GÜNDEM

Paranın ucuzladığı, hayatın pahalılaştığı yeni dünya düzeni

Abone Ol

Ekonomi uzun yıllar boyunca neredeyse tartışmasız kabul edilen basit bir denklem üzeri­ne inşa edildi. Faizler dü­şerdi, kredi genişlerdi, yatırımlar artardı; üre­tim canlanır, istihdam büyür, gelirler yükselir­di. Sonuçta toplumun ge­niş kesimleri bu büyü­meden payını alır, refah seviyesi yükselir ve toplumda bu büyüme hissedilirdi.

Bugün ise aynı adımlar atı­lıyor ama aynı sonuçlar ortaya çıkmıyor. Merkez bankaları fa­iz indiriyor. Piyasalar likiditeyle besleniyor. Finansal varlık fiyat­ları yükseliyor. Borsalar rekorlar kırıyor, tahvil piyasaları rahatlı­yor, varlık sahipleri kâğıt üzerin­de zenginleşiyor.

Ancak sokaktaki insan için tab­lo bambaşka. Market alışverişi her ay biraz daha pahalı. Kira artışları maaş zamlarını solluyor. Eğitim, sağlık, ulaşım gibi temel kalemler hane bütçesini zorlamaya devam ediyor. İnsanlar “ekonomi büyü­yor” cümlesini sıkça duyuyor ama bu büyümeyi günlük hayatlarında hissetmiyor.

Bu bir algı yanılması değil. Bu, küresel ekonominin sessiz ama de­rin bir dönüşüm içinde olduğunun işareti. Bir önceki yüzyılın ekono­mi reçetesi bu yüzyılda işlemiyor.

Faiz iniyor, refah neden artmıyor?

Bugünün en kritik sorusu şu: Eğer faizler düşüyorsa, neden ha­yat ucuzlamıyor?

Sorunun cevabı sanıldığı kadar karmaşık değil. Asıl mesele faizle­rin seviyesi değil, paranın kime ve nasıl ulaştığı. Geçmişte faiz indi­rimleri reel ekonomiyle çok daha hızlı temas ederdi. Bankalar kre­dileri genişletir, işletmeler yatırım yapar, yeni istihdam alanları açı­lırdı. Ücretler artar, harcanabilir gelir yükselir, tüketim zincirleme biçimde canlanırdı. Bugün ise bu aktarım mekanizması ciddi biçim­de zayıflamış durumda.

Düşük faiz ortamında yaratılan para, önce finansal sistemin üst katmanlarında dolaşıyor. Büyük bankalar, fonlar, yatırım şirketleri ve yüksek servet grupları bu likidi­teye hızlıca erişebiliyor. Para, üre­timden çok varlık fiyatlarına yöne­liyor.

Sonuç net: Varlık sahibi olanlar servetlerini büyütüyor, ücretle ça­lışanlar yerinde sayıyor, orta sınıf her geçen gün biraz daha sıkışıyor. Ekonomi büyüyor ama refah hissi büyümüyor.

Bugün birçok ülkede büyüme rakamları kâğıt üzerinde olumlu. Gayri safi yurt içi hasıla artıyor, şirket bilançoları güçleniyor, kü­resel piyasalarda risk iştahı zaman zaman yükseliyor.

Ancak bu büyüme, toplumun ruh hâline yansımıyor. Çünkü in­sanlar artık sadece rakamlara de­ğil, hayatın gerçeklerine bakıyor. Bir ailenin geçim derdi, bir gencin iş bulma umudu, bir emeklinin ay sonunu getirme mücadelesi. Bun­lar büyüme oranlarının çok öte­sinde bir anlam taşıyor. İşte yeni dönemin en büyük çelişkisi bura­da başlıyor.

Paranın miktarı değil, dolaşımı sorunlu

Ekonomide yalnızca paranın miktarı değil, paranın dolaşım hı­zı da belirleyicidir. Bugün dünyada para bol. Merkez bankalarının bi­lanço büyüklükleri tarihin en yük­sek seviyelerinde. Likidite açısın­dan bir kıtlık yok. Ama para hare­ket etmiyor.

Belirsizlik ortamı, yüksek yaşam maliyetleri ve gelecek endişesi bi­reyleri harcamaktan çok bekleme­ye yöneltiyor. İnsanlar borçlan­maktan kaçınıyor, tasarruf yap­maya çalışıyor, büyük kararları erteliyor.

