Kanun, yatırımcılara ödeme yapılabilmesi için hukuki bir yol açıyor. Ancak yatırımcıların zararlarının ne kadarının karşılanabileceğini Kanun'un kendisi değil, tasfiye ve tahsilat süreçlerinin sonunda elde edilecek tutarlar belirleyecek
Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verilmişti. Bu fonların tasfiyesine, yatırımcıların alacaklarının ödenmesine ve fonlardan hukuka aykırı şekilde çıkarılan varlıkların geri kazanılmasına ilişkin kanun teklifi de geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu.
Söz konusu teklif, 22 Ekim 2026 tarihinde TBMM'de kabul edildi ve 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun adıyla 27 Ekim 2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kanun, SPK'nin 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından, Kanun'un yayımlandığı tarih itibarıyla tasfiyesi henüz tamamlanmamış olanları kapsıyor. Dolayısıyla düzenleme, bütün yatırım fonlarına uygulanacak genel ve sürekli bir tasfiye rejimi getirmiyor. Yalnızca belirtilen kararlar kapsamında bulunan ve tasfiye süreci devam eden fonlara yönelik özel hükümler içeriyor.
Burada özellikle belirtelim ki düzenleme, yalnızca para piyasası fonlarıyla sınırlı olmadığı gibi, doğrudan hisse senedi satın alarak zarar eden yatırımcılara yönelik genel bir tazminat veya zarar iadesi hakkı da getirmiyor; Kanun'daki ödeme hükümleri, kapsamına giren yatırım fonlarının katılma payı sahiplerine yönelik.
Düzenlemenin temel amacı, fonların mevcut varlıklarının mümkün olan en yüksek ekonomik değer üzerinden nakde çevrilmesi, yatırımcılara ödeme yapılması ve fon malvarlığından hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması.
Ancak burada önemli bir hususu baştan belirtmek gerekiyor. Kanun, yatırımcıların bütün zararlarının devlet tarafından karşılanmasını öngörmüyor. Ödemelerin kaynağını fonların mevcut malvarlığı ile sonradan geri kazanılacak veya sorumlulardan tahsil edilecek tutarlar oluşturacak.
Peki yürürlüğe giren Kanun neler getiriyor? Yatırımcılar ne kadar ödeme alabilecek? 1 milyon TL herkese ödenecek mi? Fonlardan hukuka aykırı şekilde çıkarılan paralar nasıl geri alınacak?
Soru ve cevaplarla açıklayalım.
1. Fonların tasfiyesi nasıl yapılacak?
7596 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesine göre tasfiye işlemleri SPK’nın gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevlendirilen kuruluşlar tarafından yürütülecek.
Tasfiye sürecinde fonların sahip olduğu varlıklar tespit edilecek, değerlenecek ve mümkün olan en yüksek ekonomik değer elde edilmeye çalışılacak.
Bu noktada SPK'ye geniş yetkiler tanınıyor.
Örneğin, fon portföyünde bulunan bir hisse senedinin borsadaki fiyatının gerçek ekonomik değerini yansıtmadığı veya mevcut satış yöntemlerinin tasfiyeyi geciktireceği SPK tarafından belirlenirse farklı satış yöntemleri uygulanabilecek.
Bunlar arasında geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel işlem bildirimi ve geçici farklı fiyat marjı gibi yöntemler bulunuyor. SPK’nın onayıyla borsa dışında satış yapılması da mümkün olacak.
Ayrıca bu yöntemlerle varlık satın alan yatırımcıların, söz konusu varlıkları belirli bir süre borsada satmaları veya borsada satılması sonucunu doğuracak işlemler yapmaları yasaklanabilecek.
Buradaki amaç, fon varlıklarının bir an önce elden çıkarılması değil, mümkün olduğunca değer kaybına uğratılmadan nakde dönüştürülmesi.
2. Kimlerin ödeme alacağı nasıl belirlenecek?
Kanun'da üzerinde durulan konulardan biri de gerçek fon pay sahiplerinin belirlenmesi.
Buna göre fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kayıtlarıyla mutabakat sağlanarak fon ve hesap bazında tespit edilecek.
Ancak önemli bir istisna bulunuyor.
17 Eylül 2026 tarihinde veya öncesinde Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformuna (TEFAS) iletilmiş olmasına rağmen, ilgili fonun temerrüdü veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından, katılma payları bloke edilmiş kişiler de fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye hükümlerine tabi olacak.
Böylece belirli koşullarda işlemi tamamlanamayan ve katılma payları bloke edilen yatırımcılar da tasfiye kapsamına alınmış oluyor.
Öte yandan Kanun'un 3'üncü maddesinin altıncı fıkrasında bir ödeme yasağı da düzenleniyor.
Sermaye Piyasası Kanunu'nun 104, 106 ve 107'nci maddelerinde düzenlenen fiilleri, Kanun'da belirtilen fonlarla bağlantılı olarak işlediği veya bu fiillere birlikte hareket ederek katıldığı SPK tarafından tespit edilen kişi ve kurumlara, söz konusu fonların tasfiye ve geri kazanım hesaplarından ödeme yapılmayacak.
Dolayısıyla her fon katılma payı sahibinin tasfiye sonucunda mutlaka ödeme alacağı söylenemez.
3. Yatırımcılara yapılacak ödemeler nasıl hesaplanacak?
Kanun'un yatırımcıları doğrudan ilgilendiren en önemli düzenlemelerinden biri, ödemelerin hesabında kullanılacak “net yatırım tutarı” kavramı.
Fonların nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir para, tasfiye kararından bir önceki gün sonundaki fon birim pay fiyatına göre hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yetmezse farklı bir hesaplama yöntemi uygulanacak.
Bu durumda yatırımcının fona fiilen yatırdığı ve fondan çektiği paralar esas alınacak.
Söz konusu nakit giriş ve çıkışları, tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki (Yİ-ÜFE) değişim oranlarının aritmetik ortalaması kullanılarak, kıstelyevm usulüyle güncellenecek.
Hesaplamada ayrıca “ilk giren ilk çıkar” yöntemi uygulanacak.
Örneğin yatırımcı farklı tarihlerde fona para yatırmış ve daha sonra parasının bir bölümünü çekmişse, çekilen tutarlar önce en eski yatırımlardan mahsup edilecek. Net yatırım tutarı, Kanun'da öngörülen endeksleme ve mahsup esaslarına göre hesaplanacak.
Bu hesaplama Merkezî Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından yapılacak.
Ancak önemli bir ayrıntı var. Net yatırım tutarı, yatırımcıya bu tutarın mutlaka ödeneceği anlamına gelmiyor.
Bu hesaplama, mevcut nakdin yetersiz olduğu durumda yapılacak ödemelerde dikkate alınacak tutarın belirlenmesine hizmet ediyor.
Dolayısıyla hesaplanan net yatırım tutarıyla yatırımcıya fiilen ödenebilecek tutar birbirinden farklı olabilecek.
4. Yatırımcılara 1 milyon TL ödeme yapılacak mı?
Kanun'un en dikkat çekici hükümlerinden biri, yatırımcılara tasfiye tamamlanmadan ara ödeme yapılabilmesine imkân tanınması.
7596 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre SPK tarafından belirlenecek fonlarda, ilgili fonun tasfiye malvarlığından yatırımcılara 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilecek.
Ancak bu ödeme koşulsuz değil.
Öncelikle ara ödeme, yatırımcının endeksleme uygulanmadan hesaplanan net yatırım tutarını aşamayacak.
Buna göre endeksleme yapılmamış net yatırım tutarı 1 milyon TL'nin altında olan yatırımcılar için bu tutar; 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon TL ara ödeme öngörülüyor.
Ayrıca para piyasası niteliğindeki fonlar dışında, yatırımcının hesabındaki fon katılma paylarının ara ödeme hesabından bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan toplam değeri de aşılamayacak.
Bu değer, tasfiye ile görevli kuruluşlardan alınan bilgiler kullanılarak Takasbank tarafından hesaplanan fiyat üzerinden belirlenecek.
Örneğin bir yatırımcının endeksleme yapılmadan hesaplanan net yatırım tutarı 600 bin TL ise ara ödeme bakımından bu tutar esas alınacak. Net yatırım tutarı 2 milyon TL olan bir yatırımcı bakımından ise ara ödeme üst sınırı 1 milyon TL olacak.
Ancak bu örnekler, belirtilen tutarların mutlaka ödeneceği anlamına gelmiyor. Ara ödeme yapılabilmesi, SPK’nın ilgili fonu belirlemesine, diğer kanuni sınırlara ve fonun dağıtılabilir malvarlığına bağlı.
Bir başka ifadeyle, Kanun bütün yatırımcılara doğrudan 1 milyon TL ödenmesini öngörmüyor. Bu tutar, belirli koşullarda uygulanabilecek azami ara ödeme sınırını oluşturuyor.
Ara ödemeler daha sonra yapılacak nihai tasfiye ödemelerinden mahsup edilecek.
5. Önce küçük yatırımcılara mı ödeme yapılacak?
Kanun'da mevcut nakdin bütün yatırımcılara ödeme yapılmasına yetmemesi ihtimali de ayrıca düzenlenmiş.
Böyle bir durumda SPK, mümkün olan en fazla sayıda yatırımcının ödeme alabilmesi amacıyla, net yatırım tutarı en düşük olan yatırımcıdan başlayarak ödeme yapılmasına karar verebilecek.
Bir diğer seçenek ise bütün fon pay sahipleri için asgari bir ara ödeme tutarı belirlenmesi ve bu tutara kadar ödeme yapılması.
SPK bu yöntemlerden birini veya her ikisini birlikte uygulayabilecek.
Böylece mevcut nakdin öncelikle daha düşük tutarda yatırımı bulunan kişilerin alacaklarını karşılamak için kullanılması mümkün hâle gelecek.
Ancak burada da yatırımcının net yatırım tutarı, Kanun'da belirtilen tarihler itibarıyla hesaplanan hak ve alacakları ile 1 milyon TL'lik ara ödeme tavanı aşılamayacak.
Ara ödeme yapılması karşılığında yatırımcının fon katılma payları hemen iade edilmeyecek. Katılma paylarının iadesi nihai tasfiye aşamasında gerçekleştirilecek.
6. Olağan dışı kazanç elde edenler parayı gönüllü olarak iade edebilecek mi?
Kanun'da dikkat çeken bir başka düzenleme ise tasfiye kapsamındaki fonlardan veya bu fonların portföylerinde bulunan belirli hisse senetlerinden geçmişte kazanç elde edenlere yönelik.
7596 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesinin dördüncü fıkrasına göre, tasfiye tarihine kadar fon katılma paylarını fona iade ederek ödeme almış olan kişiler, elde ettikleri getirinin belirli bir kısmını gönüllü olarak iade edebilecek.
Peki iade edilebilecek tutar nasıl hesaplanacak?
Buna göre yatırımcının fona yaptığı nakit girişleri, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki (Yİ-ÜFE) değişim oranlarının aritmetik ortalaması esas alınarak, kıstelyevm usulüyle tasfiye tarihine kadar güncellenecek.
Yatırımcının elde ettiği getirinin bu yöntemle hesaplanan tutarı aşan kısmı, SPK tarafından ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek.
Benzer bir düzenleme, fon portföylerinde bulunan ve SPK tarafından Sermaye Piyasası Kanunu'nun 104, 106 ve 107'nci maddelerine konu edilen hisse senetlerinden kazanç elde eden kişiler için de getiriliyor.
Bu kişiler de söz konusu hisse senetlerinden elde ettikleri getirinin, payların alım maliyetinin aynı endeksleme yöntemiyle tasfiye tarihine kadar güncellenmesiyle bulunan tutarı aşan kısmını, SPK tarafından ilan edilen genel hisse iade hesabına gönüllü olarak iade edebilecek.
İade edilecek tutarın hesaplanmasında esas alınacak dönemi, kullanılacak yöntemi ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları SPK belirleyecek.
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor: Söz konusu iadeler zorunlu değil, tamamen isteğe bağlı.
Ancak gönüllü iade yapılması, ilgili kişinin hukuka aykırı işlemler nedeniyle doğabilecek sorumluluklarını kendiliğinden ortadan kaldırmayacak. Çünkü Kanun'un bu hükmünde, gönüllü iade karşılığında hukuki veya cezai sorumluluktan kurtulmayı sağlayan bir düzenlemeye yer verilmiyor.
Dolayısıyla bu düzenleme, geçmişte elde edilen belirli kazançların fonlara geri kazandırılmasına imkân tanıyor; ancak gönüllü iade yapan kişilere hukuki veya cezai sorumluluk bakımından herhangi bir muafiyet sağlamıyor.
7. Fonlardan hukuka aykırı çıkarılan paralar sorumlulardan tahsil edilecek mi?
Kanun'un bir diğer önemli yönü, fon malvarlığından hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına ilişkin düzenleme.
Buna göre yalnızca açıkça mevzuata aykırı işlemler değil, görünüşte mevzuata uygun olmakla birlikte fonun yararına gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan işlemler de kapsama alınacak.
Örneğin karşılıksız veya muvazaalı kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım-satım, repo ve ters repo gibi işlemlerle fon malvarlığından çıkarılan değerler bu kapsamda değerlendirilecek.
Bu işlemler sonucunda ilişkili taraflara, hâkim ortaklara, yöneticilere veya üçüncü kişilere aktarılan para, sermaye piyasası araçları, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen değerler geri kazanım sürecine konu olabilecek.
Peki bu zararlardan kim sorumlu tutulacak?
Kanun'un 5'inci maddesine göre öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu olacak.
Zararın bu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin açık olması durumunda, zararın oluşumunda sorumluluğu SPK tarafından belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlarla birlikte hareket edenlerin şahsi sorumluluğuna gidilebilecek.
Üstelik bu kişilerin görevlerinden ayrılmış olmaları, görev yaptıkları veya yönetim ya da kontrolü ellerinde bulundurdukları dönemdeki işlem ve kararlardan kaynaklanan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.
8. TMSF, 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve tahsilat yapabilecek mi?
Kanun'un hukuk tekniği bakımından dikkat çeken düzenlemelerinden biri de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) verilen takip ve tahsil yetkisi.
7596 sayılı Kanun'un 5'inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında bu konuya ilişkin özel hükümler bulunuyor.
Buna göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Kanun'un 6'ncı maddesi kapsamında bulunmayan durumlarda, tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar veya kayıp tutarını, bu zarar veya kayıptan sorumlu olan gerçek ve tüzel kişileri ve bunların sorumlu oldukları tutarları belirleyerek TMSF'ye bildirecek.
TMSF de bu bildirim üzerine sorumluların malvarlığından tahsilat yapılması amacıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında takip ve tahsil işlemlerini başlatacak.
Ayrıca TMSF, takip işlemlerinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin yanı sıra 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 132, 134, 136, 138, 140 ve geçici 27'nci maddelerinde düzenlenen yetkileri de kullanabilecek.
Böylece fonlardan kaynaklanan zararların sorumlulardan tahsilinde, olağan özel hukuk alacaklarının takibinden farklı olarak, kamu alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanabilecek.
Bu kapsamda açılacak davalarda ise İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.
Sonuç olarak Kanun'un 5'inci maddesiyle, fon malvarlığından hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması için özel bir takip ve tahsil mekanizması oluşturuluyor. Bu mekanizmada SPK zarar veya kayıp tutarını ve sorumluları belirlerken, TMSF söz konusu tutarların sorumluların malvarlığından tahsil edilmesi amacıyla 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil işlemlerini yürütecek.
9. Elkonulan malvarlıkları dava sonucu beklenmeden satılabilecek mi?
Kanun, ceza soruşturması ve kovuşturmasıyla bağlantılı malvarlığı değerlerine ilişkin de önemli hükümler içeriyor.
Buna göre fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128'inci maddesi uyarınca elkoyma kararı verilebilecek.
Elkonulan malvarlığı değerleri arasında doğrudan fona iadesi hukuken mümkün olan para veya sermaye piyasası araçları bulunuyorsa, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından ilgili fona ya da geri kazanım hesabına iadesine karar verilebilecek.
Doğrudan fona devredilemeyen malvarlıkları bakımından ise TMSF kayyım olarak atanabilecek.
Kayyım olarak atanması durumunda TMSF, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda tanınan yetkileri kullanarak dava sonucunu beklemeksizin malvarlıklarını satacak veya tasfiye edecek.
Satış ve tasfiyeden elde edilen tutarlar, ilgili fonlar için açılacak geri kazanım hesaplarında izlenecek.
Yargılama sonunda müsaderesine karar verilen bir malvarlığı değerinin fondan çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenirse, bu değer Hazineye gelir kaydedilmeyecek.
Bunun yerine ilgili yatırım fonuna, fonun tasfiyesi tamamlanmışsa geri kazanım hesabına aktarılacak.
Böylece fonlarla bağlantısı mahkemece belirlenen değerlerin yatırımcıların zararlarının karşılanmasında kullanılması amaçlanıyor.
10. Geri kazanılan paralar nereye aktarılacak?
7596 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesinde, fonlardan geri kazanılan tutarların nerede tutulacağı ve yatırımcılara nasıl ödeneceği de düzenleniyor.
Buna göre Kanun kapsamında tahsil veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) nezdinde açılacak geri kazanım hesabında izlenecek.
Her fon için ayrı alt hesap oluşturulacak ve bu tutarlar TMSF'nin kendi malvarlığından ayrı tutulacak.
Bu hesaplarda bulunan paralar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek. Başka bir amaçla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için dahi haczedilemeyecek. Ayrıca bu tutarlar hakkında ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir de uygulanamayacak.
Peki geri kazanılan paralar yatırımcılara nasıl ödenecek?
Kanun'un 6'ncı maddesinin altıncı fıkrasına göre, fonun tasfiyesi devam ediyorsa geri kazanım hesabında biriken tutarlar, zorunlu masraflar düşüldükten sonra TMSF tarafından tasfiye ile görevli kuruluşa aktarılacak.
Tasfiye tamamlanmışsa söz konusu tutarlar, SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) gönderilecek.
YTM tarafından yapılacak ödemeler, yatırımcıların katılma payı sahipliği oranında gerçekleştirilecek.
Ancak nihai dağıtım dışındaki ödemelerde, işlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak SPK tarafından asgari bir ödeme tutarı belirlenebilecek. Yatırımcıya düşen tutarın bu sınırın altında kalması hâlinde ödeme hemen yapılmayacak. Söz konusu tutar yatırımcı adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanacağı tutarlara eklenecek. Birikmiş tutar belirlenen asgari ödeme tutarına ulaştığında yatırımcıya ödeme yapılacak.
Öte yandan geri kazanılan bir tutarın birden fazla fonla bağlantılı olması durumunda, bu paranın fonlar arasında nasıl dağıtılacağını SPK belirleyecek. Bu belirlemede fon türleri, likidite yeterlik oranı, fon katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcıların korunması ve ilgili fonlardaki tasfiye oranı gibi ölçütler dikkate alınacak.
