GÜNDEM

Maliye, zarar edilen istisna konusu işlemler üzerinden asgari kurumlar vergisi alma ısrarından vazgeçmelidir

Bakanlığın Taslak Tebliğdeki bu görüşünü acilen terk ederek, asgari kurumlar vergisine tabi tüm istisna kâr ve zararların birbirine mahsubunu, varsa kalan net tutarın asgari kurumlar vergisine tabi olmasını sağlayan bir düzenlemeye gitmesini öneriyorum.

Abone Ol

Değerli okurlar, 7524 sayılı Kanunla, Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen “Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi” başlıklı 32/C maddesi ile yurt içi asgari kurumlar vergisi ihdas edilmiştir. 2025 ve sonraki yıllar kazançları için uygulanacak bu düzenlemeye göre, Kanunun 32 ve 32/A maddeleri dikkate alınarak hesaplanan kurumlar vergisi, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının yüzde 10’undan az olamayacaktır.

Bununla birlikte bazı indirim ve istisnalar, yurt içi asgari kurumlar vergisine konu olmayacaktır. Bazı indirim ve istisnalar ise asgari kurumlar vergisine konu olacak ve üzerinden %10 asgari kurumlar vergisi ödenecektir.

Elbette ki her istisna konusu faaliyet ve işlemden kâr da edilebilir zarar da. “Yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında istisna faaliyet ve işlemlerden doğan zararlar için ne yapılabilir” başlıklı makalemde belirttiğim üzere, halihazırdaki kurumlar vergisi beyanname programına göre, kurumlar vergisinden istisna olan faaliyetlerden ve işlemlerden doğan zararlar Maliye İdaresine göre vergiye tabi kazançlardan mahsup edilemediği için kanunen kabul edilmeyen gider olarak; istisna faaliyet ve işlemlerden doğan karlar ise kendilerine ayrılan kutucuklarda bir indirim unsuru olarak dikkate alınmaktadır.

Böyle olunca, istisna konusu faaliyet ve işlemlerden doğan zararlar, yine istisna konusu faaliyet ve işlemlerden doğan karlara mahsup edilememekte ve sonuç olarak zararlar görülmeksizin sadece karlar üzerinden asgari kurumlar vergisi alınmaktadır.

Bahsettiğim makalemde, asgari kurumlar vergisine konu istisna faaliyet ve işlemlerden doğan karlar ve zararların topluca nazara alınıp, varsa net kar üzerinden asgari kurumlar vergisi alınması gerektiğini gerekçeleriyle birlikte belirtmiştim. Yine bu makalemde, Maliye İdaresinin beyanname formatının asgari kurumlar vergisine yönelik kısmını bu mahsubu sağlayacak şekilde değiştirmesi ve bu mahsubun yapılabileceğine dair düzenleme yapması gerektiğini de ifade etmiştim.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan 25 no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Taslağı’nda bu konuya ilişkin açıklamalara yer verildi. Ancak bu Taslak Tebliğ büyük ölçüde yukarıda belirttiğim görüşün aksine bir düzenleme öngörüyor.

Taslak Tebliğde, aynı türden istisna faaliyetlerden doğan kar ve zararların birbirine mahsup edilebileceği, farklı türden istisna faaliyetlerden doğan kar ve zararların ise birbirine mahsup edilemeyeceği belirtiliyor. Yine istisna konusu işlemlerin aynı türden olsa bile her birinin ayrı ayrı ele alınacağı, kârlı işlemlerin istisna olarak, zararlı işlemlerin ise kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

Maliye, bu düzenlemeyi 1 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin asgari yurt içi kurumlar vergisi bölümünde değil de, kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlara isabet eden giderlerin diğer kazançlardan indirilememesi bölümüne koymayı öngörüyor. Tabii ki durduk yere kurumlar vergisi hesabında hiçbir sonuç doğurmayacak bu mahsup işlemini Tebliğ Taslağına koymasının asıl nedeni bu mahsubun yapılmamasının yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında Hazine lehine sonuç doğurmasıdır.

Yukarıda belirttiğim makalemde de belirttiğim üzere Hazine lehine sonuç veren bu görüş, asgari kurumlar vergisine tabi istisnalardan doğan zararı görmezden gelmekte, sadece istisna karlar üzerinden vergi alınmasına neden olmaktadır. Buna katılmak mümkün değildir. Nedenleri ilgili makalemde yer almaktadır.

Taslak Tebliğdeki 2. örnekten hareket edecek olursak, bankaya olan borçların tasfiyesi amacıyla Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-f maddesi gereği kurumlar vergisinden istisna olan iki adet taşınmaz devrinde, taşınmazın birinden 3.500.000 TL kâr diğerinden de 1.500.000 TL zarar oluşmakta; 1.500.000 TL zarar KKEG olarak ticari kazanca eklenmekte, 3.500.000 TL kar ise istisna olarak gösterilmekte ve 3.500.000 TL istisna kazanç üzerinden %10 asgari kurumlar vergisi alınmaktadır. Bu mükellefin başka hiçbir faaliyetinin olmadığını, tek kazancının bu iki adet taşınmazın devrinden kaynaklandığını varsayarsak, kurumlar vergisi beyannamesi şöyle olacaktır:

Ticari Kar (3.500.000-1.500.000) : 2.000.000

KKEG : 1.500.000

İstisna : (3.500.000)

Kurumlar Vergisi Matrahı : 0

Asgari Kurumlar Vergisi Matrahı : 3.500.000

Asgari Kurumlar Vergisi : 350.000

Görüldüğü gibi, istisna işlemler topluca nazara alınsa, 2.000.000 TL’lık ticari kardan 2.000.000 net istisna kar mahsup edilecek, asgari kurumlar vergisi matrahı da yine 2.000.000 TL ve ödenecek asgari kurumlar vergisi de 200.000 TL olacaktı. Çünkü bu mükellef 3.500.000 TL değil 2.000.000 TL kazanmıştır. Asgari kurumlar vergisi ise kazanç üzerinden alınabilir.

Bakanlığın bu kanuna ve mantığa aykırı görüşü yüzünden 150.000 TL fazladan vergi alınmaktadır. Hatta bu örnekte binalardan birinden 3.500.000 TL zarar, diğerinden 1.500.000 kar elde edilmiş olsa net 2.000.000 TL zarar edilmesine rağmen, 1.500.000 TL istisna kar üzerinden 150.000 TL vergi alınacaktı. Zararlı mükelleften vergi almak da işte tam olarak bu oluyor.

Aynı durum, istisna faaliyetlerin her birinin kendi içinde kar/zarar mahsubuna konu edilebileceği, farklı istisna faaliyet ve işlemlerden doğan kar ve zararların birbirine mahsup edilemeyeceği noktasında da ortaya çıkmaktadır.

Tebliğ Taslağındaki 1. örnekten gidelim. Teknoparkta faaliyet gösteren şirket bir projesinden 2.500.000 TL kâr elde etmiş, diğerinden 1.000.000 TL zarar doğmuş, bunların birbirine mahsubuna izin verildiği için 1.500.000 TL istisna kâr üzerinden asgari kurumlar vergisi çıkmıştır. Peki bu mükellefin bir de yurt dışı inşaat işinden doğan 5.000.000 TL zararı olsun. Taslak tebliğdeki görüşe göre KVK’nın 5/1-h maddesine göre kurumlar vergisinden istisna olan bu faaliyetten doğan zarar KKEG olarak dikkate alınacak, bu mükellef nette 3.500.000 TL zarar etmiş olmasına karşın, 1.500.000 TL matrah üzerinden asgari kurumlar vergisi ödeyecektir.

Bilemiyorum, benim kulağıma çok garip geldi, ya sizin?

Bakanlığın 25 no.lu Taslak Tebliğdeki bu görüşünü acilen terk ederek, asgari kurumlar vergisine tabi tüm istisna kâr ve zararların birbirine mahsubunu, varsa kalan net tutarın asgari kurumlar vergisine tabi olmasını sağlayan bir düzenlemeye gitmesini öneriyorum.

Amaç her hal ve şartta Hazineye gelir sağlamak değil, bunu mükellef haklarını da gözeterek, kanuna ve amacına uygun şekilde yapmak olmalıdır.

Eğer taslaktaki bu yaklaşım değiştirilmezse çok sayıda uyuşmazlığın çıkması kaçınılmazdır!