Ancak Türkiye'den farklı ola­rak, Alman Veraset ve Bağışlama Vergisi Ka­nunu'nda (ErbStG), be­lirli koşullarla işletme varlıklarının %85'i, hat­ta tamamı için vergi is­tisnası tanınmıştır. İşletmenin beş veya yedi yıl elde tutulması, çalışan sayısına göre belirlenen ücret top­lamının korunması ve işletmenin esas faaliyetiyle ilgisiz bazı varlık­ların istisna dışında bırakılması, bu avantajın temel koşullarıdır. İs­tisna, belirli koşullarla anonim ve limited şirket paylarının devrinde de uygulanmaktadır.

Düzenlemenin amacı, işletme­nin devamlılığını, yatırım kapasi­tesini ve istihdamı korumaktır. Zi­ra mirasçının veya bağış alan kişi­nin önemli bir servet edinmesi, bu servet üzerinden hesaplanan vergi­yi ödeyebilecek nakde sahip olduğu anlamına gelmez. Verginin ödene­bilmesi için işletmeden kaynak çe­kilmesi, işletme varlıklarının veya hisselerinin satılması gerekebilir. Bu durum, özellikle aile işletmele­rinin kuşaklar arasında devrinde, işletmenin ekonomik varlığını ve istihdamı tehlikeye sokabilir.

Ancak bu istisna Almanya'da anayasal tartışma konusu oldu. Fe­deral Anayasa Mahkemesi'nde 12 ve 13 Ekim 2026 tarihlerinde ve­raset ve bağışlama vergisine iliş­kin iki davada sözlü duruşma yapıl­dı. İlkinde federal devletin yasama yetkisi, ikincisinde ise işletme var­lıklarına tanınan vergi ayrıcalığı­nın anayasal eşitlik ve ölçülülük il­kelerine uygunluğu tartışıldı.

Ayrıcalığın kapsamı ve vergi adaleti

Söz konusu istisna daha önce de Anayasa Mahkemesi önüne gel­mişti. Yüksek Mahkeme, 2014’deki kararında %85 ve %100 oranındaki istisnaları başlı başına Anayasa'ya aykırı bulmamış; ancak büyük iş­letme servetlerine ihtiyaç incele­mesi yapılmaksızın aynı ayrıcalık­ların tanınmasını, istihdamı koru­ma şartının çok sayıda işletme için aranmamasını ve işletme dışı var­lıkların geniş ölçüde istisnadan ya­rarlanmasını eşitlik ilkesine aykırı bulmuştu.

Bunun üzerine 2016 yılında istis­na oranları korunmakla birlikte, 26 milyon Avroyu aşan işletme varlığı edinimlerinde istisnanın kademe­li olarak azaltılması veya edinimi gerçekleştiren kişinin ödeme gü­cü incelenerek verginin kısmen ya da tamamen silinmesi öngörüldü. İstihdam ve işletme dışı varlıklara ilişkin koşullar da sıkılaştırıldı.

Fakat yeni düzenleme de tartış­mayı sona erdirmedi. Çünkü, öde­me gücü incelemesinde, edinilen işletme varlığı dışındaki belirli malvarlığı unsurlarının ve edini­cinin mevcut malvarlığının değer­lerinin yalnızca %50'si kullanılabi­lir malvarlığı sayılıyor. Böylece çok büyük işletme servetlerinin dev­rinde dahi verginin tamamen silin­mesi mümkün olabiliyor.

Anayasa Mahkemesi önündeki güncel davanın başvurucusu, tey­zesinden menkul kıymetler ve ta­şınmazlar miras alan bir kişi. İş­letme varlığı edinenlere kapsamlı vergi avantajları tanınırken kendi­sine benzer avantajlar sağlanma­masının eşitlik ilkesini ihlal ettiği­ni ileri sürüyor. İlginç olan, başvu­rucunun dahi yüksek vergi oranları karşısında işletme varlıklarına ta­nınan ayrıcalıkların tamamen kal­dırılmasını sakıncalı bulması. Ger­çekten de Almanya'da veraset ve bağışlama vergisi oranları, edini­len malvarlığının değerine ve ak­rabalık derecesine göre %7 ile %50 arasında değişiyor.

Kamu yararının sınırı nerede?

Esasen işletme varlıklarının di­ğer malvarlığı unsurlarından fark­lı vergilendirilmesi, nesnel ve ma­kul gerekçelere dayanabilir. An­cak vergilendirmede eşitlik ilkesi çerçevesinde, bu farklılaştırmanın kapsamı ve yarattığı eşitsizlik, ko­runmak istenen kamu yararı karşı­sında ölçülülük ilkesine uygun ol­malıdır.

Bu bağlamda, işletmenin devam­lılığını sağlamak için verginin ta­mamen silinmesinin gerekli olup olmadığı, erteleme veya taksitlen­dirme gibi daha hafif araçların ye­terli olup olmayacağı sorgulana­bilir. Büyük işletme servetlerine tanınan kapsamlı ayrıcalıkların, küçük aile işletmelerinin korun­masıyla aynı gerekçelere dayanıp dayanamayacağı da ayrı bir sorun. Üstelik Almanya Federal İstatis­tik Dairesi'nin verilerine göre, yal­nızca 2025 yılında büyük işletme varlığı edinimlerinde ödeme gü­cü incelemesi sonucunda silinen vergi 3,7 milyar Avroya ulaştı. Vaz­geçilen kamu gelirinin büyüklüğü de ayrıcalığın ölçülülüğü değerlen­dirilirken göz ardı edilemeyecek bir unsur.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türk Vergi Hukuku’nda da işlet­melerin devamlılığını korumaya yönelik düzenlemeler bulunuyor. Örneğin Gelir Vergisi Kanunu md. 81/1, ferdi işletmelerin mirasçılar tarafından belirli koşullarla devra­lınıp sürdürülmesi halinde değer artış kazancı hesaplanmamasını ve vergilendirilmemesini öngörüyor. Ancak bu düzenleme gelir vergi­sine ilişkin olup işletmenin miras yoluyla intikalinden doğan veraset ve intikal vergisini ortadan kaldır­mıyor.

Almanya'da işletme servetleri­ne tanınan ayrıcalıkların eşitliği ve ölçülülüğü tartışılırken, Türki­ye açısından soru farklı: İşletme­lerin karşılıksız devrinde faaliyet­lerin ve istihdamın korunması için özel bir vergisel düzenlemeye ihti­yaç var mı?

Türkiye'de veraset ve intikal ver­gisi oranları mirasta %1–%10, ba­ğışlamalarda %10–%30 arasında değişiyor. Anne, baba, eş ve çocuk­lardan yapılan ivazsız intikallerde ise ilgili oranların yarısı uygulanı­yor. Verginin üç yılda altı taksitte ödenebilmesi de önemli bir kolay­lık. Bu nedenle işletmelerin miras veya bağış yoluyla devrinde özel bir vergi istisnası tanınmasının Türkiye'de Almanya'ya kıyasla da­ha az gerekli olduğu düşünülebilir. Ancak bunun sağlıklı biçimde de­ğerlendirilebilmesi, aile işletmele­rinin kuşaklar arasında ne ölçüde varlığını sürdürebildiğinin ve vergi yükünün bu süreçteki etkilerinin güvenilir istatistiksel verilerle or­taya konulmasına bağlıdır.

Dünya | Prof.Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR