GÜNDEM

Satıcı hakkındaki şüphe alıcının KDV indirimini engeller mi?

Abone Ol

Türkiye’de satıcı­nın fiziki ve tica­ri kapasitesi ile vergi­sel yükümlülüklerine ilişkin olumsuzluk­lar, faturanın gerçek bir işleme dayanma­dığının göstergesi sa­yılabilmekte ve alı­cının KDV indirim hakkının reddine da­yanak oluşturabil­mektedir. Oysa satıcı hakkındaki şüphe ile alıcının indirim hakkı­nın reddi aynı hukuki sorun de­ğildir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı: Ayrıştırmalı yaklaşım

ABAD, KDV’nin tarafsızlığı ve indirim hakkı üzerinden, işlemin gerçekliğini, KDV dolandırıcılı­ğının varlığını ve alıcının dolan­dırıcılıkla bağlantısını ayrı ince­lemektedir:

1-Teslim veya hizmet gerçekte yapılmamışsa indirimin maddi şartı oluşmaz. İşlemin gerçekli­ği, olayın bütün koşulları değer­lendirilerek belirlenir (Global Ink Trade).

2-İndirimin şartları gerçek­leşmişse hak, ancak alıcının do­landırıcılığa katıldığı veya işle­min dolandırıcılıkla bağlantı­lı olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği objektif delillerle ida­rece ortaya konularak reddedi­lebilir (Kittel; Mahagében ve Dá­vid; Global Ink Trade).

3-Satıcının ekonomik faaliyet­te bulunmaması veya vergi ödev­lerini yerine getirmemesi, alıcı­nın dolandırıcılığı bildiğini tek başına göstermez. Alıcıdan ver­gi idaresine özgü kapsamlı dene­timler yapması istenemez; ancak somut şüphe belirtileri varsa ma­kul tedbirler alması beklenebilir (Mahagében ve Dávid; Global Ink Trade; Granulines Invest).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: Satıcının ihlali kusursuz alıcıya yüklenemez

AİHM konuya mülkiyet hak­kı ve ölçülülük yönünden yaklaş­maktadır:

1-KDV dahil bedeli ödeyen ve kendi kayıt ve beyan yükümlü­lüklerini zamanında yerine geti­ren alıcının KDV indirimiyle il­gili meşru beklentisi, mülkiyet hakkı kapsamında korunabilir (Bulves).

2-Alıcıdan satıcının vergiye uyumunu denetlemesi veya sağ­laması beklenemez. Satıcının ihlalinin sonuçlarını, dolandı­rıcılığı bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu gösterilmeyen alıcıya yüklemek aşırı bireysel külfettir (Bulves).

3-Bu koruma, işlemin gerçek olduğu, ancak satıcının işlemi kaydetmediği, beyanname ver­mediği ve KDV’yi ödemediği du­rumda da geçerlidir. Belirleyici olan alıcının kendi yükümlülük­lerini yerine getirmesi, satıcı­yı denetleyememesi ve dolandı­rıcılıkla bağlantısının gösteril­memesidir (Business Support Centre).

Anayasa Mahkemesi: Sahtelik iddiası esastan incelenmelidir

Arbay Petrol ve Arbay Tu­rizm kararında idare, sahte fatu­ra düzenlediği tespit edilen sa­tıcıdan yapılan alımlara ilişkin KDV’nin indirimden çıkarılma­sını istemiş; mükellefler ihtira­zi kayıtla düzeltme beyannamesi vermiştir. Davalar, beyanname­lerin süresinden sonra verildiği gerekçesiyle esastan incelenme­miştir.

AYM; faturadaki mal ve hiz­metlerin gerçekten alınıp alın­madığının araştırılmadığını, ger­çek durumun somutlaştırılmadı­ğını ve mükelleflerin itirazlarını etkili biçimde ileri süremediği­ni belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Ancak karar, satıcıdaki usulsüz­lüğün alıcının indirimini han­gi şartlarda kaldıracağına iliş­kin maddi bir ölçüt koymamakta; yalnızca etkili yargısal denetimi güvence altına almaktadır.

Danıştay: Sahtelik somut tespit gerektirir

Dokuzuncu Daire, satıcı hak­kında ilgili döneme ilişkin vergi tekniği veya inceleme raporu bu­lunmamasını mevcut tespitlerin faturaların sahteliğini somut ola­rak ortaya koymamasını ve dava­cı hakkındaki inceleme raporun­da söz konusu KDV’nin indirim konusu yapılmasının eleştiril­memesini dikkate alarak KDV ia­desinin reddini hukuka aykırı bulmuştur (K.2024/4097). Yal­nızca banka ve çek hareketle­rinden çıkarılan değerlendir­meleri de yetersiz görmüştür (K.2024/6069).

Dördüncü Daire ise, belge dü­zenleyen mükellefin işlem hac­miyle ticari kapasitesi arasın­daki açık uyumsuzluğu, iş ye­ri ve çalışan durumunu, vergisel uyumsuzluklarını ve şüpheli ti­cari bağlantılarını birlikte değer­lendirerek faturaların gerçek bir işleme dayanmadığı sonucuna ulaşmıştır (K.2023/826).

Dolayısıyla, bu Danıştay ka­rarlarında belirleyici olan, satıcı hakkında herhangi bir olumsuz­luk bulunması değil, tespitlerin uyuşmazlık konusu faturaların gerçek bir işleme dayanmadığını somutlaştırmasıdır.

Sonuç

Aktarılan Danıştay kararların­da, öncelikle faturanın gerçek bir işleme dayanıp dayanmadığı in­celenmektedir. İşlemin gerçek­leşmediği somut delillerle ortaya konulursa indirimin maddi şartı oluşmaz. Buna karşılık işlem ger­çekse, ABAD’a göre indirim hak­kı, alıcının dolandırıcılığa katıl­dığı veya bunu bildiği ya da bil­mesi gerektiği objektif delillerle ortaya konulmadan reddedile­mez. AİHM’e göre ise satıcının vergisel ihlalinin sonuçlarının kusursuz alıcıya yüklenmesi aşı­rı bireysel külfet oluşturabilir.

Türk Vergi Yargısı’nda bu ikin­ci aşamaya ilişkin açık ve yerle­şik bir ölçüt, tespit edilebildiği kadarıyla henüz bulunmamakta­dır. Oysa önce işlemin gerçekli­ği belirlenmeli; işlem gerçek ol­makla birlikte tedarik zincirin­de dolandırıcılık varsa alıcının bununla bağlantısı ayrıca ortaya konulmalıdır. Satıcı hakkında­ki şüphe, işlemin araştırılması­nı gerektirir; tek başına alıcının KDV indirim hakkının reddini değil.

Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar-Dünya