Son yapılan açıklamalara göre, tasfiye altındaki fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL, tekil yatırımcı sayısı 456 bin kişi. Bazı büyük fonların gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında; ancak 131 fonun çoğu için durum böyle değil.
Kuşkusuz Cumhuriyet tarihimizin en büyük finansal dolandırıcılığı ile karşı karşıyayız. Evet, bugüne kadar başta Banker Kastelli vakası olmak üzere buna benzer pek çok vaka yaşandı, ancak bu son olay hem miktar olarak hem mağdur sayısı olarak hem de işin içine bulaşmış veya doğrudan sorumluluğu bulunan mercilerin çokluğu bakımından diğerlerini fersah fersah aşmış durumda.
Kastelli demişken, kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. Kastelli’nin yaptığı, bankalardan iskontolu olarak aldığı mevduat sertifikalarını gene iskontolu olarak halka satmaktı. Böylece, diyelim resmî mevduat faizi %40 iken, Kastelli sertifikaları %60’tan satıyordu. Neden derseniz, o günlerde mevduat faizleri henüz tam bir serbestlik içinde değildi. Neticede, bugünden çok daha farklı olarak aslında günün sonunda mevduat sahiplerinin elinde bankaların mevduat sertifikaları vardı ve biraz geç de olsa bu paraların tamamı ödendi. Hâlâ hatırlanmasının ana sebebi 220 bin tasarruf sahibinin etkilenmiş olmasıydı. Yoksa, günün sonunda büyük kayıplar oluşmadı. Buna rağmen, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal ve Maliye Bakanı Kaya Erdem istifa etmişlerdi!
Son yapılan açıklamalara göre tasfiye altına alınan fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL ve tekil yatırımcı sayısı da 456 bin kişi. Ancak bu fonların bazılarının gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında. Şu anda tasfiyeye tabi olan 131 fonun çoğu için bu durum geçerli olmasa bile, bazı büyük fonlarda durum böyle. Bunun böyle olmasının nedeni de, artık herkesin bildiği gibi, bu fonların yatırım yaptığı hisse senetlerinin fiyatlarının anormal derecede şişirilmiş durumda olması. (Bunu yapabilmek için bu hisselerin dolaşımda olan gerçek halka açıklık oranının çok düşük olması, olanların da manipülatörlerin elinde bulunması gerekiyor.)
Tasfiyedeki fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık üçte ikisini oluşturan Tera’nın TLY ve TP2 fonları özellikle mercek altında. Bunlardan TLY bir serbest fon; risk seviyesi 7/7. Diğer fon ise bir PPF; risk seviyesi sadece 2/7. 16 Eylül verilerine baktığımızda TLY’nin portföyünün %87,5’inin, başta Destek Finans Faktoring olmak üzere çoğunun değeri şişirilmiş hisselerden oluştuğu görülüyor. Bunların tasfiye değeri çok düşük olacaktır. Bir PPF olan TP2’de ise kayıpların bu seviyede olmaması beklenir. Ancak TP2, bir tanesinin Tera Yatırım olduğunu bildiğimiz, diğerlerini bilmediğimiz kurumlarla çok yüksek miktarda (142 milyar TL) günlük ters repo yapmış gözüküyor. Buna rağmen 16 Eylül’de Tera Portföy’den TP2’nin katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğuna dair açıklama gelmişti. Halbuki o gün ters repo alacakları geri ödenmiş olsaydı, böyle bir temerrüt oluşmaması gerekirdi. Buradan fon portföylerinin yapısının göründüğünden çok daha karmaşık ve ilintili olduğunu anlıyoruz.
Tüm fonların tek havuzda birleştirilmesi doğru olmaz
Neticede, Tera Yatırım’ın ve fonlarının ilişkide olduğu tüm diğer fon ve şirketlerin de incelemeye dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fonların tasfiyesinde ise öncelikle yatırılan ana paraların geri ödenmesi doğru olacaktır. (Fiktif şişirilmiş değerler üzerinden geri ödeme yapmak adil olmaz.) Tüm fonların tek bir havuz altında birleştirilmesi de doğru olmayacaktır, çünkü bunların risk değerleri farklı. Tabii ki bu “Fonzi” oyununu tezgâhlayan ve bu şekilde KY’nin aleyhine büyük paralar vuran tüm manipülatörlerin varlıklarına el konulup bunların likide edilmesi şart.
Olayın salt ekonomi boyutunu değerlendirdiğimizde bazılarının iddia ettiği gibi bir sistemik risk ortaya çıkması (ki bu iddiaların bir kısmı zararların kamu tarafından karşılanması arzusundan kaynaklanıyor kanımca) imkânsız. Evet, durumdan doğal olarak ürken bazı yatırımcılar bir kısım fonlardan çıkacaklardır. Bu da geçici bir likidite sıkıntısı, tahvil faizlerinde artış ve borsa genelinde bir satış baskısı getirecektir. Çıkan paranın bir kısmının döviz ve altına gitmesi de beklenmeli. Oluşabilecek likidite daralmasını TCMB rahatlıkla karşılayabilir. Döviz rezervlerinde de bir gerileme olması muhtemel. Ancak bunların geçici etkiler olduğunu düşünüyorum.
Asıl kalıcı etki, piyasa itibarının yerle bir olması
Asıl kalıcı etki ise Türkiye finansal piyasalarının itibarının yerle bir olması. Bugüne kadar yetkili mercilerin büyük bir gözetim ve denetim eksikliği sergilemiş olduğu muhakkak. Bu konuda derin bir soruşturma açılması ve sorumluların kanun önüne çıkarılması, bu itibar kaybını gidermek için çok önemli. Ancak bunlar yapılsa dahi Türkiye’de zaten tarihsel olarak çok zayıf olan yatırımcı güveninin daha da zayıflamış olmasının önüne geçilemeyecektir.
Tuğrul Belli-Ekonomim