Kültürel etki ve eğitimin niteliği nedeniyle:

Çalışma çağındaki nüfusun (15-64 yaş orası) yüzde 85’e yakının çalıştığı Hollanda’yı anlayabiliyorum…

Aynı nedenle:

Geçtiğimiz yıl yüzde 80 iken, bu yılın ilk altı ayı sonunda yüzde 81’e yükselen Japonya’yı da anlayabiliyorum…

***

Aynı nedenlerin:

Yüksek refah seviyesi ve tasarruf oranına (hane halklarında düşük borçlanma oranları) rağmen, “çalışma disiplininden” uzaklaşmayı engellediği de biliniyor…

Yüksek refah/tasarruf seviyesinin “eğitimin niteliği sayesinde oluşan/kazanılan kültürler” yoluyla kazanıldığı/kazanılabileceği de biliniyor…

***

Çalışanların oranının:

Almanya, Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada gibi ülkelerde yüzde 78-80 aralığını zorlamasına da bu nedenlerle şaşırmıyorum…

***

Aklın yolu bir…

***

Çalışmayan nüfustaki yüksekliği:

“Akdeniz ülkesi olmaya”, “iklime”, “AB’ye üye olmanın rahatlığına” bağlayanları da görüyorum…

Ama…

O güruhun yanıldığını:

İspanya ve Yunanistan gibi “siesta kültürlü” Akdeniz ülkelerinin, çalışan nüfus oranının yüzde 70’e sabitlemesinden anlıyorum…

VELHASIL

Çalışma çağındaki nüfus içinde (15-64 yaş orası) çalışmayanlarımızın oranı, OECD verilerine göre ilk kez yüzde 45’i aştı…

2025 yılı sonunda bu oran yüzde 44.9’a yaklaşmıştı (Aynı yıl, yüzde 55.1 çalışanların oranı)…

***

Çalışanların oranı, OECD verisine göre 2025 yılsonunda Şili’de 64.3’e, Kosta Rika’da 61.32e çıktı…

***

Soru şu?

Macaristan, Çekoslovakya, Polonya, Avusturya gibi sanayi/tarım ürünlerinde (reel üretimde) rakibimiz sayılabilecek ülkelerde, “eğitim sistemi, kazanılan/kazandırılan kültür ve çalışma hayatı reformları sayesinde” çalışma çağındaki nüfus içerisinde çalışanların oranının yüzde 75’i aşması, “rekabetin daha da artacağı” geleceğe bakıldığında, Türkiye için ne anlatıyor?

Ferit Barış Parlak-Dünya