MEVZUAT

Elektronik tebligat zorunluluğu kanunla düzenlendi: Kapsam genişledi, yetki daraldı…

Elektronik tebligat usulünde yaşanan gelişmeler, aslında teknik bir idari dönüşümden çok daha fazlasına işaret etmektedir. Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi üzerinden kurulan sistem, idareye tanınan geniş düzenleme yetkisinin anayasal sınırlarla karşılaştığı ve bu sınırların yargısal denetimle yeniden çizildiği bir kırılma alanı üretmiştir

Abone Ol

Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan elektronik tebligatın kapsamını belirleme ve bazı mükellef grupları bakımından elektronik tebligatı zorunlu hâle getirme yetkisi, Anayasa Mahkemesinin 15.01.2026 tarihli kararıyla Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildi.

Karar, 03.04.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış; ancak iptal hükmünün yürürlüğü yasama organına yeni bir düzenleme yapma imkânı tanınması amacıyla 03.01.2027 tarihine ertelendi.

Anayasa Mahkemesi, elektronik tebligatın kapsamı, zorunluluğu ve hukuki sonuçları gibi temel hususların idari düzenlemelerle değil, kanunla belirlenmesi gerektiğini; aksi hâlde hak arama özgürlüğü ile mahkemeye erişim hakkının zedelenebileceğini vurguladı.

Anayasa Mahkemesinin bu kararının ardından Danıştay Üçüncü Dairesi, 06.04.2026 tarihli ve E.2024/4288, K.2026/1632 sayılı kararında, iptal edilen düzenlemeye dayanılarak yapılan elektronik tebligatların hukuki sonuç doğuramayacağına hükmetti.

Daire, iptal hükmünün yürürlüğünün ileri bir tarihe ertelenmiş olmasının, Anayasa'ya aykırı olduğu tespit edilen kuralın derdest davalarda uygulanmaya devam edileceği anlamına gelmeyeceğini belirtmiş; bu nedenle usulsüz elektronik tebligata dayanılarak düzenlenen ödeme emrine bağlı haciz işlemini hukuka aykırı bularak ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Böylece Danıştay, elektronik tebligat uygulaması ile Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının derdest davalara etkisine ilişkin önemli bir içtihat ortaya koymuş oldu.

Ve kanuni düzenleme yapıldı: 7587 sayılı Kanun yürürlükte

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından, 1 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7587 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 9'uncu maddesi ile Vergi Usul Kanunu'nun elektronik tebligatı düzenleyen 107/A maddesi baştan sona yeniden düzenlendi.

İptalden önce elektronik tebligatın kapsamı ve elektronik tebligata tabi olacak mükellef grupları, VUK'un 107/A maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ ile belirlenmekteydi.

Anayasa Mahkemesinin söz konusu yetkiyi iptal etmesi üzerine, elektronik tebligatın kapsamı, sisteme dâhil olacak kişiler ile uygulamaya ilişkin temel esaslar bu kez doğrudan VUK'un 107/A maddesinde yasa düzeyinde düzenlendi.

Kapsam genişletildi

456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca elektronik tebligat zorunluluğu, kurumlar vergisi mükellefleri ile ticari, zirai ve mesleki kazançları nedeniyle gelir vergisi mükellefi olan kişiler bakımından öngörülmüş; basit usulde vergilendirilenler ile gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler ise açıkça kapsam dışında bırakılmıştı.

Buna karşılık, 7587 sayılı Kanun, elektronik tebligat yükümlülüğünü ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri bakımından düzenleyerek kapsamı daha açık ve net bir şekilde belirledi.

Bunun yanında, elektronik tebligata tabi kişi grupları ilk kez doğrudan kanunda düzenlenmiş ve zorunlu kapsam genişletilmiştir.

Bu çerçevede mevcut mükellef gruplarına ilave olarak kolektif şirketler, adi komandit şirketler ile 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'na ekli (II) sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi malların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan teşekküller de elektronik tebligat kapsamına alınmıştır.

Böylece elektronik tebligat yükümlülüğünün kapsamı idari düzenlemeye bırakılmayarak doğrudan kanunla belirlenmiştir.

Çıkış usulleri kanunla düzenlendi

456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde düzenlenen elektronik tebligat sisteminden çıkış usulleri, 7587 sayılı Kanun ile yasa seviyesinde hüküm altına alındı.

Buna göre, ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silinmesi üzerine sistemden çıkarılır. Gerçek kişiler bakımından ise ölüm veya gaiplik kararı elektronik tebligat sisteminden çıkış nedenidir.

