4 Ağustos 2026 tarihli bu köşe­deki yazımda İn­celemeye Hazırlık Dosyası’nı (İHD) ele almış; inceleme başlamadan veri analizi sonucunda mükellefin düzelt­meye yöneltilme­sinin, VUK’ta yer almayan yeni bir “incelemeye hazırlık” safha­sı ve fiilen uzlaşmaya benzer bir alan yaratıp yaratmadığı­nı sorgulamıştım.

Vergi De­netim Kurulu’nun (VDK) ay­nı tarihte yaptığı açıklama ve yayımladığı Rehber bu soru­ları ortadan kaldırmamış; ak­sine tartışmayı daha somut­laştırmıştır.

VDK Rehberi iki model ön­görmektedir: inceleme ön­cesi hazırlık modeli ve ince­leme süreci modeli. İkinci­si, zaten incelemeye alınmış mükellefler bakımından ge­çerli olup, VUK’un inceleme­ye ilişkin hükümleri içinde değerlendirilmelidir.

İnceleme öncesi modelde ise henüz vergi inceleme gö­revi oluşturulmamıştır. Su­nulan bilgi ve belgeler ile ya­pılan düzeltmeler sonucun­da vergisel risklerin ortadan kalktığı teyit edilir ve suç teş­kil eden bir unsur bulunmaz­sa, süreç vergi inceleme göre­vi oluşturulmadan sonuçlan­dırılabilmektedir. Bu yazının konusu bu modeldir.

İnceleme öncesi hazırlık dosyasının hukuki niteliği

VDK, İHD’yi “vergi ince­lemesinin hazırlık safhası­nı sistematik hale getiren bir model”, “denetim süreci­ni başlatan veri temini aşa­ması”, “SAF-T yaklaşımının Türkiye uygulaması”, “veri toplama sistemi” ve “dene­timin veri hazırlık katmanı” olarak nitelendirmekte ve İn­celemeye Hazırlık Yazısı’nın “bilgi isteme yazısı” olduğu­nu belirtmektedir. Bu yetki­nin temel hukuki dayanağı VUK md.148’dir.

SAF-T, muhasebe verile­rinin standart ve elektronik bir yapıda denetime hazır hale getirilmesini sağlayan bir veri standardıdır. Ancak onun hangi denetim prose­dürü içinde, hangi yetkiler­le ve hangi hukuki sonuçlar­la kullanılacağı ayrı bir usul hukuku meselesidir. Nitekim, VDK’nın atıfta bulunduğu ya­bancı uygulamalarda standart verinin sunulması ve bu veri­nin kullanıldığı denetim süre­ci iç hukukta normatif bir ze­mine bağlanmaktadır.

Bu bağlamda, VDK’nın “bil­gi isteme yetkisi”ne dayan­ması tek başına yeterli değil­dir. Çünkü, Anayasa Mahke­mesi içtihatlarına göre kişisel verilerin işlenmesi bakımın­dan anayasal kanunilik, yal­nızca bir yetki hükmünün varlığını değil, müdahalenin kapsamının, koşullarının ve güvencelerinin de belirli ve öngörülebilir olmasını gerek­tirmektedir. İHD’de mükel­lefler belirli risk ve ölçütle­re göre seçilmekte, kapsamlı ve standartlaştırılmış veriler toplanıp analiz edilmekte, dü­zeltmeler değerlendirilmek­te ve inceleme görevi oluştu­rulup oluşturulmayacağı be­lirlenmektedir. Ancak, VUK md.148, bu sürece özgü usuli güvenceleri ve hukuki sonuç­ları düzenlememektedir.

Mükellef hakları ve usuli güvence eksikliği

Vergi denetiminde müda­halenin kapsamı ve yoğun­luğu arttıkça, mükellefe ta­nınan usuli güvencelerin de güçlenmesi gerekir. Nitekim, vergi incelemesi ve arama ba­kımından mükellef hakları ve usuli güvenceler görece ay­rıntılı biçimde düzenlenmiş­tir.

Buna karşılık, Türk Ver­gi Hukuku’nda idarenin bil­gi isteme yetkisi bakımından aynı ölçüde gelişmiş bir usul rejimi bulunmamaktadır. İn­celeme öncesi İHD bu boşlu­ğu görünür hale getirmekte­dir. Çünkü, kapsamlı veriler henüz inceleme başlamadan toplanmakta, analiz edilmek­te ve daha sonraki inceleme­de kullanılabilmektedir. Do­layısıyla, incelemeye özgü hak ve usuli güvenceler dev­reye girmeden, ileride delil niteliği taşıyabilecek bilgiler elde edilmektedir.

Bilgiye bağlanan hukuki sonuçların yasal temeli

VUK md.148 bilgi verme yükümlülüğünü düzenle­mekte, ancak İHD kapsamın­da verilen bilgi ve yapılan dü­zeltmelere bağlanan hukuki sonuçları düzenlememekte­dir. Buna karşılık Rehber’de, sunulan bilgi ve belgeler ile yapılan düzeltmeler sonu­cunda inceleme görevinin hiç oluşturulmayabileceği, İHD konusu bakımından pişman­lık hükümlerinden yararlanı­lamayacağı ve verilen bilgi ve belgelerin sonraki inceleme­de ispat vasıtası olarak kulla­nılabileceği belirtilmektedir.

Bu noktada izaha davet önemli bir karşılaştırma öl­çütüdür. VUK md.370, incele­me öncesinde bir “ön tespit” üzerinden mükellefle temas kurulması halinde süreci, sü­reyi, düzeltme ve ceza sonuç­larını ve pişmanlıkla ilişkisi­ni özel olarak düzenlemekte­dir. İHD’de başlangıç noktası daha erken bir “risk” olabi­lir. Ancak bu fark, İHD kap­samında verilen bilgi ve ya­pılan düzeltmelere bağlanan sonuçların kanuni temelinin ayrıca gösterilmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Özellikle henüz vergi inceleme görevi oluşturulmamışken, İHD ko­nusu bakımından pişmanlık hükümlerinden yararlanıla­mamasının hangi yasal teme­le dayandırıldığı açıklığa ka­vuşturulmalıdır.

Sonuç

İnceleme öncesi hazırlık dosyasının kapsamı ve do­ğurduğu sonuçlar, bu mode­lin yalnızca VUK md.148’de­ki genel bilgi isteme yetkisi­ne dayandırılmasının yeterli olup olmadığı sorununu orta­ya çıkarmaktadır. Mükellefin hangi risk ve ölçütlerle İHD kapsamına alındığı, bu süreç­te hangi hak ve usuli güvence­lere sahip olduğu, pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uy­gulanmayacağı, İHD’de belir­lenen riskin VUK md.370 an­lamında “ön tespit”e dönüş­mesi halinde hangi usulün izleneceği, kendini suçlama­ma hakkının kapsamı ve elde edilen bilgilerin sonraki ince­leme ve ceza süreçlerinde na­sıl kullanılabileceği kanunla açıkça düzenlenmelidir.

Mevcut haliyle İHD, salt bir bilgi isteme veya teknik hazırlık faaliyeti olmanın ötesinde, resmi vergi incele­mesi başlamadan mükellefin hukuki durumunu ve sonra­ki denetim sürecini etkileyen sonuçlar doğuran yeni bir de­netim alanı görünümündedir. İncelemeye özgü sonuçlar in­celeme başlamadan doğuyor­sa, mükellefin güvenceleri de incelemenin başlamasını beklememelidir.

Kaynak: Dünya | Avukat Prof. Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR