İçeride bizler hukuki uygulamalardan çokça şikâyet ederken, Dubai’den gelecek yabancı sermayeyi Türkiye’ye böyle bir ortamda çekebilmek mümkün değil. Özellikle son dönemlerde mülkiyet hakkına ilişkin ciddi sıkıntıların olması da, yabancıyı bırakın savaş ortamında, normalleşen süreçte bile getiremememiz için bir neden.
Dubai’yi ön plana çıkaran unsurlara baktığımızda, vergi avantajı elbette başlangıç için önemli bir katalizatördü. Ancak yıllar ilerledikçe, bunun dışındaki hususlar da çevre ülkelerden ayrışmasına imkân tanıdı.
Keşke İstanbul Finans Merkezi projesi bir inşaat projesinin çok daha ötesine geçebilseydi. Zaten o vizyon yaratılabilmiş olsaydı, sanırım Türkiye bugünkü ekonomik göstergelerin çok daha ötesinde bir refah ülkesine dönüşebilirdi.
Pandemi döneminde Türkiye’nin ihracatının artması pek çok iş dünyası temsilcisi tarafından kalıcı olacak şeklinde yorumlanmıştı. Hatta daha da ileri gidenler, Türkiye’nin Çin’in yerini alacağını iddia etmişti.
Oysa o dönemde tüm dünya kapalıyken, Türkiye pandemiyi doğru yönetmiş, tam kapanmaya imkân tanımamıştı. İş dünyası çalışmaya, üretmeye devam etti. Rakiplerin neredeyse tamamı kapalıydı. Bu zaten başlı başına büyük avantajken, konteyner gemilerinin Çin limanlarında beklediği, küresel ticarette konteyner bulunamadığı bir ortamda, Türkiye’den karayolu ile Avrupa’ya kolayca ulaşılabilmesi fazladan bir avantaj daha yükledi Türkiye’ye. Bir de bunun yanında, pandemi şartlarında yüksek miktarda satın alma yapmaktansa, ihtiyacı kadar tedarik etme eğiliminde olan dış talep, küçük ölçekte iyi iş yapan, Avrupa standartlarında üretim gerçekleştiren Türkiye’deki küçük ve orta boy işletmelere yöneldi. Bu gerçeklikleri göremeyen, görmezden gelen bazı iş dünyası temsilcileri destansı söylemlerle, pandemi şartlarının pandemi sonrasında da süreceğini dile getirdiler. Maalesef öyle olmadı.
O gün; dünyadaki gelişmeleri, Türkiye’nin avantaj ve dezavantajlarını, Türkiye’de iş yapabilirliği doğru okuyamayan iş dünyasının bahsi geçen temsilcileri, bugün de yine dünyayı ve Türkiye’yi doğru okuyamıyor. Yine yeniden destansı söylemlerle İstanbul’un Dubai’nin yerini alabileceğini söylüyor. Üstelik bunların büyük bir kısmı Dubai’yi görmüş olmasına rağmen bunları dile getiriyor.
ABD-İsrail-İran savaşından doğrudan etkilenen Dubai’nin yerini İstanbul alabilir mi? Bir bakalım.
GFCI Dubai yükseldi, İstanbul geriledi
Dubai, son 20 yıldır bölgesel bir ticaret merkezinden küresel bir finans merkezine dönüşmek için çalışıyor. Küresel Finans Merkezleri Endeksi’nin 39’uncu baskısı (GFCI 39) 26 Mart 2026’da yayımlandı. GFCI 39, dünya genelindeki 120 finans merkezinin gelecekteki rekabet gücünü ve sıralamasını değerlendiriyor. GFCI, politika ve yatırım karar vericileri için değerli bir referans görevi görüyor. Shenzhen’deki Çin Kalkınma Enstitüsü (CDI) ve Londra’daki Z/Yen Partners, GFCI’nin hazırlanmasında iş birliği yapıyor. GFCI her mart ve eylül ayında güncellenip yayınlanıyor ve küresel finans topluluğundan büyük ilgi görüyor.
2026 Endeksi’nde; Dubai ve Abu Dabi Orta Asya ve Afrika bölgesinde birinci ve ikinci sıraları almaya devam ederken, Dubai küresel ölçekte ilk 10’a girerek yedinci sıraya yükseldi.
İstanbul; Merkez Asya ve Doğu Avrupa grubunda yer alıyor. Küresel endekste 101. sırada. Bir önceki sıralamadan 13 basamak aşağıya düşmüş durumda. Daha önemlisi, İstanbul, Küresel Merkezler Grubu’nda yer almıyor. Yeri ‘uluslararası merkezler’. Üstelik bu grupta da ‘uluslararası yarışmacılar’ arasında.
