Son günlerde basında ve sosyal medyada kamu görevlilerinin adının karıştığı rüşvet iddialarına ilişkin haberler sıkça karşımıza çıkıyor. Belediyelerdeki imar ve ruhsat işlemlerinden kamu ihalelerine, hak ediş ödemelerinden çeşitli kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda rüşvet alındığı iddialarıyla soruşturmalar yürütülüyor.

Elbette bunların tamamı adli soruşturmalara konu olan iddialardır. Henüz kesinleşmiş mahkeme kararları bulunmadığı sürece kimseyi suçlu ilan etmek mümkün değildir. Masumiyet karinesi hukuk devletinin vazgeçilmez ilkelerinden biridir.

Ancak basına yansıyan bu haberler, üzerinde durulması gereken başka bir hukuki soruyu da akla getiriyor.

Rüşvet aldığı tespit edilen bir kamu görevlisi, elde ettiği bu para nedeniyle ayrıca vergi ödemek zorunda mıdır?

Ya da soruyu biraz daha genişletelim.

Konusu suç olan bir fiilden elde edilen gelir vergilendirilebilir mi?

Hemen cevap vereyim: Evet, vergilendirilebilir. Ancak her suçtan elde edilen gelir mutlaka vergiye tabi değildir.

Peki neden?

Suçtan elde edilen gelir vergilendirilir mi?

Suç teşkil eden faaliyetlerden elde edilen kazançların vergilendirilmesine ilişkin temel düzenleme 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 9'uncu maddesinde yer almaktadır.

Söz konusu maddenin ikinci fıkrası şöyledir:

"Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz."

Bu hüküm oldukça açıktır.

Bir faaliyetin kanunlarla yasaklanmış olması, o faaliyetten elde edilen kazancın vergilendirilmesine tek başına engel değildir.

Başka bir ifadeyle bir kişinin suç işlemiş olması, vergilendirme bakımından kendisine ayrıcalık sağlamaz.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır.

VUK'un 9'uncu maddesi, suçtan elde edilen bütün gelirlerin vergilendirileceği anlamına gelmemektedir.

Çünkü bir kazancın vergilendirilebilmesi için öncelikle ilgili vergi kanununun konusuna girmesi gerekmektedir.

Bu durum Anayasa'nın 73'üncü maddesinde düzenlenen vergilerin kanuniliği ilkesinin de doğal sonucudur.

Örneğin Gelir Vergisi Kanunu'nun 82'nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci bendi uyarınca ihale, artırma ve eksiltmelere iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen hasılat arızi kazanç sayılmaktadır.

Bir kişinin belirli bir ihaleye katılmaması karşılığında para aldığını düşünelim.

Bu eylem, somut olayın koşullarına göre Türk Ceza Kanunu'nun 235'inci maddesinde düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturabilir.

Ancak eylemin suç teşkil etmesi, elde edilen kazancın gelir vergisine tabi tutulmasına engel değildir.

Çünkü kanun koyucu bu tür kazançları açıkça gelir vergisinin kapsamına almıştır.

Dolayısıyla hem ceza hukuku hem de vergi hukuku bakımından ayrı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Burada önemli olan, suçun varlığından ziyade elde edilen ekonomik değerin vergi kanunlarının konusuna girip girmediğidir.

Peki, rüşvetten gelir vergisi alınır mı?

Şimdi gelelim asıl meselemize.

Türk Ceza Kanunu'nun 252'nci maddesinde düzenlenen rüşvet suçu, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için kendisine ya da göstereceği başka bir kişiye menfaat sağlanmasıyla ilgilidir.

Bir kamu görevlisinin ruhsat vermek, ihale sürecini etkilemek veya bir işlemi gerçekleştirmek karşılığında para aldığını düşünelim.

Bu kişinin elde ettiği para, ekonomik anlamda bir gelir veya mal varlığı artışı olarak değerlendirilebilir.

Ancak ekonomik anlamda gelir elde edilmiş olması, bunun mutlaka gelir vergisine tabi olduğu anlamına gelmez.

Çünkü Gelir Vergisi Kanunu'nun 2'nci maddesinde gelir vergisine tabi kazanç ve iratlar yedi unsur hâlinde sayılmıştır.

Bunlar ticari kazanç, zirai kazanç, ücret, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardır.

Rüşvet olarak alınan para ise sırf bu niteliği nedeniyle söz konusu gelir unsurlarından herhangi birine doğrudan girmemektedir.

Örneğin bir kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak aldığı rüşvet, hukuken ücret olarak değerlendirilemez. Çünkü bu para kamu görevlisine hizmetinin karşılığında işvereni tarafından yapılan yasal bir ödeme değildir.

Aynı şekilde rüşvetin doğrudan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir.

Bu nedenle rüşvet olarak elde edilen paranın, başka bir vergilendirilebilir faaliyetle bağlantısı bulunmadığı sürece, gelir vergisinin konusuna girmediği ve gelir vergisine tabi tutulamayacağı görüşündeyim.

Burada altını çizmek istediğim husus şudur:

Bir gelirin hukuka aykırı olması vergilendirilmesine engel değildir. Ancak bir gelirin hukuka aykırı olması, tek başına vergilendirilmesi için yeterli de değildir.

Rüşvetten veraset ve intikal vergisi alınabilir mi?

Rüşvet olarak elde edilen paranın gelir vergisine tabi olmaması, başka bir verginin konusuna girip girmediği sorusunu da gündeme getirmektedir. Bunlardan biri veraset ve intikal vergisidir.

