GÜNDEM

Çalışanların gelecek kaygısı: Türkiye’de para değil, borç birikiyor

Abone Ol

Özgür Erdursun'un yazısı:

Türkiye’de çalışma hayatının en belirgin gerçeği artık ge­çim sıkıntısından öteye geçmiş durumda. Bugün milyonlarca ça­lışan için asıl mesele, yalnızca bugünü kurtarmak değil; yarını nasıl yaşayacağını bilememek.

2026 yılının ilk üç ayında açık­lanan enflasyon verileri bu tablo­yu net biçimde ortaya koyuyor:

* Ocak: %4,84

* Şubat: %2,96

* Mart: %1,94

■ Üç aylık toplam enflasyon: %10,04

Önümüzdeki Nisan, Mayıs ve Haziran ayı verileriyle birlikte bu oranın daha da artması bek­lenirken, mevcut projeksiyonlar:

* SSK ve Bağ-Kur emeklileri için yaklaşık %15 civarında

* Memur ve memur emekli­leri için %10–11 bandında bir emekli maaş artışına işaret ediyor.

Öte yandan, yılbaşında artırı­lan asgari ücretin yıl ortasında yeniden artırılmayacağı yönün­deki açıklamalar, sabit gelirli ke­simin enflasyon karşısında daha da zorlanacağını gösteriyor.

Enflasyon başka, hayat pahalılığı başka

Resmi enflasyon verileri ücret artışlarının temel belirleyicisi olsa da, vatandaşın günlük hayat­ta karşılaştığı fiyat artışları farklı bir gerçekliğe işaret ediyor.

Özellikle:

* Kira

* Gıda

* Enerji

* Ulaşım

* Eğitim, sağlık, gi­yim gibi temel harcama kalemlerinde artışlar, çoğu zaman açıklanan enflasyonun üzerinde gerçekleşiyor.

■ Bu nedenle ortaya çıkan durum açık: Gelir­ler artıyor gibi görünse de, satın alma gücü düş­meye devam ediyor

Ülkemizde geçim modeli değişti: Maaş + borç

Gelirlerin yetersiz kaldığı bu ortamda çalışanların büyük bö­lümü için finansal denge şu şekil­de kuruluyor:

* Maaş › temel ihtiyaçlar

* Yetmeyen kısım › Kredi kar­tı, Tüketici kredisi, Kredili mev­duat hesapları

Bugün milyonlarca kişi için: Geçim, maaşla değil borçla tamamlanıyor

Bu da geçici değil, kalıcı hale gelmiş bir ekonomik davranış bi­çimine dönüşmüş durumda.

Birikim değil, borç büyüyor

Ekonomik sistemin sağlık­lı işlemesi için bireylerin gelir­lerinden tasarruf ederek gelece­ğe hazırlanması beklenir. Ancak Türkiye’de tablo tersine dönmüş durumda:

* Tasarruf oranları düşük

* Acil durum birikimi sınırlı

* Gelirin önemli kısmı borç ödemeye gidiyor

Hatta birçok çalışan için toplam borç: 3–4 yıllık maa­şına yaklaşan seviyelere ula­şabiliyor

Bu da şu anlama geliyor: Çalışanlar geleceğe yatırım yapamıyor, geçmiş borçlarını kapatmaya çalışıyor

Emeklilik: Güvence değil, yeni bir mücadele dönemi

Çalışma hayatı boyunca biri­kim yapamayan birey için emek­lilik teorik olarak bir güvence sunmalıdır. Ancak pratikte:

* Emekli aylıkları düşük

* Tek başına yeterli değil

* Ek gelir ihtiyacı kaçınılmaz

Türkiye’de emeklilerin büyük bölümü:

* Kira geliri olmadan

* Finansal yatırım geliri olmadan

* Sadece emekli aylığıyla ya­şamaya çalışıyor

Bu nedenle ülkemizde emeklilik: Dinlenme değil, ge­çim mücadelesinin devam et­tiği bir dönem haline geliyor

Toplu para beklentisi de zayıf

Emeklilik öncesi alınması bek­lenen toplu ödemeler de çoğu ça­lışan için yeterli değil:

* Kamu çalışanlarında emekli ikramiyesi mevcut

* Özel sektörde kıdem tazmi­natı teorik olarak var

Ancak:

* İş güvencesi zayıf

* Çalışma süreleri kesintili

* Kıdem tazminatına erişim sınırlı

* Alınan tutar enflasyon karşı­sında hızla eriyor

Sonuç: Toplu ödemeler kalıcı bir güvence yaratmıyor

Gelecek kaygısı neden bu kadar yaygın?

