1. Giriş
Yaşadığımız coğrafya, dünya iktisat tarihinin en önemli hikâyelerinden bazılarının yazıldığı topraklardır. Baharda yolunuz Manisa'ya düşerse, Salihli yönünde uzanan yeşil bağların arasında antik Sardes'in kalıntılarıyla karşılaşırsınız. Bugün sessizliğe bürünen bu kent, ekonomik tarih açısından insanlığın en önemli dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapmıştır: Paranın icadı.
Elbette paradan önce de ticaret vardı. İnsanlar üretir, değiş tokuş yapar ve servet biriktirirdi. Devletler ise kimi zaman ürünlerden, kimi zaman hayvan varlığından, kimi zaman da ticari faaliyetlerden çeşitli vergiler toplardı. Buna rağmen ekonomik hayatın ölçülmesi ve kayıt altına alınması bugünkü kadar kolay değildi.
Paranın yaygınlaşmasıyla birlikte ekonomik değer ortak bir ölçüye kavuştu. Böylece servet, ticaret ve ekonomik faaliyetler daha görünür hale geldi. Devletlerin ekonomik hayatı izleme ve kayıt altına alma kapasitesi de zaman içerisinde gelişti.
Aradan geçen yaklaşık yirmi altı asır boyunca devletlerin kullandığı araçlar büyük ölçüde değişti. Sayımların ve fiziksel kayıtların yerini muhasebe sistemleri, banka kayıtları ve dijital veriler aldı. Ancak devletlerin cevap aradığı temel soru pek de değişmedi: “Kim ne kazanıyor ve bu kazanç nerede elde ediliyor?”
Nitekim günümüzde devletlerin ekonomik faaliyetlere ilişkin bilgiye ulaşma kapasitesi, yalnızca ülke içindeki kayıt ve bildirimlerle sınırlı değil. Uluslararası bilgi değişimi mekanizmaları sayesinde mükelleflerin yurt dışındaki finansal hesaplarına ve belirli gelir unsurlarına ilişkin bilgiler de vergi idareleri arasında otomatik olarak paylaşılabiliyor.
Vergi Denetim Kurulu tarafından yakın zamanda duyurulan Yurtdışı Kazançlar Gözetim Programı da bu soruya, günümüz teknolojileri ve uluslararası bilgi değişimi mekanizmaları aracılığıyla cevap arayan en güncel örneklerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
2. “Yurtdışı kazançlar gözetim programı” nedir?
Vergi Denetim Kurulu, yayınladığı duyuruda, uluslararası bilgi değişimi kapsamında elde ettiği verileri risk analizleriyle birlikte değerlendirerek, yurt dışında elde edilen kazançların doğru ve tam olarak beyan edilmesine yönelik “Yurtdışı Kazançlar Gözetim Programı”nı başlattığını ilan etti.
Program kapsamında başta CRS (Common Reporting Standard – Ortak Raporlama Standardı) ve CbCR (Country-by-Country Reporting – Ülke Bazlı Raporlama) verileri olmak üzere uluslararası bilgi değişimi yoluyla elde edilen bilgileri, mükelleflerin beyanları, yurtiçi veri kaynakları ve Risk Analiz Merkezi tarafından üretilen diğer analiz sonuçlarıyla birlikte değerlendirecekleri belirtiliyor.
Kısaca hatırlayacak olursak, Türkiye, OECD’nin uygulamaya koyduğu Ortak Raporlama Standardı’na (“CRS”) 2017 yılında imza koymuş ve raporlamalara ise 2018 yılında başlamıştı. CRS esasında, Türkiye’de yerleşik olup anlaşmaya taraf diğer ülkelerde banka / aracı kuruluş hesabı olan kişilere ait finansal bilgilerin belirli bir standartta Türk makamları ile paylaşılmasını sağlıyor. Aynı şekilde Türkiye’deki finansal kuruluşlar da anlaşmaya taraf diğer ülkelerde yerleşik olan müşterilerinin finansal bilgilerini o ülke makamlarıyla paylaşmış oluyorlar. Bu esasında bir talep doğrultusunda da yapılmıyor, bahsi geçen bilgi değişimi ülkeler arasında uzun süredir otomatik olarak yapılıyor. Ancak son duyuruya kadar, bu verilerin sistematik bir gözetim programının konusu yapıldığına ilişkin kamuoyuna yansımış bir açıklama bulunmadığını söyleyebiliriz.
