OECD’nin geçtiğimiz hafta yayımladığı güncelleme bu açıdan önemli bir dönüm noktası oldu. Kurum, hem değişen kurallar çerçevesinde etki analizini revize etti hem de asgari verginin ilk uygulama yılı olan 2024’e ilişkin ilk ampirik bulguları paylaştı.
Sonuçlar oldukça dikkat çekici. Yıllık cirosu 750 milyon avronun altında ve üstünde kalan çok uluslu işletme gruplarının karşılaştırıldığı analizde, kapsama giren şirketlerin konsolide efektif vergi oranlarının 2024 yılında yaklaşık 1-2 puan arttığı görülüyor. OECD’nin temel tahmini olan 1,74 puanlık artış, reform öncesindeki ortalamaya göre yaklaşık yüzde 12’lik bir yükselişe işaret ediyor.
Üstelik bu artışın nedeni şirket kârlılığındaki gerileme değil, ödenen verginin artmış olması. Buna karşılık yatırım ve istihdam üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir olumsuz etki tespit edilmiş değil. Bu ilk bulgular, “asgari vergi yatırımları olumsuz etkileyecek” yönündeki görüşleri en azından şimdilik doğrulamıyor.
Bununla birlikte sonucu kesin saymakta doğru olmaz. Analiz, etkinin en belirgin görüleceği kesime odaklanmak üzere daraltılmış bir örneklem üzerine kurulu: finans sektörü dışındaki, kapsam kuralları gereği denizcilik faaliyetleri hariç tutulan ve 2017-2019 döneminde medyan altı efektif vergi oranına sahip gruplar. Temel örneklemde 2 milyar avroluk bir ciro üst sınırı da bulunuyor; ancak bu sınırın kaldırıldığı sağlamlık testlerinde sonuçlar değişmiyor.
Daha önemlisi, elimizde yalnızca ilk uygulama yılına ilişkin veriler var. Bu dönemde Esasa Dayalı Gelir İstisnası en geniş kapsamıyla uygulanıyordu, Düşük Vergilendirilen Ödemeler Kuralı (UTPR) birçok ülkede henüz devreye girmemişti ve GloBE kurallarını değiştiren Side-by-Side paketi de yürürlükte değildi. Dolayısıyla mevcut bulgular etkinin gözlemlenebilmesi için çok yeterli değil.
Asıl gelişme kurallarda
Ocak ayında üzerinde uzlaşılan Yan Yana Uygulama (Side-by-Side) paketiyle, asgari vergilemede eşdeğer sonuç doğurduğu kabul edilen sistemlere sahip ülkelerde mukim grupların kazançları Gelire Dâhil Etme Kuralı (IIR) ile Düşük Vergilendirilen Ödemeler Kuralı (UTPR) kapsamı dışında bırakıldı. Bu tanımı şimdilik yalnızca ABD karşılamakta olup, hangi rejimlerin eşdeğer sayılacağı Kapsayıcı Çerçeve›nin mutabakatına bağlı bulunmaktadır.
Söz konusu düzenlemenin bir muafiyet olarak nitelendirilmesi çok doğru olmayacaktır. ABD merkezli grupların kazançları, NCTI, Subpart F ve şube vergilemesinden oluşan kendi tamamlayıcı vergileme sistemine tabi olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte sonucun politik yönünün açıklığını kabul etmek gereklidir. Çok taraflı olarak kurulan bir sistem, küresel güç dengeleri gözetilerek yeniden şekillendirilmiştir.
Teknik açıdan bakıldığında ise tablo farklıdır. Paket, Yerel Asgari Tamamlayıcı Vergi (QDMTT) uygulamasına dokunmamış; yerel tamamlayıcı vergi varlığını korumuş ve eşdeğer kabul edilen rejimler altında da mahsup edilmeye devam etmiştir. Türkiye bakımından asıl önem taşıyan husus da budur. 7524 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme sayesinde, Türkiye’de düşük vergilenen bir kazançtan doğan tamamlayıcı verginin başka bir ülke tarafından tahsil edilmesi önlenmiş durumdadır.
Uygulama bakımından önem taşıyan ikinci değişiklik ise nitelikli teşviklere ilişkindir. Belirli şartları sağlayan teşvikler, bordro maliyetlerinin veya amortisman giderlerinin yüzde 5,5’i ya da amortismana tabi varlıkların yüzde 1’i ile sınırlı olmak üzere kapsanan vergilere yeniden eklenebilecektir. Böylece “asgari vergi teşvikleri tamamen ortadan kaldırıyor” yönündeki değerlendirmeler önemli ölçüde yumuşamıştır. Bununla birlikte kapsam oldukça dardır. Teşvikin genel olarak kullanılabilir nitelikte olması ve harcama ya da üretim temelli bir mekanizmaya dayanması aranmaktadır.
Türkiye’nin asıl tartışması
Ar-Ge ve tasarım indirimi ile teknoloji geliştirme bölgelerine ilişkin istisna harcama temelli iken, indirimli kurumlar vergisi oran indirimi esasına dayanmaktadır. Aynı ekonomik sonucu doğuran iki mekanizmanın asgari vergi karşısında farklı sonuçlar doğurması ihtimali göz ardı edilmemelidir. Paketin 2028-2029 döneminde gözden geçirilecek olması da kuralların henüz nihai olmadığını göstermektedir.
Güncellenen tahminlere göre küresel vergi gelirlerinin yılda 91-155 milyar dolar, yani kurumlar vergisi hasılatının yüzde 3,2-5,4’ü kadar artması beklenmektedir. Aralığın genişliği başlı başına bir göstergedir; zira OECD, teşviklerden fiilen ne ölçüde yararlanıldığına ilişkin yeterli veriye sahip olmadığını kabul etmektedir. Güvenli liman kullanımı arttıkça beklenen tahsilat azalmakta olup, teknik belirsizliğin altında önemli bir politika tercihi bulunmaktadır.
Yeterince tartışılmayan bir başka konu ise uyuşmazlıklardır. Efektif vergi oranının hesaplanması, kapsanan vergilerin belirlenmesi, nitelikli teşviklerin sınıflandırılması ve yerel tamamlayıcı verginin mahsubu, her biri ihtilafa konu olabilecek niteliktedir. Oluşmuş bir yargı içtihadı bulunmamakla birlikte, ilk beyanların incelemeye alınmasıyla tablonun değişeceği söylenebilir.
Küresel asgari kurumlar vergisi ilk sınavını geçmiş görünmektedir. Ancak bu sınavın hangi koşullarda verildiği de kayda geçirilmelidir. Burada tartışılması gereken asıl konu, sistemin işleyip işlemediği değil; ne ölçüde hukuki kurallarla, ne ölçüde uluslararası müzakerelerle şekillendiğidir.
Prof. Dr. Ayhan Selçuk ÖZGENÇ-Dünya