Özellikle yatırım teşvikleri başta olmak üzere vergi teşviklerinin büyük ölçüde işlevsiz hale gelmesi, bu yeni sistemin en tartışmalı sonuçlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak OECD’nin 05.01.2026 tarihinde yayımladığı Side-by-Side (SbS) yaklaşımı, Türkiye açısından bu tablonun değiştirilebileceğini göstermektedir.
SbS (Side-by-Side) nedir?
SbS, bir devletin kendi ulusal asgari vergi rejiminin, GloBE (küresel matrah aşındırmayı önleyici kurallar) ile eşdeğer sonucu doğurması halinde, bu rejimin küresel asgari vergi sistemiyle yan yana kabul edilebilmesini ifade eder. Bu yönüyle SbS, yeni bir küresel asgari vergi modeli ya da bağımsız bir vergi rejimi değildir; teknik olarak, Sütun 2 mimarisi içinde geliştirilen bir güvenli liman yaklaşımıdır.
Güvenli limanlar, normalde gerekli olan ayrıntılı hesaplamalar yapılmaksızın, belirli koşullar altında küresel asgari vergiye uyumun varlığının doğrudan kabul edilmesini sağlayan basitleştirici düzenlemelerdir. Böylece SbS, aynı sonuca ulaşan farklı ulusal çözümlere alan açmaktadır.
Türkiye merkezli işletmeler için ne anlama geliyor?
Küresel asgari vergi, vergi teşviklerini büyük ölçüde işlevsiz hale getirmiş; raporlama, veri toplama ve iç kontrol maliyetlerini artırmış ve belirsizlik yaratmıştır. Buna karşılık Türkiye merkezli işletmelerin, özellikle üretim, teknoloji, Ar-Ge ve ihracat odaklı sektörlerde desteğe olan ihtiyacı ortadan kalkmış değildir. SbS, bu desteğin klasik vergi indirimi biçiminde değil, GloBE ile uyumlu ve eşdeğer etki yaratan araçlarla sağlanabilmesini mümkün kılmaktadır.
Nasıl ki SbS sayesinde ABD merkezli şirketler, başka devletlerin IIR ve özellikle UTPR mekanizmalarına maruz kalma riskini azaltabiliyorsa, benzer bir yaklaşımın doğru tasarlanması halinde Türkiye merkezli işletmelerin de bu riskin dışında tutulabilmesi mümkün olabilecektir.
Hazine açısından gelir kaybı riski var mı?
SbS, ilk bakışta Hazine’nin vergi gelirlerinden feragat etmesi gibi algılanabilir. Oysa küresel asgari vergi sonrası dönemde asıl mesele, Türkiye’de doğan kazançlar üzerinden alınacak verginin başka devletlere kaymasını engellemektir. Türkiye’de teşvikler nedeniyle düşük vergilenen kazançlar, GloBE kuralları uyarınca başka devletler tarafından tamamlayıcı vergiye tabi tutulabilmektedir. SbS, GloBE ile uyumlu ve eşdeğer etki yaratan bir ulusal asgari vergi rejimiyle birlikte uygulandığında, bu riski ortadan kaldırmaktadır.
Bu açıdan SbS tek başına bir yatırım teşviki yaratmamakta; ancak, küresel asgari vergi sonrasında, Türkiye’deki yatırımların vergi belirsizliği ve tamamlayıcı vergi riski nedeniyle başka devletlere kaymasını önlemektedir. Doğru bir kurguda, hem Türkiye merkezli şirketler hem de Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı sermayeli işletmeler açısından daha öngörülebilir bir yatırım ortamı ortaya çıkmaktadır.
ABD örneği neden öğretici?
Side-by-Side yaklaşımının ortaya çıkışı tesadüf değildir. ABD, OECD küresel asgari vergi kuralları henüz oluşmadan önce kendi sistemi olan GILTI’yi yürürlüğe koymuştu. OECD, bu sistemi GloBE ile birebir uyumlu saymamakla birlikte, tamamen yok saymayı da tercih etmedi; GILTI’yi ülke bazlı değil, toplulaştırılmış bir kontrol edilen yabancı şirket rejimi olarak sınıflandırarak küresel mimarinin içine sınırlı biçimde dahil etti. Bu yaklaşım, büyük ölçüde ABD’nin pazarlık gücü ve küresel vergi mimarisindeki sistem kurucu rolü sayesinde mümkün olabildi. Türkiye dahil pek çok devletin ise böyle bir pazarlık gücü bulunmamaktaydı.
Sonuç
SbS yaklaşımıyla birlikte OECD, ilk kez bu tür ulusal çözümleri tekil istisnalar olarak değil, belirli koşullar altında sistemle birlikte çalışabilen yapılar olarak ele almaktadır. Bu gelişme, küresel asgari verginin tek tip ve merkezi bir model olmaktan çıkarak, eşdeğer sonuç doğuran ulusal sistemlerin birlikte var olabildiği daha esnek bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Bu durum, Türkiye açısından belki geç kalınmış; ancak tamamen kaybedilmemiş bir alanın halen mevcut olduğunu göstermektedir. Türkiye merkezli işletmeler desteklenmelidir.