OECD’nin raporlarına göre 2025 yılı sonu itibariyle bu standardı kabul ederek anlaşmaya taraf olan ülkelerin sayısı 120’den fazla. Dolayısıyla, Türkiye’de yerleşik olup anlaşmaya taraf ülkelerde banka hesapları bulunan kişilerin finansal bilgilerinin Türk vergi idaresiyle uzun yıllardır paylaşıldığını söyleyebiliriz. İsviçre, İngiltere, Almanya, Hollanda, Singapur, Lüksemburg, Malta, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bankacılık sektörünün gelişmiş olduğu ve yatırımcıların tercih edebildiği ülkelerin bu anlaşmaya taraf olduklarını belirtmekte fayda var. Listeyi inceleyenler Amerika Birleşik Devletleri’nin bu listede yer almadığını görecekler, ancak ABD ile Türkiye arasında aynı amaç doğrultusunda imzalanmış FATCA adı verilen başka bir anlaşma mevcut, dolayısıyla Türkiye ve ABD aynı şekilde, bir ülkede banka hesapları bulunan ancak diğer ülkede yerleşik olan kişilere ilişkin finansal bilgileri birbirleriyle paylaşıyorlar.
Eğer yurt dışında daha önce banka / aracı kuruluş nezdinde hesap açtırdıysanız veya zaten hesabınız mevcutsa, söz konusu kuruluş sizden hangi ülkede yerleşik olduğunuza ilişkin bildirimi, o ülkedeki adresinizi, vergi kimlik numaranızı mutlaka talep etmiş olmalı. Hatta bu talebi CRS / FATCA kapsamında ilettiğini de bildirmiştir. Dolayısıyla bankalar ve aracı kuruluşlar bu bilgileri kullanmak suretiyle finansal bilgilerinizi hangi ülke vergi idaresiyle paylaşılması gerektiğini belirliyorlar.
Hangi bilgilerin paylaşıldığı hususu ise Gelir İdaresi Başkanlığı’nca 2021 yılında yayımlanan rehberde şöyle sıralanıyor:
- Mükellefin Adı-soyadı
- Adresi
- Yerleşik (mukim) olduğu ülke
- Yerleşik (mukim) olunan ülkedeki vergi kimlik numarası,
- Hesabın yıl sonu bakiyesi
- Yıl içinde hesaba ödenen faiz, temettü, hesapta tutulan finansal varlıkların satışından doğan gelirler gibi ödemelerin brüt tutarı
Finansal kurumların, hesapların yıl sonu bakiyesi ve yıl içinde söz konusu hesaplara ödenen faiz, temettü, finansal varlıkların satışından doğan gelirlere ilişkin bilgileri paylaşıyor olmaları aslında doğrudan bir vergi denetimini mümkün hale getiriyor.
İdare, bu bilgilerle hem kişilerin yurt dışındaki bankalarda tuttukları varlıklarının yıl sonu bakiyeleri arasındaki değişimlerin, kişilerin yıllık gelir vergisi beyanlarıyla uyumlu olup olmadığına ilişkin kontrolleri; hem de raporlanan temettü, faiz ve finansal varlıkların satışından doğan gelirlere ilişkin tutarların yıllık beyana konu edilip edilmediğine ilişkin kontrolleri yapabilecektir.
3. Türkiye’de yerleşme (mukimlik)
Mukimlik, kişinin vergisel anlamda yerleşik sayılmasını ifade eden bir kavramdır ve iki açıdan önemi büyüktür. Birincisi, ilke olarak kişiler yerleşik (mukim) oldukları ülkede dünya üzerinde elde ettikleri bütün gelirler üzerinden vergilendirilirler. İkinci önemli husus ise şudur; iki ülke arasında akdedilmiş çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunuyorsa, bu anlaşmaya göre kişinin mukim olmadığı ülkenin de vergilendirme hakkına sahip olduğu bir durumda ortaya çıkan çifte vergilendirmeyi ortadan kaldırmakla yükümlü olan devlet, kişinin mukimi olduğu devlettir. Dolayısıyla Türkiye mukimi olan kişiler için, Türkiye bu kişileri hem nerede elde edildiğine bakılmaksızın bütün gelirleri üzerinden vergileyecek, hem de çifte vergilendirme söz konusu olduğunda bunun giderilmesini sağlamakla yükümlü olacaktır.
Peki, kişilerin Türkiye’de mukim olup olmadıklarına ilişkin tespiti nasıl yapabiliriz? Küresel hareketliliği olmayan kişiler için tespit kolaylıkla mümkünken, durumu değerlendirme gerektiren kişiler ise hem Gelir Vergisi Kanunu hem de çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının ilgili hükümlerini dikkate almalılar.
Gelir Vergisi Kanunu’nda mukimlik, Kanun’un “Türkiye’de yerleşme” başlıklı 4. maddesinde düzenlenmiştir:
Aşağıda yazılı kimseler Türkiye'de yerleşmiş sayılır:
1. İkametgahı Türkiye'de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19'uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir);
2. Bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye'de oturma süresini kesmez.)
Aynı Kanun’un 3. maddesinde ise şöyle denilmiştir:
Aşağıda yazılı gerçek kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler:
1. Türkiye'de yerleşmiş olanlar;
2. Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları (Bu gibilerden, bulundukları memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısıyla Gelir Vergisi'ne veya benzeri bir vergiye tabi tutulmuş bulunanlar, mezkûr kazanç ve iratları üzerinden ayrıca vergilendirilmezler.)
Türkiye’deki yerel vergi mevzuatı açısından “tam mükellef”in, yani “dünya üzerinde elde ettikleri tüm gelirler üzerinden, Türkiye’de vergi vermeye mecbur olan kimselerin” sınırları yukarıda anılan maddelerle belirlenmiştir. Öte yandan kanun koyucu, kimlerin Türkiye’de yerleşmiş sayılmayacağını (dar mükellef) takip eden maddelerle hüküm altına almıştır.
3. maddede yer alan “6 aydan fazla süreyle Türkiye’de kalanların yerleşik sayılması” kuralına 5. madde ile istisna getirilmiş ve aşağıda sayılan yabancıların memlekette altı aydan fazla kalsalar dahi, yerleşmiş sayılmayacakları belirtilmiştir:
Belli ve geçici görev veya iş için Türkiye'ye gelen;
- İş adamları
- İlim ve fen adamları
- Uzmanlar
- Memurlar
- Basın ve yayın muhabirleri
- Durumu sayılanlara benzeyen kimseler
Aşağıdaki nedenlerle Türkiye’de bulunan kişiler:
- Tahsil
- Tedavi
- Seyahat
- İstirahat
İlk kısımda belirtilen “belli ve geçici iş” kavramının epey sınırlı bir çerçevesi olduğunu belirtmekte fayda var. Bu kavram esasında tanımlanmış ve süreyle sınırlandırılmış bir işi/görevi değil, fakat yapıldığında ortadan kalkacak bir işi nitelemek amacıyla kullanılmaktadır.
Örneğin, Türkiye’de baraj işi yapan bir inşaat şirketine 1 yıllık süre ile Türkiye’de çalışması için atanan genel müdürün durumunda, her ne kadar süre 1 yıl ve görev genel müdürlük olarak tanımlanmış olsa da mahiyeti itibarıyla durum belli ve geçici bir işin değil, mutat bir mesleğin Türkiye’de icrasıdır. Genel müdürlük, kişi Türkiye’den ayrıldığında ortadan kalkabilecek bir iş değildir, bir pozisyondur ve geçici niteliği haiz değildir.
Öte yandan, aynı şirketin baraj inşaatında türbin montajı ile görevli bir uzmanın 7 ay için Türkiye’ye getirildiğini düşünelim. Kişinin yapacağı iş, barajın türbin montajı ile sınırlı olduğundan, çerçevesi çizilmiş “belli” ve hizmetin ifası sonucu ortadan kalkacak olması nedeniyle “geçici” bir iş olarak nitelendirilebilecektir.
Yukarıda anılan hükümler, kişinin Türk gelir vergisi mevzuatı uyarınca mukimliğinin tespiti için değerlendirilecek hükümlerdir. Ancak bir de karşı ülkelerin kendi yerel mevzuatlarının da işin içine girdiği durumlar söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla, uluslararası görevlendirmelerde yerel mevzuatlara göre yapılan mukimlik değerlendirmelerinde, 3 ayrı senaryo ortaya çıkabilmektedir.
