2007 ve 2008 dünya finansal krizinden sonra, gelişmiş ülkelerin merkez bankaları çokça para basarak sıfıra yakın faiz oranlarıyla kredi dağıttılar, tahvil alım programlarıyla piyasaya bol miktarda likidite enjekte ettiler. Benzer bir uygulama 2020 ve sonrasında pandemi döneminde de yaşandı. Bütün bunlar küresel düzeyde enflasyonu tetikledi, hane halkının bilinçsizce borçlan ve tüket davranışı, borçlarının katlanması sonucunu doğurdu. Oluşan enflasyon ve yüksek borçlar giderek gelir dağılımının bozulmasına neden oldu. Bu şekilde ortaya çıkan gelir eşitsizliği tüm kapitalist dünyanın ortak sorunu haline geldi. Özellikle “küreselleşme” olarak adlandırılan dönemde gelir dağılımı eşitsizliği iyileşmedi, kötüye gitti. Gelişmekte olan ekonomilerde ise gelir dağılımı eşitsizliği daha da kötüleşti.

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre, küresel borç toplamı 305 trilyon doları aşmış durumda. Küresel borcun, ülkelerin gayrisafi yurtiçi hasılaları toplamına (GSYH) oranı yüzde 348 civarındadır. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, ülkelerin çoğu, resesyon riskine rağmen, fiyat istikrarının kontrolden çıkmaması için parasal sıkılaştırma tedbirlerini almaya ve faiz artırımlarına giderken, Türkiye iktisat biliminin önerdiği para ve maliye politikalarından ısrarla kaçınmaya ve tersi uygulamalar yapmaya devam ediyor. 

TÜRKİYE’NİN RİSKLERİ ARTIYOR

Bakmayın siz her fırsatta böbürlendiğimize. Türkiye, sürekli ödemeler dengesi açığı veren, tasarrufları yetersiz, katma değeri düşük üretimle dönen, tarımda ve sanayide dışa bağımlı, ileri teknoloji üretemeyen, bütçe açığı olan ve parası rezerv para olmayan bir ülke konumundadır ve bu yapısıyla ekonomik istikrarsızlıklara gebedir.

Ağustos ayı dış ticaret açığı 11.2 milyar dolara yükselmiş, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65.6’ya, dış ticaret haddi 73.0 puana düşmüştür. Bunun anlamı Türkiye ekonomisi döviz kazanamıyor demektir. 

Geçmişteki küresel para bolluğundan, düşük faiz ve düşük kurlardan Türkiye de istifade etmiş ancak bunu daha çok inşaat ve gayrimenkul rantlarında kullanmıştır. O da yetmemiş milyonlarca göçmeni barındırma yükünü üstlenmiştir. Bütün bu nedenlerle Türkiye ekonomisi, gelişmiş ülkelerin yaşadığı sorunlara ilave ağır sorunlarla karşı karşıyadır.

İhracat pazarımız olan ülkelerin çoğu enflasyonla mücadelede faiz artırımına ve parasal sıkılaştırmaya gittiklerinden, bu ekonomilerde daralmalar meydana gelmiş bulunuyor ve bu daralmalar bizi olumsuz etkileyemeye başladı. Kontrollü kur politikamız da bu gidişe destek vermektedir. Rusya ve Ukranya savaşı nedeniyle bu ülkelerin pazarlarından da artık eskisi gibi istifade edemiyoruz. Ayrıca ABD ve Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ambargonun dışında kalmanın veya delme iddialarının olası yaptırım riskinin de arttığı görülüyor.

DIŞ BORÇLARIN GERİ ÖDENMESİ, DEVALÜASYON RİSKİNİ TETİKLEYEBİLİR

2022’nin birinci çeyreği itibarıyla, Türkiye’nin dış borç miktarı ise 451 milyar dolar civarındadır. Ayrıca 166 milyar dolar da döviz cinsinden iç borcu bulunmaktadır. Buna göre toplam dövizli borç tutarı 617 milyar dolar mertebesindedir. İşte Türkiye’nin borç riski esas olarak bu dövizli borçlar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin bu yılın sonuna kadar vadesi gelen dış borçlarını döndürmek ve yıl sonuna kadar oluşması muhtemel 55 milyar dolarlık cari açığını finanse edebilmek için yaklaşık 60 milyar dolar dış finansmana ihtiyacı bulunmaktadır. Yükselen uluslararası enerji ve emtia fiyatlarının, bu kış ithalat faturamızı daha da kabartacağı anlaşılıyor.

EYT’linin birikmiş kıdem tazminatı 500 milyar TL EYT’linin birikmiş kıdem tazminatı 500 milyar TL

Ancak kısa vadeli dış finansman ihtiyacımızı karşılamaya yetecek kadar döviz, Merkez Bankası’nın rezervlerinde bulunmuyor. Bu durumda dış borçlanma yoluna gitmekten başka da çare görünmüyor. Öte yandan Türkiye’nin uluslararası kredi sigorta risk (CDS) pirimi 800 baz puana yaklaşmıştır. Türkiye’de kamu veya özel sektör, dışarıdan kredi bulsa bile ancak döviz bazında yüzde 11 - yüzde 12 faiz oranlarıyla borçlanabilecektir. Bu maliyetlere katlanmak istemeyen özel sektör, borcunu kendi kaynaklarıyla kapatmak istese, bu dövizin nihai olarak talep edileceği yer Merkez Bankası’dır. Merkez Bankası’nın ise 7 Ekim itibarıyla toplam brüt rezervi, 114 milyar dolar, net rezervi 12.4 milyar dolar, swap’lar hariç net rezervleri ise eksi 57.5 milyar dolar civarındadır. Döviz talebindeki küçük bir artışın, geçmişte bu ülkede devalüasyonlara sebep olduğunu daha önce yaşayarak öğrenmiş bulunuyoruz.

TÜRMOB GENEL KURULU

Bugün Ankara’da, 120 bin kişinin örgütlü olduğu, ekonominin kaydını tutan ve denetimini yapan mali müşavirlerin genel kurul seçimleri var. Tarlada izi olanları ve çağdaş bir meslek mücadelesi verenleri kutluyor ve başarılar diliyorum.

Cumhuriyet | İrfan Hüseyin YILDIZ