Ancak KDV, ekmek alan emekliden su içen çocuktan otomobil satın alan iş insanına kadar herkesin cebine dokunur. Vatandaşımız olsun ya da olmasın, ülkede harcama yapan herkes KDV öder. Bu nedenle KDV doğrudan tüketicinin, esnafın, tacirin ve yatırımcının ortak meselesidir.
KDV NEDEN HERKESİ İLGİLENDİRİYOR
Bir müteahhit size 1 milyon TL fiyat verdi. Sözleşmede KDV'den hiç bahsedilmiyor. Daha sonra 200 bin TL KDV talep edebilir mi? Bu örnek yalnızca yüksek bedelli sözleşmelere özgü bir sorunu ifade etmiyor. Aynı mesele, küçük ya da büyük tutarlı olsun, KDV'ye tabi her türlü mal teslimi ve hizmet ifasında karşımıza çıkabilir. Bir defterin, gömleğin, mobilyanın, otomobilin, makinenin satışından danışmanlık, bakım, onarım veya diğer hizmetlere kadar temel soru aynıdır: Açıklanan fiyat KDV'yi içeriyor mu, yoksa KDV bu fiyatın üzerine ayrıca mı eklenecektir?
Bu nedenle konu Türkiye'de milyonlarca kişiyi ilgilendirmektedir. Bugün genel KDV oranı yüzde 20 seviyesindedir. Bir mal veya hizmet için belirlenen bedelin KDV'yi içerip içermediği, ciddi mali ve ekonomik sonuçlar doğurmaktadır. İşlemin bedeli ne olursa olsun, açıklanan veya kararlaştırılan fiyatın üzerine sonradan yüzde 20 KDV ilave edilmesi taraflar arasında önemli uyuşmazlıklara yol açabilmektedir.
SORUN VERGİ HUKUKU DEĞİL, SÖZLEŞME HUKUKU
İlginç olan ise, kamuoyunda yaygın şekilde vergi meselesi olarak görülen bu konunun, yargı kararlarında vergi hukuku kapsamında değerlendirilmemesidir. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre "KDV'nin bedele dahil olup olmadığı" sorunu esasen vergi hukukuna değil, borçlar hukukuna ilişkindir (Yargıtay, 15. Hukuk Dairesi, E. 2015/944, K. 2015/4911, T. 09.10.2015). Başka bir ifadeyle mesele, devlet ile mükellef arasındaki vergi ilişkisi değil de, alıcı ile satıcı arasındaki sözleşme ilişkisi olarak görülmektedir.
FİYAT BELİRNEMİŞSE KDV AYRICA İSTENEBİLİR Mİ
Bu yaklaşımın arkasında güçlü bir mantık bulunmaktadır. Bir mal veya hizmet sunan kişi, fiyat teklifini oluştururken kendi maliyetlerini ve vergi yükümlülüklerini dikkate alarak hareket eder. Eğer KDV'nin ayrıca tahsil edilmesi amaçlanıyorsa, bunun sözleşmede veya fiyatta ve fiyat teklifinde açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi halde karşı tarafın açıklanan fiyatı nihai bedel olarak kabul etmesi hayatın olağan akışına daha uygundur.
BİR ZAMANLAR VİTRİNLERİ SÜSLEYEN “FİYATLARIMIZA KDV DAHİLDİR" LEVHASINI HATIRLAYAN VAR MI?
KDV Kanununun 57'nci maddesinde "Verginin Etikette Gösterilme Mecburiyeti" başlığı altında, "Perakende satışı yapılan mallara ait etiketlerde, Katma Değer Vergisinin satış fiyatına dahil olup olmadığı açıkça belirtilir. Vergi satış fiyatından hariç ise bunun miktarı ayrıca gösterilir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin olarak 24.05.1986 tarihli ve 19116 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 22 Seri No.lu KDV Genel Tebliği'nde ise gerçek usulde vergilendirilen KDV mükelleflerinin perakende satışlarda ve hizmet ifalarında fiyatları KDV dahil tek tutar olarak göstermeleri gerektiği belirtilmiş, ayrıca etiket ve listelerde "FİYATLARIMIZA KDV DAHİLDİR" ibaresinin yer alması zorunlu tutulmuştu.