1. Kişilerin, yerel mevzuatlar dikkate alındığında iki ülkede de mukim sayılmaları,
2. Kişilerin, yerel mevzuatlar dikkate alındığında yalnızca bir ülkede mukim sayılmaları,
3. Kişilerin, yerel mevzuatlar dikkate alındığında iki ülkede de mukim sayılmamaları.
Yukarıdaki sıradan bağımsız bakarsak, 2. senaryoda herhangi bir çakışma söz konusu olmadığı için kişinin mukim olduğu ülke kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. 3. senaryoda ise durum çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının konusuna girmemektedir, zira çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının konusuna girebilmek için kişilerin anlaşmaya taraf olan devletlerden en az birinin mukimi olmaları gerekmektedir. Bu durumda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması yokmuş gibi davranılır.
Ancak durum eğer 1. senaryodaki gibiyse, ortada bir çifte mukimlik sorunu mevcuttur ve bu sorunun çözüm yeri iki ülke arasında akdedilmiş çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması olacaktır. Türkiye’nin akdettiği anlaşmalarda genel olarak mukimlik 4. maddede düzenlenmiştir. Bu maddede, sorunun çözümü için belirlenmiş, birbirini takip eden 5 kıstas mevcuttur. Kişinin nerede mukim olduğuna, bu 5 kıstası takip ederek karar vermek gerekmektedir:
1. Daimî ev kriteri: Kişi, daimî evinin bulunduğu devletin mukimi sayılır. Her iki devlette de daimî ev varsa 2. kıstasa, her ikisinde de yoksa 3. kıstasa geçilir.
2. Sosyal ve ekonomik ilişki kriteri: Kişinin sosyal ve ekonomik ilişkilerinin daha yoğun olduğu devlet, hayati menfaatlerin merkezi olan devlettir. Bunun tespiti için de ailenin hangi ülkede yaşadığı, kişinin yatırımlarının nerede yoğunlaştığı vb. pek çok durum değerlendirilir. Tespitin yapılamadığı durumda, 3. kıstasa geçilir.
3. Kalmayı adet edinilen ev kriteri: Kişinin kalmayı adet edindiği evin bulunduğu devletin mukimi sayılır, bu kritere göre tespit edilemezse 4. kritere geçilir.
4. Vatandaşlık kriteri: Kişi vatandaşı olduğu ülkenin mukimi sayılır, ancak çifte vatandaşlık veya her ülkenin de vatandaşı olmadığı bir durum mevcutsa 5. kıstasa geçilir.
5. Karşılıklı anlaşma: Bu mukimlik sorununu iki devlet otoriteleri karşılıklı anlaşma yoluyla çözümleyeceklerdir.
Yukarıda bahsi geçen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, mukimlik hususunun değerlendirmesi bu yazıyı okumakta olan büyük çoğunluk için aslında pek de gerekli değil. Ancak yukarıdaki değerlendirmenin yapılmasına ihtiyaç olan kişiler içinse oldukça karmaşık bir hal alabileceği de zaten anlaşılmıştır. Hem CRS / FATCA için finansal kuruluşlara yapılacak bildirimler, hem de yıllık gelir beyanı gibi vergi dairesine yapılacak bildirimler açısındansa, durumu değerlendirme gerektiren kişilerin bu bildirimleri yapmadan önce değerlendirmeleri yapmaları fayda sağlayacaktır.
4. Yurt dışından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi
Yukarıda, genel kural olarak, Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirlerin Türkiye’de vergilendirileceğine değinmiştik.
Öte yandan, “yurt dışından elde edilen gelir” kavramı bile bazı durumlarda üstüne düşünülmesi gereken bir kavram olarak görünebilir. Örneğin, Türkiye’deki bir aracı kuruluştaki hesabınızla ABD’deki borsalarda işlem gören bir ABD şirketinin hisse senedini aldığınızı ve sattığınızı, bu işlemden gelir elde ettiğinizi düşünelim; işlemin yapıldığı aracı kuruluş Türkiye’de olduğundan bu gelirin Türkiye’de elde edildiği izlenimi doğabilir. Ancak bu gelir ABD kaynaklı bir gelirdir.
İsviçre’deki bir banka hesabınızda Borsa İstanbul’da işlem gören bir Türk şirketinin paylarını tuttuğunuzu ve bu şirketin size kâr payı ödemesi yaptığını farz edelim. Bu kâr payı ödemesi, Türkiye’de elde edilen bir gelir niteliğindedir.
