EMİSYON PRİMİ VE TTK DEĞERLENDİRMESİ

Öncelikle emisyon primi nedir, onu açıklayalım. Emisyon primi; daha ziyade şirketlerde sermaye artırımı sırasında sermayeye katılan ortakların belli bir hisseyi satın almak için nominal bedelin üzerinde şirkete ödedikleri ekstra değeri ifade eder. Normal olarak bir şirkette bütün ortakların katılımı ile yapılan sermaye artırımında emisyon primi hesaplanmasına gerek olmaz. Ortaklardan bir kısmının artırıma katılmaması veya şirkete yeni ortak alınması durumunda, şirketin değerlemesi yapılarak sermaye artırımına katılmayan ortak veya ortakların haklarının korunması amacıyla yeni giren veya mevcut ortaklardan payını artırmak isteyen ortağın şirkete ödediği ilave bedel olarak da ifade edebiliriz. Emisyon primi, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) ‘Halka arz edilecek paylar’ başlıklı 346. maddesinde  ‘çıkarma primi’ olarak ifade edilmiştir. TTK’nın ‘Genel kanuni yedek akçe’ başlıklı 519/2-a maddesinde de ‘yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan prim’den hisse senedi ihraç masrafları düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden de kanuni yedek akçe ayrılacağı belirtilerek emisyon primi kâr gibi değerlendirilmiştir. Belki de esas karışıklık, TTK’daki bu değerlendirmeden kaynaklanıyor.
 

VERGİ KANUNLARINDAKİ DURUM

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-ç maddesinde “Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payların bedelinin itibari değeri aşan kısmı” olarak ifade edilen emisyon priminin kurumlar vergisinden istisna olduğu belirtilmiştir. Aslında bu istisna hükmü 5520 sayılı yeni Kurumlar Vergisi Kanunu ile istisnalar arasına girmiş değildir. Eski Kurumlar Vergisi Kanunu’nda da istisna hükümleri arasında yer aldığından, bir anlamda yeni kanuna üzerinde fazlaca tartışılmadan aynen alınmış bir hükümdür. Konu çok eski yıllarda Hesap Uzmanları Danışma Komisyonu’nda değerlendirilmiş ve emisyon priminin bir kazanç unsuru olduğu çoğunluk görüşü olarak benimsenmiştir. Muhtemelen de bu tartışmaların sonrasında tereddütleri gidermek anlamında istisna olarak kanuna eklenmiştir. 
 

DEĞERLENDİRMEMİZ

Konu gündemimize, deprem nedeniyle çıkarılan ve kurumlar vergisinden istisna edilen bazı kazançlar üzerinden alınan ek vergi nedeniyle girdi. Özellikle ABD ve gelişmiş ülkelerde bir hayli yaygın uygulaması bulunan ve ülkemizde de hızla gelişen girişim sermayesi yatırımları nedeniyle konu önem kazanıyor. Girişim sermayesi yatırımlarında başlangıç veya büyüme aşamasındaki girişimler, mevcut masraflarını karşılamak için yatırım turlarına çıkarlar. Her bir yatırım turunda da girişim şirketinin gelecek projeksiyonu çerçevesinde değerleme yapılarak yatırım talep edilir. Kurumlar da bu yatırımlara hem sağlanan vergi avantajı nedeniyle ve ondan da önemlisi bir tanesi bile tutsa önemli kazançlar sağlayabilme amacıyla ve bazen de yenilikleri takip edebilmek amacıyla yatırım yapar. Bu yatırımlar sırasında konulan bedellerin en anlamlı kısmı, emisyon primi kapsamındadır. Getirilen ek vergi sonrasında girişim şirketlerine gelen tutarların nominal hisse bedeli üzerindeki kısmı, emisyon primi olarak bu ek vergiye muhatap olabilecek. Aslında kanun koyucu, girişim sermayesi fonlarını istisna kapsamında değerlendirmiştir. Dolayısıyla yatırım yapan şirkette kurum kazancından ayrılan bu fonlar ek vergiye tabi olmayacak. Bize göre, emisyon primi kurum açısından vergiye tabi bir kazanç değil, ortaklarca konulan sermaye olarak değerlendirilmeli. Hal böyle olunca da kurumlar vergisi istisnaları arasında yer alması gereksizdir. Emisyon primi üzerinden kâr dağıtımı sırasında kanuni yedek akçe ayrılmasına ilişkin TTK hükmü, bu konudaki karışıklığın temel nedenidir. Bu hükmün ve buna bağlı olarak da Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki istisna hükmünün tekrar değerlendirilmesinde yarar olduğunu düşünüyoruz.

itohaber | Osman ARIOĞLU