Ortaya çıkan tabloyu net bi­çimde özetleyebiliriz:

* Gelirler enflasyon karşısın­da eriyor

* Tasarruf yapmak zorlaşıyor

* Borçluluk yaygınlaşıyor

* Emeklilik geliri yetersiz ka­lıyor

Bu koşullar altında milyonlarca kişi için ortak duygu: Gelecek kaygısı

› Bu kaygı artık yalnızca düşük gelir grubunun değil, orta gelir grubunun da temel sorunu haline gelmiş durumda

› Asıl kırılma noktası: Gelir ya­vaş, gider hızlı artıyor

Bugünün ekonomik yapısında­ki en kritik sorunlardan biri şu­dur: Ücretler yılda 1 kez artıyor

Ancak:

* Elektrik

* Doğalgaz

* Gıda ve birçok kalemde gi­derler daha kısa aralıklarla ve yüksek oranlarda artabiliyor.

Bu da çalışanı sürekli olarak: “Yetişmeye çalıştığı ama hiçbir zaman yakalayamadığı bir eko­nomik döngüye” sokuyor.

Sürdürülebilir bir gelecek için nasıl bir model gerekiyor?

Türkiye’de çalışanların yaşadığı gelecek kaygısı, bireysel tercihler­den çok sistemin yapısıyla ilgilidir. Bu nedenle çözüm de bireysel de­ğil, yapısal olmak zorundadır.

Bugün ortaya çıkan tablo açık:

› Gelirlerin yetersiz kaldığı, tasarrufun mümkün olmadığı ve emekliliğin güvence sunmadığı bir yapı sürdürülebilir değildir.

Bu yapının sürdürülebilir hale gelmesi için üç temel dö­nüşüm gereklidir:

Gelirlerin gerçek anlamda korunması

Ücret artışları yalnızca açıkla­nan enflasyona göre değil, gerçek yaşam maliyetine göre belirlen­melidir. Sabit gelirli kesim için yıl içinde birden fazla güncelle­me mekanizması oluşturulma­dan, alım gücündeki erime dur­durulamaz.

Tasarrufu mümkün kılan bir ekonomik yapı

Çalışanların küçük de olsa dü­zenli birikim yapabilmesi sağlan­malıdır. Bunun için:

* Gelir–gider dengesi iyileşti­rilmeli

* Tasarrufu teşvik eden sis­temler güçlendirilmeli

* Finansal araçlara erişim ko­laylaştırılmalıdır

Tasarrufun lüks değil, ulaşıla­bilir bir alışkanlık haline gelme­si gerekir.

Emekliliğin gerçek bir gü­venceye dönüşmesi

Emeklilik sistemi, çalışanların yaşam standardını koruyacak şe­kilde yeniden kurgulanmalıdır. Emekli aylıkları tek başına yeter­li olmalı, ek gelir arayışı zorunlu­luk olmaktan çıkarılmalıdır.

Borç odaklı değil, gelir odaklı bir ekonomi

Ekonomik büyüme borçlanma üzerinden değil, gelir artışı ve verimlilik üzerinden sağlanma­lıdır. Hanehalkının finansal da­yanıklılığı artırılmadan, bu dön­gü kırılmaz.

Son söz

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan:

* Çalışırken geçinmekte zor­lanıyor

* Geleceği için birikim yapa­mıyor

* Emeklilikte nasıl yaşayaca­ğını bilmiyor

Bu tablo bireysel değil, siste­mik bir sorundur.

Ve asıl mesele şudur: Çalışanın sadece bugünü değil, yarını da kazanabildiği bir düzen kurmak

Bu sağlanmadığı sürece:

* Borçluluk artmaya

* Tasarruf azalmaya

* Gelecek kaygısı büyümeye devam edecektir.

Ancak doğru kurgulanmış bir sistemde: Çalışan yalnızca geçin­mez, geleceğini de inşa edebilir.

Özgür Erdursun-Dünya