Yurt dışında elde edilen gelirlerin nasıl vergilendirileceğine ilişkin ayrı bir değerlendirmenin de yapılması gerekiyor. Aslında böyle bir değerlendirmeyi mutlaka söz konusu geliri elde etmeye başlamadan yapmak gerekiyor. Vergisel sonuçlarını bilmediğimiz bir yatırımın ne kadar gelir getireceğini ölçmek de mümkün olmayacak, vergiye uyumla ilgili ödevlerin zamanında ve doğru şekilde yerine getirilmemesi de yaptırımlarla sonuçlanabilecektir.
Türkiye’deki vergilendirme; elde edilen gelir türü, gelirin hangi ülkeden elde edildiği, varsa kendi mevzuatımızda bu gelirle ilgili belirlenmiş beyan sınırı, Türkiye ile gelirin elde edildiği ülke arasında bir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunup bulunmadığı, varsa çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının hangi çifte vergiyi önleme metodunu öngördüğü gibi hususların değerlendirilmesi yoluyla anlaşılacaktır. Dolayısıyla, elde ettiğiniz gelire ilişkin bu değerlendirmelerin yapılması önemlidir.
Bu husus oldukça kapsamlı ele alınabilecek bir konu olmakla birlikte, yurt dışı kazançlar gözetim programı dahilinde incelenmesi muhtemel yurt dışı gelir kalemlere değinmemiz bu çalışmanın kapsamı açısından yeterli olacaktır. CRS kapsamında yurt dışındaki finansal kuruluşlardan aldığı verilerden yukarıda bahsetmiştik:
a. Hesabın yıl sonu bakiyesi
Vergi Denetim Kurulu, bu bilgiyi kullanarak yıllar bazında oluşan bakiye farklarının nedenini sorgulayabilir. Bu kısımda farkların nedeni çok farklı işlemlere dayanabilir. Kişilerin hesapları arasında yaptıkları özünde gelir getirici bir işleme dayanan para transferleri nedeniyle de hesap bakiyesi artmış olabilir, ancak bunun yanında, yurt dışındaki bir taşınmazdan elde edilen ve yurt dışındaki banka hesabında toplanan kira gelirleri, ücretli çalışanların yurt dışı hesaplarına intikal eden hisse senedi planlarından gelen bakiyeler, yurt dışında satılan taşınmazın bedellerinin bankaya yatırılması ve benzeri nedenlerden kaynaklanan artışların, gelir vergisi beyanlarıyla uyumlu olmasının bekleneceği anlaşılmaktadır. Bu başlıkta yer verilen örnekler gibi pek çok farklı işlem olabileceğinden, işlem bazında vergisel değerlendirme yapılması önem arz edecektir.
b. Yıl içinde hesaba ödenen faiz, temettü, hesapta tutulan finansal varlıkların satışından doğan gelirler gibi ödemelerin brüt tutarı
Bu raporlama ise Vergi Denetim Kurulu açısından hızlıca kontrol edilebilir, beyanlarla kıyaslanabilir bir veri sunacaktır.
Sondan başlayacak olursak; yurt dışında tutulan finansal varlıkların satışından doğan gelirler herhangi bir beyan sınırına veya istisnaya konu değil. Yurt dışında ihraç edilen tahviller, bonolar, yurt dışında kurulu fonların katılım belgeleri, yurt dışındaki borsalarda işlem gören, yurt dışında yerleşik şirketlerin hisse senetleri vb. kıymetlerin alınıp satılmasından kaynaklanan kazançların tutardan ve elde tutulan süreden bağımsız olarak Türkiye’de gelir vergisi beyanına konu edilmesi gerekeceğini söyleyebiliriz.
Elde edilen gelire ilişkin hesaplamanın Türk lirası cinsinden yapılması gerekecektir. Türk lirası cinsinden hesap yapılırken elde edilen döviz gelirinin satış tarihinde TL’ye çevrilmesi şeklinde değil; alış tarihindeki ve satış tarihindeki TL değerinin ayrı ayrı bulunması yoluyla kazancın TL cinsinden tespit edilmesi şeklinde yapılması gerekeceğini söyleyebiliriz. Bu işlemlerde ise, söz konusu alış ve satış tarihleri için geçerli olan T.C. Merkez Bankası döviz alış kurunun kullanılması gerekecektir. Yani TL’deki değer kaybı nedeniyle, döviz cinsinden bir kazanç sağlanmamış olmasa bile TL cinsinden gelir elde edilmesi, dolayısıyla beyana tabi bu kazancın beyan edilmesi ve gelir vergisi ödenmesi söz konusu olabilecektir.
Ancak öte yandan, geride bıraktığımız dönemde Türkiye’de enflasyonun etkili olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, çoğu işlemde TL cinsinden belirlenen alış fiyatının, satış tarihindeki değerini bulmak, yani aslında enflasyondan arındırılmış gerçek kazancı tespit edebilmek endeksleme yapılmasının da mümkün olabileceğini söyleyebiliriz. Endeksleme işleminin yapılabilmesi için söz konusu varlıkların alış ve satış tarihleri arasında Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinde (Yİ – ÜFE) yüzde 10’un üzerinde bir artış olması gerekecektir. Hisse senetlerinin alış ve satış tarihlerinden önceki ayların Yİ – ÜFE değerleri dikkate alınarak, endeksteki artış oranının yüzde 10’u aşıp aşmadığı kontrol edilebilir.
Öte yandan yurt dışında elde edilen faiz ve temettü gelirleri için bir beyan sınırının mevcut olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yurt dışından elde edilen temettü, faiz gibi kazançlar için 2026 yılı için belirlenen beyan sınırı 22.000 TL. Yani 1 Ocak 2026 – 31 Aralık 2026 arasında yurt dışından elde edilen faiz, temettü gibi kazançların toplamının 22.000 TL’nin altında olması durumunda bu gelirlerin beyan edilmesi gerekmeyecek, ancak bu tutarın aşıldığı hallerde gelirin bu tutarı aşan kısmının değil, tamamının beyanı gerekecektir. Önceki yıllar için sınırlar aşağıdaki gibiydi:
2021: 2.800 TL
2022: 3.800 TL
2023: 8.400 TL
2024: 13.000 TL
2025: 18.000 TL
Öte yandan, yurt dışında yerleşik kurumlardan elde edilen faizler veya yurt dışındaki şirketlerin dağıttığı temettüler üzerinden kendi ülkelerinde, kendi ülke mevzuatına göre stopaj yapmalarının söz konusu olabileceğini belirtelim. Yapılan bu stopajın, şirketlerin yerleşik oldukları ülkenin vergi idarelerine ödenmek üzere yapıldığını ve Türkiye’deki beyan yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını da ilave edelim.
Mevcutsa, gelirin elde edildiği ülke ile Türkiye arasında akdedilmiş çifte vergilendirme önleme anlaşması uyarınca, bu gelir için anlaşmanın ilgili ülkeye verdiği vergilendirme hakkının sınırının ve söz konusu gelir türü için çifte vergilendirmenin hangi yöntemle önleneceğinin de kontrol edilmesi gerekecektir.
Eğer anlaşma çifte vergilendirmeyi önleme yöntemini “istisna” olarak belirtmişse, yurt dışında stopaj yoluyla vergilendirilmiş gelirin Türkiye’de beyanı gerekmeyecektir. Ancak yöntem, “artan oranın dikkate alındığı istisna yöntemi” (gelir vergiden istisna edilmekle birlikte, istisna edilen gelir mükellefin uygulanacak gelir vergisi oranının belirlenmesinde dikkate alınır) veya “verginin mahsubu” olarak belirlenmişse ve brüt gelir (net ele geçen değil, stopaj düşülmeden önceki tutar) ilgili yılda yukarıda yer verilen beyan sınırını aşıyorsa, bu tür kazançların beyan edilmesinin gerekeceğini söyleyebiliriz.
5. İdarenin programla ilgili yaklaşımı
Vergi Denetim Kurulu tarafından yayımlanan duyuru ile mükelleflere gönderilmeye başlanan yazılar birlikte değerlendirildiğinde, idarenin 2021 – 2025 dönemini mercek altına aldığı ve beyan dışı bırakılan kazançlara ilişkin gerekli düzeltmelerin yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Nitekim mükelleflere gönderilen yazılarda, Gelir İdaresi Başkanlığının çeşitli kaynaklardan elde ettiği bilgiler üzerinde analiz ve değerlendirme çalışmaları yürüttüğü belirtilmekte; özellikle CRS ve FATCA kapsamında uluslararası bilgi değişimi yoluyla edinilen finansal verilerin Başkanlık kayıtlarıyla karşılaştırıldığı ve mükelleflerce ya beyanname verilmediği ya da verilen beyannameye bu gelirlerin dahil edilmediğinin tespit edildiği ifade edilmektedir.