Uluslararası işletmeler için tanıdık ve şeffaf bir yasal ortam sağlıyor
Dubai’yi ön plana çıkaran unsurlara baktığımızda, vergi avantajı elbette başlangıç için önemli bir katalizatördü. Ancak yıllar ilerledikçe, bunun dışındaki hususlar da çevre ülkelerden ayrışmasına imkân tanıdı.
Dubai Uluslararası Finansal Merkezi’nin (DFIC) en büyük fark yaratan özelliği, DIFC’nin Birleşik Arap Emirlikleri Medeni Hukuku’ndan bağımsız olarak, İngiliz hukukuna dayalı bir ortak hukuk sistemi altında faaliyet göstermesi. Kendi mahkemeleri, tahkim merkezi ve düzenleyici kuruluşu (DFSA) ile uluslararası işletmeler için tanıdık ve şeffaf bir yasal ortam sağlamakta.
Herhangi başka bir ülkede keyfi hukuki uygulamalarla, bugünden yarına değişen finansal ve mali düzenlemelere muhatap olmak istemeyenler için bu çok ama çok önemli bir özellik. Sadece bu yapısı itibarıyla bile İstanbul, Dubai’ye alternatif olamaz.
İçeride bizler hukuki uygulamalardan çokça şikâyet ederken, Dubai’den gelecek yabancı sermayeyi Türkiye’ye böyle bir ortamda çekebilmek mümkün değil. Özellikle son dönemlerde mülkiyet hakkına ilişkin ciddi sıkıntıların olması da, yabancıyı bırakın savaş ortamında, normalleşen süreçte bile getiremememiz için bir neden.
Bunların yanında, BAE’nin aksine, DIFC’deki işletmeler, yerel bir BAE sponsoru veya ortağına ihtiyaç duymadan yüzde 100 yabancı mülkiyete sahip olabiliyor. Kurumlar vergisi ve kişisel gelir vergisi, 50 yıl garantili olarak sıfır. Sermayenin geri dönüşünde veya kâr transferlerinde bir kısıtlama yok. Stopaj yok.
Dubai Finansal Hizmetler Otoritesi (DFSA), Dubai Uluslararası Finans Merkezi’nde (DIFC) gerçekleştirilen veya buradan yürütülen finansal hizmetlerin bağımsız düzenleyicisi bir kurum. 2004 yılında kurulan DFSA, finansal bütünlüğü ve yatırımcı korumasını sağlamak amacıyla bankacılık, varlık yönetimi, menkul kıymetler, İslami finans ve kripto varlıkları düzenlemiş. DFSA, uluslararası alanda bilinen ve IOSCO, FATF, Basel gibi küresel standartlarla uyumlu bir yapı. Bu özellik firmalara uluslararası muhataplarıyla işlem yaparken düzenleyici güvenilirlik kazandırıyor.
BAE, 130’dan fazla ülke ile çifte vergilendirme anlaşmasına sahip
DFSA’nın başında Mark Steward var. Bu göreve gelmeden önce, Hong Kong Menkul Kıymetler ve Vadeli İşlemler Komisyonu’nda (SFC) İcra Bölümü’nden sorumlu İcra Direktörü olarak görev yapmış. Örneğin, Merkez Bankası yöneticiliğinde başarısız olmuş birini buraya atamamışlar.
Birleşik Arap Emirlikleri, 130’dan fazla ülkeyle kapsamlı bir çifte vergilendirme anlaşması ağına sahip ve bu da DIFC’de faaliyet gösteren işletmelere avantaj sağlıyor. Bu özelliği sayesinde gelişmekte olan ülkelere açılan bir kapı adeta.
Bunların yanında, BAE dinarı (AED) 1997 yılından beri resmi olarak 1 USD = 3,6725 AED sabit kuruyla Amerikan dolarına sabitlenmiş. Bu sabitleme, BAE Merkez Bankası tarafından para birimi istikrarını sağlamak, ticarette döviz kuru riskini azaltmak ve yatırımcı güvenini desteklemek amacıyla sürdürülüyor ve bu güven güçlü AED ile verilmiş durumda.
Yabancı çalışanlar için en önemli hususlardan biri de çocuklarının alacağı eğitim. Dubai bu anlamda da İngiliz, Amerikan, AB ve diğer müfredatlardan geniş bir seçim yelpazesi sunan bir şehir.
Keşke İstanbul Finans Merkezi projesi bir inşaat projesinin çok daha ötesine geçebilseydi. Zaten o vizyon yaratılabilmiş olsaydı, sanırım Türkiye bugünkü ekonomik göstergelerin çok daha ötesinde bir refah ülkesine dönüşebilirdi.
Prof.Dr. Burak ARZOVA-Ekonomim