EKONOMİ

Nitelikli iş gücü kalıcı değil

İstihdam Araştırmaları Enstitü­sü (IAB), Nisan 2025’e kadar Al­manya’ya göç etmiş 18-65 yaş ara­lığındaki kişilere, Almanya’yı ne­den terk ettiklerini ve kararlarında hangi nedenlerin etkili olduğu­nu çevrim içi bir araştırma yap­tı

Abone Ol

Almanya’nın ikinci büyük eyaleti olan Aşağı Saksonya hafta sonu yerel seçimlere gitti. Almanya istihbaratı tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılan aşırı sağ­cı Almanya için Alternatif (AfD) partisi oylarını üçe katladı. Ku­zey Ren-Vestfalya ve Saksonya Anhalt’dan sonra AfD oylarını yine arttı. Şimdi gözler önümüz­deki hafta sonu yapılacak baş­kent Berlin yerel seçimlerinde…

Bir yandan özellikle Saksonya Anhalt’ta seçimlerinde oylarının yüzde 44’ünü alan AfD’nin yükseli­şi konuşulurken, diğer yandan Al­manya yurt dışından “nitelikli iş gücü”nü ülkeye çekmeye uğraşı­yor. Almanya’nın beş yıldır üzerin­de çalıştığı “nitelikli iş gücü” kap­samında gelenlerin Almanya’da kalıcı olmadığı ortaya çıktı.

Almanya, nitelikli iş gücünü ülkeye çekmekte başarılı ancak gelenlerin çoğu ayrımcılık­tan konuta, bürokrasiden dile pek çok sorun, nitelikli göçmenlerin Almanya’yı terk etmesine neden oluğu belirtiliyor.

İstihdam Araştırmaları Enstitü­sü (IAB), Nisan 2025’e kadar Al­manya’ya göç etmiş 18-65 yaş ara­lığındaki kişilere, Almanya’yı ne­den terk ettiklerini ve kararlarında hangi nedenlerin etkili olduğu­nu çevrim içi bir araştırma yap­tı. Araştırmaya göre, Almanya’dan ayrılma kararı tek bir etkene da­yanmıyor. Ailevi nedenler özellikle önemli rol oynuyor. Ayrımcılık da en önemli etkenlerden biri. Alman­ya bürokrasisi, ayrımcılık, konut ve dil öğrenimi gibi birçok alana si­yasi kararlarla müdahale edilebile­ceğine inanılıyor. İstihdam Araş­tırmaları Enstitüsü (IAB) Göç, Entegrasyon ve Uluslararası İşgü­cü Piyasası Araştırmaları Bölümü Başkanı Yuliya Kosyakova, “Nite­likli iş gücü için diğer Avrupa ül­keleriyle rekabet ettikleri”ni açık­ladı. Almanya’dan ayrılan nitelikli iş gücünün yüzde 60’ı kendi ülke­lerine dönerken, yüzde 40’ı başka ülkelere göç ediyor. En çok tercih edilen ülkeler ise İspanya, İsviçre, İtalya ve Hırvatistan.

IAB görevlisi Laura Gossnere, “Göçü başarılı biçimde yönetmek isteyenlerin, insanların neden ül­keden ayrıldığını da anlaması ge­rekiyor. İnsanları uzun vadede ül­kede tutmak için adil fırsatlar, gü­venilir işlemler, güçlü destek ve geleceklerini kurabilecekleri bir ortam sunmak önemli” vurgusunu yapıyor.

En büyük engel Almanca

Almanya’ya “nitelikli iş gücü” kapsamında gelenleri bekleyen so­runların başında, dil ve bürokratik engeller geliyor. Vatandaşlık, otur­ma izni, vize ve yabancı diploma­ların tanınması, denklik işlemle­rinin uzun sürmesi, yüksek bürok­ratik harçlar, belediyelerde veya işverenler nezdinde yeterli destek sağlanmaması en büyük sorun olarak görülüyor.

Aşırı sağcı Almanya için Alter­natif (AfD) partisinin verdiği bir soru önergesini yanıtlayan Al­manya hükümeti, 2020 yılından bu yana, Avrupa Birliği (AB) dı­şındaki ülkelerden gelen yakla­şık 765 bin kişiye, sorumlu daire­lerce Almanya’da “çalışma ve ni­telikli iş gücü göçü” kapsamında oturum izni verildiğini açıkladı.

605 bin nitelikli iş gücü

Almanya’da “nitelikli iş gücü” oturum izniyle ikamet eden yakla­şık 605 bin kişinin kayıtlı olduğu belirtildi. Almanya’daki “nitelik­li iş gücü” statüsünde çalışanların geldikleri ülkeler sıralamasına gö­re Hindistan ilk sırada yer alıyor. Hindistan’ı, Türkiye ve Vietnam takip ediyor. Diğer ülkeler ise sı­rasıyla Çin, Rusya, Fas, İran, Bos­na-Hersek, Pakistan ve Ukrayna.

Almanya’da 2020 yılından bu ya­na, AB dışından gelen yaklaşık 765 bin kişiye “çalışma ve nitelikli iş gücü göçü” kapsamında oturum izni verilirken, bu sayının Nisan 2026 itibariyle 605 bin olması, bu izni alan bazı kişilerin daha sonra ülkeyi terk etmesiyle veya Alman vatandaşlığına geçmiş olmasıyla açıklanıyor. Türkiye’den son beş yılda Almanya’ya giden yaklaşık 35 bin “nitelikli iş gücü”nden geri dö­nenlerin sayısı bilinmiyor.

Almanya’da ikinci dünya sava­şından sonra ilk defa aşırı sağcı parti bir partinin her yerde yükse­lişi ülkede yaşayan yabancıları te­dirgin ederken, genel olarak Batı Avrupa’da sosyal hakların budan­masını da beraberinde getiriyor…