Bunun yanında, önceki düzenlemeden farklı olarak elektronik tebligat sistemine zorunlu olarak dâhil edilen gerçek kişilere, mükellefiyetlerinin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılının sonundan itibaren talepte bulunmaları ve sisteme dâhil olmayı gerektiren başka bir nedenin bulunmaması şartıyla sistemden çıkma imkânı tanındı.

Ayrıca isteğe bağlı olarak sisteme dâhil olanların talepleri üzerine sistemden ayrılabilmeleri ile 65 yaşını dolduran kişilerin talepleri hâlinde elektronik tebligat sisteminden çıkarılmaları da ilk kez kanunda açıkça düzenlenmiştir.

İstisna

7587 sayılı Kanun ile engellilik oranı yüzde 90 ve üzerinde olan malul ve engelliler elektronik tebligat sistemini kullanma zorunluluğu dışında bırakıldı.

5 günlük süre korundu

7587 sayılı Kanun ile elektronik tebligatın hüküm doğurduğu tarihe ilişkin mevcut düzenleme korunmuştur. Buna göre elektronik ortamda yapılan tebligat, belgenin elektronik tebligat sistemi üzerinden muhatabına ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

Bu tarihten itibaren elektronik tebliğe bağlanan hukuki sonuçlar doğar ve dava açma ile diğer idari ve yargısal başvuru süreleri işlemeye başlar.

Geçiş hükmü

7587 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanunu'na eklenen Geçici 38'inci madde uyarınca, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce VUK'un 107/A maddesi kapsamında elektronik tebligat sistemine dâhil olanların yeniden başvuru yapmalarına gerek bulunmamaktadır. Bu kişiler, mevcut kayıtları üzerinden elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam edeceklerdir.

Önemli bir değişiklik

7587 sayılı Kanun ile Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligata tabi olacak kişileri belirleme konusunda tanınan düzenleme yetkisi kaldırılmıştır.

Buna karşılık Bakanlığın yetkisi, elektronik tebligat sisteminin teknik altyapısını kurmak veya mevcut altyapıyı kullanmak ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemekle sınırlandırılmıştır.

Böylece elektronik tebligatın kapsamı, istisnaları ve sistemden çıkış usulleri idari düzenlemeye bırakılmayarak doğrudan kanunla düzenlenmiş; Anayasa Mahkemesinin iptal kararında ortaya konulan kanunilik ilkesine uygunluk sağlanmıştır.

Genel değerlendirmem

Elektronik tebligat usulünde yaşanan gelişmeler, aslında teknik bir idari dönüşümden çok daha fazlasına işaret etmektedir. Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi üzerinden kurulan sistem, idareye tanınan geniş düzenleme yetkisinin anayasal sınırlarla karşılaştığı ve bu sınırların yargısal denetimle yeniden çizildiği bir kırılma alanı üretmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, elektronik tebligat gibi doğrudan bireyin hak arama özgürlüğünü etkileyen bir mekanizmanın kapsam ve sonuçlarının idari tebliğlerle belirlenemeyeceğini açık biçimde ortaya koymuştur. Bu tespit, yalnızca normlar hiyerarşisinin değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin de somut bir hatırlatması niteliğindedir.

Danıştay’ın karar süreci ise, iptal hükümlerinin ertelenmiş yürürlüğü ile derdest davalara etkisi arasındaki gerilimin pratikte nasıl sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Bu yönüyle yargı içtihadı, elektronik tebligatın hukuki geçerliliği tartışmasını salt teknik bir mesele olmaktan çıkararak, idari işlemlerin meşruiyet zemini tartışmasına taşımıştır.

7587 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme, bu tartışmaya yasama düzeyinde bir cevap üretme girişimi olarak okunabilir. Elektronik tebligatın kapsamının ve yükümlülük alanının doğrudan kanunla belirlenmesi, AYM kararında vurgulanan kanunilik ilkesine uyum açısından önemli bir adım niteliğindedir.

Bununla birlikte, sistemin işleyiş mantığı ve dijital tebligatın sonuç doğurma mekanizması büyük ölçüde korunmuştur; bu da değişimin daha çok norm kaynağı düzeyinde gerçekleştiğini göstermektedir.

Son tahlilde elektronik tebligat usulü, vergi idaresinin dijitalleşme kapasitesinden ziyade, idare–yargı–yasama üçgeninde yetki sınırlarının nerede çizileceğine ilişkin daha temel bir tartışmayı görünür kılmaktadır.