Öncelikle okuyucularımıza esenlik ve mutluluk içinde bir yıl dileyerek, yılın ilk yazısını emlak vergisine — daha doğru bir ifadeyle arazi ve bina vergisindeki vergi değeri sorununa — ayırmak istiyorum. Zira, 2025’in son günü Hazine ve Maliye Bakanlığı 89 seri no’lu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği’ni yayımladı ve görüşümce yetkisini aştı.
Hatırlanacak olursa, 2025 yılı içinde takdir komisyonları tarafından takdir edilen arsa ve arazi metrekare birim değerleri, bazı yerlerde 2025 vergi değerinin katbekat üstüne çıkmıştı. Bu değerler, bina vergi değerini de etkilemişti.
Yapılan takdirlere karşı çok sayıda dava açılmış, tepki büyük olmuştu. Bunun üzerine, 04.12.2025 tarih ve 7566 sayılı Kanun ile “2025 yılında 2026 yılı için takdir edilen asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerleri dikkate alınarak Kanunun 29 uncu maddesine göre 2026 yılı için hesaplanan bina ve arazi vergi değerleri, 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemez.” şeklinde bir düzenleme getirildi. Bu düzenleme kamuoyuna “fahiş artışlar sınırlandı, mükellef korundu” söylemiyle sunuldu. Ancak, gerçekler farklı.
Enflasyon dikkate alınsaydı, 2026 yılı emlak vergi değeri ne olacaktı?
Emlak Vergisi Kanunu, vergi değeri bakımından şöyle bir yöntem öngörmektedir: her dört yılda bir takdir komisyonları tarafından takip eden yıla ilişkin arsa ve arazi metrekare birim değeri “takdir” edilir. Takdir edilen vergi değerinin ilk uygulandığı yılı takip eden üç yıl boyunca, o değer ilgili yıl için ilan edilen yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılır. Yeniden değerleme oranı, Vergi Usul Kanunu gereğince “yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre üretici fiyatları genel endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır.
Yukarıdaki kuralı bir örnek üzerinden şu şekilde açıklamak mümkündür: 2021 yılında yapılan takdir ile, arsa metrekare birim vergi değerinin 2022 yılı için 100 TL olarak takdir edildiğini kabul edelim. Bu durumda, 2023–2025 döneminde ortaya çıkan tablo yan taraftaki şekildedir.
Tabloda görüldüğü üzere, 2025 sonunda yeniden değerleme oranının yarısı uygulandığında vergi değeri 177,70 TL olmaktadır. Eğer yeniden değerleme oranının yarısı değil de tamamı uygulansaydı, bu durumda vergi değeri 286,21 TL olacaktı. Yeri gelmişken hemen belirtelim: 7566 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, bundan sonra yeniden değerleme oranının yarısı değil tamamı uygulanacaktır.
7566 sayılı kanun fahiş artışı sınırlamakta mıdır?
7566 sayılı Kanun’un “2026 yılı için hesaplanan bina ve arazi vergi değerleri, 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemez” şeklindeki düzenlemesi, kanaatimizce 2025 yılı bakımından yeniden değerleme oranı uygulanmış birim değerin iki katını ifade etmektedir, bunu daha önce açıklamıştım (https:// www.dunya.com/kose-yazisi/ emlak-vergisinde-son-degisikligin-anlami-ve-derdest-davalara-etkisi/808415). Dolayısıyla, yukarıdaki örnek üzerinden ilerlenecek olursa; 2025 vergi değeri 177,70 TL olduğundan, 2026 üst sınırı (177,70 x 2=) 355,40 TL’dir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken husus şudur: Bu tutar, enflasyona paralel bir artışı değil, onun oldukça üzerindeki bir vergi değerini ifade etmektedir. Zira 2023–2025 döneminde her yıl yeniden değerleme oranının yarısı değil de tamamı uygulanmış olsaydı dahi, 2025 yılı sonunda oluşacak vergi değeri 286,21 TL ile sınırlı kalacaktı. Başka bir deyişle, “iki kat” olarak sunulan bu üst sınır, enflasyona paralel vergilendirme senaryosunun fiilen yaklaşık %24 üzerinde bir vergi değerine tekabül etmektedir.
