Türkiye ekonomisinde son beş yıl, sadece bü­yüme, enflasyon ve istihdam gibi geleneksel göstergelerin tartışıldığı bir dönem olmadı; ay­nı zamanda hanehalklarının bilişim teknoloji­lerini kullanım alışkanlıklarında radikal bir dö­nüşümün yaşandığı tarihi bir süreç olarak kayıt­lara geçti.

TÜİK’in 2021-2026 yılları arasındaki Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araş­tırması verileri, Türkiye’nin dijitalleşme kul­varında yakaladığı ivmenin makroekonomik dinamikleri nasıl derinlemesine şekillendir­diğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Birey­lerde internet kullanım oranının 2021 yılında­ki %82,6 seviyesinden 2026 yılında %92,3’e tır­manması, dijital altyapının toplumsal ölçekte ne denli kapsayıcı ve vazgeçilmez bir hale geldiğini gösteriyor. Cinsiyetler arasındaki kullanım far­kının hızla kapanarak kadınlarda %89,9, erkek­lerde ise %94,8 seviyesine ulaşması, dijital katı­lımın tabana yayıldığını ve ekonomik hayata en­tegrasyonu güçlendirdiğini belgeliyor.

E-ticaretin dönüştürücü gücü ve tüketim kalıplarındaki yapısal kayma

Dijitalleşmenin makroekonomik alan üzerin­deki en somut ve ölçülebilir etkisi hiç şüphe­siz e-ticaret ekosisteminde gözlemlenmektedir. 2021 yılında internet üzerinden mal veya hizmet siparişi veren ya da satın alan bireylerin oranı %44,3 iken, bu oran kesintisiz bir artış trendiy­le 2026 yılı itibarıyla %60,0 eşiğini aşmıştır. Da­ha da önemlisi, son üç ay içinde aktif olarak çev­rimiçi alışveriş yapanların oranının %32,4’ten %48,3’e fırlaması, dijital pazarların geçici bir tü­ketici tercihi değil, hanehalklarının ana tüketim kanalı haline geldiğini kanıtlamaktadır.

Bu ivme, perakende sektöründe geleneksel fi­ziki mağazacılıktan dijital platformlara doğru yapısal bir sermaye ve talep kaymasını berabe­rinde getirmiştir. Giyim, gıda ve hızlı teslimat sektörlerinin başını çektiği bu büyük e-ticaret dalgası, lojistik, kargo altyapısı ve dijital ödeme sistemlerine yönelik devasa yatırımları tetik­lemiştir.

Diğer taraftan, tüketicilerin %89,3 gi­bi ezici bir çoğunluğunun teknolojik cihaz alım­larında "fiyat" faktörünü ilk sıraya koyması, makroekonomik konjonktürün ve enflasyonist baskıların dijital tüketim kararları üzerindeki doğrudan etkisini özetlemektedir. Fiyat hassa­siyetine rağmen e-ticaret hacminin büyümesi, dijital platformların sunduğu şeffaf fiyat karşı­laştırma imkanlarının ve rekabetçi avantajların hanehalkı bütçelerinde ne denli hayati bir rol oy­nadığını göstermektedir.

Kamu hizmetlerinde dijital verimlilik ve kamu maliyesine etkileri

E-devlet hizmetlerinin kullanım oranı 2021’deki %58,9 seviyesinden 2026’da %76,0’ya ulaşmıştır. Özellikle 25-34 yaş grubunda %93,0’e varan bu yüksek entegrasyon, kamusal hizmet­lerin sunumunda işlem maliyetlerini ve zaman kaybını belirgin şekilde azaltmıştır. Bürokratik süreçlerin dijitalleşmesi, bir yandan kamu büt­çesinde cari harcama tasarrufu sağlarken diğer yandan genel iş gücü verimliliğini artıran dolay­lı bir makroekonomik kaldıraç işlevi görmekte­dir. Kişisel bilgilere erişim, randevu sistemle­ri ve %15,6 seviyelerine ulaşan elektronik kim­lik kullanımı, kamunun dijital altyapısının reel ekonomiyle olan bağını güçlendirmektedir.

Beşeri sermaye kalitesi ve nesnelerin interneti (IoT) pazarının büyümesi

İnternet üzerinden eğitim ve öğrenme fa­aliyetlerinin 2024’teki %13,9’luk seviyeden 2026’da %22,9’a fırlaması, bireylerin değişen ekonomik koşullarda nitelikli iş gücü piyasası­na uyum sağlama arayışını yansıtmaktadır. Ni­telikli beşeri sermaye ihtiyacının arttığı günü­müz ekonomisinde, dijital öğrenme kanallarının yaygınlaşması uzun vadeli potansiyel büyümeyi destekleyen en kritik unsurlardan biridir.

Ayrıca, internet bağlantılı TV kullanımının %62,0’ye, akıllı ev aletleri (%18,6) ve giyilebilir teknolojilerin (%16,7) yüksek oranlara ulaşma­sı, "Nesnelerin İnterneti" pazarının Türkiye'de hızla büyüdüğünü ve hanehalkı harcama kom­pozisyonunun yüksek katma değerli ürünlere kaydığını göstermektedir.

Sonuç ve genel değerlendirme

Özetle, 2021-2026 dönemi TÜİK verileri, Türkiye’de dijitalleşmenin artık sıradan bir ile­tişim tercihi olmaktan çıkıp; tüketim kalıpları­nı, kamu maliyesini, lojistik sektörünü ve beşeri sermaye yapısını dönüştüren ana makroekono­mik dinamiklerden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır. Dijitalleşen haneler, Türkiye eko­nomisinin krizlere karşı esnekliğini artırırken verimlilik odaklı yeni bir büyüme modelinin de temelini oluşturmaktadır.

Volkan Öngel-Dünya