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 1'inci maddesi uyarınca veraset yoluyla veya herhangi bir suretle karşılıksız olarak gerçekleşen mal intikalleri veraset ve intikal vergisine tabidir.

Burada temel kavram ivazsız intikal, yani karşılıksız mal edinimidir.

Oysa rüşvet ilişkisinde para veya başka bir menfaat, genellikle kamu görevlisinin belirli bir işi yapması veya yapmaması karşılığında sağlanmaktadır.

Dolayısıyla rüşvetin karşılıksız bir kazandırma olduğu söylenemez.

Örneğin bir kamu görevlisine ruhsat işlemini gerçekleştirmesi karşılığında para verilmişse ortada hukuka aykırı olmakla birlikte belirli bir karşılık ilişkisi bulunmaktadır.

Bu nedenle rüşvet olarak verilen paranın kural olarak veraset ve intikal vergisinin de konusuna girmediği kanaatindeyim.

Elbette burada söz konusu ödemenin gerçek niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Rüşvet adı altında gerçekleştirilen her mal varlığı aktarımının aynı hukuki nitelikte olduğu peşinen kabul edilemez.

Rüşvet olarak alınan paraya ne olacak?

Rüşvetten gelir vergisi veya veraset ve intikal vergisi alınamaması, bu paranın kamu görevlisinde kalacağı anlamına gelmez. Çünkü burada ceza hukukunun müsadere hükümleri devreye girmektedir.

Türk Ceza Kanunu'nun 55'inci maddesinde kazanç müsaderesi düzenlenmiştir.

Bu hüküm uyarınca suçun işlenmesiyle elde edilen maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlar, kanunda belirtilen şartların bulunması hâlinde müsadere edilebilmektedir.

Örneğin bir kamu görevlisinin rüşvet aldığı mahkeme kararıyla kesinleşmişse suçtan elde edilen bu menfaatin müsaderesi gündeme gelecektir.

Ancak suçtan elde edilen menfaatin mağdura iade edilmesi gereken bir değer olması veya müsadereye ilişkin diğer kanuni şartların gerçekleşmemesi durumunda farklı sonuçlar ortaya çıkabilecektir.

Ayrıca rüşvet soruşturmalarında suçun ortaya çıkarılması amacıyla yetkili makamların bilgisi ve kontrolü altında gerçekleştirilen para teslimleri ile olağan rüşvet ilişkilerinin birbirinden ayrılması gerekmektedir.

Dolayısıyla basına yansıyan her para transferinin doğrudan rüşvet olarak kabul edilmesi ve müsadere edileceğinin söylenmesi de hukuken doğru değildir.

Öncelikle suçun işlendiğinin ve elde edilen menfaatin suçla bağlantısının hukuken ortaya konulması gerekmektedir.

Burada üzerinde durulması gereken başka bir mesele daha bulunmaktadır.

Bir suçtan elde edilen kazancın müsadere edilmesi ile bu kazanç üzerinden vergi alınması birbirinden farklı hukuki kurumlardır.

Müsadere, ceza hukukuna ilişkin bir güvenlik tedbiridir. Vergilendirme ise kanunda öngörülen vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesine bağlıdır.

Bu nedenle müsadere hükümleri, vergi kanunlarında bulunmayan bir vergilendirme yetkisi yaratmaz.

Aynı şekilde bir kazancın vergilendirilmesi de o kazancın hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

Ezcümle

Son günlerde basına yansıyan rüşvet soruşturmaları, kamu yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik ve denetimin önemini bir kez daha gündeme getirmiştir.

Ancak meselenin vergi hukuku bakımından da ilginç bir boyutu bulunmaktadır.

Bir kamu görevlisinin rüşvet aldığı hukuken tespit edildiğinde, bu kişi ceza hukuku bakımından sorumlu tutulabilecek ve elde ettiği menfaat hakkında müsadere hükümleri uygulanabilecektir.

Buna karşılık rüşvet olarak alınan para, kural olarak gelir vergisinin konusuna girmemektedir.

Aynı şekilde rüşvet, belirli bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında verildiğinden kural olarak veraset ve intikal vergisine de tabi değildir.

Dolayısıyla ortaya oldukça dikkat çekici bir sonuç çıkmaktadır.

Rüşvet alan kişi yakalanmazsa, elde ettiği menfaat nedeniyle vergi de ödememiş olabilir. Yakalanır ve suç sabit görülürse, bu kez elde ettiği menfaatin müsaderesi gündeme gelir.

Ancak burada asıl mesele, rüşvetten vergi alınıp alınmamasından çok daha büyüktür.

Çünkü rüşvet, yalnızca bir kamu görevlisinin hukuka aykırı biçimde menfaat elde etmesi değildir.

Rüşvet aynı zamanda kamu hizmetine duyulan güveni zedeler, kamu kaynaklarının adil kullanılmasını engeller, ekonomik rekabeti bozar ve hukuk devleti ilkesine zarar verir.

Üstelik rüşvetin ekonomik maliyeti yalnızca verilen veya alınan paradan ibaret değildir. Rüşvet yoluyla elde edilen bir ihale, ruhsat veya kamu hizmeti nedeniyle ortaya çıkan maliyet, dolaylı olarak toplumun tamamına yüklenebilmektedir.

Bu nedenle rüşvetle mücadelenin yalnızca soruşturmalar ve cezai yaptırımlarla sınırlı kalmaması, kamu yönetiminde şeffaflığın ve etkin denetimin de sağlanması gerekmektedir.

Kaynak: T24.com | Murat BATI