Sonuç olarak, fonların tasfiyesi tamamlanmış olsa bile sonradan geri kazanılan paraların yatırımcılara ödenmesi mümkün olacak. Böylece tasfiye sürecinin tamamlanması, fonlardan hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve yatırımcılara aktarılması imkânını ortadan kaldırmayacak.
11. Kanun hangi tarihten itibaren uygulanacak?
7596 sayılı Kanun'un 8'inci maddesine göre düzenleme, 17 Eylül 2026 tarihinden geçerli olmak üzere 27 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girdi.
Dolayısıyla Kanun, yürürlük bakımından geçmişe etkili bir uygulama öngörüyor.
Bununla birlikte kapsamı, 17 Eylül 2026 tarihli SPK kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlardan 27 Ekim 2026 tarihinde tasfiyesi henüz tamamlanmamış olanlarla sınırlı.
Bu nedenle söz konusu tarihten önce tasfiyesi tamamlanmış fonlar ile diğer yatırım fonları bakımından genel bir tasfiye veya sorumluluk rejimi oluşturulmuyor.
Sonuç olarak
27 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7596 sayılı Kanun, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından tasfiyesi henüz tamamlanmamış olanlar için özel bir tasfiye, ödeme ve geri kazanım sistemi oluşturuyor.
Düzenlemede üç temel konu öne çıkıyor.
Birincisi, fonların mevcut varlıklarının mümkün olan en yüksek ekonomik değer üzerinden nakde çevrilmesi ve elde edilen tutarların yatırımcılara ödenmesi.
İkincisi, mevcut nakdin yetersiz kalması durumunda yatırımcıların fiilen yatırdıkları ve çektikleri tutarlar esas alınarak net yatırım tutarının hesaplanması ve belirli koşullarda 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilmesi. Ayrıca daha fazla sayıda yatırımcının ödeme alabilmesi amacıyla düşük tutarda yatırımı bulunanlara öncelik verilmesi de mümkün olacak.
Üçüncüsü ise fonlardan hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması. Bu kapsamda sorumluların malvarlığından, Kanun'da belirtilen koşullarla TMSF tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil işlemleri yürütülebilecek. Tasfiye tamamlandıktan sonra geri kazanılan tutarlar da yatırımcılara aktarılabilecek.
Ancak burada özellikle vurgulanması gereken bir husus var: Kanun'da öngörülen 1 milyon TL, devletin yatırımcılara ödemeyi taahhüt ettiği bir tazminat değil. Bu tutar, belirli koşullarda ilgili fonun tasfiye malvarlığından yapılabilecek ara ödemenin üst sınırını oluşturuyor. Dolayısıyla her yatırımcının 1 milyon TL alacağı veya zararının tamamının karşılanacağı söylenemez.
Kanun, yatırımcıların zararlarının karşılanması için doğrudan kamu bütçesinden ödeme yapılmasını öngörmüyor. Ödemelerin kaynağını öncelikle fonların mevcut malvarlığı, ardından hukuka aykırı işlemler nedeniyle geri kazanılabilecek değerler ve sorumlulardan tahsil edilebilecek tutarlar oluşturuyor.
Bu nedenle düzenlemenin yatırımcılar bakımından nasıl bir sonuç doğuracağı, fonların mevcut varlıklarının ne kadarının nakde çevrilebileceğine ve fonlardan çıkarılan değerlerin ne ölçüde geri kazanılabileceğine bağlı.
Bir başka ifadeyle Kanun, yatırımcılara ödeme yapılabilmesi için hukuki bir yol açıyor. Ancak yatırımcıların zararlarının ne kadarının karşılanabileceğini Kanun'un kendisi değil, tasfiye ve tahsilat süreçlerinin sonunda elde edilecek tutarlar belirleyecek.





