Son günlerde kamuoyunda en çok konuşulan konulardan biri, asgari ücretin bölgesel veya sektörel olarak belirlenebileceğine ilişkin haberler oldu. Elbette bu konu tartışılabilir. Dünyada bunun farklı örnekleri de bulunuyor. Ancak bana göre Türkiye’nin asıl tartışması gereken konu bu değil.
Asıl mesele, asgari ücretin yeniden gerçek anlamına kavuşturulmasıdır.
Çünkü asgari ücret, işverenin çalışanına ödemesi gereken standart ücret değildir. Asgari ücret; devletin, “Bir çalışana bunun altında ücret ödeyemezsin.” diyerek belirlediği en düşük yasal ücret sınırıdır. Yani çalışma hayatının tabanıdır.
Ne var ki Türkiye’de uzun yıllardır asgari ücret, taban ücret olmanın ötesine geçmiş, fiilen çalışma hayatının referans ücreti hâline gelmiştir. Ücret pazarlıkları asgari ücret üzerinden yapılmakta, birçok işyerinde çalışanların önemli bir bölümü ya asgari ücret almakta ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışmaktadır.
İşte üzerinde durulması gereken temel sorun da budur.
Bugün konuşmamız gereken konu, asgari ücretin kaç lira olacağı değil, asgari ücretle çalışanların sayısının nasıl azaltılacağıdır.
Çünkü gelişmiş ekonomilerde başarı, asgari ücreti sürekli artırmakla değil; çalışanların büyük bölümünü asgari ücretin üzerine taşıyabilmekle ölçülür.
Ortalama ücretler yükselmelidir
2026 verilerine göre SSK kapsamındaki çalışanların ortalama aylık net kazancı yaklaşık 53 bin TL seviyesindedir. Özel sektörde bu rakam yaklaşık 49 bin TL, kamuda ise 68 bin TL civarındadır.
Bu veriler önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Çünkü ortalama ücret, yüksek gelirli çalışanların etkisiyle yukarı çıkabilir. Esas bakılması gereken göstergelerden biri de ücretlerin dağılımıdır.
Ancak hangi göstergeye bakarsak bakalım, şu gerçeği göz ardı edemeyiz:
Asgari ücret ile ortalama ücret arasındaki mesafe daraldıkça çalışma hayatında ücret basamakları da ortadan kalkmaktadır.
Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorundur.
Kıdemin ve tecrübenin karşılığı kalmıyor
Bir işyerinde bugün işe başlayan çalışan ile aynı işi beş yıldır yapan çalışanın ücretleri birbirine yaklaşabiliyorsa, burada ciddi bir ücret politikası problemi vardır.
Sekiz yıllık bir ustayla yeni işe başlayan bir işçinin neredeyse aynı ücreti alması, sadece çalışan açısından değil, işveren açısından da sağlıklı değildir.
Çünkü ücret, yalnızca yapılan işe değil; bilgiye, tecrübeye, verimliliğe ve sorumluluğa da karşılık vermelidir.
Kıdemin ücrette karşılığını bulamadığı bir sistemde çalışanların motivasyonu azalır. Mesleki gelişim yavaşlar. Nitelikli iş gücünü elde tutmak zorlaşır. Sonuçta hem işletmeler hem de ekonomi zarar görür.
Bölgesel ve sektörel modeller tartışılabilir
Elbette yaşam maliyetleri her şehirde aynı değildir.
İstanbul ile Anadolu’nun birçok ili arasında kira, ulaşım ve barınma maliyetleri bakımından ciddi farklar bulunmaktadır.
Aynı şekilde tekstil, turizm, bilişim, tarım veya ağır sanayi sektörlerinin maliyet yapıları da birbirinden farklıdır.
Bu nedenle bölgesel veya sektörel ücret modellerinin tartışılması doğaldır.
Nitekim ABD’de eyaletler farklı asgari ücret uygulayabilmektedir. Kanada’da eyaletler kendi ücretlerini belirlemektedir. Japonya’da prefektörlere göre farklı asgari ücret uygulanmaktadır. Hindistan’da ise sektör, meslek ve bölgeye göre değişen daha karmaşık bir yapı bulunmaktadır.
Ancak her ülkenin ekonomik yapısı, kayıt dışılık oranı, sendikal örgütlenmesi ve gelir dağılımı birbirinden farklıdır. Dolayısıyla başka ülkelerde uygulanan bir modelin aynı şekilde Türkiye’ye taşınması doğru olmayabilir.
Üstelik ücret farklılaştırmasının tek yolu da asgari ücret değildir. Toplu iş sözleşmeleri, meslek bazlı ücret tarifeleri, kıdeme bağlı ücret sistemleri ve sektörel taban ücretler de bu amaca hizmet edebilir.
Asıl hedef ne olmalı?
Bana göre Türkiye’nin temel hedefi çok nettir.
Asgari ücret, yeniden gerçek anlamına döndürülmelidir.
Yani asgari ücret, çalışanların büyük bölümünün aldığı ücret değil; yalnızca altında ücret ödenemeyen yasal taban ücret olmalıdır.
Başarılı bir ücret politikası, her yıl milyonlarca insanın gözünü sadece asgari ücret görüşmelerine çevirdiği bir sistem değildir.
Başarılı ücret politikası; ortalama ücretlerin yükseldiği, mesleki deneyimin karşılığını bulduğu, kıdemin ücretlere yansıdığı ve çalışanların büyük bölümünün zaten asgari ücretin üzerinde gelir elde ettiği bir sistemdir.
Türkiye’nin önünde duran gerçek hedef de tam olarak budur.
Bölgesel ya da sektörel asgari ücret elbette tartışılabilir. Ancak asıl tartışmamız gereken konu, Türkiye’de asgari ücretin ortalama ücret olmaktan nasıl çıkarılacağıdır. Çünkü güçlü ekonomi, asgari ücretin yüksek olduğu ekonomi değil; çalışanlarının büyük bölümünün zaten asgari ücretin üzerinde kazandığı ekonomidir. Bu hedefe ulaşabildiğimiz ölçüde hem çalışanlarımızın refahını artırabilir hem de çalışma hayatında adalet, motivasyon ve verimliliği daha güçlü bir şekilde sağlayabiliriz.
Özgür Erdursun-Dünya