Son dönemde basında art arda yer alan “IBAN kiralama”, “Hesabını kullandıran yandı” ve “Hapis cezası geliyor” başlıklı haberler, sıradan bir banka işleminin nasıl olur da bir anda ceza hukuku tartışmasının merkezine yerleştiğini gösteriyor. Özellikle ekonomik sıkıntı içindeki gençlerin, öğrencilerin veya yakın çevresinin talebiyle banka hesaplarını başkalarına kullandıran kişilerin ağır ceza yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldığına ilişkin örnekler, kamuoyunda ciddi bir endişe yaratmış durumda. Haber dili çoğu zaman “kesin hapis” ve “geri dönüşü olmayan sonuçlar” gibi ifadelerle meseleyi abartırken, IBAN’ını kullandıran herkesin aynı akıbete uğrayacağı algısını da güçlendiriyor.
Oysa sorun tam da burada başlıyor. Çünkü ceza hukuku, medya manşetlerinin çizdiği geniş çerçeveden çok daha dar, teknik ve ilkelere bağlı bir alan. Bir banka hesabına üçüncü kişiler tarafından para gelmiş olması, tek başına ve her durumda ceza sorumluluğu doğurmaz. Buna rağmen, güncel haberlerde IBAN kullandırma fiilinin çoğu zaman hangi koşullarda suç oluşturduğu, hangi hâllerde sadece vergisel veya idari yaptırımla sınırlı kaldığı yeterince ayrıştırılmadan sunuluyor. Böylece hem gerçekten suç teşkil eden fiiller ile hukuken farklı nitelikte olan işlemler birbirine karışıyor hem de ceza hukukunun temel ilkeleri arka planda kalıyor.
Bu noktada tartışılması gereken esas mesele; “IBAN’ını kullandıran herkes suçlu mudur?” sorusundan ziyade, hangi IBAN kullandırma fiillerinin, hangi şartlar altında ceza hukuku bakımından sorumluluk doğurduğudur. Güncel basındaki haberlerin yarattığı bu belirsizlik ve genelleme sorunu, konunun vergi ve ceza hukuku perspektifinden daha dikkatli ve teknik bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.
Ne oldu da bu aşamaya geldi?
Vergi idaresi, şu aralar mal ve/veya hizmet satışı yapan kişilerin/şirketlerin, bu satış dolayısıyla alması gereken parayı kredi kartı ya da nakit olarak al(a)madığı durumlarda ilgisiz kişilerin banka hesaplarına transfer yoluyla gönderilmesi sonucu ortaya çıkan kaybı sorgulamakta. Örneğin bir tüccar, bir malı ya da hizmeti birine satarken ürünün parasını ya nakit ya da kredi kartıyla alabilmektedir. Bunun karşılığında da tüccar, yasaların izin verdiği hadler ve koşullar doğrultusunda ya fiş ya da fatura düzenlemek zorundadır.
Buraya kadar bir sorun yok ancak satıcı bazen sattığı ürünü kredi kartı komisyonundan ve dolayısıyla da gelir/kurumlar vergisi ile KDV’den kaçmak için alıcıdan, verdiği bir IBAN numarasına parayı göndermesini istemektedir. Böylece mal/hizmet satışı görüntüde olmamış sayılacak ve vergi de ödenmemiş olacaktır.
Ya da hiç satışı olmayan bir işlem için IBAN’ınız kullandırılmış olabilir.
Paranın geldiği IBAN ise ya o işletmede çalışan birine ya işletme sahibinin çocuğu, eşi gibi yakınlarından birine ya da güvendiği başka birine ait olabilmektedir. Hatta işletme sahibiyle hiçbir akrabalık bağı olmayan başka birine de ait olabilmektedir.
Hatta üniversite öğrencileri bile bu tuzağa düşebilmekte, sonuçlarını tam düşünmeden IBAN kullandırma karşılığında çoğu zaman küçük de olsa bir menfaat temin edebilmektedir.
Mal/hizmeti satan için idari para cezası var
Malı ve/veya hizmeti satan kişilerden öncelikle alınmayan kurumlar, gelir, KDV gibi vergiler alınacak. Akabinde alınmayan bu vergilerin bir (1) katı kadar da vergi ziyaı cezası ile düzenlenmeyen faturalar için düzenlenmesi gereken fatura tutarının yüzde 10’u kadar da özel usulsüzlük cezası kesilecek. Ancak kesilecek bu yüzde 10’luk tutar 2026 yılı için 17 bin TL’yi geçmiyorsa 17 bin TL, şayet üstünde ise o tutar kesilecek.
IBAN’ını kullandıran için de idari para cezası var
IBAN’ını kullandıran kişiler açısından ise, somut olayın özelliklerine bağlı olarak, vergi ve idari para cezalarının yanı sıra ceza sorumluluğu da gündeme gelebilmektedir. Daha vahim olan ise basında dolaşan haberlere göre IBAN’ını kiralayan binlerce kişinin olmasıdır.
Zaten hiç kimse de IBAN’ını bir karşılık olmadan “tanımadığı” birine kiralamayacağına göre IBAN sahiplerinin komisyon aldığı varsayılacak ve aldığı varsayılan ya da gerçekte aldığı komisyon dolayısıyla gelir ve katma değer vergisi ile idari para cezaların yanı sıra gecikme faizi de istenecek.
Vergi idaresi ve Danıştay uygulamalarında, IBAN kullandıran kişinin bu işlem karşılığında komisyon aldığı kabul edilmekte; çoğu dosyada bu oran en az %2 olarak varsayılmaktadır.
IBAN’ını kullandıran için hapis cezası da var
IBAN’ını kullandıranların akıbetini öğrenmek için önce 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’a sonra da Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik’e bakmak lazım.
Buna göre 5549 sayılı Kanun’un 15’inci maddesine göre IBAN’ını başkasına kullandıracak kişinin bunu gidip yükümlüye bildirmesi gerekiyor. Kanun’da geçen yükümlü kavramından bankacılık, sigortacılık, bireysel emeklilik, sermaye piyasaları, ödünç para verme ve diğer finansal hizmetler ile posta ve taşımacılık, talih ve bahis oyunları alanında faaliyet gösterenler; döviz, taşınmaz, değerli taş ve maden, mücevher, nakil vasıtası, iş makinesi, tarihi eser, sanat eseri ve antika ticareti ile iştigal edenler veya bu faaliyetlere aracılık edenler ile noterler, spor kulüpleri ve Cumhurbaşkanınca belirlenen diğer alanlarda faaliyet gösterenler anlaşılmalıdır.
Süreç şöyle işleyecek
Bu inceleme/kazıma işlemi genel olarak vergi dairesi nezdinde işleyecek. Ancak konuya vergi müfettişleri de dahil edilip incelemenin boyutu genişletilecek. Bu arada vergi dairesi müdürlerinin de inceleme yetkisi olduğundan inceleme açısından hukuken bir sorun bulunmamaktadır.
İncelemeye yetkili kişi yani vergi dairesi müdürü ya da vergi müfettişi, IBAN’ını başkasına kullandırtan kişiyi tespit edip incelemeye alacak ardından düzenlediği vergi suçu raporuyla savcılığa ve/veya MASAK’a bilgi verebilecek.
Savcılık ise gelen bu raporu baz alarak iddianame düzenleyecek. Bu kişilerin suçlanacağı madde ise 5549 sayılı Kanun’un 15’inci maddesidir. Bu maddeye göre yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beş bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.
Özetle, işlem yapılmadan önce bankaya bildirimde bulunulmaması hâlinde (suçun diğer unsurlarının da oluştuğunun tespiti durumunda) ilgili kişi altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla karşı karşıya kalabilecektir.
Ayrıca IBAN’ı kullanan iş yeri sahibi de bu suça azmettirmekten sorumlu tutulacaktır (TCK m.38).
Bu suç için öngörülen ceza altı aydan bir yıla kadar hapis veya beş bin güne kadar adlî para cezası olup; adli para cezasının tercih edilmesi durumunda bu cezanın miktarı, bir (1) gün karşılığı olarak en az 100 ve en fazla 500 Türk Lirasıdır.
Nihayet; hapis cezasının süresi 1 yılın altında olduğu için burada CMK m.171 uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilecektir. Yine söz konusu ceza, TCK m.50 kapsamında seçenek yaptırımlara çevrilebilecek, TCK m.51 kapsamında ertelenebilecek ve yine sanık hakkında CMK m.231/5 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir.
Yasa dışı bahis siteleri IBAN’ı kullanırsa ne olacak?
Son dönemde yasa dışı bahis operasyonlarıyla birlikte aynı savunma sıkça karşımıza çıkıyor: “Ben bahis oynamadım, sadece hesabımı verdim.”
Ancak ceza hukuku açısından bu cümle çoğu zaman kurtarıcı olmuyor. Çünkü yasa dışı bahis siteleri, Türkiye’de açıkça suç sayılan bir faaliyetin parasal altyapısını oluşturuyor. Bu altyapıya bilerek katkı sağlamak ise doğrudan ceza sorumluluğu doğuruyor.
7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5’inci maddesine göre, yasa dışı bahis oynatanlar ile bu faaliyete aracılık edenler hapis ve adlî para cezasıyla cezalandırılıyor. Uygulamada, bahis sitelerinin para toplamak için kullandığı IBAN’ları bilerek kullandıran kişiler, çoğu dosyada “bahis oynatılmasına aracılık eden” kişi olarak değerlendiriliyor. Bu suçun cezası 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır.
Ayrıca şayet IBAN üzerinden toplanan paralar, sistematik şekilde dağıtılıyor, aktarılıyor veya gizleniyorsa, bu kez Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu gündeme geliyor. Bu suçun cezası 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve ayrıca adli para cezasıdır.
IBAN kullandıran kişiler, Türk Ceza Kanunu’nun 39’uncu maddesi kapsamında bu suçların işlenmesine “yardım etmekten” sorumlu tutuluyor.
Burada altı çizilmesi gereken önemli nokta şu: IBAN kullandıran kişilerin bu suçlardan sorumlu tutulabilmeleri için sadece menfaat temin ederek IBAN numaralarını kullandırdıklarının tespit edilmesi yeterli değil. Bu suçların işlenişine iştirak ettikleri gerekçesiyle sorumlu tutulabilmeleri için asıl tespit edilmesi gereken husus, hesaplarını, bu suçların işlenmesinde kullanılacağını bildikleri halde vermiş olmalarıdır. Bu bağlamda her ne kadar bu kişiler belirli bir menfaat karşılığında IBAN numaralarını kullandırmış olsalar da şayet hesaplarının bu suçların işlenmesini kolaylaştırmak için kullanılacağını bilmiyorlarsa, bu suçlardan sorumlu tutulmayacaklardır. Zira suça iştirak için, kastın varlığı şarttır.
Görüleceği üzere yasa dışı bahis sitelerine IBAN kullandırmak, 7258 sayılı Kanun, Türk Ceza Kanunu ve uygulamadaki yerleşik yargı pratiği çerçevesinde, kişiyi doğrudan hapis cezasıyla karşı karşıya bırakabilecek bir risktir.
Bu nedenle “bir kere verdim, ne olacak?” sorusunun cevabı artık nettir: Yanlış IBAN, doğru zamanda verilmiş bir özgürlük kaybına dönüşebilir.
Sonuç ve genel değerlendirme
IBAN’ın başkalarına kullandırılması olgusu, kamuoyunda son dönemde sıkça dile getirildiği gibi her durumda ve otomatik olarak ceza sorumluluğu doğuran bir fiil değildir. Ceza hukuku bakımından belirleyici olan, yalnızca bir banka hesabına üçüncü kişiler tarafından para gönderilmiş olması değil; bu para hareketlerinin hangi amaçla, hangi süreklilikte, hangi ekonomik organizasyon içinde ve hangi hukuki menfaat sağlama kastıyla gerçekleştirildiğidir.
Ceza hukuku, varsayımlar üzerinden değil, somut fiil ve ispatlanan kast üzerinden işletilir. Bu nedenle, IBAN’ını başkasına kullandıran herkesin doğrudan suç işlemiş sayılması, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Özellikle kusura dayalı ceza sorumluluğu ilkesi gereği, her olay kendi koşulları içinde ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15’inci maddesinde düzenlenen suç tipi, sanıldığının aksine basit bir “IBAN kullandırma” fiilini değil; yükümlü nezdinde yapılan ve kimlik tespitini gerektiren bir işlemde, kişinin kendi adına fakat başkası hesabına hareket ederek işlemin gerçek lehdarını gizlemesini cezalandırmaktadır. Dolayısıyla bu suçun oluşabilmesi için, yalnızca banka hesabına para gelmiş olması yeterli olmayıp, işlemin niteliği, tarafların iradesi ve işlemin esas sahibinin bilinçli şekilde gizlenmiş olması gerekir.
Uygulamada ağırlıklı olarak;
- Süreklilik arz eden,
- Yüksek tutarlı,
- Ticari organizasyon kapsamında yapılan,
- Vergi kaçırma veya suç gelirinin aklanmasıyla bağlantılı IBAN kullandırma
fiilleri üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak tek seferlik ve yanlış olduğunu bilmeksizin yapılan IBAN kullandırma hâllerinde, 5549 sayılı Kanun m.15’in unsurlarının oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir; şartları varsa dahi bu kişinin, TCK m.30/4 kapsamında cezalandırılmaması da mümkündür.
Öte yandan, IBAN’ını kullandıran kişinin hesabının yasa dışı bahis ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun işlenmesinde araç olarak kullanılmışsa, bu kişilerin bu suça iştirak ettiklerinin söylenebilmesi için, sadece menfaat karşılığında kullandırdıklarının tespit edilmesi yeterli değildir. Buna ilaveten, hesaplarının bu suçların işlenmesini kolaylaştırmak için kullanılacağını bildiklerinin ispat edilmesi gerekir. Nitekim Yargıtay 8.Ceza Dairesinin E.2024/24610, K.2025/3482 sayılı kararı da komisyon karşılığı hesabını kullandıran kişinin dolandırıcılık kastı yoksa beraatine hükmedilmesi gerektiği yönündedir.
Sonuç olarak; IBAN kullandırma fiili, tek başına ve her durumda suç değildir. Ancak bu fiil; vergisel yükümlülüklerin bilinçli şekilde bertaraf edilmesine, ticari faaliyetin gizlenmesine veya suç gelirlerinin dolaşıma sokulmasına hizmet ediyorsa, ceza hukuku yaptırımları kaçınılmaz hâle gelebilir. Bu noktada belirleyici olan; fiilin görünüşü değil, hukuki ve ekonomik gerçekliği ile failin kastıdır.
Ceza hukukunun temel amacı korku yaratmak değil; hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği sağlamaktır. Bu nedenle IBAN kullandırma olgusu, ne tamamen cezasız bir “masum işlem” ne de her durumda hapis tehdidi doğuran mutlak bir suç olarak görülmelidir. Hukuki sorumluluk, her zaman olduğu gibi, somut olayın özellikleri çerçevesinde ve hukukun temel ilkeleri gözetilerek belirlenmelidir.
Son olarak IBAN kullandırma işleminin bir de dolandırıcılık boyutu var ki o da ayrıca tartışılması ve yazılması gerekmektedir. Örneğin telefonunuz çaldı -banka, vakıf, dernek ya da şu şirketten arıyorum vs denildi- sizden şu hesaba para göndermeniz istendi ve siz de gönderdiniz. Para transferi yaptığınız hesap sahibi açısından da cezai yaptırımlar bulunmaktadır. Bu hususla alakalı Fakülteden sevgili arkadaşım Dr. Öğretim Üyesi Yağmur Temiz Gül’ün makalesini okumanızda fayda bulunmaktadır.