Bu kapsamda mükellefler, belirlenen süre içerisinde ilgili birime davet edilmekte; söz konusu gelirlerin gerçekte elde edilmediği, daha önce beyan edildiği veya farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiği yönünde bir açıklamalarının bulunması halinde bunları tevsik edici belgelerle birlikte sunmaları istenmektedir.
6. Mükellefler ne yapmalı?
Yurt dışında banka hesabı olan, bu hesap aracılığıyla gelir elde etmiş / eden mükelleflerin Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılacak bir çağrıyı beklemeden 2021 – 2025 dönemine ilişkin olarak elde ettikleri gelirleri ve yıllık beyanlarını gözden geçirmelerinin fayda sağlayacağını söyleyebiliriz.
Bu aşamada mükellefçe tespit edilen riskler mevcutsa, ilgili döneme ait yıllık gelir vergisi beyannamesinin pişmanlık müessesesi göz önünde bulundurularak düzeltilmesinin veya verilmesinin mümkün olabileceği ve bir vergi ziyaı cezası doğmaksızın vergi aslı, pişmanlık zammı ve usulsüzlük cezasının ödenmesi suretiyle riskin bertaraf edilmesi değerlendirilebilecektir.
Öte yandan, 4 Haziran 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun ile hayatımıza giren yeni varlık barışı uygulamasına ilişkin bir değerlendirme yapılarak, şartların sağlanması durumunda, varlık barışı uygulamasından faydalanmanın değerlendirilmesi fayda sağlayacaktır.
2026 yılı ve sonraki dönemlerle ilgili olaraksa, yıllık gelir vergisi beyannamelerinin hazırlanması sırasında (2026 yılı gelir vergisi beyannameleri 31 Mart 2027’ye kadar verilecektir) yurt dışından elde edilen kazançların titizlikle ele alınması gözetim programı dahilinde yapılması olası çağrılar için de ilgili beyanların ve beyanlara esas olan bilgi ve belgelerin saklanması fayda sağlayacaktır.
7. Sonuç
“Yurtdışı Kazançlar Gözetim Programı”, esasen uzun yıllardır uluslararası bilgi değişimi mekanizmaları kapsamında elde edilen verilerin daha sistematik şekilde analiz edilmesine yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle program, yeni bir vergisel yükümlülük yaratmaktan ziyade mevcut yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin kontrol edilmesini amaçlamaktadır.
Bu nedenle yurt dışında banka veya yatırım hesabı bulunan kişilerin, öncelikle Türkiye’de mukim olup olmadıklarını, elde ettikleri gelirlerin Türkiye’de beyan edilmesini gerektirip gerektirmediğini ve geçmiş yıllara ilişkin beyanlarının mevcut durumlarıyla uyumlu olup olmadığını gözden geçirmelerinde fayda bulunmaktadır.
Özellikle CRS ve FATCA kapsamında paylaşılan finansal bilgilerin kapsamı dikkate alındığında, yurt dışı hesaplara ilişkin verilerin vergi idaresinin kullanımına uzun süredir açık olduğu; değişen hususun ise bu verilerin artık daha yoğun analizlere konu edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gerekli değerlendirmelerin zamanında yapılması ve varsa uyumsuzlukların uygun yöntemlerle giderilmesi, ileride ortaya çıkabilecek vergisel risklerin önüne geçilmesi açısından önem taşımaktadır.
Kaynakça:
1. Vergi Denetim Kurulu duyurusu: https://vdk.hmb.gov.tr/haberler/yurtdisi-kazanclar
2. Finansal hesap bilgilerinin vergi konularında karşılıklı olarak otomatik değişim standardı bilgilendirme rehberi: https://cdn.gib.gov.tr/api/gibportal-file/file/getFileResources?objectKey=arsiv/onceki-dokumanlar/uluslararasi_mevzuat/finansalHesapBilgilerininVKKOODSBRehberi.pdf
3. OECD CRS raporlamasına dahil olan ülkelerin listesi https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/topics/policy-issues/tax-transparency-and-international-co-operation/crs-mcaa-signatories.pdf
4. Gelir Vergisi Kanunu
VergideGündem | Taner TÜRKYILMAZ





