GÜNDEM

Kadın emeği geleceğimiz

Geçtiğimiz hafta 8 Mart’ta Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlandı ve her yıl olduğu gibi, benzer cümleler kuruldu: Kadınların emeği çok kıymetli, kadınlar toplumu ayakta tutuyor, kadınlar fedakârdır, kadınlar güçtür...

Abone Ol

Bunların hepsi doğru. Ama eksik. Çünkü mesele sadece kadınların ne kadar değerli olduğunu söylemek değil; o değerin toplumsal, ekonomik ve siyasal düzende ne ölçüde karşılık bulduğunu ortaya koymaktır.

TÜİK’in UN Women Türkiye ile yayımladığı “Türkiye’de İstatistiklerle Kadın 2025” çalışması, Türkiye’de kadınların yaşam koşullarına ilişkin çok güçlü bir tablo sunuyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişidir. Bunun 43 milyon 32 bin 734’ünü kadınlar, 43 milyon 59 bin 434’ünü erkekler oluşturmaktadır. Oransal olarak bakıldığında kadınlar nüfusun yüzde 49.98’ini, erkekler ise yüzde 50.02’sini oluşturmaktadır.

Türkiye’de kadın erkek eşitsizliğinin en görünür olduğu alan, işgücü piyasasıdır. TÜİK verilerine göre, erkeklerin işgücü piyasasına katılımı kadınların yaklaşık iki katıdır. İstihdamda da benzer bir tablo söz konusudur. Buna karşılık, işsizlik oranı ilk bakışta kadınlar için erkeklerden çok farklı görünmeyebilir. Ancak asıl mesele, işsiz sayılan kadınlardan önce, işgücü piyasasına hiç giremeyen ya da girmekten vazgeçen büyük kadın kitlesidir. Kadınların işgücüne katılımı bu kadar düşükken, yalnızca işsizlik oranına bakarak tabloyu iyimser okumak mümkün değildir.

Kadın emeğinin önemli sorunlarından biri de kayıt dışılıktır. Tarım sektöründe her on kadından dokuzu kayıt dışı istihdamdadır. Bu tablo, emeklilik hakkından analık güvencesine, iş kazası ve meslek hastalığı korumasından gelir güvencesine kadar geniş bir alanda kadınların yapısal dezavantajını büyütmektedir.

15-24 yaş grubunda genç kadınların işgücü piyasasındaki kırılganlığı ayrıca dikkat çekmektedir. Genç kadın işsizlik oranı 2015’te yüzde 22.2 iken 2024’te yüzde 22.3’tür. Erkeklerde ise aynı yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 16.5’ten yüzde 13.1’e gerilemiştir. Yani genç erkeklerde kısmi bir iyileşme görülürken, genç kadın işsizliği neredeyse yerinde saymaktadır.

Daha da önemlisi, 15-24 yaş grubunda ne eğitimde ne istihdamda olan kadınların oranı 2024’te yüzde 30.1’dir. Erkeklerde bu oran yüzde 16.2’dir. Kadın erkek eşitsizliğine ilişkin en rahatsız edici göstergelerden biri ücret farkıdır. Rapora göre, eğitim durumuna göre cinsiyetler arası ücret farkı 2023 yılında ilkokul ve altı eğitimlilerde yüzde 13.2, ilköğretim ve ortaokul mezunlarında yüzde 14.1, lise mezunlarında yüzde 16.7, yükseköğretim mezunlarında ise yüzde 17.4’tür.

Bu ne demektir? Eğitim yükseldikçe kadınların nitelikleri artıyor; fakat buna rağmen ücret eşitsizliği ortadan kalkmıyor. Hatta yükseköğretim mezunları arasında farkın daha yüksek olması, cam tavanın ve ücret ayrımcılığının yalnızca düşük vasıflı işlerde değil, daha nitelikli işlerde de var olduğunu göstermektedir.

Çalışma neden kısa?

TÜİK verilerine göre çalışma hayatında kalma süresi kadınlarda 20.7 yıl, erkeklerde 39.7 yıldır. Aradaki yaklaşık 19 yıllık fark, kadınların işgücü piyasasına daha geç girmesi, daha sık çıkması, doğum ve bakım süreçlerinde kopuş yaşaması, güvencesiz ve esnek işlerde yoğunlaşması, bu farkı açıklayan başlıca nedenlerdir. Raporda çok önemli bir başka veri daha vardır: Kadınlarda ev işleriyle meşguliyet, işgücüne dahil olmama nedenleri içinde yüzde 35 paya sahiptir. Yani çalışma çağındaki çok sayıda kadın, işgücü piyasasının dışında kalmasını “tercih” ettiği için değil, ev içi sorumluluklar nedeniyle başka seçenek bulamadığı için yaşamaktadır.

Türkiye’de bakım emeği hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarındadır. Hanehalkı ve aile bakımı için bir günde ayrılan süre kadınlarda 4 saat 35 dakika, erkeklerde 53 dakikadır. Bu, kadınların görünmeyen emeğinin büyüklüğünü tek başına anlatmaya yeter.

En çarpıcı veri ise küçük çocuk varlığının istihdama etkisinde karşımıza çıkmaktadır. Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı yüzde 26.9’dur. Aynı durumdaki erkeklerde istihdam oranı yüzde 90.9’dur. Hanesinde 3 yaş altı çocuğu olmayan 25-49 yaş grubunda ise kadınların istihdam oranı yüzde 58.6, erkeklerin yüzde 80.1’dir. Bu fark, anneliğin kadınlar için işgücü piyasasında adeta bir cezaya dönüşebildiğini; buna karşılık babalığın erkek istihdamı üzerinde benzer bir olumsuz etki yaratmadığını göstermektedir.

İşte tam da bu nedenle kadın istihdamı meselesi sadece “iş bulma” meselesi değildir. Bu aynı zamanda kreş meselesidir, bakım hizmeti meselesidir, ebeveyn izni meselesidir, çalışma süreleri meselesidir, mahalle ölçeğinde bakım altyapısı meselesidir. Kadınların güçlenmesi, yalnızca kadınların meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin kalkınma meselesidir. Bu, refah meselesidir.