Uzun yıllar boyunca uygulanan bu sistem, tüketicilerin ve ticari hayatın fiyatı nihai bedel olarak algılamasına yol açmıştır. Nitekim bu uygulama zaman içerisinde yerleştiği yani fiyatın içerisinde KDV olduğu kabulüyle olmalı ki, Maliye Bakanlığı 408 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile işyerlerinde "Fiyatlarımıza KDV Dahildir" levhası bulundurma zorunluluğunu kaldırmıştır.
Nitekim KDV'nin temel özelliklerinden biri, fiyatın içinde tahsil edilen dolaylı yani görünmez bir vergi olmasıdır.
VERGİ İDARESİ İLE YARGITAY’IN GÖRÜŞLERİ NEDEN FARKLI
Ancak uygulamada dikkat çekici bir ayrışma ortaya çıkmaktadır. Vergi idaresinin internette de bir tıkla ulaşılabilir çeşitli özelgelerinde, sözleşmede KDV'nin bedele dahil veya hariç olduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmaması halinde bedel üzerinden ayrıca KDV hesaplanması gerektiği yönünde görüşler yer almaktadır. Dikkat çekici olan husus, çoğunlukla satıcı veya hizmet sunucuları tarafından bu tür özelgelerin talep edilmesidir. Zira bedelin üzerine ayrıca KDV hesaplanması satıcının tahsil edeceği toplam tutarı artırmakta, aynı zamanda vergi idaresi açısından da vergi matrahının artmasına hizmet etmektedir. Vergi idaresinin kendisine intikal eden hadiselerde Hazine yararını dikkate alması varlık nedenidir.
Bununla birlikte, uyuşmazlık yargı mercileri önüne taşındığında, sözleşmede KDV'nin ayrıca tahsil edileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı durumlarda, sonradan bedelin üzerine KDV eklenmesi hukuki dayanaktan yoksun görülmektedir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 30.06.2020 tarih E:2017/8393, K: 2020/5525 K. Yargıtay, 23. Hukuk Dairesi 14.12.2020 tarih E. 2018/2601, K. 2020/4254)
DANIŞTAY KARARLARININ YOKLUĞU NE ANLAMA GELİYOR
Konuya ilişkin Danıştay kararlarına rastlanmaması da dikkat çekicidir. Bu durum, meselenin esas itibarıyla bir vergi tarhiyatı uyuşmazlığına dönüşmediğini göstermektedir. Demek ki satıcılar, vergi idaresinin özelgelerine dayanarak bedel üzerine ayrıca KDV uygulayabilmekte ve bu nedenle idare ile mükellef arasında tarhiyata ilişkin bir ihtilaf doğmamaktadır. Uyuşmazlık ortaya çıktığında ise sorun, alıcı ile satıcı arasındaki sözleşme kapsamında adli yargıda çözülmektedir. Nitekim Danıştay kararlarına rastlanmaması, uyuşmazlığın adli yargıya taşındığını göstermektedir.
FİYAT GÜVENİ VE HUKUKİ BELİRLİLİK
Konunun toplumsal yönü de göz ardı edilmemelidir. Türkiye'de milyonlarca kişi her gün sayısız mal ve hizmet satın almaktadır. Bir fiyatın ilan edilmesi veya teklif edilmesi, vatandaş açısından ödenecek nihai bedelin açıklanması anlamına gelir. Eğer fiyatların sonradan KDV gerekçesiyle artırılması olağan hale gelirse, KDV fiilen bir pazarlık unsuruna dönüşebilir. Bu durum hem kayıt dışı uygulamalara ve vergi kayıplarına zemin hazırlayabilir hem de ticari hayatın temelini oluşturan güven unsurunu sarsar.





