Bayramın yaklaştığı şu günlerde birçok kişi tatil ya da farklı nedenlerle yola çıkmaya hazırlanıyor. Ancak önceki bayramlarda da görüldüğü üzere, bu dönemlerde radarla yapılan denetimlerin ciddi biçimde arttığı dikkat çekiyor. Nitekim bugün sabah erken saatlerde fakülteye giderken yaklaşık 50 kilometrelik bir güzergahta sekiz ayrı trafik radar aracına rastlamam, denetimlerin şimdiden yoğunlaştığını gösteriyor. Görünen o ki, bayram tedbirleri erkenden devreye alınmış durumda.

Bu denetimlerin önemli bir bölümü ise EDS üzerinden gerçekleştirilmektedir.

EDS nedir?

Hız sınırı ihlalleri başta olmak üzere birçok trafik kuralı ihlali, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Elektronik Denetleme Sistemleri (EDS) aracılığıyla tespit ediliyor. Kamera ve sensör tabanlı bu sistemler; hız ihlali, kırmızı ışık ihlali, ters yön ve hatalı park gibi durumları kayıt altına alıyor ve idari para cezası süreci Emniyet tarafından yürütülüyor.

Burada altı çizilmesi gereken temel nokta şu: Trafik cezasını kesen ve idari yaptırımı uygulayan merci Emniyet’tir. Belediyeler veya özel şirketler doğrudan ceza kesmez.

Ancak meselenin bir de finansal boyutu var.

2016’dan sonra ne değişti?

7 Eylül 2016 tarihli düzenleme ile birlikte, EDS üzerinden kesilen trafik cezalarının belirli bir kısmının belediyelere aktarılmasının önü açıldı.

Buna göre:

  • EDS’nin yatırım maliyeti karşılanıncaya kadar ceza gelirlerinin %30’u,
  • Sonrasında ise %15’i,

belediyelere hizmet bedeli olarak ödenebilmektedir.

Dahası, EDS sistemlerinin kurulumu ve işletilmesi ihale yoluyla özel şirketlere de gördürülebilmektedir. Bu durumda hasılat paylaşım modeli devreye girmekte; sistemi kuran ve işleten şirketler de ceza gelirleri üzerinden pay alabilmektedir.

Resmî Gazete ve ihale ilanlarına bakıldığında, bu modelin farklı belediyelerde aktif biçimde uygulandığı açıkça görülmektedir.

Buraya kadar her şey hukuki zeminde ilerliyor. Ancak tam da bu noktada kritik bir tartışma başlıyor.

Hız sınırlarını kim belirliyor?

Trafik cezalarının önemli bir bölümü hız ihlallerinden kaynaklanıyor. Bu nedenle hız sınırlarının nasıl belirlendiği ayrı bir önem taşıyor.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, genel hız limitlerini belirliyor. Ancak aynı zamanda, yol ve trafik durumuna göre bu sınırların artırılması veya düşürülmesi konusunda idareye esneklik tanıyor.

Yerleşim yerlerinde ise süreç daha karmaşık. Belediyeler; il ve ilçe trafik komisyonları, Emniyet birimleri ve ilgili kurumlarla birlikte hız sınırlarının belirlenmesinde rol oynuyor. Yani tek başına karar vermezler; ancak sürecin önemli bir parçasıdırlar.

Bu durum, benzer nitelikteki yollar arasında farklı hız limitlerinin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Tartışma tam da burada başlıyor

Sorun, iki ayrı mekanizmanın aynı noktada kesişmesiyle ortaya çıkıyor:

  1. Ceza gelirlerinden pay alınmasına dayalı finansman modeli
  2. Hız sınırlarının yerel düzeyde belirlenebilmesi

Teoride sistemin amacı açık: can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek.

Ancak uygulamada;

  • Kısa mesafelerde ani hız düşüşleri,
  • Sürücüler tarafından tuzak olarak algılanan denetim noktaları,
  • Yüksek tutarda kesilen cezalar

kamuoyunda şu soruyu gündeme getiriyor:

Bu sistem yalnızca güvenlik için mi var, yoksa aynı zamanda bir gelir modeli mi?

Sistem hukuken güvenlik amacıyla kurulmuş olsa da mevcut yapısı itibarıyla aynı zamanda bir gelir modeline dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

Çünkü trafik cezalarını kesen merci Emniyet olmakla birlikte, ceza gelirlerinden belediyelere ve sistemi kuran şirketlere pay verilmesi; üstelik bu payın kesilen ceza tutarına bağlı olması, sistemin yalnızca güvenlik eksenli algılanmasını zorlaştırmaktadır. Buna bir de hız sınırlarının yerel düzeyde esnetilebilmesi eklendiğinde, ortaya en azından teşvik yapısı bakımından tartışmalı bir tablo çıkmaktadır.

Dolayısıyla mesele ya güvenlik ya gelir şeklinde ikili bir tercih değildir. Amaç güvenliktir; ancak kurulan finansman modeli, sistemi aynı zamanda bir gelir mekanizmasına da yaklaştırmaktadır. Tam da bu nedenle mesele artık sadece trafik güvenliği meselesi değildir. Sürücüler açısından bakıldığında ortaya çıkan tablo nettir: denetim artmakta, cezalar çoğalmakta ve bu süreçten kamu otoritesiyle birlikte başka aktörler de pay almaktadır.

Bu nedenle asıl soru hâlâ ortada durmaktadır: Bu sistem gerçekten güvenlik için mi, yoksa giderek bir gelir modeline mi dönüşmektedir?

Yorum kamuoyunun…

Kaynak: T24 | Murat BATI