Şirketler de benzer bir ruh hâ­linde. Yatırım iştahı, belirsizlik karşısında temkinli davranıyor. Kredi ucuz olsa bile, talebin sür­dürülebilirliğinden emin olunma­dığında yatırım erteleniyor.

Böylece para, ekonominin da­marlarında akmak yerine, finan­sal sistemin belirli noktalarında birikiyor.

Sonuçta büyüme istatistiklerde var ama gündelik hayatta yok.

Finansal Varlıklar Şişerken Reel Hayat Neden Daralıyor?

Düşük faiz ortamının en net et­kisi finansal varlıklarda görülüyor. Hisse senetleri, tahviller, gayri­menkul ve alternatif yatırım araç­ları değer kazanıyor.

Bu durum ilk bakışta olumlu gibi algılansa da, önemli bir yan etkisi var: Servet artışı toplumun küçük bir kesiminde yoğunlaşıyor.

Finansal varlık sahibi olanlar, enflasyon karşısında korunurken hatta zenginleşirken; gelirini ma­aştan sağlayan geniş kesimler için tablo çok daha zorlayıcı.

Ücret artışları genellikle enflas­yonun gerisinde kalıyor. Sabit ge­lirli kesimlerin alım gücü eriyor. Orta sınıf, bir yandan artan yaşam maliyetleriyle, diğer yandan sınır­lı gelir artışıyla sıkışıyor. Bu du­rum sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik bir kırılma ya­ratıyor.

Orta sınıf neden önemliydi?

Orta sınıf, uzun yıllar boyunca ekonomik ve toplumsal istikrarın temel taşı olarak görüldü.

Tüketimi dengeler, sosyal huzu­run taşıyıcısı olurdu. Bugün ise or­ta sınıf eriyor.

Gelir dağılımındaki bozulma, sadece yoksulluk sorununu büyüt­müyor; toplumsal güven duygusu­nu da zedeliyor. İnsanlar çalışa­rak bir yere gelebileceklerine dair inançlarını kaybettiklerinde, eko­nomik sistem sorgulanmaya baş­lıyor.

Bu noktada faiz politikalarının tek başına yeterli olmadığı açıkça görülüyor.

Yeni dönemin gerçeği: gelir dağılımı

Bugünün dünyasında para poli­tikası artık tek başına refah üret­miyor. Faiz indirimi, üretim ve is­tihdam politikalarıyla desteklen­mediği sürece, yalnızca finansal varlıkları şişiriyor.

Asıl mesele şurada düğümle­niyor: Paranın ucuzlaması mı önemli, yoksa paraya erişimin adil olması mı?

Eğer ucuz para sadece belirli bir kesime ulaşıyorsa, toplumun geri kalanı için bu politika bir rahatla­ma değil, gecikmiş bir hayal kırık­lığına dönüşüyor.

Bu nedenle yeni ekonomik dö­nemin temel sınavı, sadece büyü­me rakamlarını artırmak değil; bu büyümeyi toplumun geneline ya­yabilmek olacak.

Ekonomi sadece rakamlar, gra­fikler ve tablolar değildir. Aynı za­manda bir beklenti ve güven yani psikoloji meselesi.

İnsanlar geleceğe dair umutluy­sa harcar, yatırım yapar, risk alır. Gelecek belirsizse, en doğru gö­rünen karar bile ertelenir. Bugün birçok ülkede yaşanan sorun tam olarak budur. Ekonomik kararlar teknik olarak “doğru” olabilir, an­cak toplumsal psikoloji bu karar­ları desteklemiyorsa sonuç alına­maz. Refah hissi oluşmadan, bü­yüme sürdürülebilir olmaz.

Sonuç olarak faizler düşüyor olabilir. Likidite bol olabilir. Fi­nansal piyasalar rahatlayabi­lir. Ama eğer insanlar hayatları­nın pahalılaştığını hissediyor­sa, ekonomi amacına ulaşmamış demektir.

Yeni ekonomik dönemin en bü­yük sınavı şudur: Büyüme rakam­larını değil, toplumun hissettiği refahı artırabilmek. Paranın ucuz olduğu değil, adil dolaştığı bir eko­nomi modeli kurulmadıkça; faiz indirimleri sadece finansal siste­min üst katmanlarını rahatlatma­ya devam edecek.

Bekir Tamer GÖKALP-Dünya