Bu itibarla, 7566 sayılı Kanun’la getirilen düzenleme, ilk bakışta fahiş artışları sınırlayan bir önlem gibi görünse de, gerçekte taşınmazın değerinde enflasyon dışında olağanüstü bir artış bulunmayan hallerde dahi, mükellefi enflasyonun üzerinde bir vergi yüküyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu yönüyle düzenleme, fahiş artışı sınırlamaktan ziyade, fahiş artış için yeni ve yüksek bir eşik tanımlamaktadır.
Bakanlığın “üç kat” yorumu
Durum böyleyken, Hazine veMaliye Bakanlığı 89 seri no’lu Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği ile, 7566 sayılı Kanun düzenlemesini “üç kat” olarak uygulayacağını ilan etmiştir. Dolayısıyla, Bakanlığa göre, 2025 vergi değeri 177,70 TL olduğundan, 2026 üst sınırı (177,70 x 3 =) 533,10 TL’dir. Bu, enflasyonun %86 fazlasıdır.
Bakanlık bu yorumunu, yasal düzenlemedeki “iki kat fazlasını geçemez” ibaresinin “fazlası” kelimesine dayandırmaktadır. Oysa oradaki “fazlası”, bir sınır ifadesidir; yasa metninde “eklenir” gibi bir ibare yoktur. Bu, fazla vergi almaya yönelik zorlama bir yorumdur. Yargı bu sorunu çözmek için, herhalde Türk Dili uzmanlarına başvuracaktır. Bakanlığın, yasadaki bir düzenlemeyi mülkiyet hakkını sınırlandıracak şekilde uygulama yetkisi yoktur, bu kanun metnine açık bir müdahaledir.
Az sayıdaki öğrencilerinden biri olarak ilan edilmekten gurur duyduğum (https://de.wikipedia.org/wiki/Klaus_Tipke) dünya çapında vergi hukukçusu Prof. Dr. Klaus Tipke, hafızam beni yanıltmıyorsa “Vergi Hukuku – Kaos mu, Konglomerat mı, Sistem mi?” başlıklı ünlü çalışmasında, yasal bir düzenlemeyi nasıl anladıklarını görmek üzere farklı mesleklerden komşularının görüşlerine başvurmaktaydı. Hukuk terminolojisi uzmanlık işidir, ama bir dilin temel kuralları bellidir ve o temel kurallar çerçevesinde sıradan vatandaşların yazılanı ne şekilde anladığı önemlidir.
Aman manava gidip şaka yollu “sabah aldığım bir kilo portakalın iki kat fazlasını geçmesin” diye bir laf etmeyin; Bakanlığı örnek alan manav elinize üç kiloluk portakal poşetini tutuşturabilir.
Sonuç
Dört yılda bir yapılması öngörülen “takdir”in nedeni, aradaki yıllarda taşınmazın değerini (/mali gücü) artıran ya da azaltan bir gelişmenin olup olmadığını saptamaktır. Başka bir deyişle, servette ifadesini bulan gerçek mali gücü tespit etmektir; zira vergi mali güç üzerinden alınabilir. Taşınmazın değerini artıran özel bir durum (altyapı hizmetlerinin sağlanması ya da geliştirilmesi, imar planı durumunda ya da bulunduğu alanın [turizm, sanayi vb.] niteliğinde değişiklik gibi) olmadığı sürece, enflasyon üstündeki artış dayanaksızdır ve bu nedenle de Anayasa’ya aykırıdır.
Sonuç olarak, emlak vergisinde getirilen yeni kural, kamuoyuna mükellefi koruyan bir sınır olarak sunulsa da, fiilen enflasyonun oldukça üzerinde bir vergi yükü doğurmaktadır. İdare, hukuka aykırı tebliğiyle, bu yükü daha da ağırlaştırmıştır.