Çifte vergilen­dirmeyi önleme anlaş­maları (ÇVÖA) tam da bu tür çatışmaları ön­lemek için vergilendir­me yetkisini devletler arasında paylaştırır. Ancak sorun her za­man anlaşma metniyle çözülmez. Devletler aynı hükmü farklı yo­rumlayabilir.

Bu durumda devreye karşı­lıklı anlaşma usulü (KAU) girer. KAU’da uyuşmazlığın tarafı olan devletlerin yetkili makamları, ÇVÖA’nın nasıl uygulanacağı ko­nusunda uzlaşmaya çalışır. Ne var ki KAU, yetkili makamları mutla­ka anlaşmaya varmaya zorlayan bir mekanizma değildir. Tarafla­rın uzlaşamaması halinde, anlaş­manın yorumuna ilişkin uyuş­mazlık ve varsa buna bağlı çifte vergilendirme devam edebilir.

Türkiye, tarafı olduğu ÇVÖA’larda KAU’ya yer ver­miş ve bu usulü Vergi Usul Ka­nunu’nun ek 14 ila ek 18. mad­delerinde düzenlemiştir. Ancak, KAU sonuçsuz kaldığında, Türki­ye’de mükellefin başvurabilece­ği temel yol ulusal yargıdır. Türk Mahkemesi’nin kararı diğer Akit Devleti bağlamadığından, mükel­lefin sınır ötesi uyuşmazlık bakı­mından tam bir hukuki koruma­ya sahip olduğu söylenemez.

AB’nin çözümü: Danışma Komitesi

Avrupa Birliği, ÇVÖA’ların yo­rumlanması ve uygulanmasın­dan doğan uyuşmazlıklar için 2017/1852 sayılı Uyuşmazlık Çö­züm Direktifi’ni kabul etmiştir. Direktifte, KAU kapsamında yet­kili makamların belirlenen sü­rede anlaşamaması halinde, mü­kellefin talebi üzerine belirli ko­şullarla bir Danışma Komitesi kurulması öngörülmüştür. Böy­lece, uyuşmazlığın yalnız iki ver­gi idaresinin uzlaşmasına bağlı kalmasının önüne geçilmek is­tenmiştir.

Danışma Komitesi mekaniz­masının sınırları, geçtiğimiz günlerde AB Adalet Divanı önün­deki Maxima LT dosyasında tar­tışma konusu olmuştur. Uyuş­mazlıkta iki devlet aynı gelir bakımından vergilendirme yet­kisinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüş; ancak gelir devlet­lerden birinde iç hukuk uyarın­ca vergiden istisna edilmiştir. 22 Ekim 2026 tarihli Başsavcı gö­rüşüne göre, bir gelir iki devletin vergilendirme yetkisine tabi olsa dahi bunlardan birinde vergiden istisna edilmiş ve mükellef üze­rinde fiili bir ek vergi yükü doğ­mamışsa, Direktif anlamında çif­te vergilendirme yoktur. Bu du­rumda ilgili üye devlet Danışma Komitesi aşamasına erişimi red­dedebilir. Adalet Divanı’nın Baş­savcının bu görüşünü benimse­yip benimsemeyeceği merak ko­nusudur.

OECD Model Vergi Anlaşması, KAU kapsamında belirli sürede çözülemeyen meselelerin, belir­li koşullarla zorunlu ve bağlayı­cı tahkime götürülmesini öngör­mektedir. Amaç, karşılıklı anlaş­ma usulünün sonuçsuz kalması halinde uyuşmazlığın süresiz bi­çimde açıkta kalmasını önlemek­tir. BM Model Vergi Anlaşması ise iki alternatif sunmaktadır: Al­ternatif A tahkim öngörmezken, Alternatif B KAU’da çözüleme­yen uyuşmazlıklar için zorunlu tahkim mekanizması öngörmek­tedir. Böylece BM Modeli, tahki­min kabul edilip edilmemesi ko­nusunda devletlere daha geniş bir tercih alanı bırakmaktadır.

Türkiye bakımından tahkim tartışması

Türkiye, ÇVÖA uyuşmazlıkla­rında KAU sonrasında devreye girecek zorunlu ve bağlayıcı tah­kimi kabul etmemiştir. OECD’ye bildirdiği resmi pozisyonda bu­nun için Anayasa md. 36, md.90 ve md.125’ten kaynaklanan sı­nırlamalara işaret etmekte; ayrı­ca anlaşma politikasının da tah­kim hükümlerine yer vermemek yönünde olduğunu belirtmek­tedir. Türkiye’nin tarafı olduğu ÇVÖA’larda, KAU’da çözüleme­yen vergi anlaşması uyuşmazlık­larının zorunlu ve bağlayıcı tah­kime taşınmasını öngören bir mekanizma bulunmamaktadır.

Bu tercihin gerekçeleri anlaşı­labilir. Bağlayıcı tahkim, Türki­ye’nin kaynak devlet olarak sa­vunduğu vergilendirme yetkisinin bazı uyuşmazlıklarda daralması­na yol açabilir. Hakem seçimi, ma­liyet ve devletler arasındaki tek­nik kapasite farkları da tahkime karşı temkinli yaklaşılmasına ne­den olabilir. Buna karşılık, fiili çif­te vergilendirmenin devam ettiği durumlarda mükellefin malvarlığı üzerinde ağır bir yük doğabilir ve mülkiyet hakkı bakımından sorun ortaya çıkabilir.

Bu nedenle, KAU’nun belirli bir sürede sonuç vermediği uyuş­mazlıklar için kontrollü bir tah­kim aşamasının kabulünde yarar olabilir. Şöyle ki; tahkim yalnız belirli anlaşmalarda, belirli uyuş­mazlık türleri bakımından ve fii­li çifte vergilendirmenin mevcut olduğu veya somut olarak doğma tehlikesinin bulunduğu haller­de kabul edilebilir; hakem seçi­mi, süre ve usule ilişkin güvence­ler ayrıca düzenlenebilir. Mükel­lef, KAU’nun sonuç vermediği durumda da çifte vergilendirme karşısında korunmalıdır.

Dünya | Prof. Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR