yetmeyecek. Çünkü siz masadan ayrıldıktan sonra, ödediğiniz yemeğin faturası hiç tanımadığınız bir şirketin gideri hâline gelmiş olabilir.

Bu şirketler incelemeye alınırsa ne olur?

Vergi Denetim Kurulu, vergi incelemelerini kural olarak zamanaşımı süresi içinde geriye dönük beş yılı kapsayacak şekilde yapabilmektedir.

Böyle bir incelemede, restoranların düzenlediği faturalar ile POS cihazlarından alınan kredi kartı slipleri karşılaştırıldığında; faturanın düzenlendiği kişi ile ödemeyi yapan kişinin farklı olduğu işlemler kolaylıkla ortaya çıkarılabilir.

Bu farklılığın tek başına sahte belgeyi ispat etmeye yetmeyeceği açıktır. Ancak incelemenin derinleştirilmesi hâlinde, gerçekte hizmet almayan şirketler adına sistematik biçimde fatura düzenlendiğinin tespiti durumunda hem faturayı düzenleyen işletmeler hem de bu faturaları kullanan şirketler bakımından ciddi vergisel ve cezai sonuçlar doğabilir. Tabii ki iştirakçiler için de…

Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Aslında çözüm oldukça basit.

Elektronik belge altyapısında yapılacak küçük bir düzenlemeyle, faturaya ödemenin hangi kredi kartı veya banka kartıyla yapıldığını gösteren ya da POS slipiyle eşleştirilmesini sağlayan bir alan eklenebilir. Böylece faturayı kayıtlara alan mali müşavir de belge ile ödeme bilgisini karşılaştırma imkânına kavuşur.

Bu sayede, gerçekte hizmet almayan kişiler veya şirketler adına sonradan fatura düzenlenmesinin önüne büyük ölçüde geçilebilirken aynı zamanda hem kayıt dışılık hem de sahte belge kullanımının önemli ölçüde azaltılması sağlanabilir.

Genel değerlendirmem

Burada söz konusu olan yalnızca birkaç restoran faturası değildir. Eğer bu yöntem sistematik biçimde kullanılıyorsa hem sahte belge düzenlenmesi hem sahte belge kullanılması hem de kuvvetle muhtemel iştirak bakımından ciddi bir vergi güvenliği sorunu ile karşı karşıyayız demektir.

Üstelik mevcut sistem, ödemenin kim tarafından yapıldığı ile faturanın kimin adına düzenlendiği arasında herhangi bir bağ kurulmasını zorunlu kılmadığından, bu tür uygulamalara istemeden de olsa zemin hazırlayabilmektedir.

Oysa çözüm sanıldığı kadar zor değildir. Elektronik belge sisteminde yapılacak basit bir düzenlemeyle, faturaya ödeme aracını gösteren veya POS slipiyle eşleştirme yapılmasını sağlayan bir alan eklenmesi mümkündür.

Böylece faturayı muhasebeleştiren mali müşavir de belge ile ödeme bilgisi arasında temel bir kontrol yapabilir. Bu sayede, gerçekte hizmet almayan kişi veya şirketler adına sonradan fatura düzenlenmesi önemli ölçüde önlenebilir.

Vergi sisteminde en etkili denetim, her zaman daha fazla inceleme yapmak değildir. Bazen doğru tasarlanmış küçük bir teknik düzenleme, binlerce vergi incelemesinden daha güçlü sonuç doğurabilir. Kanaatimce bu öneri de bunlardan biridir.

Eğer uygulanırsa hem sahte belge kullanımının azaltılmasına hem de kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye önemli katkı sağlayacaktır.