Ancak bu 3 yıllık yol haritasını yalnızca geleneksel iktisat parametreleriyle —yani büyüme, bütçe dengesi veya cari açık rakamlarıyla— okumak, küresel ekonominin geçirmekte olduğu büyük kabuk değişimini gözden kaçırmak anlamına gelir. Günümüz küresel ticaret dinamiğinde sürdürülebilir iktisadi büyüme, doğrudan "yeşil dönüşüm" ve iklim dostu teknolojik adaptasyondan geçmektedir. Türkiye’nin önümüzdeki döneme ait makroekonomik projeksiyonu da tam olarak bu iki hayati eksenin birleştiği noktada şekillenmektedir.
Makroekonomik Hedefler ve Yapısal Reform İhtiyacı
OVP projeksiyonlarına göre, büyümenin program dönemi boyunca kademeli bir ivmeyle yükselerek 2028 yılında %5,0 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra işsizlik oranının kademeli olarak %7,8 seviyesine gerilemesi ve enflasyonun kararlı bir dezenflasyon patikası izleyerek tek haneli seviyelere indirilmesi temel makro hedefler arasında yer alıyor.
Ancak program metninde de sıkça vurgulandığı üzere, bu iddialı hedeflere ulaşmanın yolu yalnızca talep yönlü sıkılaşma politikalarından geçmemektedir. Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu asıl ivme; toplam faktör verimliliğini artıran, sanayide yüksek katma değer yaratan ve ikiz dönüşümü (yeşil ve dijital dönüşüm) odağına alan yapısal reformların kararlılıkla uygulanmasından geçmektedir. Geleneksel üretim modelleriyle sürdürülebilir büyüme sağlama devri kapanırken, yapısal dönüşüm iktisadi istikrarın ön koşulu haline gelmiştir.
Küresel ticarette yeni standartlar: Yeşil mutabakat ve SKDM
Tam bu noktada, Türkiye sanayisinin en büyük ve en kritik ihraç pazarı olan Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Avrupa Yeşil Mutabukatı (AYM) gibi bağlayıcı standartları devreye girmektedir. Yeşil ekonomiye geçiş artık kurumların isteğine bırakılmış gönüllü bir çevre politikası olmaktan tamamen çıkmış; uluslararası rekabetçiliğin, ihracat kapasitesinin ve dış ticaret dengesinin ana belirleyicisi haline gelmiştir.
OVP (2026-2028) çerçevesinde planlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR ETS) hukuki altyapısıyla uygulamaya geçirilmesi, AB taksonomisiyle tam uyumlu Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin tamamlanması ve sektör bazlı düşük karbonlu yol haritalarının çizilmesi son derece kritik adımlardır. Ayrıca sanayimizin karbon ayak izini azaltacak AR-GE yatırımlarının teşvik edilmesi, finansman erişiminde sürdürülebilirlik kriterlerinin merkeze alınması ve kamu-özel sektör iş birliğinin güçlendirilmesi de bu dönüşümün başarısı için hayati bir kaldıraç işlevi görecektir. Bu adımlar, ihracatçımızın uluslararası pazarlardaki pazar payını koruması açısından kritik önem taşımaktadır.
Dış denge, sürdürülebilir yatırımlar ve sanayide dönüşüm
Küresel sermaye akımlarının ve doğrudan yabancı yatırımların yönünü hızla "yeşil ve sürdürülebilir" varlıklara çevirdiği mevcut finansal konjonktürde, Türkiye’nin cari işlemler açığını kalıcı olarak düşürme hedefi de ancak bu dönüşümle mümkündür. Nitekim program dönemi boyunca cari açığın GSYH’ye oranının %1,2 - %1,4 bandında tutulması öngörülmektedir. Türkiye Yeşil Sanayi Projesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının (GES, RES) toplam üretimdeki payının artırılması, sanayide enerji verimliliği yatırımları ve sanayi-liman entegrasyonunu güçlendiren demiryolu iltisak hatları gibi stratejik hamleler, ihracatçımızın üzerindeki olası karbon vergisi yükünü hafifletecektir. Ayrıca yeşil tahvil ve sukuk ihraçları gibi yenilikçi finansman araçlarının yaygınlaştırılması da dış kaynağa erişimi kolaylaştıracaktır. Tüm bu adımlar, sanayimizin birim üretim maliyetlerini düşürerek küresel değer zincirlerindeki konumunu tahkim edecektir.
Sonuç olarak; 2026-2028 dönemi Türkiye ekonomisi için sadece enflasyonla mücadelenin ve mali disiplinin test edildiği sıradan bir süreç olmayacaktır. Bu dönem, aynı zamanda geleneksel üretim altyapısının, yüksek teknoloji ve yeşil standartlara göre sil baştan inşa edileceği stratejik bir eşiktir. Yeşil dönüşümü dezenflasyon ve büyüme politikalarının merkezine kararlılıkla yerleştiren bütüncül bir yaklaşım, Türkiye’yi hem yüksek gelir grubu ülkeler sınıfına taşıyacak hem de geleceğin düşük karbonlu küresel ekonomi düzeninde öncü ve rekabetçi aktörlerden biri kılacaktır.